Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Bir öğretmen Eğitim Fakültesi bitirmek zorunda. Bir doktor tıp bitirmek zorunda, bilgisayar mühendisi ise mühendislik fakültesini. Peki siyasetçi neden her kesimden olabiliyor ? Yada meclise girmeden önce temel dersleri almıyor ? “Eğitim”in en iyi verildiği yerler üniversitelerdir. Teoriyi verirler. Birde alaylı kısım var. Burada da pratik fazlasıyla alınırken, teori kısımlarında problem vardır. Olması gereken bu ikisini birleştirmek, bu ayrı konu.

Ancak siyasete geldiğimizde; kendi köyü haricinde 2-3 köye gitmiş birde pazar için ilçeye gitmiş yaşlı dede İsrail ile ilişkileri konuşabiliyor. Siyaset böyle bir şey. Halk arasında konuşulabilir, böyle yapılabilir. Ancak üst tarafta OLMAMALI ! Siyasetçilere, eğer ilgili bölümlerden mezun olmamışlarsa dersler verilmeli. Kaldı ki bana göe her siyasetçi ; hukuk, ekonomi, politika, uluslararası ilişkiler ve kamu yönetimi gibi temel dersleri almalı. Yani ülke siyasetçi yetiştirmek için en az 2-3 senelik bir bölüm açmalı ve burada gençlere pratik yapma fırsatıda sunacak imkanlar “devlet tarafından” yaratılmalı. Her şeyi devletten mi beklemek ? Hayır, yazı sonunda anlatacağım.

Halkın siyasete katkısı nasıl olmalıdır ?

Almond ve Verba’ya göre, toplumda 3 kesim vardır ;

  1. Katılımcı
  2. Yönetilen (yada Katılımcı Olmayan*)
  3. Bölge İnsanı*

Maalesef, maalesef ama maalesef Türkçe adam gibi çevirmeler yok, o yüzden yanlarına * koydum. Açıklayayım.

Katılımcı: Bu tür insanlar demokrasiyi ve toplumu yönlendirmeye çalışır. Sendikalar, sivil toplum örgütleri ve partiler gibi çeşitli araçlar ile toplum sıkıntılarını hükümete yansıtmak ve hükümet politikalarını etkilemek isterler.

Yönetilen: Bu, İngilizce’de “subject”tir. Sözlükten çevirirseniz “konu” gibi bir şey çıkar. Ancak monarşide bir vatandaş anlamınada gelir. Yani bir başkası tarafından yönetilen. Bu tür insanlar şunu düşünür ; zaten değiştirme gibi gücüm yok, illüminati var, cemaat var, Amerika var, devlet var, burjuva var, o var bu var o yüzden bize sıra gelmez. Onlar işlerini yapsın iyisi mi. Ben elimi suya sabuna sürmem.

Bölge İnsanı: Yine İngilizce’de kelime anlamı bölge kilisesine ait olan cemaat gibi bir şeymiş (SesliSözlük) ancak siyasette anlamı bölgesine ait olandır. Bu tür insan kendini toplumun değil, bölgenin bir parçası olarak görür. Örneğin “Egeliyim” şeklinde bölgesel yada “şehir milliyetçiliğine” inanan benim gibi insanların “Eskişehirsporluyum, Eti yeyin, Kalabak için, Peyman tüketin” gibi söylemleri vardır. Ancak siyasette Türkiye’de biraz zor desekte sanıyorum Doğu bölgesinin insanları buna en iyi örnektir. Özellikle “bazı” kesimler. Türkiye Cumhuriyetini reddeden ve bölgesel isimi kullananlar.

**

Sivil Kültür (Civic Culture)

Yine bu iki kafada göre (Almond ve Verba), demokrasiye en yakın olan tür katılımcı olmasına rağmen; demokraside her 3 türden insanların olması önemlidir.

Falan filan, gerisi akademik bilgiler, karşı çıkımlar, uyuyan köpek teorileri falan fişman.


Bütünnn bunları giriş için anlattım. Tekrar gelelim halkın siyasete katılmasına;

Herkes Kendi İşinle İlgili Sorunu Çözmeli

Benim teorimde bu. Siyaset öyle bir alan ki, herkes her şeyden konuşabilir. Ancak iş gerçekleştirmeye geldiğinde… İşte bu yüzden “Sanatçı”, toplumun ve hükümetin sanat konusundaki sorunlarını dile getirmeli. Çiftçi; hayvan, buğday, arpa, mazot gibi sorunlarını çözmek için örgütlenmeli. Öğrenci; ulaşım, yemek, içecek, barınma sorunları gibi gerekenlere odaklanmalıdır.

Eğer sanatçı gidip “Akil İnsan” olarak ününü ve güvenilirliğini devlete sermaye yaparsa YADA Gezi Parkı’nda siyasi önderliğe soyunursa; birincisi siyaset kolay iş değildir, yem ederler ve sanatçı altından kalkamaz, ikincisi önce kendi sanatçı kimliğine sonra sanata zarar verir.

Bu yüzden lütfen sanatçılar, bilim adamları, köylüler vs “kendi sorunlarını çözmeden” başka sorunlara el atmasınlar.  Bu sorunları çözmek için sendikalar, sivil toplum örgütleri vs kurulur ve o konudaki özgül ünlüler ve/veya siyasetçiler bu hareketin yüzü olabilir. Ancak iyi planlanmalı, arkasında organizasyon olmalı, markalaşma yönetimi gibi konuları bilen insanlar olmalı ve bahsedilen konuyu araştırıp bilen bilgi sahibi (ki sonradan öğretilme olmayacak!) insanlar sadece bu hareketin yüzü olmalıdır.

ÖĞRENCİLER !

En sıkıntılı kısım. Hem teoriyi almak zorundalar, eğer siyaset bilmi ve uluslararası ilişkiler gibi bölümlerde okuyorlarsa hemde pratiğe girmek zorundalar. Ancak bu çeşitli sivil toplum organizasyonlarına katılarak yapılabilir. Psikoloji okuyan bir insanın, devrim için sokaklarda yürüyüşler düzenlemesi demokratik açıdan uygun olsada, ne sorunu çözecektir, nede istediğini elde etmene neden olacaktır. Boşa enerji ve güç kaybıdır.

Siyaset, zor bir alandır. Dikkatle planlanması gereken adımları vardır. Sokakta yürüyüşler bir başlangıç değil, sonuç olabilir. Bu adımları planlamak ve yenilikleri sokakta değil, kafalarda başlatabilmek önemlidir.

Sonuç olarak

Hepsini topladığımızda; siyasetçiler bazı temel bilgileri almadan meclis girmemeli ve her meslek grubu önce kendi sorununu çözecek adımlara yönelmelidir.

Türkiye’de sorunu çözmek isteyenler artarken sorunlarında artmasının tek nedeni budur. En tepedeki  Cumhurbaşkanı eğer siyaset bilminin temel derslerini almış olsaydı; “kadın ve erkek eşitliği” konusuda “pozitif ayrımcılığı” tamamen bilirdi ve kadın ile erkek arasında eşitsizlikler olduğunu ancak bunların “devlet ve yasalarca” kapatılabileceğini, esas temelinde bu olduğunu bilirdi. Yani “hamile bir kadınla, erkeğe aynı davranamazsınız” bu yüzden kadın-erkek eşitliği olmaz derken; aslında kadın ve erkek eşitliği kavramının siyasette tam olarak bu olduğunu, yasa ve devlet eliyle eşitsizlikleri giderecek şekilde davranılması gerektiğini bilirdi.

En tepeden en sona herkesdeki sıkıntı budur. Sorunları çözme yoluna giderken bile ne bildiğimiz konuda konuşuyoruz, ne bildiğimiz konuda adım atıyoruz. Bunları yapsak bile konuyu ne kadar biliyoruz ???

Kategori: Genel - Politika