Bu yazımda “bazı grupların” ortaçağ kafasıyla yaşamasına vurgu yapmayacağım merak etmeyin.

Politik dünyadan, iş dünyasına kadar son 1-1,5 ayda çok farklı insanlarla tanıştım. Hepsi benden çok çok büyüktü, çok değerli insanlar tanıdım ancak neredeyse tamamına yakınının büyük bir sorunu vardı: 21. yüzyıla uygun değiller!

20. Yüzyıl ile 21. Yüzyıl

Günümüz politikacıları ve işadamları, genelde 1960-70’li dönemlerinde doğmuştur (belki eski dönem) ve çocuklukları bu dönemde geçmiştir. Tüccarlık ve politika tabi o dönemde farklıydı. Örneğin şirketin varsa, şirketinin üretim tesisleri, makineleri, çalışanları önemliydi… Fazla anlatmama gerek yok, tahmin edebiliyorsunuz.

Fakat bilgisayar ve internetin çıkmasıyla, 1990, Türkiye’de ise 2000’li yıllar bir çok şeyi değiştirdi. İnternet devlet kurumlarından pazarlamaya kadar her şeyi değiştirdi. Örneğin 20. yüzyıl zihniyetinde olan birisi için 1 milyar dolarlık şirket bilmem kaç yüz çalışanlı, bilmem kaç katlı iş hanı falan fişman olması gerekirdi.

Günümüzde ise sadece 8 çalışanlı instagram, Facebook’a 1 milyar dolara satılabiliyor. 20. yüzyıl kafasının bürokrasi ve iş dünyasında nasıl sorunlar çıkarttığını “metre metre yazılım satmak” konuma görebilirsiniz.

Şu an “instagram” gibi bir fikriniz var diyelim. Türkiye’de işadamlarının sanıyorum %99’undan destek falan alamazsınız. Çünkü interneti bilmeyen insanlardır ve ne anlam ifade ettiğini anlayamayacaklardır. Haliyle Türkiye’den doğabilecek mükemmel projeler daha başında patlayabilir.

Misketle Oynayan Son, Bilgisayarla Oynayan İlk Nesil

1989 doğumluyum ve misketle oynadım, sokakta top oynadım; fakat 2000’de internet kafede ve 2001’de (11 yaşında) güzel bir şansla evde bilgisayarla hayatıma devam ettim (IBM senin ta… o boktan bilgisayarı hala nefretle anıyorum). Bu dönemde asosyallik aldı başını gitti, kırmak için 16. yaşımda psikoloji, beden dili kitaplarına merak sardım oradan psikolojik savaş, propaganda falan derken siyaset ile yolum kesişti…. Kitaplardan öğrenmiştim.

Biz (89 +3,-3) geçiş nesliyiz. Bizden öncekilere teknolojiyi, interneti anlatmakta güçlük çekerken; bizden sonrakilere sokakta oynamanın anlamını anlatmakta zorlanıyoruz. Bir yandan şansısız, ancak geçişi ve iki tarafıda(!) bildiğimiz için bir yandan şanslı olduğumuzu düşünüyorum.

**

Böyle bir nesilin dışında, bilgisayarın getirdiği olumsuzlukları (asosyallik gibi) yaşayan ve devamında kurtulmak için beden dili, psikolojik savaş gibi şeylerle uğraşan; ayrıca bilgisayarın getirdiği avantajları (programlama öğrenerek bu şekilde sistematik düşünme) bilen biriyim.

Zaten bütün bunlar bir araya gelerek; üzerine bilgisayar mühendisliğini 3. yılımda terk edip siyaset bilimi bölümüne geçerek bu blogun altyapıları hazırlanmış oldu (ve her şey düşündüğüm gibi gittiğinde, 2030 yılında parti kurup bir şeyleri değiştirme fırsatını bu sayede yakalayacağım).

Ancak bir sorun var… 20. yüzyıl kafasındaki adamlar… Bana da en çok sorun çıkartanlar bunlar…

Fikre Değil Ürüne Önem Verenler

Bir bölüme kadar ki bu güven gibi şeyleri kapsıyor, anlayabiliyorum. “Ne yaptın şimdiye kadar?” sorusunu anlayabiliyorum ve böyle insanlara bir şey gösterdiğinde işler değişiyor. Ancak gelecekte böyle bir şey yok. Böyle bir gelecek yok. Instagram’ı yazan 8 kişiye bunu sorsalar ve programı gösterse, bu eski kafalı politikacılar ve işadamları hiçbir bok anlamayacaktı.

Kaldı ki Steve Jobs’tan (Apple) Mark Zückerberg’e kadar (facebook) bir çok adamın neler çektiğini okuduk, gördük. Amerika’da böyle sıkıntılar varken, Türkiye’yi düşünün.

Lisede üniversite diplomasının kağıt parçası olduğunu ve üniversiteye gitmek istemediğimi söylüyordum. Ailem karşı çıkıyordu (ki onlar da aynı şekilde düşünüyor artık, hayat ne garip). Ha üniversite eğitimini, üniversitemi pek sevmesem de; burada gördüğüm üniversite hayatı, tanıştığım arkadaşlar ve en önemlisi derste olasa bile ders dışında bana çok şey katan hocalarımı tanımaktan memnunum. Diploma benim için hâlâ kağıt parçası ancak üniversite hayatı iyi ya da kötü yaşanmalı (aileden uzakta mümkünse).

Bu yüzden karşımdaki insanın okul seviyesini umursamma. Neler yaptığını umursamam. İşini, kökenini, mehezebini falan umursamam. Konuşmaya başladığızda bir çok şey ortaya çıkar. İyi bir fikri varsa, fikri iyidir. Karakteri belli olur, hepsi belli olur.

Haliyle fikir anlatan insanın fikrini dinleyip, uygulanabilir mi diye düşünürüm. Benim için fikir önemlidir. Ne yaptığı, üniversitesi falan filan değil.

İşte bu 20. yüzyıl kafalı insan tipleri fikri önemsemez. Ne yaptın? Sen kimsin? Şirketin nedir? Nerelerde çalıştın? Kimleri tanıdın?

Mesela 5-10 katlı bir işyerinde harıl harıl çalışan 50 kişiyi gösterirseniz; hele bir de lüks arabanız varsa, götürüp 500-600 liralık yemek yedirirseniz sizi ilah görürler. Kaldı ki dolandırıcıların nasıl dolandırdığını da bu sayede anladım. Böyle şeylere değer veren insanları çatır çatır yiyiyorlar.

Şimdiye Kadar Ne Yaptın?

Fikirlerimi, projelerimi anlattığımda genellikle (ki 50 kişiye anlatırsam, bunun 47-48 tanesi kadarı) anlamakta güçlük çekiyor. Politik fikirlerimi ve 2030 planlarımı söyleyince; “illüminatiden davet mi geldi?” (evet ciddiyim), parti gençlik kollarına üye misin? falan şeklinde bir ton saçmalık sorup, “ne yaptın şimdiye kadar, STK’lara gittin mi?” şeklinde sıralıyor.

Şimdiye kadar ne yaptın?
Blogu ve bazı yaptıklarımı çok nadir söylüyorum. Sen kimsin yahu? Benim kimseye kendimi kanıtlamama gerek yok. Sen kanıtla kendini bana. Ben insanlara fikir anlatıyorum ve fikri tartışarak geliştirmek istiyorum. Fakat insanlar fikirleri umursamıyor. Çünkü???

Çünkü 20. yüzyıl kafasıyla 21. yüzyıldalar….

**

Bak kardeşim anlatayım o zaman…

10 yıl önce şartlar başkaydı, şimdi başka.
Şimdi farklı olan şartlar, 10 yıl sonra başka olacak…

Mevcut siyasi sistemde ben 2030’da parti kurup başa geçemem.
Ancak 2030’da yani 13 yıl sonra, şimdi 5 yaşında olan çocuklar oy vermeye başlayacak.

Yani şu anda “yutubır” (youtuber) olmak isteyen çocuklarınız, kardeşleriniz, yiğenleriniz var ya; hani 6-7 yaşında bilgisayarda youtube elemanlarını izleyen, oyun oynayan falan hah onlar benim seçmen kitlem. Peki bu kitle bilgiye nereden ulaşıyor?

Google’dan, bloglardan, vloglardan, sosyal medyadan..

Şöyle “Göktürk” yaz Google’a, “2017 kriz” yaz; ekonomik sistemler falan yaz.. Bak bakalım Emre Çetin Blog kaçıncı sırada? Her gün ortalama 1800 kişiyi ağırlıyorum bu blogta.

Siyasi olaylar oldumu 2.500’lere kadar çıkıyor ki günlük rekor 31 bin kişi!
2 yılda 689.407 kişiye ulaşmışım (ilk açıldığım ay 147 kişi gelmişti, şimdi ise geçen ay neredeyse 50 bin kişi).
2016 yılında 412 bin kişi gelmiş, 3. ayın sonunda bu yıl 228 bin kişi geldi…

Yanii??? Yanisi şudur; 2030’da bizim gibi “geçiş dönemi” çocukları iş sektöründe yönetici olacak, politikada olacak. Seçmen kitlemiz ise şu an youtuberları izleyen, oyun oynayan çocuklar olacak.

SEN 20. YÜZYIL ZİHNİYETLİ BÜYÜYÜĞÜM, daha bunu hesaplayamıyorken bana “yapamazsın, olmaz, imkansız” diyorsun ya; inşallah yaşarsın da, nelerin başarılabileceğini görürsün.

***

Gelecek sizin değil! Siz kendinizi yenilemezseniz, geleceği analiz etmezseniz batacaksınız.
Gelecek sizin değil, sizin gibilerin yaratacağı bir gelecek yok.
Gelecek çocuklarınızın, bilgisayar başından kalkmayan çocuklarınızın.
Bu yüzden gelecek parti kollarında, STK’larda değişmeyecek…

Hani deniyor ya, klavye başından mı ülke kuratacaksın? Şimdiye kadar cevabı HAYIR olabilir…
Ancak çok kısa sürede cevap EVET olacaktır.
Çünkü bilgisayar çocukları geliyor. Yeni nesil geliyor. Sizin tahmin edemediğiniz, öngöremediğiniz bir gelecek.

21. yüzyılda yaşayacak politik sistem ve şirket kurmak istiyorsanız; bunları hesaba katmanızı öneririm.
Daha da önemlisi; yine kendi iyiliğiniz için karşınızdaki insanların kıyafetlerine, saçına, kaşına, ırkına, üniversitesine, nerelerde çalıştığına bakmaktan çok anlattığı fikirlere ve anlatış tarzına bakın…

Dünyayı giysiler, diplomalar, sahibi oldukları 3-5 katlı işyerleri değiştirmiyor!
DÜNYAYI FİKİRLER DEĞİŞTİRİYOR!

Dünyayı değiştirecek fikirleri, ancak geleceği okuyabilen insanlar fark edebilir..
Sizin imkansız diyerek düşleyemediğiniz fikrleri de, geleceği inşa edecek çocuklar gerçekleştirecektir.

**

Bu satırları okuyan benden genç arkadaşlarıma sesleniyorum:
Aileniz yapamazsın diyecek,
Arkadaşlarınız imkansız diyecek,
Etrafınızdaki insanlar olmaz diyecek..
Hiçbirini dinlemeyin. Neler yapabileceğinizi siz bilirsiniz.
Büyük fikirlerin peşinden koşun ve öldükten sonra unutulacak insanların (ki içinde zengin işadamları, politikacılar vardı ve olacak) hevesinizi kırmalarına müsade etmeyin!

Başarabilirsiniz. Sokaktan çevirdiğiniz adama hayalinizi anlatırsanız “imkansız, olmaz, yapamazsın” diyebilir.
Ancak arkadaşlarınız, aileniz, sevgiliniz size destek çıkmak yerine “yapamazsın, olmaz, imkansız” diyorsa,
O insanları hayatınızdan uzaklaştırmaya bakın.
Size inanan, güvenen; sizinle aynı hayalleri paylaşmıyorsa bile, sizi bir şeylere teşvik eden insanlarla yola çıkın.

Etrafınıza bakın; sistem ya da elle dokunabileceğiniz HER ŞEY bir zamanlar hayaldi ve o hayali kuranlara belkide binlerce kişi “imkansız, yapamazsın” dedi. Geleceği bırakın, burnun ucunu göremeyen adamlar hevesinizi kırmasın. Başarabilirsiniz, yeter ki bunun için inanın ve çabalayın.

Üstelik ezbere bilinen ve herkesin gittiği yoldan gitmek zorunda değilsiniz.
Bizler, yani şu an bu satırları okuyan ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri Türkiye’de değişim başlatacağız. Şimdi değil, 5 yıl sonra değil belki ancak 10-15 yıl içinde bizler bu devrimi başlatacağız. Türkiye’yi kimsenin tahmin edemediği yerlere getireceğiz.

Büyüklerimizin neler yaptığı ortadadır. Bize olmaz, imkansız diyenlerin bize bıraktığı ülke ve sistem ortadadır. Ortadoğu’nun gidişatından sıyrılıp, kurulduğu dönemde 200-300 yıl daha modern bir ülke olarak elimize bırakılan Türkiye’yi özellikle 80 dönemi ve sonrasında ne hale getirdikleri ortadadır.

Bize yapamazsın diyenlerin, neler yaptığı ortadadır.
Haliyle sizden daha aptal yığınların koyduğu kurallara uymayın! Başarabilirsiniz.
Yeter ki daha büyük hayal kurun, bunun için uğraşın….