Fark ettiniz mi bilmiyorum ama benim bunu gözlemleme fırsatım oldu; günümüzde 15 yaşında kızlar 25 yaşında gibi görünüyor ve davranıyor. 20 yaşındaki erkekler ise 10 yaşında gibi bilgisayar oyunu oynuyor ve davranıyor.. Buna geleceğim. Üçüncü bölümde…

**

Son zamanlarda nedendir bilmiyorum fakat yazılarıma hak verdiklerini ve/veya kendilerini buldukları için, (benim tahminim) sıkça dertleşme mailleri alıyorum. Belki bire bir tanışmadığımız için bana açılmak daha kolay oluyor. Fakat güzel. Sıkıntıları içinizde tutmayın. İnsan olmanın doğasında paylaşım da vardır. Ben sorunları bir şekilde blogta paylaşıyorum. Çünkü pek dinlemeyi bilmediğimiz için ya ne demek istediğimi gerçekten anlayamıyorlar ya dinlemiyorlar… Aşk, ilişkiler, dedikodu, kızlar, arabalar, futbol gibi konuları konuşsam can kulağı ile dinleyeceklerdir eminim…

Bütün bunları düşününce, gençliği ne kadar büyük stres içine attığımızı bir kez daha anlıyorum. 15 yılda kaç kez değişti sistem? 14-15?? Ben 13’ten sonra saymayı bıraktım ki; değişen sınav sistemi, açıklandıktan sonra yine değişmeye başladı. Sınav sınav sınav… Yarış atı gibi…

Aileler, çocuklarıyla övünsün diye; çocuklarının hayatını rezil ediyor. Kendi başarısızlıklarını, kendi yapamadıklarını; çocuklarda düzeltmek istiyor. Fakat çocuğun bir birey olduğunun farkında değiller. ÇOCUK dahi olsa, bir bireydir. Küçük insandır. Rezil ettiniz çocukların hayatını!

 

Bizim Ülkemizde Çocuk Birey Değildir

Çok basit bir örnekle anlatacağım. Atatürk Havalimanı’na inmiştim ve bavul beklerken oturdum banklara. O sırada yan tarafa bir aile oturdu. Kız sağa sola gidiyordu herhalde 4 yaşında falan. Kucağında oyuncağı, ağzında emziği vardı. Önümden geçerken bana bakarak geçiyor falan. Ben de laf attım. Aile yabancı, Rus ya da Alman. Laf atınca kız benim yakınlarımda dolanmaya başladı. Sonra bir baktım yere attı kendini. Dönüyor, yüzüyor gibi kulaç atıyor… Ailesine baktım, oturuyorlar.

Şimdi Türk aileyi koyun oraya; “aman üstün pislenecek, gel buraya, ayıp, yapma” diye çocuğu çekeleştirirlerdi.

Okulumuzun 20 bin öğrencisi var ve 6 bini yabancı. 70+ farklı ülkeden öğrenci geliyor. Üzerine klüplerdeki organizasyonlarla Ruslar ve Almanların geldiği çeşitli etkinlikler yapmıştık. Orada fark etmiştim, onlar bir birey gibi. Bulgaristan’a gidiyorum, yaşıtım akrabalarım var; orada bireyler.

Bizde ise yaşınız 40 dahi olsa, aileniz için çocuksunuz. Bakın küçüklüğümden beri olgun derlerdi benim için. Şu anda yaşım 28 ve 12 yıldır politika, psikolojik savaş gibi şeylerle uğraştığım yetmedi bir de bölümünü okudum. Siyaset bilimi dediğimiz bir anlamda yönetimdir. Ekonomi de gördük, hukukta… Annem de benim fikirlerime güvenir. Zaten 1,5 yaşımdan beri anneannem ve dedem bana baktığı için annemle aram abla-kardeş gibidir. Fakat buna rağmen, tüm bunlara rağmen; işle ilgili bir şeyde anneme fikir önerdiğim zaman, bu işin içinde yıllarca bulunan tecrübeli insanlar aynısını önerene kadar hemen harekete geçmiyor. Olay maalesef bu.

Avrupa’da 20 yaşında çocuk eve çıkar, bizde böyle bir şeyi ya aile ile kavga ettiğimiz için ya evlendiğimiz ya da okula başladığımız için yaparız.

Yani bu bölüm yazının temelini oluşturmuyor o yüzden uzatmak istemiyorum fakat olayın arka planı budur. Türkiye’de gençler bir birey değildir! Ailesi, öğretmenleri, okulu böyle bakmaz!

Eğer çocuğa birey olarak davranmazsanız; özgüven kazanamaz, kendi kararlarını alamaz, başkalarının onayına muhtaç olur, kendi ayakları üzerinde duramaz. Otellerde yabancıların çocukları kendi istediği yemekleri istediği kadar alır; bizde ise annesi doldurup getirir. 10 yaşında çocuğun peşinden koşar büyükler yemek yedirsin diye. Yahu rahat bırakın şu çocukları!

5 yaşında da olsa alın karşınıza, oturup anlatın her şeyi. Anlayabilecekleri şekilde anlatın. ÇOCUK diye geçiştirmeyin. Her şeye akılları eriyor. Hatta biraz konuşursanız, bakış açılarına dikkat ederseniz; öğreneceğiniz çok şeyin olduğunu göreceksiniz…

 

Okul Rezaleti ve Milletin Algısı

 

 

Temelde, üniversite mezunu değilsen değersizsin bu ülkede. Çünkü herkes görünüşe bakıyor; arabana, vücuduna, diplomana, giysilerine…  Ve gizli bir “sınıf” ayrımı var. Bir yardımcı doçentin, döner dükkanı açmış bir ortaokul mezunu insanla birlikte olması gibi bir şey düşünülemez bizim ülkemizde. Hayır bu işin “kültürel farklılıklar” olayından bahsetmiyorum. Avrupa’da üniversite mezunu olmayan ancak insani değerlere önem veren, en başta insana önem veren bir yapı var. Bakıyorum herkes “birey”. Yaşlı insanlar, profesörler, ya da okuyamamış ama bir şeyler ile uğraşan insanlar daha 20’li yaşların başındayken bana sanki yaşıtlarıymış gibi davranıyordu. Dinliyorlar, fikrini önemsiyorlar… Bizde ise “çocuk”, “genç”, “hayalperest”, “delikanlı” diye geçiştiriliyor.

Ben 2030 amacımı normalde fazla kişiye anlatmam Türkiye’de. Çünkü anlamıyorlar. İmkansız, hayalcisin, zor iş diye bırakın destek olmayıp ya kıskançlıktan ya da kafalarındaki limitler yüzünden engellemeye çalışıyorlar. Anlatmamak en iyisi, çünkü bir şeyleri denemeden önce “imkansız” diye kestirip atan ahmaklardan cidden tiksiniyorum.

Öte yandan dönüyorum ülkeye; ulan 530 küsür yazı yazmışım ağırlıklı olarak politikayla ilgili, bunun bölümünü okumuşum, çok önemli insanlarla birlikte çalışma ya da onları gözlemleme imkanım olmuş, 12 yıldır bunlarla ilgili bir sürü şey okumuşum… Oturuyorum adam başlıyor bana politika anlatmaya…

ÜLLÜMÜNATÜ, Israyıl, Ameriga, derin devlet…
Neler anlatıyorlar ama… Düşüncelerinin hepsinin yanlış olduğunu bir bir gösterirdim önceden. Fakat insanlar ezilmek istemiyor. Şimdi çok salaksa hiç konuşmuyorum ya da konuya girip, detaylı detaylı olayları “bilimsel” şekilde anlatıp doğrusunu öğretmeye çalışıyorum.

Fakat olayı anladınız. Yurtdışında sizi dinlerler, çünkü küçüklerinde aileleri onları dinlemiş. Türkiye’de ise size konuşurlar, çünkü aileleri dinlemediği gibi sürekli kontrol altında tutmuş. Türkiye’de insanlar birey değildir. Bu travmalar, sorunlar ise büyüdüklerinde katlanarak artıyor. Bknz politikacılar! Hepsi küçükken nasıl sıkıntılar yaşadıklarını ve ne kadar sorunlu olduklarını bir bir gösteriyorlar.

Aile çocuğu dinlemezse, dövmekle tehdit eder hatta döverse; çocuk güçsüz hisseder. Sonra büyüdüğünde “eyyy Almanya” dedi diye, “van münüt” dedi diye; ooo ne güçlüyüz diye övünür. Halbu ki Konya kadar Hollanda seni tarım ve hayvancılıkta gömmüştür.

Birey olamıyoruz birey! şu çocuklara, gençlere biraz değer verseydik; kendilerini anlatmalarına fırsat verseydik bugün bu kadar savrulmuş olmazlardı.

 

Kızları Hayatlarını Yaşamadan Olgunlaştırdık ve Erkekleri Şımarttık

Gelelim esas konumuza…

9 yıldır üniversitedeyim. Bir sürü arkadaşı mezun ettim, bir sürü insanı tanıdım. Neslin nasıl değiştiğine şahit oldum. Daha önce 1985-1995 arası neslin bir geçiş dönemi olduğunu burada yazmıştım. Beni doğrular nitelikte…

Gördüğüm şeylerin başında aslında bir dram var…

Kızlarımıza ve Kadınlarımıza Ne Yapıyoruz?

Eminim Türkçe dil kurallarını bilmeyen bir sürü feminist geçinen arkadaş “aa kadın dedi, kız dedi” diyecek. Hayır efendim; Türkçe’de geçmişten gelen binlerce yıllık alışkanlıklar vardır. Oğlan’ın çocuk olması mesela. Bu alışkanlıklara göre de çocuklardan dişi olana “kız” denir, erkek olana “oğlan” denir.

Bu yüzden “kız” sözcüğü ile mücadele etmeyin! Çünkü kendi dilinizi bilmediğiniz gerçeği ortaya çıkıyor.

Sorun nerede? Şurada; kadın-kız ayrımını yaşa göre değil, bekarete göre yapan ZİNİYETLERDE. Yani zihniyet ile savaşın. Kız demekte sorun yok, oğlan demekte sorun yok. Kadın ve erkek demekte de sorun yok. Sorun; “kız” sözcüğünü bekaret ayrımı olarak söyleyenlerde ki onları da kınıyorum.

Fakat Türkiye’deki feministlerin ne kadar dil ve kütür bildiğini, milletimizin de ne kadar sapık olduğunu daha önce gelinliğe neden kırmızı kurdele takılır konumda bolca anlatmıştım…

**

Konuya dönecek olursak, bir ara tacize tepki büyümüştü. Sosyal medyadan, ekşi sözlükten, forumlardan kadınlar kendi başlarına gelenleri anlattı. Aynı zamanda Youtube’daki yorumlarda da yazılıyor… Taciz, tecavüz gibi şeylerin hepsi kötü ve kan dondurucu fakat bir şey gerçekten kanımın çekilip, donmasına neden oldu.

Kadınlar, küçük yaşta yaşadıklarını yazmışlardı. 7-8 yaşlarında başlarına gelen tacizleri! Aile fertleri tarafından, bakkal tarafından, sokakta şurada burada… Hatta 13-14 yaşında kızların başlarına gelenlerini okuyunca bile şaşırdım. Bu kadar mı pislik bir hale geldik? cevap evet…

Bazıları karşılığında diyor ki, “efendim etek giymesin, askılı giymesin”… Ulan hiç mi sokağa çıkmıyorsunuz? Ne zaman sokağa çıksam ayılarla karşılaşıyorum… Sokakta yürüyen kadınlara yiyecekmiş gibi bakıyorlar. Kadın etek giymemiş, askılı giymemiş beli açık giymemiş. Kolu her şeyi kapalı ve altında pantolon var… Yürüyor… Adamlar ayı gibi götüne bakıyor!

Lan it, önce kendine bak; başkaların namusuna göz bile uzatmadan bir kadınla hayatımı yaşayacak göt var mı sende diye!

Yani anlayacağınız işin giynişle falan alakası yok! Hatta bir şeyleri yasaklamak, bu işi iyice kırbaçlıyor. Gidip erkek-erkeğe kalınan bazı yerlere (siyasi ve dini yerler) bakın. Bu tarz şeyler ne kadar sıklıkla oralarda gerçekleşiyor? İmam hatip falan diyorlar ya… Bir araştırılsın…

Bir gün anlayacaksınız; bu iş yemek gibi ihtiyaçtır. İstediğin kadar ben yemeyeceğim de, en sonunda çok aç kalırsan, durumunda yoksa; gidip çalarsın, çöpten yersin, bir şey yaparsın… Cinselliği bastırmanın sonu budur.

Bizim milletin bu sapıklık ve sapkınlıkları nedeniyle bu hale geldik. Bu kızlar, küçüklüklerini yaşayamadan büyüdü. Olgunlaşmak zorunda kaldı. 15 yaşında kızların 25 yaşında gibi görünme ve davranma nedeni bu! Başakşehir’de oturuyorum ve metroda kaç kere ailesinin 8-10 yaşında, diz altı etek giymiş kızı otururken uyardığını gördüm. Neymiş bacaklarını kapatsınmış. Ufacık çocuk ulan. Böyle böyle baskı kuruyorsunuz çocuklara…

Gerçi madalyonun diğer yüzü var; bu kadar sapık varken, bu kadar manyak varken 10 yaşında çocuğun doğru oturması için, “hanım hanımcık” durması için niye baskı yapıyorsunuz diye tepki göstermekte havada kalıyor..

**

2015 haberi: “Her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor” [1].

2016 haberi: “cinsel saldırıya maruz kalan çocukların yüzde 18,5’ini ise 11 yaş ve altındakiler” [2].

2014 haberi: “Şiddet, taciz ve tecavüz 10 yılda 14 kat arttı” [3].

**

Sözde “ahlak ve namus” gibi kavramların üzerine kurulmuş olan “muhafazakarlık” temelli bir parti var. Suç arttı, taciz arttı, tecavüz arttı… Bunun yanında camiler arttı, türban takanlar arttı fakat ahlaksızlıkta arttı.. Türkiye açık saçık giyinirken (sözüm ona), camileri yokken, ölüleri yıkayacak yer yokken (bknz Erdoğan’ın sözü), alkol tüketirken daha ahlaklıymış demek ki… Buradan bu sonuç çıkıyor.

Sonuç ve gidiş yolu ne olursa olsun bir şey değişmiyor…

UFACIK KIZLAR, MİLLETİMİZ YÜZÜNDEN ÇOCUKLUKLARINI YAŞAMADAN BÜYÜMEK ZORUNDA KALDI! Diyebilirsin ki benim suçum yok… Hayır, bu ülkede oy vermediğin iktidarın başa gelmesi de, bu sorunların büyümesi de, halkın cahil olması da BİZZAT SENİN SUÇUN! İşte bunu anladığın an, durumu değiştirmek için bir şeyler yaptığın an; Türkiye değişecek…

Ya Erkekler?

Yan komşum böyle. Gecenin 4’üne kadar haa hooo, abi abi abi arkanda… Her dönem uyarıyorum, bu dönem 3. dönem… CS-Go oynuyor. Okula ne kadar gidiyor bilmiyorum. Pek görmedim. Haftasonları, tatillerde vs hep oyun oynuyor. Evine giren çıkan yok… Üniversite öğrencisi.

Ben de çok sosyal değilim, çevremde bir kaç kişinin olmasını severim ve bilgisayarda bol vakit geçiririm. Fakat sabah akşam oyun oynamam. Hearts of Iron, Formula 1 ve World of Tanks vardır. Kafa dağıtmak için, vakte göre birini oynarım. Fakat blogla, sosyal medya ile, haberlerle uğraşıyorum. 14 programlama dilini de böyle öğrendim. 2001’den bu yana… Hepsinde iyiyim demiyorum fakat siteyi komple yapacak kadar (HTML+CSS+Javascript+PHP+Mysql) ve kendi işlerimi (bazı şeyleri) halledecek kadar Python biliyorum. Delphi 7, kabuk programlama, Perl,C/C++ gibi bir sürü şeyle uğraştım…

Oyun yerine bunlarla uğraştım işte. Ve bilin bakalım ne oldu? Sayısal çıkılı olduğum için sözel bölüm olan “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi” konularında daha farklı bakış açım var. Üzerine programlama mantığı (ki herkes öğrenmeli) tamamen bakış açınızı değiştiriyor. Yani 3 yıl yine kayıp değilmiş… Fakat oyun ile bütün günümü heba etmedim… Kısa süreli dönemler oldu sürekli oyun oynadığım ama şimdiki nesil gibi değil..

1985-1995 yıllarında doğanlar genellikle sokakta oynayan son, bilgisayarla oynayan ilk nesiller. Şimdiki çocuklar gibi bilgisayarda oyun bağımlısı olmadık, çünkü sokağın tadını aldık. Fakat eski nesil gibi de bilgisayar ve gelecekten bihaber değil, aksine nelerin nasıl şekillendiğini görerek geldik… Şimdikiler bilmez ICQ, MiRC, MSN ya da telefonla bağlanırken çıkan sesi… Bir değişime, gelişime tanık olduk. Bu da başka yere koyuyor bu nesli…

**

Oyun oynayın. Katacağı çok şey var (özellikle Tropico, Hearts of Iron gibi oyunların). Fakat kaptırmayın. Programlama öğrenin, blog açın, youtube kanalı açın (bunlar ilk denemede tutmaz, sürekli deneyin)… Fakat tek bir şeyde takılıp kalmayın.

Oğullarınıza pipi gösterte gösterte, rahat bıraka bıraka bu hale geldiler. 20-25 yaşında olsa bile 10-15 yaşında gibi davranıyor. Erkekler ve kadınlar arasında bu kadar fark oldu. Peki 20-25 yaşında bir kız ne yapacak? Bu oyun manyaklarıyla mı ilgilenecek? Kendinden 20 yaş büyük biriyle çıktığında da “ne kadar ayıp, babası yaşında…” diye başlayacaksınız. Sizde hiç mi sorun yok düşünün… Kaynağına inin…

Peki bu erkek çocuklarını kim yetiştirecek? Tabi ki kadınlar… Peki erkek çocuğu yetiştirecek kadınlar nasıl? Şöyle:

+18’dir dikkat!

 

Günümüz Gençliği : Youtube, Snap, Scorp…

Scorp’u yükler yüklemez sildim.

Popüler kültür var ya popüler kültür… Bizi mahfetti… Kendi dilimiz, geleneklerimiz, kültürümüz vardı. Bir bölümü İslam adı altında Araplaştı, diğer bölümü ise “çağdaşlık” adı altında yozlaştı; abuk subuk şeyler yapmaya başladı…

Popüler kültür, salak yığınlar yaratıyor,

 

**

İsim vermemin hukuksal açıdan nasıl karşılanacağını bilmiyorum o yüzden isim vermeden gideceğim (artık bilişim hukukundan anlayan birileriyle konuşarak yola devam etmem iyi olacak sanırım).

Şimdi 5-10 yaşında olan çocuklar 30 yaşına geldiğinde “ne aptalmışız” diyecekler..

Takip ettiği Yutubırlara bakın! 5 milyon takipçisi varmış, bilmem hangi model arabası varmış… Ağzından tükürük saça saça, 7-8 yaşındaki takipçi kitlesine aldırmadan küfür ederek para kazanıyor.

Aynı çocuklar, MALÛM televizyon programcısının 4-5 programını izliyor. Yeri geliyor insanların “oooo”, “aaaa” gibi ilkel yaratık sesleri çıkarttığı ve topluma hiçbir şey katmayan ada yarışmasında beynini işlemez hale getiriyor, yeri geliyor bu yarışmaların ertesi günü çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi olayları tartışan (sanki politik tartışma gibi) saçma sapan programı izliyor. Biliyorsunuz işte, Kürt Mantolu Madonna olayından hatırlarsınız…

Aynı kitle; zengin olmak istiyor, lüks yaşamak istiyor. Fakat çalışmadan, çabalamadan. Ne yapacağına dair en ufak bir fikri yok fakat zengin olacak… Nasıl? Bilmiyor. Fakat olacak… Ezber ve kopya ile ders geçmesi gibi kolay yoldan, nedir o kolay yol? Zengin koca bulup…

Spor salonlarında aygır gibi bağırıp, memeleri sarkmasın diye meme kanseri ilacı kullanan ve ilacın tükenmesini sağlayan [4] kitleler, yemek yemeden zayıflayan ve vitaminsizlikten tırnakları rezil halde olan, saçları rezil halde olan, yüzündeki bu sorunu da bir ton makyaj ile kapatıp cildini rezil eden gencecik kızlarımız…

Say say bitmez… Bu Yutubırlar, wattafak, biç, o yeaaaa gibi sözcükleri kullanınca kibar olduklarını sanıyorlar. Aptal saptal dil kullanıyorlar, Türkçeleri rezil. Kendileri rezil… Haliyle çocuklara kötü örnek ouyorlar. Fakat çocuklarda hepsini biliyor maaşallah.

**

İşte bir nesil böyle çöküyor… Yediğimiz şeyler GDO’lu, yurtdışından gelme; izlediğimiz şeyler beyin boşaltıcı… Hem fiziken, hem ahlaken, hem aklen çöküyoruz.

Barış Özcan var mesela, bu işi güzel yapan. Fakat kaliteli işler 3-4 milyon takipçi elde etmez bizim ülkede. Neşet Ertaş borç içinde ölürken; sesi, dansı iyi olmayan, hiçbir özelliği olmayan fakat eşcinsel olduğu için popüler olan insanlar ise milyonlarca liralık ev alır… İşte durum bu.

Barış Özcan’ın ismini iyi örnek diye verdim. Türkiye’de bir Barış Özcan’ı bir de bilgiden çok eğlence amacıyla Orkun Işıtmak‘ı izliyorum. Daha Türkiye’de Youtuber’lık, Vlog yokken yabancıları izliyordum. Hatta Türkiye’de Vlog ile ilgili kapsamlı yazıyı ben yazmıştım, hâlâ “vlog nedir” falan yazdığınızda, ilk sırada benim blog çıkar karşınıza.

Yurtdışında bu işin kaynağı olarak çalışmalar yapan insanlara bakınca, Türkiye’de profesyonelce bu işi yapan; özgün işler yapan, kalitesi olan gerçekten 2-3 kişi var. Tabi Onedio gibi bir kaç içerik kanalını da takip ediyorum ama hepsi bu.

Yabancıları örnek vermeyeceğim, “vlog” konuma bakabilirsiniz. Fakat Türklerden bazıları gerçekten “popüler kültür” uğuruna saçma sapan işler yapıyor. Kendini kontrol etmekten acizler.

Ben bile günde sadece 1200-1400 kişi gelirken, Youtube ve twitter takipçilerim 700-750 iken; 3 yılda blog üzerinde sivriliklerimi yok ettim, gençlere ulaşmak ve onların ufkunu açmak için elimden geleni yapıyorum. Yazdıklarıma dikkat ediyorum. 4-5 milyon, hadi geçtim onu bir kaç yüz bin takipçin varken nasıl olur da “vatır batıl flip çelınç” diye salak video çekip Türkçe konuşmaktan aciz bir davranış sergilersin ve sanki normal bir şey gibi çocuğun babasına küfür etmesini sağlarsan… youtube’dan öğreniyorlar küfürü! Ekşisözlük’te şu yutubırların sayfalarını açıp okuyun anlarsınız.

Ne yaptıklarının farkında değiller. Her şey para kazanmak değildir… Umarım bir gün anlarsınız.

**

Uzun bir yazı oldu ancak benimde içimi dökme yolum böyle…

Gençlere diyebileceğim tek şey sabredin… 2030’da Türkiye’nin kaderini değiştirmek için yola çıkacağım ve birlikte değiştireceğiz.

O zamana kadar unutmayın; istediğini şeyi yapabilirsiniz. İstediğiniz şeyle aranızdaki tek engel, kafanızda yarattığınız “imkansız” kavramıdır… Steve Jobs’un videosunu yine koyuyorum, belki size de ilham verir, bana vermişti…