Düşününce, bu blogu açmamın nedeni neydi? Bir değişimi başlatmak. Her ay blogu ziyaret eden ortalama 45-50 bin kişi arasından 2-3 kişinin hayatına bir şey katabilirsem; fikirlerini değiştirebilirsem, onlar hayatlarını yüzeysellik olan para, araba, kızlar/erkekler, makam yerine daha dolu bir şeylerin peşinden yani hayallerinin peşinden giderlerse bir şekilde değişimi başlatmış olacağıma inanıyordum. Şimdilik elimden gelen buydu. Hala buna inanıyorum.

3 yıldır gelen binlerce mail, etrafımdaki öğrenciler, arkadaşlar ve hatta genç akrabalarımla konuştuğumda; esas sorunun cesaretten çok “hayal ve amaç” bölümünde olduğunu gördüm. Bu yazıyı neden daha önce yazmadığımı düşünüyorum.

Hayatın güzelliği (ve çilesi) bir formülü olmaması… Para kazanmak için doktor ve mühendis olmak isteyenler var. E benim arkadaşlarım var mühendis olan? Zengin değiller. Ya da iş dünyasında tanıştığım zenginler, hatta ilk bilmem kaça giren insanlar mühendis değil? Doktor değil?

Daha bu anlamda bile düşünceler ile gerçekler uyuşmuyorken; para, şan, şöhret amacıyla bir şeyler yapılması sonunuzu getirebilir. Bu işe “yutubırlık” (youtuber) olarak bakabilirsiniz. Etrafımdaki 10-12 yaşında olan çocuklar yutubır olmak için uğraşıyordu (yiğenim dahil). Israrla “farklı olması gerektiğini” falan vurguladım. Ancak arkadaşlarından ve çeşitli yutubırlardan aldıkları gazla aynı şeyleri yapmaya başladılar. Youtube hesabı açtım bir kaç yakınıma… Sonuç? Videoları 10 görüntülenme alınca mutlu oluyorlar.

Şimdiki nesil şanslı, yutubır olacağım diyor; açıyor kanal, bakıyor bu işler öyle kolay olmuyor. Ben küçükken pilot ve yarışçı (o dönemde rallici olmak istiyordum ancak isteğimin F1 olduğunu anladım sonrasında) olmak istedim… Olamadım. Yutubır olmaya çalışmak kadar kolay değil. Bir kaç yıl içinde uçuş eğitimi alacağım ve yeterli param olursa ralliye katılacağım. Fakat hayatım bunlar üzerinde kurulu değil.

Ki bu da bizi başka bir yere getiriyor… Oradan başlayarak, bazı kavramları yazalım.

**

Yazıyı okurken şunu unutmayın; bir formülü olmayan ve milyarlarca insan yaşamış olmasına rağmen, hâlâ 2 kişinin hayatı aynı değilse, hepimizin eşsiz bir yaşamı olduğu şu dünyada ben sadece kendimi anlatabilirim. Siz ise kendi yolunuzu bulmak zorundasınız…

Türk Gibi Başlamak

Geriye dönüp bakınca; yüzme (ki bayılıyorum hâlâ), voleybol, tenis, dans, okçuluk, bateri, gitar, keman ile uğraştım. En fazla yüzmede devam ettim, başarılar kazandım. Öte yandan onlarca programlama diline heves ettim fakat şimdi otursam takır takır yazdığım 5-6 dil var. Yine de 14-15 programlama dilinde işimi görecek şeyler yapabilirim. Bu da heves sonucu anlayacağınız.

Takip edenler bilecektir, 11 yaşında programlamaya başlamışım; bilgisayar mühendisi olmak istedim ve 3. yılımda bölümü bıraktım. Arkadaşlarım mezun olurken, ben yepyeni bölümde, yeni dersler görüyordum (uluslararası ilişkiler).

Aklınıza gelen, gelmeyen bir sürü şeye heves ettim ki onları yukarıda saymadım bile! Örneğin kaligrafi, şiir vardı bir ara, yoga, meditasyon… Aklınıza gelebilecek ve gelmeyecek çok ilginç şeyler… Kaligrafi genelde Japon abecesi (alfabesi) ile başlanır falan. Ben onları Göktürkçe’ye çevirmiştim mesela.

Türk gibi başladım… Heves ettim, kısa bir süreliğine de dünyayı fetih edecek gazla ilerledim… Fakat Türk gibi bitti. bir kaç hafta sonra sıkıldım.

İlişkilerde bile böyledim. Haliyle Türk gibi başla, Alman gibi bitir derler.

Sorun : Hayalin Olmaması!

Geriye dönüp bakınca; henüz 6-7 yaşında çocukken pilot ve rallici olmak istiyordum. Yaşım ilerledi, bilgisayar mühendisi olmak istedim. Biraz daha ilerlediğinde (ve mühendisliğe başladığımda) Apple gibi küresel bir teknoloji şirketi açmak istiyordum.

Fakat bölüm değiştirince (ve bilgisayar dünyasından nefret edip, hocalardan ve mühendislik bölümünden tiksinince) bocaladım. Evet büyük, uluslararası bir şirket açmak istiyordum fakat bölümüm uluslararası ilişkiler (ki son sınıfa kadar siyaset bilimi ile aynı dersleri alıyoruz) idi. O zaman amaçlarımda değişiklik yapmam gerektiğini anladım.

Teknoloji firmasını kurmak istememin nedeni, dünyayı değiştirmekti. Değişim başlatmak, katkı sağlamak…

Aynı amacı koruyarak, bu değişimi politikada başlatabileceğimi anladım. Genelde insanların amacı “devlet başkanı” olmaktır. Fakat benim amacım Türkiye’yi bölgede model bir ülke yapmak ve yüzlerce yılı benim dönemimde atılan adımların üzerine inşa etmektir. Yani devlet başkanlığı bu amacıma ulaşmamdaki en kolay araç olacağı için politikaya yöneleceğim.

Eğitim sistemi ile ilgili sayfalarca notum var. Ne nasıl olmalı, ne yapılacak? Sağlık sektörü, teknoloji ve hatta bakanlıkların daha eşzamanlı çalışabilmesi için yeni fikir üzerinde çeşitli taslaklarım var. Günü geldiğinde uzmanlarla oturup hangilerini nasıl yapabileceğimizi tartışacağız ve ona göre planları eşsiz hale getireceğiz.

İşin özü hayalim sabit kaldı, yolu değişti.

**

Gençlere baktığımda, en büyük sorunun amaçları olmaması olduğunu anladım. Amaçları yok çünkü hayal kurmuyorlar. Bu amaç illa “dünyayı değiştirme” gibi bir şey olacak diye bir kural yok. Fakat mobilyacıysan, işini seveceksin. İşini sevdiğin için yenilikçi düşünebilirsin; farklı şeyler ortaya koyabilirsin. Mobilya konusunda çığır açabilirsin. Mesela hoca var gelir derse doğru düzgün anlatamaz, kitabı okuyun der ve kitaptaki bilgileri kopyala/yapıştır yapmamızı ister. Hoca var, İlber Ortaylı, Ahmet Taner Kışlalı, Halil İnalçık falandır… İster profesör ol ister iş insanı, işçi ol ister çiftçi… Fark etmez. İŞİNİ SEVMELİSİN! İşinle ilgili farklı bir şeyler yapmalısın.

Farklılık, para da getirecek! Youtuber örneğinde olduğu gibi, herkesin yaptığını yaparak ne başarı ne de para kazanabilirsin. Sadece herkes gibi olursun.

Amaç olması, hayallere bağlıdır, hayal kurabilmeye. Bizim toplumda “hayalperest” derler (ki akrabalarımdan hocalarıma böyle denildiğini biliyorum, en azından arkamdan). Fakat bugün etrafınızda olan her şey, BAKIN HER ŞEY diyorum; uçaklardan, politik sistemlere, tıbbi cihazlardan internete her şey bir zamanlar hayaldi.

Wright kardeşleri hatırlıyor musunuz? Herkes uçmayı denedi ama başaramadı. Bu kardeşlere de “hayalperest”, “imkansız”, “yapamazsın” dediklerine adım gibi eminim. Bugün uçak bileti aldığınızda, bu kardeşlere de teşekkür edin.

Bugünün hayalperestleri ise; hayallerinin peşinde koşacak kadar cesur olduklarında, sıkıntılarda yılmadan devam ettiklerinde, hayallerini gerçeğe dönüştürecekler.

Hayal Kurun Amacınızı Bulun

Okulun ve üniversitenin, hayal kurmayı ve cesur olmayı öldürdüğünü düşünüyorum. 2006’da böyle düşünüyordum (lise döneminde herkes üniversiteye gitmelisin dedi), üniversiteye başladığımda böyle düşünüyordum; üniversiteyi bitiriyorum ve yine aynı şekilde düşünüyorum. ÜNİVERSİTE DİPLOMASI KAĞIT PARÇASIDIR! Türkiye’deki eğitim sistemi rezalettir. İnsanlar sadece şu aptal kağıt parçasına değer verdiği için diploma almaya çalışıyoruz. Bilgi yok, eğitim yok, öğrenim yok…

Gel gelelim beni üniversiteye zorlayan hocalarım, ailem ve EĞİTİMCİLER 2010’lu yıllarda eğitim kötü olduğunu, diplomanın değersiz olduğunu düşünmeye başladı… Ne oldu? Bana 9 yıl kaybettirdiniz. Evet üniversite ortamı, farklı arkadaşlıklar güzeldi. Zaten üniversiteye gidiş amacınız bu olsun. Burada kuracağınız ağ ile ileride hayatınızda bir şeyler başaracaksınız. Onun dışında okulu, dersleri, diplomayı hala sevmiyorum.

**

Örneğin hocalarım benim bloga burun kıvırıyor, boşver diye geçiştiriyor (tabi ki yüzüme karşı demiyorlar). Fakat uzman adı altında televizyonlara çıkıp ne dediği belli olmayan insanlar halka bilgileri SADE ŞEKİLDE ulaştıramadığı için bu blogu açtım. Herkesin anlayacağı şekilde yazmaya çalışıyorum. Zaten uzman olmadığımı da her fırsatta söylüyorum. Ancak, HOCALARIMIZIN YAPMASI GEREKTİĞİ işi yapıyorum. Bazı hocalar “bilim, bilim içindir” diye dursun; cahil kitlelerin seçtiği, saçma sapan iktidarlar bütün bilimi öldürdüğünde, bütün ülkeye rezil ettiğinde devam edersiniz biliminizi yapmaya!!! Eleştirdiğiniz için hapse girdiğinizde, evrim teorisi yasaklandığında; devam edersiniz biliminize…

Yetiştirdiğiniz kopyacı ve ezberci öğrenciler; 4. sınıfta üniter ve federal yapının ayrımını yapamazken, demokrasi ve cumhuriyet nedir cevap veremezken; ben burada HERKESİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE yazıyorum hepsini. ÖĞRENCİLERİNİZİN bilmediği şeyleri, halk biliyor.

Sadece politikada değil; politikaya ve hayata etki ettiğinden haberiniz olmayan ve işleyişini bilmediğiniz tonla şeyi yazıyorum. EVT S1’den tutun, minimalizme kadar farklı konularda bir sürü şeyi yazdım ve yazıyorum.

Haliyle, bloga burun kıvırmaları karşılıklı. Beğenmeyecekler normaldir; çünkü ben de mevcut hocaların %99’unu beğenmiyorum, eğitim sistemini beğenmiyorum ve ne öğrencilere ne de halka katkısı olduğunu düşünmüyorum.

**

Bütün bunları topladığımızda; üniversite okuyanların amaçsız ve hayalsiz üstelik daha da kötüsü cesaretsiz dolaşmalarına tanık oluyorum. Kimisinin yüz binlerce lirası var, ısrarla KOSGEB ve TÜBİTAK’ı  (TÜBİTAK senin ben!) anlatmama rağmen, cesaret edip işe giremiyorlar. Birlikte girelim diyorlar. Ne yapacaklarını bilmiyorlar, nasıl yapacaklarını bilmiyorlar, işsiz kalmaktan korkuyorlar.

Öte yandan bakıyorum; adam ilkokul mezunu, 3 parça giysi ile İstanbul’a gelmiş ve tekstil devi olmuş, 15 ülkeye ihracat yapıyor. Zengin olmak isteyenlerin hayalinde göremeyeceği kadar para kazanıyor. Fakat paraya değer vermiyor, fazlasıyla mütevazılar.

2006’dan bu yana fikirlerim değişmedi; diploma kağıt parçasıdır, okullar öğrencileri kısıtlar, tek tip yapar ve hayal kurmayı, cesur olmayı öldürür.

Bunlar yoksa amaç olmaz…

Hayal ve Amaç ve Cesaret

Amaç ve isteği karıştırmayın. Bir şey yapmak isteyebilirsiniz. Fakat yatağa yattığınızda onunla ilgili bir şeyler düşünmüyorsanız, sürekli aklınızda o şey yoksa bence tekrar gözden geçirin. Amacınız para, araba, kızlar/erkekler, lüks yaşam, makam ve mevki ise AMACINIZI ÇÖPE ATIN!

Sorunları çözmek… Temelinde bu olmalıdır. Eğer insanlığın, insanların sorunlarını çözmüyorsanız orada bir sıkıntı olacak. Hayal bununla ilgili olmalı. Amaç ise bunları gerçekte nasıl yapacağınıza dair olmalı.

Kişisel gelişimcilerin süslü süslü, hayal nedir amaç nedir kavrmalarını açıklamasını bir kenara koyuyorum. Benim için hayal; “Türkiye’yi bölgede ve dünyada model(!) bir ülke haline getirmek”. bu bir hayaldir. Hiçbir yeri doldurulamaz henüz. Fakat 2030’da yeni parti kurarak (ki parti programı bile şimdiden hazır), bütün sistemin üzerinden geçtiysem (ki çoğu hatalı, eksik vs fakat önemli değil bir yol planım var, düzeltilir); artık amaç haline gelmiştir.

Hayaliniz ve amacınız varsa, buradan sonra cesur olmanız gerekiyor. Sürekli bir şeylerden korkarsanız, hiçbir şey yapamayacaksınız.

Zaten garanti ve korkusuz hayat istiyorsanız öğretmen olun. Şimdiye kadar binlerce kişinin yaptığı gibi. “3 aylık tatil var (babayı var), devlet garantisi var ohhh mis gibi” dediler, eski öğretmenler idealist ve düzgün öğrenci yetiştirirken; şimdiki öğretmenlerin neler yetiştirdiğini ben okulda çok güzel görüyorum. Fakat devlet memuru olun işte.

Devlet memuru olduğunuzda gelen para bellidir, devlet güvencesi vardır, suya sabuna pek bulaşmazsınız… Mercedese binemezsiniz, lüks hayat yaşayamazsınız belki ancak garantidir.

Fakat büyük hayalleriniz varken böyle yaşamak, potansiyelinizi bitirmektir. Her çocuk temiz doğar, potansiyel ile doğar fakat ailesi, arkadaşları, eğitim sistemi ve toplum onu kirletir; hayallerini öldürür, potansiyelini öldürür.

Sabahtan akşama kadar kaç kişi, hangi konularda imkansız diyor, yapamazsın diyor sayamam… Neredeyse hepsi hayatımdan çıktı!

**

Hayalinizi, amacınızı gerçekleştirmek için cesur olacaksınız. Garanti bir hayat istiyorsanız bunları yapamazsınız, bunları yapmak istiyorsanız garanti anlayışınız epeyce değişecek.

Bir yola girdiğinizde, özellikle kendi işiniz gibi; ilk 3 yıl acı çekeceksiniz, rahat yüzü görmeyeceksiniz! Ekonomik zorluklar, ilişkilerde zorluk, uykusuzluk, sağlık sorunları, çalışanlarla sorun, belediye ile sorun… Sıkıntılar, sorunlar… Üzerine aileniz tır tır tır başlayacak; niye böyle yaptın, ne güzel işin vardı, her şey iyi idi…

Fakat pes etmezseniz, devam ederseniz; her şey farklı yöne gidecektir. Ben kafe açmaktan bahsetmiyorum, zaten herkesin yaptığı işten bahsetmiyorum. Farklı soluk getirmekten bahsediyorum…

İşte burada da çok büyük sıkıntılar olacak. Yeniliği, farklı düşünmeyi nasıl sağlayacaksınız?

 

Farklı Düşün

Bu reklama bayılırım çünkü bir kesim insanları düşünür ancak doğrudur. Steve Jobs, Elon Musk gibi insanlara (bildiğiniz için söylüyorum) bakarsanız; tam olarak farklı düşün reklamındaki olayları göreceksiniz. Hayal kurdular, cesur oldular, zorluklarla yüzleştiler…

Gandhi’nin dediği gibi:

Önce seni görmezden gelirler, sonra sana gülerler, sonra seninle dövüşürler ve sonra sen kazanırsın

Başka türlü olacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.

İşte bu yüzden motivasyon kaynağı bulmanız gerekmektedir. Annem benim için güzel bir örnek idi. Hayatımın farklı olmasını sağlayan, bütün her şeyin temelini oluşturan annemdir. Benim (ve her şey istediğim gibi giderse, sizin ve dünyadaki çoğu insanın) hayatına büyük etkiler sağladı (ve sağlayacak).

Fakat bir “akıl danışmanı”, ecnebilerin mentor dediği kişiye herkesin ihtiyacı var. Ben çevremden bulamadım. Hayatını araştırırken Steve Jobs’a denk geldim. Size burada, bu yazıda ve bu blogta anlattığım her şeyi ve fazlasını Steve Jobs’un fikirlerinden, yaptıklarından, ürünlerinden öğrendim. Minimalizmden tutun, büyük düşünmeye, farklı olmaya kadar HER ŞEY!

Bugün Türkiye ile ilgili büyük düşüncelerim varsa, eğer günün birinde bunları uygular ve başarırsam; Steve Jobs’tan öğrendiklerim sayesinde olacak çoğu.

Politik alanda Putin geldi… Evet ülkesindeki demokrasi ve kurumlar sıkıntılı falan filan; fakat uluslararası alanda yaptığı “hukuksal uyanıklıklar” ve politik/diplomatik hamleler eşsizdir. Bunu diğer ülke liderlerinde göremezsiniz. Çok uyanıktır, çok kurnazdır. Bu yüzden yıllardır Putin ve Steve Jobs’un yediklerinden içtiklerine kadar her şeyi analiz ettim. Putin, akıl hocamdır diyemem fakat çok şey öğrendim ancak Steve Jobs bana yol gösteren insandır.

Gelelim Elon Musk’a… Çok şey öğrendim, first principle‘dan tutun sosyal bilimlerde fizik ve calculus gibi inceliklerin nasıl kullanılacağını bile Elon Musk üzerinden giderek öğrendim. Steve Jobs’u insanlar sevmez, aksiymiş, şuymuş, buymuş diye… Fakat emin olun; Elon Musk ile Steve Jobs arasında pek bir fark yoktur.

Örnek Aldığınız Kişiler Önemlidir

Plato:

Hayranlık duyduğunuz kişiler çok önemlidir. Çünkü bakış açımızı, fikirlerimizi ve davranışlarımızı etkiler.

Daha fazla uzatmamak adına; hayatımda ne öğrendiysem, daha önce başaran insanlardan öğrendim… Ki 16 yaşına kadar 3-4 tane kitap okumayan ben, 16 yaşımdan sonra ayda bir kaç kitap bitirmeye başladım (bu aralar 4-5 kitaba aynı anda başlayıp 2-3 ayda bitirsem de, yani sıkıntı olsa da toparlarım).

Şunu fark ettim ve size önereceğim: biyografi kitapları okuyun. Kendi de yazabilir, başkası da yazabilir. O yüzden hayal kurmak, neyin nasıl yapılacağını öğrenmek istiyorsanız biyografi kitaplarına yönelin.

Aklımda hepsi yok ama aklıma geldikçe eklerim. Öncelikle şunları okuyun/izleyin:

Kitap

  • Walter Isaacson – Steve Jobs
  • Zamanı Durdursan Saat : Yılmaz Büyükerşen Söyleşi – Cemalettin N. Taşçı
  • Starbucks ve Onward kitaparı – Howard Schultz (Starbucks’ın kurucu CEO’sudur, kendi yazmıştır)
  • Elon Musk – Ashlee Vance (ahhh ahh İngilizce dili kötü, anlamıyorum diye Türkçesini aldım o da kötü ama kitabı okuyun derim)

Film

** 700gblık veri silindiği için şu an isimlerini hatırlamıyorum, hatırladıkça yazarım

  • The Founder

 

Videolar