Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Metroyla (ya da otobüs), yolculuk ederken ineceğiniz duraktan önceki durakta inmenizi engelleyen şey nedir? O durakta inebilme imkanınız var, iradeniz de var. Yapabilirsiniz, peki inmenizi engelleyen şey nedir?

Nedeni basit, başka bir amacımız var. O durağa odaklanmışızdır. Yoldaki insanları, arabaları, ısıtan güneşi ya da yağmuru fark etmeyiz. Aslında hayatın içinde olmamıza rağmen, etrafımızdaki şeylere bilinçle ve FARK EDEREK bakmayız. Çünkü ineceğimiz durak bellidir, buluşacağımız kişi ya da gideceğimiz yer bellidir, yapacağımız iş bellidir. Her şey planlıdır.

**

Hayatı da böyle tanımlıyorum. Yaptığımız şeyleri önceden planladığımız için yapıyoruz. Önceden konulan kurallara uygun olarak. Oysa hayatımızı yönlendiren kurallar, bizden daha zeki ve daha iyi olmayan insanlar tarafından konulmuş. Aptallığı bariz kitlelerin kurallarıyla hayatımızı kuruyoruz. Bildiğimiz tek gerçeğin; aile, okul ve toplum tarafından öğretilmiş olduğunu düşünüyoruz.

Okul oku, askerliğe git (erkekse), iş bul, evlen, çocuk yap…. Bunlardan birisini bile yapmazsanız hakkınızda dedikodu başlar ve ne kadar kötü bir çocuk olduğunuz bile konuşulabilir… Oysa dünyayı değiştiren, insanlığı geliştiren kişiler bu tarz “toplum tarafından konulan kuralları” izlemez.

Okul oku AMA OKUMUŞ OLMAK İÇİN DEĞİL!
İş bul YA DA HAYALİN, DAHA İYİ YAPTIĞIN BİR ŞEY VARSA İŞ-KUR!
Evlen, AMA ÇEVRENİ SUSTURMAK İÇİN DEĞİL, HER GÜN YÜZÜNÜ GÖRÜNCE HEYECANLANDIĞIN İÇİN!
Çocuk yap, ANCAK “NESLİM DEVAM ETSİN” DİYE BOŞ BİR AMAÇ İÇİN DEĞİL, İNSANLIĞI İLERİ İTME İÇİN!

En Büyük Kötülük

Bu hayatta kendinize yapabileceğiniz en kötü şey nedir? Hiç düşündünüz mü? Bana sorarsanız en büyük kötülük başta kendinizi küçümsemek, ardından başkalarını küçümsemektir.

Kendini Küçümsemek

Her insan melek olarak doğar, çevresi o’nu kötüleştirir. Böyle bir düşünce var ve kesinlikle katılıyorum. Doğduğunda her insanın dünyayı değiştirecek potansiyeli vardır. Ama toplum tarafından konular kurallar onu yok eder.

**

Lisede diplomanın işe yaramaz kağıt parçası olduğunu düşünüyordum, ancak buna rağmen “toplum baskısıyla” üniversiteye gitmeye karar verdim. Çünkü 14 programlama dilini (iyi kötü) biliyordum, program yazıyordum, projelerim vardı. Üniversiteye girince ne kadar doğru düşündüğümü gördüm.

Boktan bir üniversiteyle, Türkiye’de gerçekten eğitim veren 8 üniversite arasındaki tek fark, sosyal imkanlar. Yani öğrencilerin kendilerini geliştirmesine fırsat sunuyor bu köklü ve düzgün üniversiteler. ANCAK EĞİTİM HÂLÂ BOKTAN!

Bilgisayar mühendisliğini 3. yılımda bıraktım.  Neler mi oldu? Kurallara uymayan biri için akrabalar, tanıdıklar neler konuşuyorsa o oldu.

**

11 yaşımdan bu yana uğraştığım bilgisayar dünyası, tamamen bitmese de profesyonel olarak bitti. 16 yaşından bu yana sevdiğim politikaya geçiş yaptım. Herkes bitirmeden geçmenin saçmalık olduğunu düşünürken; hayattan soğutan ve okulu bıraktırmaya kadar getiren hocalarımı bir kenara atıp; bana okulu, okumayı, üniversiteyi tekrar sevdiren birbirinden değerli ve sadece kağıt üstünde değil uygulama fırsatı bulduklarından dolayı pratikte de bilgileri olan güzel insanlardan ders aldım. Derste değil, davranışlarıyla, konuşmalarıyla ve ders dışında onlardan çok şey öğrendim.

Amacım değişmedi. Hâlâ insanlığa katkı sağlamak istiyorum. Belki bir şirket açarak değil, ancak politikaya el atıp; Türkiye’de bir daha yıkılmayacak sistemi kurarak önce ülkeye barış ve huzuru ardından sistemin örnek olmasıyla Ortadoğu ve bölgeye barış getirmek istiyorum.

Yavaş yavaş, ilmek ilmek oluyor.

Ancak sırf diploma almak için üniversiteye gitseydim şu an bir şekilde mezun olmak için uğraşırdım ve olurdum. Ardından asgari ücretten 200-300 lira daha fazla alıp, her sabah sevmediğim bir işe, istemeyerek giderdim. Ben böyle biri değilim. En azından böyle olmamayı öğrendim.

HAYAL EDİN!

Hayalleriniz gerçekleşecektir. Yeter ki hayal edin. Etrafınıza bakın; gördüğünüz ne varsa bir zamanlar hepsi hayaldi. Bu, parti sloganı değil.

Bugünün gerçekleri, bir zamanlar hayaldi.
Bugünün hayalleri ise, geleceğin gerçekleri olacak.

Bu yüzden hayal edin. Başta annem olmak üzere etrafımdaki başarılı insanlara baktığımda hayal ettiklerini, hayallerine ulaşmak için uğraştıklarını ve başardıklarını gördüm. Başaracaksınız. Hayallerinizi küçük tutmayın.

Diyecekler ki ulaşabileceğin hayalleri iste. SAÇMALIK!  Wright Kardeşleri bilir misiniz? Bu kardeşler uçağın ve uçmanın imkansız olduğu bir dönemde “uçmayı” hayal etti. Bu gün size “ulaşacağınız hayaller koyun” diyen o insanların tavsiyesine uymadılar (iyi ki)… Başardılar. Belki insan direkt uçmuyor ancak uçak var.

Eminim ki Wright Kardeşler’e millet “yok, zor, imkansız, nasıl olacak” diyordu. Ne zamana kadar? Ta ki başarana kadar.

**

Her insanın dünyayı değiştirme potansiyeli vardır. Böyle doğuyoruz. Ne yazık ki aile, okul, toplum bizi imkansız sözcüğüne alıştırıyor. Kendi yapamayacakları şeyleri, bizim de yapmayacağımızı düşünüyorlar.

Şimdi uçarak bir yerden bir yere gidemeyeceğimizi düşünen biri var mı aranızda?

Dünyanın düz olduğuna inanılan dönemde, dünya yuvarlaktır diyen bilim adamlarına ne demeli? Bir kısmı aforoz edildi, bir kısmı öldürülecekti. Bugün dünyanın düz olduğuna inanan salaklar var elbet, maalesef var. Ancak aklı başında her insan, dünyanın yuvarlak olduğunu bilir.

HALİYLE BAŞKALARININ KURALLARINA UYMAYIN! Çünkü çoğu, kitlesel olarak sizden daha aptal olan insan yığınları tarafından icat edildi.

Size sunulan “durağa” değil, kendi durağınıza yönelirseniz, başaracaksınız. Pes etmeyin. Mutlaka başaracaksınız.

Başkalarını Küçümsemek

2030 yılında bir röportaj olsa ve sorsalar ki hayatınızda karşınıza çıkan en büyük zorluk nedir? Henüz erken ama cevabın değişeceğini düşünmüyorum. Cevabım şu olur;

Kendi hiçbir şey yapmadığı, geliştirmediği, insanlığa katkı sunmadığı gibi; diğer yaratıcı insanlara “yapamazsın, başaramazsın, imkansız, zor” diyerek onları da umutsuzluğa sevk eden asalaklar ile uğraşmak.

Gerçekten zor. Hayaliniz ne kadar büyük olursa, “kendi yapamayacağı için”, bakın burası çok önemli; kendi yapamayacağı için sizin de yapamayacağınızı düşünen bu insanlar etrafınızda o kadar çoğalacaktır. Başta aile ve arkadaşlarınız, sonra sizi gram tanımıyorken; sizin yapamayacağınızı düşünen asalaklar…

Başta anlatmaya çalışıyordum; etrafımdaki her insanın bir şeyleri geliştirip değiştireceğine inanıyorum ve bu nedenle onların da dünyalarını büyütmeye çalışıyordum. Sonra fark ettim ki; sokaktan birini çevirip anlatsam da bana “zor” diyecek. Tıpkı yıllardır etrafımda olanlar gibi. Beni desteklemiyorlarsa, bana güvenmiyorlarsa; o halde etrafımda olmalarının da gereği yok. Hepsi hayatımdan bir bir çıktı. Bu tür insanları da hayatımda tutmuyorum.

Sana güvenen, inanan, büyük düşünebilen insanları yanında tut. Diğerlerini uzaklaştır. Çünkü kendi bir şey yapmadığı ve maddi olmasa da manevi şekilde senin yanında olmadığı gibi; olumsuz sözleriyle sürekli seni engellemeye çalışan bu mahlukatlara ihtiyacınız yok.

 

Fikirlere Değil, Nesneye Önem Verenler…

İşte blogum burada, ben buradayım. Bu, yanılmıyorsam 499. yazım ve 2 yıldır yazıyorum. Fikirlerimi açıklıyorum. Her gün 2 bine yakın kişi geliyor (bazen az bazen fazla). Hayatına şimdiden etki ettiğim insanlar oldu, çok değerli insanları bu blog üzerinden tanıdım. Benimle aynı düşünmese de sürekli takip eden, nice insanlar var ve bana çok şey öğrettiler, “onların” demeyi sevmiyorum ama benim gibi düşünmeyenlerin penceresinden de bakabilmeye başladım onlar sayesinde.

Eğer bir insanı, bir çocuğu, bir kişiyi değiştirirsem, kendi potansiyelini fark etmeyen bir kişide farkındalık yaratırsam; dünyayı değiştirme hayalime bir adım yaklaşacağım. Böyle düşünüyorum. Hayatım boyunca, 5 kişinin fikirlerini değiştirirsem, onlar da 5 kişinin fikirlerini değiştirirse; belki ben başlatmak istediğim değişimi göremem, ancak benim bıraktığım yerden başkaları devam ettirecektir. Bütün gayem bu.

Eğer her şey istediğim gibi giderse, 2030’da Türkiye Cumhuriyeti’ni tamamen ve kökten değiştirmek üzere kuracağım partiyle siyasete gireceğim. Şimdi anlattığım fikirlerin altyapısıyla bir şeyler gelişecek ve onları göreceksiniz, duyacaksınız.

Beni “küçük” ya da en azından “henüz” bir şeyler başarmamış birisi olarak gördüklerinden; fikirlerimi değersiz olarak görenler var. Özellikle hayatı boyunca zengin olsa, makam sahibi olsa dahi; insanlığa bir şey katmadığı gibi, kendi yolunu tek doğru yol zannedenler tarafından. Büyük fikirlerimi hazmedemiyorlar. İçlerinde kıskançlık doğuyor. Ne yazık ki… Oysa benim başarım, onları da etkileyecek. Bazen anlamamazlıktan geliyorlar, bazen anlamıyorlar.

Üzülerek söylüyorum ki; anlattıklarım, karşımdakinin anlayacağı kadar.

**

Her zaman sade ve herkesin anlayabileceği şekilde anlatmaya çalışıyorum. Paraya, makama, güce; kısacası “kürke” önem veren insanların fazla olduğu bir ülkede fikrin değeri yok. En azından paraya, makama, güce dönüşmeden önce bir değeri yok. Yani ye kürküm ye…

Fikriniz ne kadar sağlam olursa olsun, dinlemeyecekler.

İmkansızın sadece kelime olduğunu bilmeyen insanlar, başkalarına da “imkansız” sınırını çizmeye kalkıyor. Ben ise çizdikleri sınırları redderek, kırarak devam ettikçe; köpürüyolar. Çünkü kendileriyle yüzleşme bu. Hayatları boyunca bildikleri tek doğru çöküyor.

Başkalarının doğrularıyla yaşamayın.

Kimseyi Küçük Görmeyin

Uzamaması adına daha fazla açmıyorum ancak 10 yaşındaki yiğenimden bir şeyler öğreniyorum. Evdeki kedilerden, sokaktaki kuşlardan, yaşlılardan; ama en çok doğadan… İçimden gelen sesi güvenerek dinliyorum.

Hepsinin yanında başta annem, sonra idolüm olan Steve Jobs ve Putin’in hayatını öğrenilebilecek en detaylı şekilde öğrendim. Ne yaptıklarını, neden yaptıklarını… Yıllardır bu iki insanı muhtemelen çok az kişinin takip ettiği şekilde takip ettim ve çok önemli bilgiler öğrendim ve bir kısmını buradan, blogdan yayınladım.

Çocuk-yaşlı, kuş-böcek, sanatçı-politikacı demeden hatta ve hatta politik görüşlerinin çoğuna katılmadığım iktidardan ve Erdoğan’dan dahi çok şey öğrendim. Küçümseyerek değil, aksine önemseyerek.

Şimdi bakıyorum, başta Hollanda olmak üzere bir çok ülke, kurum, kuruluş ve politikacıyı küçümsüyor halkımız… Yanlış, zaten çark edilecek bu durumdan… Ancak kimseyi küçük görmeyin. Yaşı küçük olanları dahil…

Özellikle düşmanlarınızı küçük görmeyin.

***

İşin özü;

Bardağın amacı içine konulan sıvıyı tutmaktır.
Bülbül öter, yunus yüzer…
Peki sen bu hayatta neden varsın?

Üzerinde iyi düşünün. Hayata geliş amacınız nedir? Sizi tanıyan en son kişi öldüğünde, hiç yaşamamış gibi toprak parçası olarak olmak mı? Yoksa dünyayı değiştirip, insanların hayatına kendinizden parça katmak mı? Önceki nesillerden aldığınız bayrağı daha ileriye götürüp dikmek mi?

Adı hiç bilinmeyen, ne yaptığı bilinmeyen, başına gidilecek bir toprak parçası mı olmak istiyorsunuz,
İnsanların hayatına nüfus eden ve ismi, yaptıklarıyla birlikte her zaman hatırlanan biri mi?

Size tavsiye (belki uyarsınız); ne yaparsanız yapın, iyi niyetle yapın. İyi niyetle yapılan, içi iyilik dolu olan her iş size iyi olarak geri dönecek.

Ve asla sonu olmayan, bu yüzden asla tatmin olamayacağınız para üzerine hayal kurmayın!

Biliyorum, hepinizin içinde dünya daha iyi bir yer haline getirecek potansiyel var, dünyayı değiştirme potansiyeli. Yeter ki o’nu keşfedip kucaklayın. Hayal kurun, hayallerinizin peşinden gidin…

2030’da görüşmek üzere.

Kategori: Genel - Hayat