Geçen gün adını vermeyeceğim ancak muhtemelen anlayacağınız bir üniversitenin veterinerlik fakültesine gittim. Kedim kanser, kontrol amaçlı gittik. Tekrar kan aldırdım, zor zar laba yetiştirmeye çalışıyor ve 12’ye 4 varken lab kapatılmış. 1 değil, 2 değil! Mecburen açılana kadar bir saat bekleyeceğiz, haliyle bahçesindeki yerlere oturdum. Annem ile birlikteyim. Derken bir kaç dakika sonra arka taraftaki masaya bir kız oturdu ancak, dizi ve Güldür Güldür Show’daki abartılı “plaza kızları” ve “tikky” karakterleri gibi konuşuyor. Ağzını yayıyor, kullandığı sözcükler vs.. Kan beynime sıçradı daha oturur oturmaz.

Telefonla konuşuyor çok “çağdaş” hanımcığımız! Derken pat “a. koyayım” sözü çıktı ağzından. Annemle donup kaldık. O kadar yapay duruyor, o kadar yakışmıyor ki! Tam burada şunu belirtmeliyim ki; her ne kadar kullanmamak için bir süredir dikkat etsem de, küfür eğer yerinde kullanılırsa; sanat haline geldiğini düşünen biriyimdir. Yani Kemal Sunal’ın filmlerindeki masum küfürlerden tutun, Cem Yılmaz’ın gösterilerindeki ve hatta bazı fıkralardaki küfürlere kadar hepsi; eğer ayarında ve dozunda ise bir sanattır! Üstelik insanız, yeri geliyor ve okkalı bir küfür ile kendimizi ifade edebileceğimiz durum oluşuyor ki, otur iki saat küfürsüz anlat durumu, hiçbir işe yaramaz. Buna rağmen durduk yerde cümleye nokta koyar gibi “a. koyim”?

Bir daha dedi, bir daha dedi; bağıra bağıra saçmalıyor, artık son kez küfür edince döndüm kıza baktım “cık cık cık” yapıp önüme döndüm. “Küfür etmemize de karışıyorlar yaaağğğ” diye telefondakine söylüyor. Evet kendini çağdaş sanan asalak! Üniversite içinde, başka insanların olduğu bir ortamda avazın çıktığı kadar ve ağzını yayıp konuşman ve devamında normal küfürü geçtim, “a. koyayım” (ki a. koyim dedi tam olarak) gibi bir sözcük kullanmana karışmak gerek.

Kadın haklarını, kadın eşitliğini her alanda savunurum fakat aynı zamanda “FEMEN” gibi göğüs açarak, 15 yaşında ergen gibi “a. koyim” diyerek eşit olduğunu ve özgür olduğunu hisseden varsa; kesinlikle bunlara karşıyımdır. Git Sabiha Gökçen gibi dünyada “eğitim görmüş ilk kadın pilotu” ol, desteğim sonsuz. Ne gerekiyorsa, elimden ne geliyorsa! Velantina Tereşkova gibi ilk kadın kozmonot ol, elimden ne geliyorsa desteklerim. Fakat eşitlik ve özgürlüğü; çağdaşlığı (medeniyeti) böyle saçmalıklarla ARAMAYACAKSIN!

Derken bir baktım, veterinerlik fakültesi öğrencisiymiş. Giydi önlüğünü falan. Zaten son yıllarda yeni açılan ve özel  olan üniversitelerde, özellikle “meslek yüksek okulu” bölümünde okuyan sağlık öğrencilerini gördükçe; 5-10 yıl içerisinde anesteziden dahi ne kadar insanın ölebileceğini, çünkü öğrencilerin ne kadar eğitimsiz, ne kadar kültürsüz, ne kadar bencil, ne kadar paragöz olduğu ve işe yaramaz olduğunu görünce anlamıştım. Hepsi böyle değil tabi ki, fakat çoğu böyle.

İşte hayvanlarınızı, kendinizi ve sevdiklerinizi emanet edeceğiniz veterinerler, sağlık çalışanları ve hatta doktorlar!

 

Derken: Anadolu İnsanı

Giyinişi mükemmel, makyajı tam ve son model cep telefonu ile konuşan bu “tikky” arkadaşın muhtemelen küçümseyerek bakacağız şekilde tarla giysileri ile köpeğini oraya getirmiş birisi vardı. Yanında Kangal cinsi köpek, hayvan çok uysal. Yeni doğum yapmış (daha doğrusu memelerinde süt var), uysal. Laf attık. Derken isminin Şaban olduğunu öğrendiğim o geniş yürekli adamla sohbete başladık.

Tabi yem ve hayvancılık sorunlarından girdik, etin pahallılığından çıktık; insanların kolaya kaçması ve çalışmamasından girdik, hayvan sevgisinden çıktık, İstanbul trafiğinden de insanların ne kadar barut gibi olduğundan da konuştuk.

Hayvanları var. Hayvanlarına gözü gibi bakıyor. Belediyenin attığı 2 hayvanı nasıl sahiplenip çoban köpeği gibi sürüyle birlikte gönderdiğini de anlattı, lüks cipler ile gelip ormanlık alana nasıl cins cins köpeklerin atıldığını da. Sevginin cinsi yoktur, ayrımı yoktur. Köpeği seviyorum ama kediyi sevmiyorum (visa versa-tam tersi) diyen insanları falan anlamadım.

BANA GÖRE SEVGİ YA VARDIR YA YOKTUR!

Ne güzel dedi adam, selam verdiniz ve konuştuk. İnsanlar şimdi birbiriyle konuşamıyor bile dedi. Herkes hemen kavga ediyor, birbirini küçümsüyor dedi. Konuştukça konuştuk. Telefon numaralarımızı aldık, inşallah en kısa sürede Çatalca’da kendisini ziyaret edeceğim.

Öte yandan bu milletin efendisi, yüce gönüllü insanı sokakta görünce muhtemelen “köylü” diyerek aşağılayacak olan makyajı, pahallı giysileri ve dış görünüşü tam ancak içi boş olan kız mı???

Yani baktım… Hangisi bizim geleceğimiz, hangisine önem vermek gerek? Bu yüzden dış görünüşüne aşırı önem veren insanları hayatım boyunca ciddiye almadım, almam da. Başkasının da dış görünüşüne önem veren insanı da hayatımda tutmam. Tabi bu; kirlilik, kırışıklık, bakım gibi konularla ilgili değil.

Yani iyi giyinmek ile pahallı/gösterişli giyinmek arasında fark var. Kendine dikkat edeceksin; saçına, dişine, temizliğine, ayakkabılarına vs. Bu ayrı şey. Fakat başkasının bindiği arabayı, kullandığı telefonu, giysilerdeki logoları önemseyen insanları da hayatımda ne ciddiye aldım ne de hayatımda tuttum. Ne kadar doğru karar verdiğimi de yıllar geçtikçe anlıyorum.

Görsel vermeme gerek yok sanırım? Türk köyünü ve o köyde yaşayan insanları düşünün. Erkekleri düşünün. Harmandan gelir, duşunu alır, köy kahvesine iner. Nasıl iner? Topu topu bir kaç yüz metre ötede, her gün gördüğü adamla aynı kahvede nasıldır?

Şapkası,
Gömleği,
Gömlek üzerine yeleği (cepken),
Bunların üzerine ceketi,
Altta ayakkabısı

Bakın Beymen’den vs almıyor olabilir! Önemi de yok. Harmandan gelse dahi, köy kahvesinde böyle takım elbise ile oturur. Şimdi mi? Kıçına eşortmanı geçirip, altına parmak arası terlik giyen ve buruşuk tişörtü üstüne geçiren; okula bile böyle gidiyor. Ya da gösteriş yaparcasına pahallı çanta ve giysiler ile gidiyor. OLMAZ KARDEŞİM!

Ne İslam adı altında Araplaşacağız,
Ne çağdaşlık adı altında yozlaşacağız!
Nereden, ne alırsak alalım; Anadolu-Türk kültürünün üzerine işleyeceğiz!
Kendi kültürümüzü ortaya çıkartacağız. Başka çare yok.

**

Plazalardaki insanların konuşması rezalet.
Okullardaki öğretmenler rezalet.
Çalışanlar rezalet,
Şirketler rezelet…

Say say bitmez. Her şeyin %10’u. O kadar. Öğrencilerin %10’u iyi. Şirketlerin %10’u iyi. Okulların %10’u iyi. Bakın bakalım 190 civarı üniversiteden kaç tanesi prestijli? Dünya çapında iyi?

Yani bu ülke düzelecekse, bu toplum değişecekse, bütün kıvılcımı yakacak olanların sayısı %10’dur! İnsanlara bilgiyi aşılayacak, doğruyu anlatacak kişiler bunlar. Sorun şu; bütün bunları yapacak %10’un örgütlenmesi? Kaçta kaçı mücadele ruhuna sahip, kaçta kaçı ne yapacağını biliyor? Bu %10 içinden kaç tanesi cesur, azimli, ve geleceğe karşı umutlu? Önemli olan bunlar.

Ben her seferinde Anadolu insanını seçerim. Öyle yürekli, öyle merhametli, öyle çalışkandırlar! Türkiye’yi kuran, yücelten onlardır! Bu yüzden “köylü milletin efendisidir”. Ne yazık ki köylere gereken önemi vermedik. Köylerden şehirlere gelen insanlar ise cesaretlidir, enerjisi vardır. Fakat bu insanları şehir hayatına alıştıramadık. Uyum sağlayamadılar yani. Devlet olarak göçü planlı ve programlı yapamadık. Şimdi de bunun acısını çekiyoruz.

Kurtuluş ne Avrupa’da ne de Arap coğrafyasında. Eğer bir kurtuluş arıyorsak yalnızca tarihe ve kendi kültürümüze bakacağız; içimize bakacağız. Eğer biz kendimizden vazgeçmeyip, kendimize inanırsak başarırız. Kendi dilimiz, kendi kültürümüz, kendi tarihimiz…

Umarım anlayacağız.

 

Fazladan Bir Hikayecik (Anekdot)

Kedimizin ağzında tümör çıktı ve kitle alındı. Hem de en ciddi kanser türlerinden birisi. Sürekli gelip götürürken, orada hayvanları, hasta sahiplerini ve orada canla başla çalışan veterinerleri de izleme fırsatım oldu haliyle. Bir sürü hayvan, hayvan dostu ve veteriner (ayrıca asistan ve öğrenci) gördüm. Fakat unutmadığım iki olaydan bir tanesini anlatacağım.

Her zaman hayvanların başında en az 1 hayvan dostu (sahibi demek istemiyorum) oluyor. Fakat bir gece acile gittik. Bir hayvan var, köpecik. Normalde hayvanlar iğne vurulurken, serum yerken falan durmazlar. Hayvanı oraya getiren “hayvan dostları” yanındadır ve sever, bakar vs.

Fakat bu cinsi muhtemelen sokak köpeği olan hayvan tek başınaydı ve masum masum yatıyordu. Serum yiyiyor, yanında kimsesi yok. Bakınıyor. Yan tarafında sedyede ve görebileceği bölümde başka hayvanlar var ve yanında birileri var. Bu hayvanın ise yanında kimse yoktu. Gözüm takıldı hayvana. Birini görünce kuyruk falan sallıyor ancak sahibi falan yok mu dedim.

Sonra serum bitince, okul güvenliği gibi üzerinde üniformamsı bir şey olan biri geldi, hayvanı fakülte dışına çıkarttı. Hayvan biraz zor yürüdü, sonra açıldı, adam da geri girdi içeri. Hayvan gitti.

Eğer imkânım olsaydı, en azından bir bahçem vs olsaydı kesinlikle bu hayvanı alırdım. O kadar etkiledi ki. Hayvanlarda dahi böyle ayrımı görüyorsunuz. Gerçekten bu kadar ayrım, sınıf farkı vs üzücü.

Hayvan dükkanlarında (petshop), sırf “cins” ve/veya “sevimli” diye ufacık hayvanların yüzlerce liraya satılırken; belediyelerde hayvanların uyutulması, ormanlara bırakılması, sokağa salınması acıdır! Bu gerçek hayvan severlik değildir.

Tabi cins hayvan almayın falan demiyorum; hayvan dükkanlarından almayın. Orada tek başına serum yiyen ve çıt çıkarmayan masum hayvan sizin zengin-fakir, yakışıklı/güzel veya çirkin olmanıza, arabanızın modeline vs gibi saçmalıklara asla bakmayacaktır. Sizi KOŞULSUZ sevecektir. Sadece hayvana biraz ilgi gösterin, bakımını ihmâl etmeyin yeter. Sizi koşulsuz sevecek hayvanlarınızı da bakamayıp atmayın. Önce veterinerlik fakültesinde 3-4 saat geçirin. Sonra karar verin gerçekten istiyor musunuz diye.

Hayat böyle sanıyorum… Kimisi kombili evde, petek yanında, lüks mamaları yiyiyor; en ufak bir şey olsa, hemen veterinerde ve yanında 3-4 kişiyle tedavi görüyor. Kimisi de yazın sıcakta su, kışın soğukta yemek bulmakta zorlanıyor, tek başına serum yiyiyor ve yine dışarıya mahkûm kalıyor. Araba çarpması, bir kaç yılda ölmesi cabası.

BAKAMAYACAKSANIZ ALMAYIN! Hayvanlar sadece mama-su verip arada seveceğiniz ŞEYLER değil! Canlılar! Hastalık hali var, aşısı var, kakasını temizlemesi veya günlük dolaştırması var; olası bir yatalak vs gibi durumda sürekli bakımı var, yaşlandıklarında tuvaletlerini tutamayacaklar vs… Bütün bunları düşünün yeter.

Birisinin bakamayıp sokağa bıraktığı köpek ya da onun yavrularından birisiydi orada kimsesiz şekilde serum yiyen hayvancık. Birisinin sorumsuzluğu, birisinin suçu o hayvan! Ve bu sorumsuz yaratık, nasıl çocuk bakacak? Nasıl eğitim görecek, nasıl iş yapacak? Bunlar da bambaşka sorular.

**

Hayvanları sokağa atanlara ağır cezalar getirilmeli ve hayvan dükkanları (petshoplar) yasaklanmalı. HAYVAN SATILMASIN KARDEŞİM! Öyle hayvan köle merkezi gibi ufak ufak hayvanları cama kapatıp, büyüdüklerinde de “şirin olmuyor” gerekçesiyle uyutmasınlar!

Dükkandan ayakkabı alır gibi hayvan alınmasın. Daha önce geçmişinde dışarı hayvan atan, hayvanlara ve insanlara işkence vs gibi suçlarda bulunan yaratıklar almasın örneğin. Bu işe ciddi denetim ve kısıtlılık getirilsin. Hayvanlar kayıt altına alınsın ve hayvan sahiplerine hesabı sorulsun. Eğer hayvan 1-2 yıldır veterinerlere götürülmemişse; hemen merkezden bilinsin ve hayvan sahibi aransın. Ne oldu? Öldüyse nasıl öldü? Ölen hayvan da bildirilsin. Bu işe biraz ciddiyet gerek.

Canlı yahu! Konuşamıyor diye, çektikleri bin bir sıkıntıyı görmezden geliyoruz. Ayıp. İnsanlığa sığmıyor! inandığınız, takip ettiğiniz değerlerin hiçbirine de yakışmıyor!