4 yaşımda, babamın kucağında direksiyon tutarak başladı araba maceram (tabi evin sokağının başından, eve kadar ki çıkmaz sokak). Ardından yavaş yavaş piknikte vites, sinyal, derken ayaklarım yetişince gaz derken; 11-12 yaşlarımda Flash ve Mitsubishi minibüsü boş arazide bazen jikle, bazen ayak ucu ile sürecek duruma gelmiştim.

Yani arabanın ayrı bir yeri vardır küçüklüğümden beri. Bunun yanına (o zamanlarda düzenleme yoktu), çocuklar için go-kart yapılıyordu gaz/fren pedallarına ek demir konuluyordu. Küçükken ara ara gidiyordum ve o zaman tur bazında ücret alınırken, turum bittiği halde go-kart sahibi bana fazla tur attırıyordu. Hem beni tanıdığında, hem de ben sürdükçe etrafta merak edenler geliyordu, “oha lan çocuğa bak” diyenleri babam sıkça duymuş (:

Tabi yarışçı olmak istedim fakat bizim ülkede go-kart başlı başına pahallı ve hatta alsan ve yarışsan bile sonrasında Formula 4 ve devamı gelmeyecek. Öyle Atom arabasıyla falan desen 700-800 bine geliyor bugün. Haliyle bir hayaldi. Fakat yazın ortasında bahçede pist oluşturup bazı bölümleri sulayıp, ralli pisti yapıp oynuyordum. Bir yere gidecekken, önce beni giydiriyorlarmış, sonra onlar giyinirken; kaşla göz arasında bu pistte ralli yaparken üstümü çamurluyordum tabi. Defalarca böyle sıkıntılar çekmişler…

**

Gel gelelim, trafikte asla makas atmam, sinyal vermeden şerit değiştirmem, emniyet kemerimi takmadan yola çıkmam. Buna da özel bölüm ayıracağım bu yazıda. Otobanda biraz hızlı gitmeyi seviyordum, ona da engel getirdiler ya neyse.. Tek kaçamağım buydu.

Maalesef araba yarışlarını izlemekle yetiniyorum… Şimdilik tabi. Pilot ve yarışçı olmak istemiştim; ileride tek motorlu uçak kullanmayı ve yarış otomobili ile en azından bir kaç yarışa katılmayı istiyorum. Asla vazgeçmem çocukluk hayallerimden.

 

Formula 1

Önce şu güzel fotoğraflarla baş başa bırakayım sizi;

 

**

 

Kısa Bilgiler

Formula 1 spor mu yahu, basıyorsun gaza gidiyor, frene basıyorsun duruyor diyenler illa ki olacaktır. Hemen açıklayalım,

Öncelikle bu arkadaşlara 15 dakika go-kart kullanmalarını tavsiye ediyorum. 3-5 beygirlik go-kart ile 15 dakika sonunda kollarınız ne hale gelecek, nasıl terleyeceksiniz bir bakın; 15 dakika go-kart ile yarıştıktan sonra 1,6 litre ve V8 olmasına karşılık (tam bilinmese de) 800-900 beygirlik f1 araçlarının 2 saat boyunca yarıştığını ve her yarışta 3 litreye yakın sıvı kaybettiklerini düşünün…

Bu elde var 1,

**

2017 yılı ile en yüksek G kuvveti 6,5 olmuş. Viraj dönüşlerinde, gaz ve frenlerde (ki normal kullanmıyorlar, değineceğim ama kısaca limitine kadar kullanıyorlar bunları) sürücüye uygulanan G kuvveti genelde 4-5 G civarında. Yine mi bir şey ifade etmedi?

Pilot denemelerinde 4-5 G yiyen pilot adaylarının ne hale geldiğine bakalım:

 

 

Gördüğünüz üzere 4-5 G demek, bayılma eşiği bazı insanlar için, pardon PİLOT ADAYLARI İÇİN!

Şimdi F1’e bakalım:

 

 

Tabi ki sürekli olarak böyle bir kuvvet uygulanmadığından bayılma durumu söz konusu olur mu bilmiyorum fakat kaskı ve birazdan anlatacağım “mükemmel zamanlama” koşullarını göz önünde bulundurursanız; ağırlığınızın 4-5 katına 2 saat boyunca maruz kalmak, kaslarınız için bir hayli zorlayıcı olacaktır.

**

350-360 km/s hızlara çıkabiliyorlar ki bu da saniyede 100 metre demek. YANİ? Yanisi şu, bir futbol sahasını, 1 saniyede geçebiliyorlar (: Hızı düşünün…

 

Öte yandan kısa sürede çok yüksek hızlara çıkıp, birden yavaşlayabilen araçlardır. Fren yaptıklarında disklerin ısısı 1.200 dereceyi bulabilir ki şöyle bir şeyi yarış boyunca görebilirsiniz:

 

Ayrıca fazlasıyla pahallı bir alandır. Bir kanal fiyatları çıkartmış ve 5 milyon pound, yaklaşık olarak 30.2 milyon Türk lirası ediyor. İsteyen videoya buradan ulaşabilir. Örneğin Haas takımında yarışan Grosjean’ın şu kazası, 700 bin dolarlık! Siz hesap edin geri kalanını…

 

 

 

Neden Mükemmelliğin Sporu?

Şimdi gelelim, konuyu açma nedenime…

Özellikle son Meksika Grand Prix’i gösterdi ki (2017, Hamilton ve Vettel kaza yapıp, pite girmek zorunda kaldı); son sıralara düşen Vettel takır takır yükselirken, Hamilton önündeki aracı dakikalarca geçmekte zorlandı. Onca pilotun söylediğinin aksine (Hamilton günümüzün en iyi sürücüsü diyorlar), ben Vettel’in Hamilton’dan açık ara iyi olduğunu düşünüyorum.

ÇÜNKÜ; Mercedes, Ferrari’den çok daha hızlı. Uzun ve hızlı pistlerde Ferrari’nin Mercedes’i geçmesinin imkânı yok. Fakat iş Azerbaycan, Singapur gibi pistlere yani dar ve bol virajlı pistlere geldiğinde Vettel çok iyi işler çıkartıyor. Hele hele arkaladan başladığında, öndekileri kolayca geçiyor. Hamilton’ın sevdiğim yönü iste garantici olması.

AMA

Bu işin aması var işte… İşte sadece sürücüde bitmiyor. Ferrari sürücüsü Vettel “bana göre” daha iyi sürücü. Yarışları izlerken ise Mercedes’in keskin stratejilerini, Machiavellist stratejilerini izleyip ağzım açık kalıyor. Ferrari bu kadar “ince” (ya da yerine göre sinsi) oynayamıyor. Kurallara uyulduğu sürece, biraz farklı dövüşmenin tatlı olduğunu düşünürüm. Pit stratejileri vs çok iyi Mercedes’te…

Bununla da bitmiyor!

Mercedes’in argesi çok daha iyi. Mercedes parçaları, Ferrari’den daha fazla dayanıyor. Mercedes burada model çokluğunu, satılan araba sayısını falan konuşturuyor. Evet Ferrari lüks araç olabilir (hatta Fiat grubu almış olabilir) fakat parçaların sağlamlıklarının devamlılığı konusunda bir çok sıkıntı yaşanıyor.

Neden Önemli?

Çünkü bugün direksiyon üzerinde gördüğünüz düğmeler ilk olarak Formula 1 araçlarına kullanıldı. Formula 1, bir arge alanı gibidir. Orada dayanıklılık ve yenilikler denenir. Markaların arge merkezlerinin çekişmesi vardır. Sürücüsü iyi olsa bile, aracı daha hızlı değilse ve parçaları daha dayanıklı değilse; yine yetmez! Mesela Renault motorları birbiri ardına dağıldı sezon sonunda… Anlayın işte…

 

Yasalar ve Düzenlemeler

Bir ülkede yasal düzen ne kadar iyi olursa, ülke o kadar sağlam olur. Örneğin yurtları hatırlayın, kız yurdunu. Kızlarımızı yangında kaybetmiştik. Çünkü standartlar karşılanmıyor, yangın merdiveninin sonundaki kapı kitli, kapı deseniz zaten yangın yönetmeliğine uygun değil (plastikti yanlış hatırlamıyorsam)…

Çünkü 1- bunun kontrolleri yapılmıyor, 2 ve daha önemlisi, kim hangi durumlarda sorunlu bilinmiyor.

Metre metre yazılım satmak gönderimi okuyun. Burada olay bürokrasi ile ilgili sanmıştım başta, fakat uluslararası hukuk hocamla (Kudret Özersay) konuşunca aslında bürokrasi değil, hukuksal açıdan sorunlu olduğunu anladım. Daha doğrusu bürokrasinin sıkıntısı ve denetimdeki sorunlar (kısacası sistem); hukuksal problemlerden bu hale gelmiş.

Eğer hangi durumda kimin suçlu olacağı belli olsa, bu işi yapanlar (inşaat firması, mimar ya da müteahhit) veya yaptıranlar (yurt sahipleri) ; kimin suçlu olacağını ve bedel ödeyeceğini net şekilde bilse, kesinlikle işler farklı boyuta ulaşacak çünkü ceza almak istemeyecekler. Fakat cezalar belli değil. Kime ne ceza kesilecek? Hangi durumda? Hiçbir şey yok!

İşte hukuk sistemi bu kadar önemli! Anayasa, ceza hukuku, yönetmelikler, tüzük vs hepsi çok önemlidir ve incelikle yazılması gerek. Ülkede bunlar iyi olmazsa, ülke iyi olmaz. Bknz: Türkiye!

**

Formula 1’de ise kurallar daha sağlamdır. Denetleyiciler vardır. Bana ülke gibi geliyor izlerken… Çünkü kurallar var, hemen müdahale geliyor FIA’dan. Hakemlerde izliyor canlı ve bildirilirse, değerlendirip gerekeni yapıyorlar.

Sevmemin nedenlerinden birisi bu.

 

Zamanlama Zamanlama ve Zamanlama!

Öte yandan zamanlama olayı var.

 

Videoda görebileceğiniz üzere, geç ya da erken fren yapmak önemlidir. Çok önemlidir ki F1 videolarını izlediğinizde bundan kaynaklı bir çok yoldan çıkma ve kazayı göreceksiniz. Üstelik F1 sürücüleri için dünyanın en iyi sürücüleri diyebiliriz.

Sadece frene bastığınız süre değil, bıraktığınız süre önemli, üzerine ne zaman direksiyonu çevirmeniz gerektiği önemli.

Üstelik fren yaptığınızda, disk sıcaklıkları 1200 dereceye kadar çıkabiliyor. Bu yüzden sürekli frene basmak, sabit bir şekilde fren kalitesi yakalayacağınız (sabit bir ivmeyle yavaşlayacağınız) anlamına gelmez. Freni bıraktığınız an da çok önemlidir. Üstelik fren yaparken, sıcaklık nedeniyle kalitesiz frene başlarsanız (ya da geç frende), direksiyonu çevirdiğinizde; lastik kitlenebilir.

Bunun sonucu mu? Sıkça görebileceğiniz pistten çıkma en iyisi, en kötüsü ise duvara çarpma…

Yani iyi bir viraj için; tam zamanında frene basıp, tam zamanında bırakıp, tam zamanında ve tam açısında direksiyonu çevirmek gerek. BİTMEDİ, çıkışta gaza asılırsanız, canavar motor devreye girecek ve lastikler patinaj çekecek ve arka kayacak. Başta biraz basmalı ve devamında yüklenmelisiniz.

Bütün bunları ise 4-5 G kuvveti yerken, 3 litreye kadar sıvı kaybedebileceğiniz 2 saatlik yarışta yapmanız gerekiyor (ki 15 dakika Go-karta binin, anlayacaksınız).

Üstelik, her şey kurallara uygun olmalı; pit ekibi 2,5-3 saniyede lastiği değiştirmeli ve pit stratejisi düzgün olmalı…  Yani sadece arge değil (downforce denilen yere bastırma kuvvetinden, parça dayanıklılığına, araç tasarımına kadar her yerdeki arge), sürücü değil; aynı zamanda takım lideri, pit ekibi çok önemlidir. Stratejileri doğru ayarlamak çok önemlidir.

**

Sonuç Olarak

Görebileceğiniz üzere her adımda bir sürü şey var.

Yeni araç yapılırken tasarımı (kanatlar, rüzgar akışı vs), devamında arge (motorda, hibrit sistemde vs), ardından parça dayanıklılığında, pit ekibinde, takım liderinde, sürücüde… Her yerde çok iyi olmak gerek. Dünyanın en iyi takımları ve en iyi pilotları var; yine de devasa farklar var. Mesela bu konularda (süreci hariç olabilir) Mercedes açık ara önde gibi. En yakın rakibi Ferrari, zor yetişiyor. Fakat diğer araçların yetişmesi 2020’yi bulabilir diyor sürücüler. Beygir gücü vs gibi tonla konu için bütçe gerek, yatırım gerek vs…

Daha da önemlisi kurallar çok iyi. Ben gözümde büyütüyor olabilirim fakat bir futbol, voleybol, tenis gibi şeyleri incelediğimizde; ekiplerin, arge’nin, sürücülerin yarışmasını yanı sıra, sanki bir devlet Anayasası gibi kurallar zinciri var. Takımlar itiraz ediyor, şikayet ediyor; bunlar değerlendiriliyor… Yargı sistemi gibi. Böyle bir şeyi çok az sporda görebilirsiniz.

Sürücü olayına gelirsek; dediğim gibi her virajda frene basma ve bırakma zamanını, direksiyonu döndürme zamanı ve açısını, virajdan çıkarken gaza basma miktarını (yüzdesini) ayarlamak zorunda. Bütün bunları da 2 saatlik yorucu bir maratonda; 4-5 G’ye maruz kalırken ve 3 litre su kaybederken yapması gerekecek.

**

Unutmadan: pit stratejisi… Mesela uzun turlu pistlerde, 1 pit stop ya da 2 pis stop yapılabilir. Lastikler (hamuruna göre) eriyor. Yol tutuşu azalıyor… Pite girmek demek yaklaşık 25 saniye kaybetmek demek (giriş, hız limiti, 2,5-3 saniyelik değiştirme, hız limiti, çıkış)…

Bazı takımlar tek pit yaparak 25 saniyeden kurtulacaklarını düşünüyorlar mesela. Evet bir süre bu avantaj oluyor. Fakat 2. pitini yapmış ve yeni lastikleriyle daha sağlam yol tutuşu olan araçlar; daha fazla risk alacak… Viraja daha hızlı gibi, daha sert fren yapabilir, daha keskin dönüp, daha sert gaza basabilir çünkü önemli miktarda yol tutuşuna sahip olacaklar.

Bir süre sonra bu insanları yakalıyorlar ve hatta geçebiliyorlar. Yani tek pit, iki pitten daha iyi demek değildir.

Bu bile başlı başına; stratejinin, riskin, ve daha bir çok şeyin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Sadece bu örnek bile Formula 1’in ne kadar güzel bir spor olduğunu gösteriyor. Ben yüzmeyi seviyorum, izlemeyi de severim (futbol ya da başka şeyleri pek aramam). Fakat Formula 1’in zevki bambaşkadır. Cuma-Cumartesi yapılan alıştırma ve sırlama, Pazar günü ise yarış… İşte çok bir tattan bahsediyoruz.

Herkese öneririm.

Maalesef Türkiye’de Formula 1 sadece Digitürk, D-Smart gibi yerlerden S-Sport üzerinden izlenebiliyor (hayır hayır, Kıbrıs korsan ada olsa da, internet üzerinden kalitesi düşük ama izleyebileceğiniz yerlerin olduğunu söylemem doğru değil).

Formula 1’i takip edin. Videolarını izleyin. Sevin, bağrınıza basın (:

Etiketler: , ,