Öne çıkartılan görsele, hayatımı değiştiren insanlardan bir tanesi olan Steve Jobs’un, çok cins olduğu için düzgün mobilya seçene kadar aylarca bu şekilde yaşadığı görselini koydum. Sadece lambayı beğenmişti.

Minimalizm nedir ve nasıl minimalist olunur” ile Elon Musk ile birlikte hayatıma giren “bilimsel düşünmenin temel ilkesi (first principle)” önerdiğim konulardır. Bu konuyu okumadan önce veya pekiştirmek için okuduktan sonra bu konulara da göz atabilirsiniz.

Hayatın Amacı

The Man From the Earth (2007) filmini bilir misiniz? Eğer romantik filmler ve aksiyon filmleri seviyorsanız size göre olmayabilir fakat beyninizi bir şeyleri sorgulayarak, bir şeyleri anlamaya çalışarak sürekli aktif tutan biriyseniz; “ölümsüz olduğunu iddia eden” adam ve bilimsel şekilde bu adamı çürütmeye çalışan öğretmen ve arkadaşlarının tek odada geçen filmini sevebilirsiniz.

Psikoloji, felsefe gibi alanlara ilgi duyuyorsanız; sürekli okuyup araştırıyorsanız zaten bununla ilgili bir sürü şey duymuşsunuzdur. Matrix tarzı bir simülasyonda olabilir miyiz? Gerçekte var mıyız? Etrafımızdakiler gerçek mi? Bu soruları ve daha fazlasını, üstelik tek bir alanda araştıran binlerce bilim insanı var. Tek bir soru için 50-60 yıl boyunca çalışıyorlar, deneyler yapıyorlar, başka insanların çalışmalarını araştırıyorlar; hayatlarını tek bir sorunun cevabını bulmak için harcıyorlar. 

Bu insanlar hayatı, hayatın amacını henüz doğru düzgün çözememiş veya beni ve milyonlarca insanı tatmin eden cevap verememişken, tabi ki burada hayatın amacı budur diyemeyeceğim. Erkekler! Şanslısınız ki, hayatın amacını anlamaya çalışmak, kadınları anlamaya çalışmaktan daha kolay (: 

Eşsiz Bir Hayat Yaşıyoruz

Verimlilik ve minimalizm için özellikle vurgulamam gereken nokta budur. Milyonlarca sperm arasından birinci geldik, yaşadığımız hayatı bir başkası yaşayamayacak. Yani eşsiz bir hayat yaşıyoruz.

İşte böylesine bir hayatta sizleri komşu çocuğu ile kıyaslayanlar, sizleri tanımadan “yapamazsın” diyenler olacak. Daha kötüsü sizi standartlaştırmaya çalışacaklar. Sevmediğiniz bir işte, sevmediğiniz bir eşle, sevmediğiniz bir hayat yaşayabilirsiniz. Daha da kötüsü bu hayatta neyi sevmek istediğini ve neyi yapmak istediğini bilmeyen milyonlarca insan var. Milyarlarcası geldi ve öldü. İşte sıkıntı tam olarak burada başlıyor.

Alice: “Hangi yoldan gideyim?”
Tavşan: “Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok”.

Aslında birinci adım tam olarak bu. Yaşadığın hayatta hayalin yoksa, hayallerin için adım atmıyorsan ne iş yaptığının pek önemi yok. Mutsuz olacaksın. 

Öncelik: Nereye Gittiğini Bil

Emre Çetin kimdir bölümünde, “varoluş amacın” diye bir bölüm yazmıştım. Bardak, içine konulan sıvıları tutar. Kitap, okunmak için vardır. Bu hayatta her şeyin bir amacı vardır. O amaç için kullanıldığında en yüksek verimliliğe sahiptir. Aldığınız kitapları okumuyorsanız, raflarda durmasının kimseye yararı yok. O bilgileri edinmeniz, öncelikle size ve etrafınızdakilere ve ardından insanlığa katkı sağlayacaktır.

İşte bütün bunlar için, bu hayata geliş amacını belirlemek önemlidir. Dünyayı değiştirmek gibi büyük ve çoğu zaman içi doldurulamayacak ama sadece kulağa güzel geliyor diye söylenen sözlere gerek yok. Yaptığınız işte en iyisi olabilme imkanınız var. Doğa, çocuklar, kadınlar, hayvanlar… Hepsi için bir şeyler yapabilir; STK’lara katılabilirsiniz. İnsanlar, bir arada hareket ettiğinde güçlenir.

Başta uyarmam gerekecek; eğer halkın genelinden farklı davranır, olmayan işlere bulaşırsanız, “girişimci olalım” falan derseniz; işte o zaman (özellikle ilk 5 yıl) çok acı çekeceksiniz. Aileniz, arkadaşlarınız ve belki sevgiliniz/eşiniz size destek olmak şöyle dursun, hevesinizi kırmaya başlayacak. Bu yüzden sizi destekleyecek (ve sizin de onları destekleyeceğiniz) insanlar hayatınızda olsun. Yaptığınız şeyleri çok biliyormuş gibi eleştirecek, hevesinizi kaçıracak insanlara gerek yok. Bir şeyin ne kadar imkansız olduğunu öğrenmek istesem, sokaktan birini çevirir anlatırdım ve bana “imkansız, yapılmaz” derdi. Oysa milletin çok zor diye baktığı bir sürü şeyi şimdiden gerçekleştirdim. Ve 2030’da, imkansız olarak bakılanları birlikte gerçekleştireceğiz.

Boş Sayfa Sizin

Hepimiz eşsiz bir hayat yaşıyorsak, o halde kalıplara bağlı kalmayın ve başkalarının size ne yapacağınızı söylemesine fırsat vermeyin. Başkalarının hayatını taklit ederek, boşuna da yaşamayın. Kimsenin ne dediği, sizin veya hayatınızın hakkında ne düşündüğü önemli değil.

Üniversitenin başında ben de öyle bir salaklık yaptım (malûm liseden yeni çıktık), millete uyum sağlıyorum falan. Disko vs sevmeme rağmen, gidelim dediklerinde gidiyorum. Veya bir şey denilince “ha ha evet, aynen” diye öyle düşünmesem bile söylüyordum. Yıllar geçtikten sonra bakanlıktan adını haberlerde duyduğunuz şirketlerin iş görüşmelerine kadar çok farklı ortamlarda; özellikle yalakalıktan da tiksindiğim için ne düşünüyorsam söylemeye başladım. Yalakaların suratlarındaki şoku anlatamam. Fakat ilginç bir şekilde, doğruları söyleyenleri seven insanlar da çıkıyor. Bu yüzden kızların, ailenizin, arkadaşlarınızın ve toplumun sizi nasıl gördüğü önemli değil. İçinizdeki duyguyu keşfedin. Nasıl giynince mutlusunuz? Ne dinleyince mutlusunuz? Ben çikolata yeyince mutluyum diye tatlıya abanmayın tabi,  buradaki olay karakter ve davranış ile ilgili (:

Hayat boş sayfa gibi. Elinizde kalem var. Nasıl dolduracağınız tamamen size bağlı. Başka yazılmış sayfalara bakıp aynısını yazmaya çalışabilirsiniz ya da diğer sayfaları inceleyip, hepsini analiz edip, farklı bir şey ortaya çıkartmaya çalışabilirsiniz. Toplum kurallarına uymak daha kolaydır. Düşünmek, okumak, araştırmak ise zor olan.

Başka Hayatları Sadece Örnek Olarak Alın

Steve Jobs, idollerimden birisidir. Çünkü matruşka gibiydi. Hayatını araştırdıkça minimalizm, zen, meditasyon, kaligrafi… Bir sürü şeyi öğrenip durdum. Türkiye’de ise Barkın Bayoğlu (Altın Elbiseli Adam) bu şekilde. Motosiklet videoları ile tanıdım, modelcilik gibi başka alanlarda da bir sürü şey yaptığını gördüm.

Biyografi kitapları bu yüzden en sevdiğim tür. Başka insanların hayatlarını anlatıyor. Bir çok insanı okumaya çalışıyorum. Fakat bunlar asla “kopya” bir hayat olamaz. Sadece bazı durumlarda sizlere örnek göstermeli.

Bu yazımda da ben kendi hayatımdan ve düşüncelerimden bir şeyler ekleyeceğim. Farklı düşünceleri, hayatları okuyun ve araştırın. Fakat üzerinde düşünün. Eğer beğendiğiniz şeyler olursa, ardını araştırın; benim Steve Jobs’ta minimalizmi görüp, oradan araştırmam ve minimalizm ile ilgili konu yazıp bir çok insana anlatmam gibi..

Sosyal Baskıya Boyun Eğmeyin

Ben anne konusunda şanslıyım, motosiklet alacağım diyorum tamam diyor. 4. yılda bilgisayar mühendisliğini bıraktım (1,5 yıl kadar vardı bitmesine), tamam dedi. Buna rağmen çevrede tipler olacak; hangi vasıfla bilmiyorum ama size karışmaya çalışacaklar. Benim de çevremde var. Aile dostları falan bunlar sözde. Bakıyorsun hayatını 2 mahallede yaşamış. Evi ve işi. Başka şehirde bile gidip yaşamamış. Fakat o kadar bilgin ki(!), sana akıl vermeye çalışıyor.

İşte bu sosyal baskının bir bölümü. Diğer bir bölümü ise size karşı sundukları kalıp. Toplumumuza göre bir insan şöyle hayat yaşamalı; Doğduk, ilkokul falan fişman. Sonra lise bitince ayrım:
Lise->okuyabiliyorsan üniversite->erkeksen askerlik->iş->evlilik->çocuk->emeklilik

Toplumun bize sunduğu yol bu ve bu yollardan bir tanesini bile toplumun istediği gibi yapmasanız, örneğin üniversiteyi terk etmek ve hatta 4. yılda bölüm değiştirmek; hemen sizi eleştirmeye başlayacaklar. Üniversiteyi bırakıp hayallerinizin peşinde koşarsanız, “bilmem kimin çocuğu üniversiteyi beceremedi” diyecekler. Düzgün birini bulamadığınız için sırf iş olsun diye evlenmeye karşı çıkarsanız, “evde kaldı”. Evlendiniz ve bu boktan dünyaya ben çocuk getirmeyeceğim derseniz, “bilmem kimin çocuğu olmuyor”… İşte en büyük olay burada, topluma karşı kulaklarınızı tıkayabilmek. Aslında kolay, eğer tek kişiyseniz… Fakat işler karışıyor.

Evlilik

Üniversiteyi bitirdik, hemen “evlilik ne iş” diye sormaya başladılar. Aslında size ne? Fakat Türk milleti her boka maydanoz olacak illa. Fakat insani bir ortamda, insanların birbirini severek birlikte olduğu hayatta işler öyle olmuyor. Neden?

Hayattan Zevk Almak

Glutensiz yaşayan ve hatta eşim veganlığa (en azından vejetaryenliğe) yatkın olursa bu şekilde beslenebilecek biriyim. Hayatın her alanında minimalizm düşünce tarzı olmalı. Verimlilik için, olayın özüne inip işi bitirmek gerekiyor. Hadi minimalizmi bilen, veganlığın ardındaki insanlığı gören ve glutensiz yaşayabilecek bir kız var (ki nedense şimdiye kadar karşılaşamadım); toplamda bilmem kaç dakika sürecek cinsellikten sonra oturup benimle tarih, politika, felsefe vs gibi bir sürü şey konuşabilecek biri de olmalı. Genelde çiftler bol bol başkalarının dedikodusunu yapar (dedikodu olmasa bile beden dilinden başka insanları analiz etmeye çalışırım ama bir yere kadar), fakat hayat böyle geçmez. Bunları da atlatabilirsek; hayatımda “ferrarim olsun, boğazdan yalım olsun” vs gibi hiçbir maddi hayranlığım olmadı. Ayda 1-2 kez binecek klasik araba, bir tane günlük bir tane de zevk için bineceğim motosiklet ve ilerleyen süreçte eğitim ve sertifika alıp tek motorlu uçak (2. Dünya Savaşı uçakları gibi) kullanmak istiyorum. Hiçbiri maddi değil, aksine zevk ile ilgilidir. 

Psikolojide A tipi ve B tipi insan vardır. Ben de A tipi kişiliğe daha uygunum. 

A tipi kişilik:
Aceleci, sabırsız, çabuk sinirlenen, dürtüsel, hırslı, dışa dönük, bilinçli, endişeli, proaktif (olaylara önceden hazırlıklı olan), işkolik, kararsızlıktan nefret eden insanlardır. Çoğu konuda kendimi buraya ekleyebilirim.

B tipi kişilik:
A tipi kişiliğe göre tam ters özellikler gösterir; istikrarlı çalışırlar, stresleri daha düşüktür, rekabetçi yapıda değillerdir, yaratıcıdırlar (sanatçı, oyuncu, şair, yazar vs).

Bu işi özetlemem gerekirse; 4 yaşında arabanın direksiyonunu tutmaya başladım. 7-8 yaşlarımda go-kart sürüyordum ve go-kart sürerken millet “oha çocuğa bak” diyerek toplandığı için her Pazar gittiğimiz dayı bana ekstradan 5-6 tur daha attırıyordu. 11-12 yaşlarımda minibüs sürebiliyordum (Mitsubishi, ama boş alanlarda sürdüm!). Araba benim için eğlence idi. O zamanlarda rallici, ama düşününce şimdinin Formula 1 pilotu olmak istiyordum (ki F1’e bayılırım). Gel gelelim şu an araba sürmekten gram zevk almıyorum. Hayatımda bu kadar zevk aldığım şey göreve, zorunluluğa dönüştüğü an işler değişti.

Yıllar böyle giderken son bir kaç yılda dedim ki, benim için işkence olan şeyleri zevkli hale getireceğim. Mesela traş olmak çok sıkıcı geliyor ama sakalı da sevmiyorum. Bu aralar eski tip, karadüzen jilete geçtim. Sırf daha fazla iş var, eğlence ile yapıyorum diye. Canım istemiyorsa 4-5 gün traş olmuyorum. Aynı şekilde trafiği de motosiklete binerek güzel açıdan, adrenalin vs ile birlikte daha zevkli hale getireceğim. Zaten A ve B tipi kişilikte böyle bir şey; A tipi sigara içerken, B tipi pipo içer örneğin. Keyif insanıdır.

Evliliğe Geri Dönelim

Düşününce, özellikle kızların küçüklükten beri tek bir şeyin hayalini kuruyorlar: GELİNLİK! Evlenmek, düğün… Toplum tarafından kadınlara biçilmiş rol bu. Dikkat edin kadınlar birbiriyle bir anlamda “sidik yarışına” giriyorlar. Hele hele tiksindiğim plaza ortamında… 14 Şubat’ta bir tek sen sevgiline çiçek yollamazsan bittin. Çiçek geliyor, kızların hepsi heyecanlı, kime geliyor acaba? Birine gidiyor, sırıtıyor. Çünkü diğer kızlara nispet. Böyle yalaka, iğrenç bir ortam var zaten plaza dünyasında, iş dünyasında. Giysiler, telefonlar, her şey birbiriyle yarıştırılıyor, kıskançlıkla dönüyor.

Bakıyorsun tek taş olayı var. Kızlar tek taş istiyor. Neden? Mutlu olacaklar. Bir insan neden tek taş ile mutlu olur? Çünkü nispet. Hiç kusura bakmayın, tek taş yüzünden mutlu olan bir insan toplum tarafından yaratılan kalıba girmiştir; filmlerde, arkadaşlarında gördüğü için özenir. Özendiği için alındığında mutlu olur. Fakat pırlanta, bazı şartlar dışında (büyük olacak, sertifikalı olacak, karatı vs gibi) genellikle 2. elde fiyatı düşen bir şey. Kuyumcular daha iyi bilecek ancak %30 ila %50 oranında değerinin düştüğünü (şartlara göre) söylüyorlar. Bana göre değil. Hatta yüzün olayı sinirimi komple bozan bir şey. Mümkün olan en hafif ve en ince yüzük ile bu işi bitirmeye çalışacağım… İşte bunlar hep sosyal baskı, toplumsal kalıplar, moda, ezbercilik, özentilik…

**

Aynı şekilde düğün olayı. Hayatınızda 4-5 kez göreceğiniz tipleri düğüne çağırıyor aile. Yok bilmem nerede altın takmışlar da falan da filan da… Saçma sapan işler. Gelirlerse nikaha gelsinler. Düğün yerine yakın aile dostları ve başka bir gün arkadaşlar ile birlikte şöyle güzel bir eğlence yapmak benim tercihim. Fakat insanların çoğu düğünü gövde gösterisi olarak gördüğünden bol para saçıp, bin bir telaşe yerine; gerçek eğlence, yemek, dans üzerine güzel bir tatil yapılabilir. Şöyle gerçekten güzel bir tatil. Altınlar, kapı açılmıyor/makas kesmiyor geyikleri, yok bilmem kimi neden çağırmamışız…

Gördüğünüz üzere evlilik, gerçekten karmaşık bir olay haline gelebiliyor. Hepsini geçebilirsek; ev devreye girecek. Ben minimalizm ve Zen’den kaynaklı, evin olabildiğince sade olmasını ve sadece gerekli şeylerin alınması taraftarıyım. Evin içine gösterişli eşyalar almak yerine; evin sade olması, fakat sadeliğin kendini göstermesi taraftarıyım. Aslında bu tam olarak minimalizm ve zen konusu olduğu için “zeni anlamak” yazısını okumanız gerekir. Gri, siyah, ağaç ve taş ağırlıklı bir ev yapmak istiyorum. Henüz örneğini bulamadım ve yapana kadar kafamdakine yakın örnek bulamayacak gibiyim. Ancak şöyle bir yerde oturmak istiyorum, 5 aileye yetecek eşyaların bulunduğu karmaşık bir ev değil; kafamı rahatlatacak, huzur verecek bir ev:

Sonuç Olarak

Yazıyı fazla uzatmayayım, saatlerdir yazmaktan kafam durma noktasına geldi. Fakat demek istediğim şey şu; KİMSENİN VE HİÇBİR ŞEYİNHAYATINIZA KARIŞMASINA MÜSADE ETMEYİN! Etrafınızdaki insanlara sert biçimde müdahale ederek, kendi hayatınızı kurun. Hayallerinizi, amaçlarınızı, hobilerinizi oluşturun. En önemlisi de neden zevk aldığınızı bulun.

Genelde biz sonuç odaklı yaşıyoruz. Bir projeye başlandığı zaman, değişen durumları göremiyoruz ve başlarken neye niyet ettiysek, öyle bitmesi için uğraşıyoruz. Oysa projeye yoğunlaşsak; daha fazla şey öğreneceğiz, daha fazla tecrübe kazanacağız. Proje istediğimiz gibi sonuçlanmasa dahi, başka bir kapı açacak ve oraya yöneleceğiz. Özellikle son 2 yılda iş dünyasında ve annemin arge firmasında bunları yakından gözlemleme fırsatı buldum. Bilgisayar mühendisliğine başladım, bitirmeye odaklandığım için fırsatları önce göremedim. Fakat geçte olsa görerek siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilere geçtim ki hayatımda verdiğim en iyi karardı (şimdiye kadar). Tabi etraftan söylenenler oldu, imalı şekilde “senin okul bitmedi mi?” diyenler oldu; aileme, “bizim yiğen 2 üniversite bitirdi” diyenler oldu… Tabi hepsine “hasiktir” diyebilmek gerekiyor. Tartışmaya girmeyin ama siz kendi işinize bakın diyebilmeniz gerek.

**

Bunların dışında moda, toplumsal kurallar, toplum, filmler, eş, dost… Bunların bir yararını görmeyeceksiniz. Kitaplar, belgeseller, sizi motive edecek dostlar, sizinle konuşabilecek insanlar… Politik görüşlerimiz, dine bakış açımız, giyiniş şekillerimiz farklı olabilir; fakat bir bakıyorum, aslında ülke ve gelecek için, çocuklarımız için aynı şeyleri diliyoruz. İşte bu yüzden insanları yargılamak için dinlemeyin, anlamak için dinleyin. Sizi yargılayan insanları da hızlıca hayatınızdan uzaklaştırın. 

Bir tane hayatınız var ve bu hayatta sağlığın mı yoksa zamanın mı daha değerli olduğu konusunda yıllardır çekişme içerisindeyim. Zamanımızın ne kadar kaldığı belli değil. Bugün bir ilaç firmasının arge müdürünün ölüm haberini aldık. Çok güzel işler yaptı ve 46 yaşındaydı. Hayatınızı işe verip, iyi işler yapıp 50 yaşına gelmeden hayattan göçebilirsiniz.

Bu yüzden hayatınızı ailenizin, arkadaşlarınızın, toplumun şekillendirmesine izin vermeyin. Başkalarını taklit etmeyin. Her şeyi araştırın, okuyun, öğrenin fakat hobiniz işiniz olsun. Ve öğrendiğiniz her bilgiyi, etrafınıza yaymaya çalışın. Değişimi böyle başlatacağız.

Söylemesi kolay, yapması zor diyeceğim fakat yukarıdakileri yazmam 4 saatten fazla zamanımı aldı ve demek istediklerimin 10’da 1’ini diyemedim… Çok şey anlatmak istiyorum ama özet şudur; HAYATINIZDAN SİZ SORUMLUSUNUZ! Bir şeylerden mutsuzsanız, bu sizden kaynaklı. Ya hayaliniz yok, ne yapacağınızı bilmiyorsunuz; ya da hayallerinizin peşinden gidecek kadar cesur değilsiniz. Benim de amacım bunu fark etmenizi sağlamak. Böylece 2030’dan sonra, birlikte güzel işler yapabiliriz…

Sağlıcakla kalın.

Kategori: Genel - Hayat