Bu konuda 2 bölümden bahsetmek istiyorum. İlk bölümde kendimizi kısıtlamamız, hayattan zevk almayışımız üzerine. İkinci bölümde ise trafikten başlayarak toplumu “terbiye etmek”. İki başlık aslında birbiri ile çok alakalı olacak.

 

Hayatı Yaşamak

4 hafta önce çok saçma şekilde sol topuğum sağ ayağıma çarptı ve baş parmağımı neredeyse kökünden kaldırdı. İlk 3 hafta evden çıkamadım. Tatil, yatma, dinlenme çok iyi gibi durabilir fakat zaten üniversiteyi bitirmiştim, annemin ilaç firmasında toplantı ve bazı şeyler dışında bir şey yapmıyordum. Malûm lab.’a girip hücre kültürü çalışacak değilim. Üzerine bu olay olunca, ilk hafta mükemmel idi. Film izledim, biraz War Thunder oynadım, bir şeylere baktım. İkinci haftadan itibaren sıkılmaya başladım. Hayatımda her değişim öncesi böyle dönemler vardır, her şeyden sıkılırım.

Biraz düşündüm; küçüklüğümde pilot olmak istiyordum, havacılığı kazanamadım. Fakat bir bahane değildi, çalışmaya başlayınca eğitimler alacağıma söz verdim. 7-8 yaşlarında go-kart sürüyordum, belki kötü örnek fakat 4 yaşından itibaren kimsenin olmadığı yerlerde direksiyon tutmaktan başladım ve Pazar günleri boş arazide Mitsubishi minibüsümüzü falan 12-13 yaşlarında kullanıyordum. Rallici olmak istiyordum. Bu da param oluncaya dek ertelendi.

Derken İstanbul’dan tiksinmek ile birlikte İstanbul trafiğinden nefret etmeye başladım. Çok sevdiğim araba kullanma dahi bir tür işkenceye dönüştü. Trafik büyük neden fakat en önemlisi, sürücülerin yavşaklığı ve saygısızlığı. Bu konuyu, 2. bölüm olan “trafikten başlayarak toplumu terbiye etmek” bölümünde inceleyeceğim.

**

Evde düşünüyordum; şu an Avrupa ve Amerika’da olsak, yani asgari ücretin yaklaşık .1300-1.400 Euro/Dolar olduğu yerlerde olsaydım üniversite bitiren birisi olarak daha iyi para kazanabilirdim. Fiyatları 15 bin dolar ilâ 200 bin dolar arasında değişen tek motorlu uçak ve 40 bin dolar civarında gereken eğitimi alma hayali taşıyabilirdim. Yani asgari ücreti 1.300 birim olan bir ülkede 60 bin birimlik tek motorlu uçak? Türkiye’de Fiesta almak gibi bir şey… Fakat Türkiye şartlarında böyle bir şey için paranızın olması değil, fazlasıyla zengin olmanız gerekir.

Fakat bakınca, planör eğitimleri varmış. Var aslında, dibimizde İnönü’de olduğunu biliyordum. Ücretsiz, koğuş sistemli imiş. Sıraya giriyormuşsunuz. Düşündüm ki, neden böyle bir salaklık yaptım? 20 yaş civarında, yaz aylarında buraya gidebilirdim. Planör sürmeyi öğreneceğim.Uçmanın ilk adımı, ilk kez uçacağım, bir sürü bilgi verecekler… ÜCRETSİZ KARDEŞİM!

BÜYÜK SALAKLIK! Fakat bir çoğumuz yapıyor.

Sonra düşündüm, belki tek motorlu uçak değil ama motor var; farklı deneyim. Yani dans, okçuluk, Göktürk abecesi ile kaligrafi, zen, yoga… Sayamayacağım kadar garip şeylerle uğraştım. Hayatıma yeni bir şey katmak istiyorsam önce motora olan önyargımı değiştirmek ve eğitim aldıktan sonra, kursa gidip ehliyet almak ve devamında motosiklet almak nasıl olabilirdi? İlk 2-3 ay sakin yerlerde kullanıp pekiştirmek…

Kafaya koydum… Herkes bir şeylere söyleniyor, hayatından bıkmış. Fakat oturup hiçbir şey yapmıyoruz. HİÇBİR ŞEY! Spora bile doğru düzgün gitmiyoruz. Bir hafta başlayıp, atıyoruz üyelikler. Diyoruz ki “zamanım yok”. Oysa kaliteli yaşam, kondisyon, sağlık… Hayatımızı uzatacak belki.

Hayatımızı 2 mahallede yaşıyoruz: ev-iş/okul. Hepsi bu. Hobi yok, bir şey yok. Tamam belki benim gibi bar, disko vs gibi saçmalıklara ve insanlara tahammül edemiyor olabilirsiniz. Belki spor salonlarındaki o ter kokusuna falan benim gibi dayanamıyor olabilirsiniz. Peki 40 dakika yürümek çok mu zor? Eskrim, dans, okçuluk veya merak ettiğiniz başka spor ve hobi ile ilgilenmek? Kendinizi geliştirecek, yeni çevre edinmenizi sağlayacak bir şeye başlamak ve devamlılık neden zor olsun ki?

Hiç sisteme, insanlara, çalışmaya, şuna buna suç atmayın. Millet olarak götümüzü kaldırmıyoruz. Sürekli işten yakınıyoruz fakat kafa dağıtacak hobimiz yok. Aynı şey hayatımızda olduğu gibi, politikada da mevcut. Sık sık “ah Atatürk nerdesin?” diyen tipler var. Dedemin sözüyle cevaplayayım: “elin götüne mi girdi?”. Sen neden bir şeylerin ucundan tutmuyorsun? Başka bir Atatürk bekliyorsan, zaten Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü anlamamışsın demektir. Nutuk’u okusan dahi anlayacaktın oysa…

**

Adalet Meslek Yüksek Okuluna (Açık Öğretim) başlıyorum. Sistem değişmeden uzun dönem askerliğe başvuracağım ve gluten nedenli sıkıntım var. Umarım bir yolunu buluruz ve kahvaltıyı ve akşam yemeğini evimde yiyebileceğim gibi bir durum ortaya çıkabilir. Askerden sonra geleceğim, motor eğitimleri alacağım. Ehliyeti de alıp motosiklet alacağım. Curiser düşünüyorum. Hafta sonları 6-7 saat sağa sola gideceğim. Yazın belki Marmaris dolaylarını motor ile dolaşabilirim. Başka bir üniversiteyi sırf öğrenmek için okuyacağım.

Başakşehir taraflarında eskrim arıyorum, bulabilirsem ona gideceğim. Aslında matrak düşünüyordum. Matrak oyununu eskrim tarzında elektronik hale getirip, vuruş bölgelerinden puan alabileceğimiz bir sistem güzel olabilirdi ama bakalım. henüz buna var.

2 yıl öncesine kadar her yıl spor yapan biri olarak vücudum artık “yeter” diyor. Kaslar azaldığı için omuz ve sırtıma büyük yük biniyor. Kilo arttığı için hantallaştım, buna da çözüm bulacağım.

Bu akşam yatağa yattığınızda düşünmenizi isterim; bu hayatta neler yapmak istiyordunuz, en büyük hayalleriniz neydi ve şu an neredesiniz? Kendinizi geliştirmek, donanımlı insan olmak, kafa dağıtmak için hangi hobilerle uğraşıyorsunuz? Uğraşmıyorsanız, sizi tutan nedir?

 

Toplumu Trafikten Başlayarak Terbiye Etmek

Bir şeye kafayı takarsam, en kısa sürede normal bir insandan herhalde 5-6 kat daha yoğun şekilde araştırırım. Son 1-1,5 haftadır motosiklet forumları, youtube videoları hepsini araştırıyorum. Yamaha Academy ve Giz Akademi’ye gitmeyi planlıyorum ama gidip görüşmedim bile, bakacağım. Bunları araştırırken birisine denk geldim. Tabi benim gibi siyaset bilimi bitirmesi nedeniyle kanım kaynamadı dersem yalan olur ama bu pek etkili değil. Düzgün bir insan, güzel anlatıyor. Bahsettiğim kişi Altın Elbiseli Adam. Derken Google’dan bir şey baktım ve ölüm haberini gördüm. Zaten “motorlar tehlikeli değil (araba ve sürücülerini göstererek) bunlar tehlikeli” diyordu. Maalesef öyle bir şey yaşamış.

Eşi ve çocuğu olan birisi, eşiyle tartışıyor. Köprüde arabayı durduruyor. Kapıyı açıp dışarı çıkıyor. Burada ölse, normal bakabilirdim. Karşı şeride geçiyor ve Altın Elbiseli Adam yani Barkın Bayoğlu ile çarpışıyorlar. İkisi de ölüyor. Her videosunun altında bir şeyler yazılıyordu, gerçekten üzücü. Yani güzel bir insan, kendini millet motosiklet sevsin ama güvenli şekilde dolaşsın diye bir şeyler yapmaya adıyor. Böyle gereksiz bir şey nedeniyle, böyle trafik kurallarına uymayan bir öküz nedeniyle ölüyor. Kendisi de ölüyor kurallara uymayan öküzün. Çocuğu yetim kalıyor.

Türkiye’de 2017’de trafik kazasında kaç kişi öldü? 7 bin 427 kişi. Kusurların %89,9’u sürücü kaynaklı [1].
2017’de verilen şehit sayısı 270.
2017’de erkek terörüne kurban giden kadın sayısı: 409

Şehitler… Hepimiz hassasız. Kadın cinayeti, biliyorum çoğu hassas değil ama benim gibi bir sürü insanın bıçak kemiğine dayandı! Fakat trafik kazaları ve aptal sürücüler? Neredeyse 7,500 kişi ölüyor! Kader falan diye geçiştirmeyin, kazaların %90’u aptal ve kurallara uymayan sürücülerin hatası!

Çünkü kurallara uymayanlar ceza yemiyor. Ceza yememeleri, bir ödüldür!
Üstelik sepetteki çürük elma gibidir. Büyükşehirlerde bir kişi emniyet şeridinden gidip ceza yemiyorsa, peşine diğerleri takılır. Küçük şehirlerde ise trafik ışıklarına bile uyan yok.

Araba, motora çarpsa maddi kaza olur. Peki motosiklet sürücüsü? Altınlı Sohbetler bölümünde Geveze vardı, 70 ile giderken karşı taraftan bir arbanın jantı ile birlikte lastiği kopup, motorun önüne gelmiş. Motor ikiye katlanıyor. Düşüyor. Bir şey yok ama bir kaç bin liralık boyunluk, kast, koruma değişimi ve motorun tamiri… En iyisi böyle bir şey olur. Kırık, çatlak, çıkık… Devamında felç ve hatta ölüm.

Çünkü “motor tehlikeli” diyen yaratık arabaya binince her şey güvenli diye motorun üzerine dahi sürebilir. Arabayla giderken benim üzerime dahi geliyorlar. Bununla ilgili hiçbir ceza yok! Biliyorsunuz Ankara’da bomba olayında polisler çalıntı araçları görünce alarm veren sistemi kapatmışlar. Çünkü tonla var ve bir şey yapılmıyor. Polisler de yoğun olabilir, buna geleceğiz.

İki çizginin ortasında gidemeyen arabalar (şeritten dışarı taşıyorlar sürekli),
Cep telefonuyla konuşanlar (bir bmw’li ki çoğu genç+bwm kombinasyonu böyle; trafikte cep telefonuna bakarken önündeki arabacı görmeyip soldan benim önüme kırdı ve saniyelik bir refleks ile sağa baktım, boş olduğu için geçip kurtardım böyle aptallık mı olur?),
Sinyal çubuğunu bilmeyen dangalaklar (buna ayrı kılım),
Işıkları dinlemeyenler (motosikletler dahil),
Dönel kavşaktaki üstünlüğe sahipken dışarıdan lönk diye girenler,
Anayola çıkarken hiç bakmayanlar,
Sinyalsiz şerit değiştiren ve hatta aynaya bakmayan moronlar,
Güvenlik ekipmanı olmadan motosiklet sürenler,
Geçiş üstünlüğünü bilmeyen asalaklar

Say say bitmez. Beni çileden çıkartıyorlar. Bir salağın yaptığı ani hareket (makas, ani fren vs) nedeniyle yoğun trafikte frene dokunmak demek; o sıkışmanın kilometrelerce uzamasına neden olabiliyor. Fakat gerizekalı moronlar başkalarını düşünebilecek özellikte değil.

Küçükken ortada duran masaya çarpan çocuk ağlayınca “al sana masa” diyen ailenin çocukları bunlar. Tabi ki masada suç arayacaklar, kendilerinde değil! Hep haklı bu yaratıklar. Ses çıkartmazsanız, kavga etmeye çalışırlar. Ben deli gibi davranıyorum. Tahammül edemiyorum. 155’e ihbar ediyorum, video çekip emniyetin sitesine yüklüyorum vs. Fakat nereye kadar?

 

2030 Projesi: Huzur Birimleri

Tabi ki her arabanın önüne kamera bağlatıp, bildirdiği her kural çiğneme ve kesilen ceza için %3-5 veya %10 gibi bir pay verme planım var. Herkes para kazanabilecek, birbirini ispiyonlayacak. Ekipler gelen video görüntülerini izleyip, işlem gerekirse kesecek. Makas atan, sinyal vermeyen, yaya geçidinde durmayan… Hepsine ceza yağacak.

Fakat asıl proje: HUZUR BİRİMİ!

Üniversite mezunlarını alacaksın ve trafik ile kanunlar hakkında eğitim vereceksin. Bir kaç eğitim daha. Sonra kameralı giysiler giydireceksin. Diyeceksin ki; “bak kardeşim işte ceza koçanı, devlet sana 2.500 ₺ veriyor ve git kendi maaşını çıkart; devamında ise bilmem ne kadara kadar %3 ikramiye fakat her ceza delilli olsun”. Milletin üzerine araba süren, sinyal vermeyen, makas atan, emniyet şeridinden giden, ışıklarda durmayan, yayaları ezmeye kalkan… Kısacası tüm kural tanımaz asalaklara ceza yağdırın. Belleri bükülsün ceza nedeniyle! Kişisel olarak hız ve emniyet kemeri cezalarına karşıyım. Fakat “başkalarının hayatını tehlikeye atan” her türlü şeye ceza kesilsin. Polislerin yükü de azalacaktır.

Ortada bir devlet olduğunu, kuralların olduğunu ve kurallara herkesin; beğenmeyenlerin dahi uyması gerektiğini göstereceksin. Anlayacaklar. İspiyonlama sistemi ve huzur birimleri sayesinde bir çok kişinin canı yanacak. Kural ihlali olur olmaz şak cezayı yiyecekleri için; kimin ne olduğunu bilmeyecekler ve düzgün gidecekler.

Aynı şeyden ikinci kez ceza mı yedi? Demek ki arkadaş kuralı bilmiyor. İşten ücretsiz izin, bir tane uzmanı yanına verecekler ve 1 hafta kafasını “zikecek” bu uzman. En temel şeyleri söyleyip bunaltacak; “kırmızı ışıkta duruyoruz, yeşil ışıkta geçiyoruz, sinyalimizi veriyoruz, aynaya bakıyoruz vs”… Her seferinde en temel şeyleri tekrarlayacak. Eğer sonrasında da aynı şeyden ceza yiyiyorsa, ehliyete el konma.

**

Devlette “tanıdık” olayı ortadan kalkarsa (eş-dost sahibi olan işlemleri hızla hallettirmezse), üzerine trafikte herkes kurallara uyarsa mis gibi olacak! Hem sevdiklerimiz güvende olacak, hem insan kaybetmeyeceğiz hem de düzen gelecek ülkeye! Herkesin terbiye edilmesi, toplum içinden başlar. Trafikten başlar.

Yunanistan vs gibi Balkan ülkelerinde dahi, motosiklet gördüklerinde arabalar yol veriyormuş; şeritlerin yanına yanaşıyorlar ve arayı geçmesi için açıyorlar. Çok ilginç!

Öte yandan bizim belediyelermiz gidip motorcularla, engellilerle vs konuşmadığından; sokağın ortasına kocaman su yarığı yapıyor (Youtube motovloglarından görebilirsiniz). Nasıl tehlikeli iş! Fakat bu kadar yetileri var. Sadece iktidar değil, tüm partilerin belediyeli böyle aptallık yapıyor.

“Yol yaptık” diyorlar mesela…
Gidin yurt dışında da motosiklet süren tanıdıklarınızla konuşun. Avrupa’daki asfaltın tutuş kalitesi ile Türkiye’deki asfaltın kalitesini kıyaslasınlar size. Avrupa’da yağışlı havalarda bile nasıl tutarken, Türkiye’de kuruyken bile nasıl kaydıklarını anlatsınlar.

Eğer bir şeyi “insan” için yapmıyorsanız; oy için, yapmış olmak için, yandaşlar tekrar tekrar yapıp kazansın diye yapıyorsanız işte böyle “usuleten” yapılır. Ne yaptığınız iş bir şeye benzer, ne de insanlara daha güzel, daha güvenli, daha huzurlu bir hayat verirsiniz.

**

Öte yandan büyükşehirlerin kurtuluşu motosikletler. Bakıyorsunuz geçen yıl 8 bin olanlar bu yıl 13 bin civarında. Motosiklette vergide kısılmaya gitmesi gerek. En azından ötv’nin kdv’si alınmasa bile hiç değilse hatrısayılır bir miktarda azalma olacak. Araba almak zaten çoğu insan için bir hayal. Bırakın motosiklet alsınlar. Bırakın insanlar keyif alsınlar.

Hem trafik sorunu çözülecek, hem insanlar hayattan keyif alacak. Devlet olarak zaten vergini benzinden alacaksın, parçalardan alacaksın. Bırakın insanlar mutlu olsun be kardeşim. Motosiklet fiyatları arttıkça Çin motorları falan makûl oluyor. İnsanların canı 2 bin liradan daha mı ucuz? Bırakın Japon motorlarını alabilsinler.

Zaten rezil yollar, berbat sürücüler nedeniyle tonla işkence çekiyorlar; bırakın almak istedikleri motosikletleri alıp yılın 4-5 ayı rahatla kullansınlar. Milletin Avrupa ve Amerika’da araba aldığı fiyata motor alıyoruz (asgari ücret birim fiyatı vs ikinci el araba fiyatı; örneğin 3-4 bin dolar ve euroya güzel arabalar var, burada 30 bin civarında olan arabalar).

***

 

Değer takipçiler,
Hayattan zevk almaya bakın. Yapmak isteğiniz ne varsa yarından itibaren yapmak için adım atın. Güzel ülkemizi gezin, merak ettiğiniz şeyler konusunda kurs veren nereler var bakın. Tamam kurların yükselişi, sistem, insanlar… Bir çok sıkıntı var ama bunlar durmak için bir bahanedir!

Bakıyorsunuz Afrika kökenli bir vatandaş Türkiye’ye gelip parasız şekilde ve bisikletle Türkiye’yi dolaşıyor (twitter:@musti177). Türkiye güzel yer diyor, Bizzat şöyle yazmış:

“[…]Ama şu bilinsin ki, adamlığı üzerinde durulacak biriler varsa o da muazzam Türk insanıdır. Bisikletle parasız dolaşmaya göze alacağım ikinci bir memleket daha yoktur.”

İşte millet bunları yaparken, sizin evde oturup “ama para yok, ama Türkiye güvenli değil, ama ama ama…” demeniz sadece bahanedir. Umarım yapmak istediğiniz ne varsa, gerçekleştirmek için biran önce harekete geçersiniz. Ben maalesef biraz geç kalıp sonra daha fazla uğraşarak arayı kapatıp daha bilinçli yapmak zorunda kalıyorum; daha fazla çaba harcamak zorunda kalıyorum. Planlı bir insan değilim, bir noktaya kadar gelip dibe vurmadan farkına varamıyorum.

Hiçbir şey bahane değil… Musti alttaki haritada bisikletle ve parasız şekilde dolaşıyorsa; güzel Türk milletinin konukseverliği ve Türkiye’nin güvenli bir yer olmasından kaynaklıdır. Büyükşehir ve medyadaki olaylara takılmayın!