Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

House of Cards’ı izleyenler bilir (izlemediyseniz çıkın sitemden! Terbiyesizler, hem politikayla ilgileneceksin, hem izlemeyeceksin, ayıp!), Frank Underwood; yalancı, ayak oyunları olan, hatta katil bir karakter.

Politik olarak açıklamak gerekirse yararcı (pragmatist) ve Machiavellist biri. Yani kesin sınırları olmadığı gibi, amaçları doğrultusunda her şeyi yapabilir. Hile, aldatma, yalan, “saray politikası” diyebileceğimiz aynı iş yerinde durumu idare etme….

Amerikan halkının, Obama yerine Underwood’u tercih ediyor.  [1].Reuters ve IPSOS araştırmasında Underwood, Obama’dan bile popüler.

Frank Underwood Neden Seviliyor?

Bunca yalan, dolan, hileye rağmen ve hatta 2 kişiyi öldürmesine rağmen neden seviliyor? Amerika’da uzmanlar oturup bununla ilgili yorumlar yapıyor (ilginç). Fakat House of Cards’ı incelediğinizde olayların rastgele değil; ince hesaplarla ve oyuncuların gerçekten role girerek öyle davranması sonucunda ortaya çıktığını görüyorsunuz. Yani bir dizi değil sanki birilerinin hayatını izliyormuşsunuz gibi bir hava oluşturuyor bu “ince” detaylar…

*

Uzmanların Görüşleri

İstediğini alıyor: Frank Underwood kafasına koyduğu şeyleri yapıyor.  İlk sezonun 4. bölümünde “David Rasmussen”i yanına çekmeye çalışması ve hayırı duyduğunda bununla ilgili oyunu (izlemeyenler varsa, anlatmayayım), ilk sezondaki dışişleri bakanlığı, sendika ve Şeftali Kulesi bunlara iyi örnek… Ya da Başkan olması. Herkes istediğini almak ister, bunu yapanları da sever.

Kötü adam cazibesi: Kızların kötü adamlardan yakınıp durmaları ve sonra “kötü adamlara” gitmesini bir türlü anlayabilmiş değildim. Nerede olduğunu hatırlamıyorum ama youtube’da bir kız, “iyi erkekler sıkıcıdır” demişti. Düşününce… Herhalde aynı kural politikada da geçerli. Kötü adam cazibesi etkiliyor.

FBI Uzmanı [2]: FBI’da çalışan bir uzman şöyle diyor; Frank Underwood güç düşkünü. Elit, zengin ve güçlü insanlarla birlikte. Araştırmalara göre psikopat eğilimi gösteren insanların çoğu politikada ve iş alanında. Kesinlikle Underwood psikopat diyor.

Dr. Sylvia yorumluyor [3]: Burada “tyrannical psychopath” demiş. Türkçesi “zalim, gaddar psikopat” olabilir. Ancak tiran dediği politik tiranlık mı? Otoriterlik üzerine mi bilemedim. Neyse, kontrolü çok seviyor, duyguları anlayamıyor yani doğal olarak kullanamıyor. Fakat ikinci bir dil gibi, öğreniyor ve yönlendiriyor. Hatta karşısındaki kişinin zayıflıklarını ve karakterini analiz edip, o’nu sömürmek için kullanıyor. Tek bir amacı var; kazanmak diyor. Tekrar politika ve iş alanına değinmiş; bu tarz özellikler isteniyor rekabetçi, güçlü, hırslı deniyor. Bu yüzden politika ve iş alanlarında böyle insanlar var diyor.

Başka Bir Görüş: House of Cards’ın Felsefesi

House of Cards felsefesi [4], güzel bir video olmuş ancak bir uzman gözüyle bakılmıyor. Yine de analizi sevdim. Diyor ki; çoğu film ve dizi Amerikan sistemini eleştiriyor ya da ahlaki tavsiyeler veriyor ancak House of Cards ise hepsini reddedip her seferinde nasıl kazanıldığına ilişkin süreci anlatıyor diyor. Ki politik tonla dizi ve film izlememe, kitap okumama rağmen; house of Cards’ı izledikten sonra televizyonda görülenler inanılmaması gerektiğini çok iyi anladım. Biraz araştırınca, ekranda gördüğünüz şeylerin toplumu yönlendirmek için nasıl kullanıldığını görüyorsunuz.

Bütün karakterlerin özel ve herkese açık yanlarını gösteriyorlar. Üstelik estetik ile ilgili takıntıları var diyor ki doğru. Frank Underwood’un kamuya gösterdiği yüzünü, ikili ilişkilerini biliyoruz. Üzerine düşüncelerini bize aktarıyor. Yani böyle bir yapım eşsiz olacak tabi ki… Sanatsal anlayış her yerde var. Operaya gidiyorlar, her yerde tablolar var, dans ediyorlar, şarkı söylüyorlar… Sürekli sanatsallık ve minimalizm (dekorlarda) mevcut.  İnsanlar şık.

Neden Frank Underwood’tan Nefret Edemiyoruz?

Çok şeyi açıklamış ancak kısacası; ardında sabit bir karakter olmaması yüzünden diyor. Bazen sevecen koca, bazen çıkarcı katil, bazen nazik bir patron… Korumasıyla birlikte olan (ve 3’lü yapan) biri, Freddy’nin arkadaşı, kitleler için iş sahası açan biri, yalancı…. Çok fazla yüzü var ve ondan nefret edemeyişimizi buna bağlamış.

Claire Underwood’u iste sevmiyoruz çünkü gerçek duyguları var ve sabit diyor. Baktığımda doğru, güçlü olmasını seviyorum ancak özellikle 3. sezon sonunda kendinden tiksindirmişti. Ta ki 4. sezonda güzel politik hamlelerle Frank reyizin seçim arkadaşı olması için Frank’ı zorlayana kadar. Sonra saygı duydum.

**

Benim Düşüncelerim

Öncelikle Kevin Spacey sanıyorum en önemli etken. Mükemmel oyunculuğu sayesinde karakteri sevdik. Olayı birazcık Frank Underwood ve House of Cards’tan uzaklaştıracağım.

Ekran ayarı: Televizyon farklı bir yer. Çok uçta olan karakterler halk tarafından sevilebiliyor. Örneğin homoseksüelliğe karşı uzak duran bir çok kişi, Kiralık Aşk dizisinde belirtilmese de bu yöne atıfta bulunan efemine hareketlere sahip Koray’ı seviyor. Ya da kötü karakter Frank Underwood’u.

Bizim halkımızın bir özelliği; görmediği bir şeyi görürse önce nefret eder, sonra sever ve hatta örnek alır. Armağan Çağlayan’dan başlayıp, apaçilere, tikky gibi popüler kültüre kadar götürebilirim. Aleyna Tilki hakkında bir çok kişi olumsuz düşünüyor ancak 1-2 yıla kadar severek dinleyeceklerine eminim. Bu, bizim halkımızda olan özellik. Farklılıklara ne tepki vereceklerini bilemeyip nefret ve kin duygularını harekete geçiriyorlar. Sonra alışıp, seviyorlar.

İşte televizyondaki bu tarz farklılıkların güzelce yedirilmesi; katil, yalancı, çıkarcı, hileci birini bile sevdirebilir.

*

Yıllardır devletin ve devlet adamlığının baba figürünü yansıttığını düşünürüm. Kuralcı, katı, otoriter… Yani babana karşı çıkıp “ben reşitim istediğimi yaparım” deyip, gece 4’te eve gelebiliyor musunuz? Kaçınız geliyor? Türkler olarak aileye bağlıyız. Bu yüzden politikacıların ve ülkenin biraz otoriter olması insanlar için kabul edilebilir. Ancak buradaki olay “halkın yararına olacak şekilde” olmalı. Sigara içmeyin çünkü sizi kısıtlayıp diktatörlüğe alıştıracağız gibi bir şey değil.

Diyeceksiniz ki ya özgürlükler ülkesi Amerika? Muhteşem Yüzyıl, Hawai’de izleniyor. Amerika’nın bir parçası. Çok seviliyormuş. Neden? Oralı bir tanıdığa sorduk ve aldığımız cevap; kadınların kıyafetler ve ayrıca, buradaki kadınlar erkeklerin güçlü olduğu imaja bayıldı dediler. Sırbistan’da da aynı şey. Arap bölgesinde de aynı şey vardır.

İnsanlar bir şekilde otoriteyi seviyor. Neden, nasıl; bu tamamen bilim insanlarının ve uzmanlarının yanıtlaması gereken (ve yanıtladığı) olay.

Ben Neyini Seviyorum?

Bir kere çekim tekniklerine bayılıyorum. Minimalizm, ince detaylara dikkat edilmesi harika. Başarıların şans eseri geldiğine inanmıyorum aksine en ince detaylar bile dikkatle düzenlenmeli. Mad Men’de bütünlüğün bozulmaması için hormonlu değil, doğal meyvelerin sete konması, o tarihte hava nasılsa (yağmurlu vs) o havanın yansıtılması, Kiralık Aşk’ta renk detaylarına kadar dikkat edilmesi… House of Cards’ta da bu var. Hatta bir kaç kez izlediğimde yeni şeyler keşfediyorum ve “haa bunu bu yüzden yapmış” diyorum. Yani bir senaryodan çıkıp, gerçekliği oluşturuyor. Bu kadar ince ayrıntılara dikkat ediyorlar.

Ne gibi? (Spoiler) : Russo’nun valiliğe adaylığını istedi. Peki neden? Başkan yardımcısı aynı bölgedendi. Fakat Russo’nun başarısız olması için uğraştı. Çünkü başarısız olursa, seçime bir kaç süre kala yeniden birisi için kampanya yönetilemeyecek haliyle Başkan yardımcısını ikna edebilir dedi. Çünkü Başkan ve yardımcısının arasının açık olduğunu da biliyordu. Böylece kendini Başkan Yardımcısı yapabilirdi.

**

Frank Underwood’u seviyor muyum? Hayranım diyelim. Herkes güçlü olmak ister, herkes güçlü insanları sever. İstediğini alan, gücü olan, parası ve makamı olan; hepsinden öte harika bir karısı olan insan. Peki daha ne istersiniz? İnsanların %90’u bu amaçlarla yaşamıyor mu? Ben bunlara karşı gelip; amacımı dünyayı değiştirmek, insanlığı geliştirecek bir şeyler yapmak üzerine kurdum. Fakat Frank Underwood, bir miras bırakma peşinde. Yani??? Sanıyorum bir insanın isteyeceği her şey bu adamda var. Bir de televizyonda görmeye alışık olmadığımız, harika ötesi bir yapım.

Olayların iç yüzünü anlatan kaç film ve dizi var? Baba filmi, Breaking Bad dizisi, House of Cards, Mad Men… Sayılı.

**

Bu arada belediyeye ve politik yerlere gittiğimde Frank Underwood’un zil sesine sahip olanlar (ki ilk sezondan itibaren benimki de o oldu), direkt House of Cards hayranı olduğunu gösteriyor. Aramızda güzel bir kod oldu (: