İnternete çevirmeli ağ ile bağlandığımız o yılarda (ne güzel sesi vardı), programlama öğreniyordum. Tabi bilgisayar dergileri vardı, o dönemde alışkanlıktı. Aklımda kaldığı kadarıyla; CHIP, PCNet, PC World ve bir tane daha vardı yanılmıyorsam (2000’lerin sonu, 2010’ların başı). O dergilerden bolca cd biriktirdiğim ve yıllarca aldığım bir dönem olmuştu, cdlerin içinde, Pardus diye bir şey vardı. Diyor ki ücretsiz işletim sistemi. Bu ne diye araştırdım. Neyse işin özü yükledim. 2011-2012 civarı bir dönemdi. Haliyle olmadı tabi. Ben de beğenmeyip geri Windows’a geçtim.

Fakat her değişim döneminde olduğu gibi, fazlasıyla sancılı süreç başlayacaktı. Ayda 1-2 kere tamamen linux kurup, sonra windows’a geri dönüyordum. Linux dünyasının, yani açık kaynak ve özgür yazılımın tadını almıştım bir kere. Baktım sürekli dönüş sorunlu oluyor, ben de bir bilgisayara hem linux hem windows kurarak işi çözdüm. 2016’lardan sonra 1-1,5 yıl kadar linux kullandım, sonra ara ara dönüşlerim oldu.

Derken Windows Vista rezilliği, Windows 8 saçmalığı, menünün çıkartılması, geri konması, Windows 10 derken iyice çileden çıkmıştım ki; her hafta güncelleme yayınlayan Windows, büyük bir güncelleme yayınladı geçtiğimiz haftalarda ve bilgisayar berbat duruma geldi. Dayanamadım Linux dünyasına geri dönmeye karar verdim.

Aslında göynüm MacOs’ta da şimdi 6-7 bin lira bir dizüstüne verecek durumda değilim. Fazla lüks. Bir ara (Hackintosh ile) normal dizüstüne MacOs kurmuştum ve bir ara iAtkos kullanmıştım (ücretsiz olduğu dönemlerde), gayet tıkır tıkır çalışıyordu. Aynı bilgisayarda Windows’tan daha performanslıydı, özellikle büyük dosya ve klasörleri işleme gibi çeşitli konularda. Sürücü sıkıntıları, Linux’tan daha kolay hallediliyordu ki MacOs sadece Apple donanımlarına uygundur. Neyse, bunlar zora girdi (paralı oldu vs), orjinalini almakta çok sıkıntılı. Acırım o paraya… Neticede linuxta karar kıldım.

Fakat bir sorun vardı, uzun süredir bakmamıştım. Hangisi iyidi? Fedora, Ubuntu, OpenSuse, Manjaro (Arch), Debian??? 6-7 tanesini denedim ve hepsinde sıkıntılar vardı. Ya GUI (arayüz) çalışmadığı için konsoldan kurmam gerekti, ya yükledikten sonra bir şeyler yolunda gitmedi…

Fakat Linux Mint’i kurdum…

 

Linux Mint İncelemesi

Ubuntu’yu seviyordum (Gnome’cuyum) ve Linux Mint çıktığında direkt olarak onu kullanmaya başlamış ve bir daha başka bir dağıtıma geçmemiştim (kısa süreliğine Fedora’ya geçmiştim gerçi). Sonra Windows’a geri dönmek zorunda kaldım (bazı programlar nedeniyle, PlayOnLinux ve Wine’da çalışmadılar) ancak son süreçte Windows’tan tiksindim. Zaten 20 yıldır Paint ve Explorer’ı adam edemeyen bir YAZILIM ŞİRKETİNİN ne kadar muhteşem(!) işler yaptığını anlayabilirsiniz.

İsteyenler için şuraya video bırakayım:

 

**

Kısaca görebileceğiniz gibi (linux dünyasında olmayanların özellikle); Windows ve özellikle MacOs’un aksine paneller, içindeki küçük scriptler vs ile panelleri falan istediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz. Başka bir şey mi yapmak istiyorsunuz? Bir kaç kod yazarak her şey ayağınıza geliyor. Özgürlüğü, iliklerinize kadar hissedeceksiniz fakat diğer dağıtımların aksine Linux Mint’te bu gayet sağlam şekilde veriliyor.

Diğerlerini biraz bızdıkladığımda (kurcaladığımda/oynadığımda), direkt olarak bir şeyler çöktü, düzgün çalışmadı, güvenli modda başlatıp ayar yapmam gerekti. Hatta bir tanesinde hiç ellemeden önce güncelleme komutu verdim, güncellediğinde her şey karıştı…

**

Fakat Linux Mint, bıraktığım gibi… Eğer arabayla kıyaslayacak olursak, Volvo kullanıyor gibi hissediyorsunuz. Yeni başlayanlar için gayet güzel çünkü ekranda bazı panelleri falan dağıtmak dışında pekte zarar veremezler.

Öte yandan MacOs’un uygulama merkezi kadar olmasa da, Windows’tan kat kat daha iyi şeyleri bulmanız mümkündür;

**

Söylemem gerek, açık kaynak ve özgür yazılım dünyasının mantığı hala devam ediyor; tasarım açısından yüksek kalite ve kolaylık sunmuyorlar ancak her şey işini yapıyor. Mesela ben Photoshop kullanmayı bilmem. Pain vs çok basit ancak GİMP benim için biçilmiş kaftan. Ufak tefek şeyleri kolaylıkla halediyorsunuz ve ücretsiz ve küçük boyutlu…

Çok sekme ve çok uygulamayla çalıştığımdan, Cinnamon masaüstü fazlasıyla kararlı (stabil), kullanımı kolay ve kullanışlı hale geliyor. Örneğin şu anda Chrome’da16 sekme açık, Firefox’ta ise 4 sekme açık. Aynı zamanda 5 tane farklı program açık ki bunlar sadece blog yazısı için gerekenler. Daha derin analiz ve/veya görsel materyal falan gerekiyorsa, Excel gibi uygulamlar, GİMP, masaüstü kaydedicisi, video kaydedici gibi tonla şeyi açıp kullandığımdan; bunları farklı masaüstülerde gruplamam gerekebilir (bunu Windows’ta da yapabilirsiniz, videosunu burada vermiştim).

 

Ücretsiz İçerik ve İndirmesi Kolay

YUTUBIR olmak isteyen gençlerimiz var mesela. OBS yanında videoları ne ile düzenlesek, şunu ne ile yapsak diye düşünüyorlar. Ya da canlı yayın yapılmayacaksa, ufak çaplı uygulama istiyorlar… Linuxta kütüphane ve dosyalama sistemi çok güzel olduğu için, çok ufak programlarla büyük işler yapabiliyorsunuz. Örneğin ekran yakalam (kaydetme) programımın boyutu 3mb civarı. Galiba 2 kütüphanesi vardı ki onlar da ufacık. Hepsi bu.

Giriyorsunuz yazılım merkezine ve orada bir sürü şeyi görebilirsiniz. Örneğin 3 tane video düzenleme aracı indirdim, bir tanesine bayıldım ve onu kullanıyorum şimdi. Hepsi bu. Hepsi ücretsiz!  Film falan çekeceksiniz bilmem fakat amatör ruh ile görsel düzenleyecek, ekranı kaydedecek ve videoları düzenleyip Youtube’a atacaksınız bunlar yetip artıyor.

Terminal

Windows’taki CMD dediğiniz komut satırı var, hani siyah bir şey ve sadece yazılar giriyorsunuz…. Heh onun gelişmişi var linux ve unix tabanlı sistemlerde (yani MacOs dahil). Windows’ta ufak program indirip yapmak zorunda kaldığınız bir sürü şeyi burada güzel şekilde yapıyorsunuz.

Kabuk programlama dediğimzi bir yapıyla, Windows’taki .bat dosyalarının yapabileceklerine (ve çok fazlasına), terminal komutları ile yapabilirsiniz. Bütün her şeyi buradan yapmanızın imkanı vardır.

Örneğin grep komutu, boru (pipeline > | ) gibi şeyler çok kolaylaştırıyor işlemleri. Biraz kaba olabilir fakat bir fıkra var;

Dünyaca ünlü kalp doktorunun arabası bozulmuş ve arabasını tamire götürmüş..Tamirci arabanın kaputunu açmış ve Doktora dönerek:

-Size bi şey soracağım..Ben ve siz hemen hemen aynı işleri yapıyoruz..Örneğin ben şimdi özenle kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim,gerekirse kabloları ve motor yağını değiştireceğim..Hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım.. Söylermisiniz siz nasıl oluyor da milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun sıkıyorum..?

Bunun üzerine Doktor tamircinin kulağına eğilmiş ve şöyle demiş :

– Bunların hepsini motor çalışırken yapabilir misiniz?

İşte terminal ile, motor çalışırken de yapıyorsunuz. En güzeli bu. Sadece terminal kullanıp bir sürü şeyi yapma imkanınız var. Daha sonra değineceğim kablosuz ağ sürücüsünü kurmak için wget komutu verip, sürücü dosylarını indirdim ve make, sudo make install diyerek yükledim bu kadar. “ileri ileri ileri ileri, kur, tamam, ileri” gibi işlemler yok mesela.

Bu, biraz alışmış kullanıcılar için güzel oluyor, beğeniliyor fakat yeni kullanıcılar için tam bir işkence.  Tabi hepsini arayüzden yapabilirsiniz.

**

Ek bilgi: önceden bilgisayarlar terminal (ya da cmd) şeklinde siyah bir arkaplana kod yazılarak çalıştırılıyordu. Xerox’un geliştirdiği GUI (Graphical User Interface – Grafiksel Kullanıcı Arayüzü) bunu, günümüzdeki anlaşıya yani klasör, pencelere, fare gibi şeylere dönüştürdü. Xerox yöneticileri aptallıklarından bir kenara attı ve önce Steve Jobs gelip bunu sömürdü, sonra Bill Gates..  Steve Jobs, Apple’dan uzaklaştığında; Bill Gates (ve Microsoft), gerideyken Apple’ı geçti.

Az Yer Tutuyor

Linux Mint ile birlikte gelen yazılım merkezi, paket yöneticisi, terminal gibi şeyler SAYMAZSAK; şu an bilgisayarımda 52 tane program var. 3 tane resim görüntüleme, 1 tane düzenleme (GİMP), 2 tane ekran kaydetme, 3 tane video düzenleme, 2 tane arayıcı, ftp aracı, ATOM, Arduino, Libre Office..

Say say bitmez, 52 tane… Fakat Linux Mint’i ve araçlarını dahil edersek herhalde 120-130 civarında olacaktır. Hele hel iş paketlere gelirse, “apt list –installed” komutu verdiğimde 2583 tane paketin olduğunu anlattı.

Bu kadar bol bol şey varken, 128GB’lık SSD’nin ne kadarı kullanılmış? 44,8 GB kullanılmış! İşletim sistemi, paketler, uygulamalar… Hepsi için bu kadar. HATTA SÜRÜCÜLER DAHİL! Bir sürü kütüphane var ve bunlarla çalışıyorsunuz

**

Windows kullanırken durum neydi?

128 gb’lık SSD ve 1 tb’lık HDD var. Haliyle işletim sistemini 128’likte ve diğer dosyaları normal harddiskte tutuyordum. Windows “sözümona”, yüklendikten sonra 12gb kadar bir yer tutuyor. C++ kütüphanelerini, sürücüleri, Windows için gerekli olan bazı şeyleri yüklediğinizde ben nedense 50’den aşağıya düştüğünü görmedim. TÜM PROGRAMLARIMI ki yukarıda saydığım Atom, Filezilla, Firefox vs dahil; HDD’ye eklememe rağmen 100’ün altında tutmakta zorlanıyordum.

Kıyasladığınızda ne kadar farklı olduğunu göreceksiniz.

 

Windows’un Bu Kadar Çok Kullanılmasının Nedeni Nedir?

Şimdi gelelim başka bir konuya. İlk kez 2. Dünya Savaşı’nda gördüğüm bir olay (daha öncesi vardır belki de, kafama burada yattı)… Kalitenin değil, sayının kazandığı (yani niteliğin değil niceliğin kazandığı) durum ortaya çıktı.

Nazilerin sayıca üstün tankları vardı ve Rusları yarıp geçmişti. Ruslar, takdit edebileceğim bir şekilde geri çekilde, toparlandı, yoğunlaştı ve sonucunda çabuk öğrendi, kendini geliştirdi ve işleri tersine çevirdi. İlk olarak T-34 tankları çıktı ki Almanların dar paletli Panzer tankları ile karşılaştırıldığında; çamur ve karda batmıyordu. Almanlarda çözüm bulmak zorundaydı. Vahşi makine Tiger 1 çıktığında hiçbir şey durduramamıştı ve Tiger 2 (King Tiger) ortaya çıktı.

Tiger 2 ve T-34 karşılaştırılamayacak kadar farklıydı (biri ağır, diğeri orta tank zaten). IS ve T34-85 güncellemesi dahi King Tiger ile karşılaştırılmazdı.

King Tiger’da ve diğer Alman tanklarında mürettebat için daha fazla yer vardı, yüzeyi pürüzsüzdü, içindeki cihazlar yüksek teknoloji ürünüydü (Ruslarda ilk başta telsiz operatörü bile yoktu ve bu organize olmalarına engel oluyordu).

Ruslarda ise aynı tank için farklı fabrikada üretilmiş iki parça birbirine uymayabiliyordu. Hatta T-34’lerin montajdan sonra bir tur attırıldığını ve düşen, eğilen, yamulan parçaların biraz çekiçlenip, kaynaklanıp (ne gerekiyorsa) savaşa yolladığı söylenir.

T34’lerde mürettebat için yer yoktu çünkü eğimliydi. Eğim ise başlı başına bir mühendislik harikasıdır. Bir plakaya açı verdiğinizde, merminin girmesi gereken yer fazlalaşır ve “etkin kalınlık” artar.

Hepsinin ötesinde 1 Tiger yapılana kadar Sovyetler 400 T-34 yapıyordu. Yine 1 Tiger tankının maliyetine 100’e yakın T-34 yapıldığını okumuştum.

**

Bırakın King Tiger’ları (zaten savaşın sonlarında devreye girdi), Tiger 1’ler ile teke tek kapışacak bir Rus tankı yoktu. Tiger 3 kilometre öteden vurabiliyorken, T-34’ün 800 metre menzile girmesi gerekiyordu. Tiger’ın 10-12 tanke T-34 ve Sherman (ABD) tankını yok ettiği bir sürü olayı belgesellerden izleyebilirsiniz.

Alman teknolojisi bu kadar yüksek iken neden kaybetti?

2. Dünya Savaşı : Üretim Savaşı

Cephe, strateji, Hitler’in aldığı saçma sapan ilaçlar sonucunda daha da manyaklaşması gibi bir sürü şeyi bir kenara bırakırsak; 1 tane Alman tankı yapılana kadar karşılığında yüzlerce Rus tankı yapılıyordu ve Sovyet tarafının amacı şuydu, “işe yarasın, konforlu olmasına da gerek yok zaten bir savaşa girecek ve mürettebat kaybedecek, dönüp başkasını alacak”. Bu yüzden paletteki pinler bile sabit değildir ve ufak bir demir ile (eğimli demir), pinler çarpıp yerine girer…

Bir anlamda “sadecilik” tabi kötü olanı… Ucuz, basit, hatta kalitesiz; fakat işe yarar şeyleri yapmışlar. Üstlik paletleri geniş tutma, zırha eğim verme gibi mühendislik harikalarını da bulmuşlar.

**

ABD’nin falan savaşa girmediğini düşünsek bile (ya da Hitler’in Amerika’ya savaş açmadığını); yine de Ruslar yenecekti. Çünkü doğal kaynaklara, Ural çeliğine falan sahiptiler. Ayrıca daha fazla fabrika vardı, insan gücü ve üretim daha fazlaydı (sadece Çernobil belgesellerini izlerseniz, insanların Stalin tarafından nasıl kullanıldığını, resmen ölüme atıldığını anlayacaksınız).

Devamında da aynı yarış devam etti… Üretim yarışı… Uzaya taşındı tabi bu olay. Almanlardan ele geçirilen bilim insanları; Amerika, Avrupa ve Sovyetlere (en fazla ABD ve SSCB’ye) kaçtı ya da kaçırıldı. Tıp alanından bugün kullandığımız iletişim altyapısının temeli olan V1 ve V2 füzelerine kadar her şey Nazilerde yapılmıştı, diğerleri yanına yaklaşamamıştı. Tabi V1, V2 füzeleri aynı zamanda havacılığı da geliştirdi.

SSCB uzaya ilk araç gönderen taraftı. İlk canlı gönderdi, ilk insanı gönderdi, ilk kadını gönderdi. Fakat hiçbiri Ay’a inemedi. İlk kez Amerika indi (şüpheler var).

Sovyetler, üretim gücü sayesinde Nazileri yendi (Amerika falan yardım etmedi, Sovyetlerin Nazileri geri püskürtmesine ve Naziler neredeyken, Amerikalıların Normandiya’ya çıkarttığına bakınız, tarihlere)….

 

Gelelim Microsoft’un Windows’una

Pek fazla bir şey değiştiğini düşünmüyorum. Kaliteli olan Macbook ve MacOs pazar payında yukarılara çıkamaz çünkü farklı strateji deniyorlar. Aynı zamanda Ferrari gibi araçlarda Clio vs gibi alt segmentten fazla satamaz. Haliyle kalite olayı biraz farklıdır. Kaliteli olan çok satar demek güç.

Böyle yarışlarda bir değişim gelecekse, farklılıkla ve yenilikle (ecnebilerin dediği gibi “innovation”) ile gelir. Linux’un gelecek olduğunu söylüyordum ancak bilgisayarlarda değil diyordum. Şu an pazar payı Linux tabanlı Android’de.

**

Ya Windows?

Steve Jobs dünyayı değiştirmek istedi, değiştirdi. Bill Gates, dünyanın en zengin adamı olmak istedi ve oldu. Nasıl baktığınıza ve ne yapmak istediğinize bağlı. Microsoft’un yönü iş dünyası oldu. Apple ise ev kullanıcılarını hedefledi.

Konu iş dünyasına geldiğinde olay basittir; VERİMLİLİK! Bu kadar basit. MacOs gayet performanslı ve işe yarar fakat maliyet açısından çok sıkıntılı. Linux ise tam bir baş belası. Çok basit işlemler bile sıkıntı çıkartabiliyor. Örneğin Realtek kablosuz ağ sürücünde sorun yaşadım. Kendiliğinden görenler kesilip duruyordu. Linux Mint’i yüklediğimde, cihazı bile görmedi. Sürücüyü yükledim ama hala sıkıtnılı. Düşünün dizüstü bilgisayar kullanıyorum ve kablosuz ağ bağlatısında sorunlar yaşıyorum (bu bile Windows’a geçme nedeni olabilir?).

Bir şirketseniz, Microsoft Windows’u kurduğunuzda MacOs’tan daha ucuz olacak (MacOs için MacBook ya da iMac almak bile başlı başına maliyet). Fakat Linux ucuz, neden kurulmuyor derseniz; zaten bilgisayar mühendislerinden kaçı linux dünyasını iyi biliyor ve bir şeyler yapabilecek derecede? Öte yandan Windows konusunda pat pat sürücüler kuruluyor, pat bir şeyler yapabiliyorsunuz. Çok daha kolay, çok daha işlevsel.

Diğer bir olay programlar… Linuxta bazı programlar yok. Microsoft-Linux işbirliği sayesinde exe dosyalarını artık daha güzel kullanıyorsunuz (örneğin Linux için iTunes yok ama PlayOnLinux üzerinde çalıştırabilirsiniz). Fakat bazı cihazlar var, büyük analiz cihazları şunlar bunlar ve programlar Windows için yazılmış. Haliyle Dell ve Microsoft ile anlaşmayı yapmışlar; cihazı alınca direkt bilgisayarı geliyor (fazlasıyla ucuza) ve içinde, kullanacağın tüm programlar var (cihaz ile ilgili olanlar).

 

 

Sonuç Olarak

Kişisel bilgisayar için:
MacOs fazlasıyla pahallı, Windows fazlasıyla saçma, Linux ise bazı konularda can acıtan sorunlar yaşatıyor (bknz: kablosuz ağ sorunu). Oyun oynarsanız zaten Windows’tan başka yerde oynama şansınız yok gibi. Oyun firmaları, ekran kartı firmaları falan Windows’a odaklanmış durumda ki bu pazarı MacOs’un ya da başka bir şeyin yıkmasının imkanı yok.

Şirketler için:
MacOs yine fazlasıyla pahalı. Linux ise tam bir baş belası olacaktır. Kablosuz ağın 2 dakikada bir koptuğu ve bazen yeniden başlatana kadar gelmediği bir işletim sistemi??? Evet bir sürü şey ucuz ama iş dünyasında kullanılan programlar değil. İş dünyası için “verimlilik” açısından en uygun karar Windows’tur. Alırsın programlarını, verirsin Microsoft lisansını; sürücüler, destek falan her şey hazır.

E Linux?
Benim gibi manyaklar, MacOs’a özenenler (ya da özenmeyenler) ancak Windows’tan tiksinenler; oyun zaten oynamayanlar, programlama gibi şeylerle uğraşanlar için bire bir. Grafik, video düzenleme, programlama gibi konularda sıkıntı yok. Hatta bazı bilimsel çalışmalar için güzel uygulamalar var, kurcalıyorum.

**

Bütün bunlara rağmen, Windows’un bir sonraki sürümünü (Windows 11 olabilir) bekleyeceğim. Yeteri kadar iyi değilse, ki burada kriter XP ve Windows 7 olabilir, yüklememek için direneceğim. Linuxtaki bu kablosuz ağ sorunu ruhumu daraltmadığı sürece bir sorun olacağını düşünmüyorum. Çözmeye çalışacağım, Wine ile Windows sürücüsünü yükleyeceğim en son bakalım.

İşin özü budur. Bill Gates’in kalite ve tasarım konusunda verdiği tavizler; yerine geçen Steve Ballmer zaten başka bir felaketti, 2014’ten bu yana Satya Nadella var ancak bakalım önümüzdeki 3-4 yıllık süreçte neler çıkacak ortaya.

Düzgün tasarım, kullanışlılık ve adam gibi bir yazılım merkezi yapmaları şart oldu. Yani bu tarz bir ekosistemde MacOs’u zaten geçtim ama Linux’un bile arkasında kaldılar.

Pek bir şey dememe gerek yok sadece şu videoyu izlerseniz, ne demek istediğimi anlayacaksınız; kaliteden ne kadar ödün verdiklerini ve Windows’un tasarımlarının ne kadar anaokulu çocuğu kıvamında olduğunu…