Bu aralar Nazi Almanyasının tank gücünü bizim bildiğimiz “panzerler” haline çevirerek Yıldırım Savaşı (Blitzkreig) ile cepheleri yarıp geçen hale çeviren General Heinz Guderian’ın “Bir Askerin Anıları” adlı kitabını okuyorum. Gayet iyi yazılmış, içindeki bilgiler ve ekler bölümünde Nazi Almanyasının yapılanmalarına kadar gösteren şemalar dikkatimi çekti. Meraklılarına (benim gibi tank ve 2. Dünya Savaşı severlere) önerimdir.

Tam bu süreçte uzun süredir doğru düzgün film bulamadım, arşivime bakayım derken 2. Dünya Savaşı klasöründe “Diplomatie” diye bir filmin olduğunu gördüm ve izledim (bunu yazarken saat 5, kedim gecenin 3’ünde kaldırıp uykumu kaçırdığı için izleyip hemen yazı yazıyorum). Yorumlarımı paylaşacağım fazla süprizbozan (spoiler) vermeden.

Fakat öncesinde belirtmek isterim ki;
Der Untergang (Çöküş-2004), Conspiracy (Komplo-2001), L’affaire Farewell (Elveda-2009) gibi filmlere benziyor. Özellikle Conspiracy şeklinde genelde bir odada bulunan dialoglara dayalı filmleri izlemeyi sevmeyenler, sevmeyebilir.

 

Diplomatie Filminin Konusu ve Özellikleri

Yıl 1944, Amerika bir yandan, Rusya bir yandan Nazi Almanyasına saldırıyor. Naziler geri çekiliyor. Geri çekilirken sert kararlar alıyor. Paris ise özel bir yer ve Hitler’in Berlin ile kıyasladığı, kıskandığı bir şehir. Fransız askerleri yıldırım savaşına direnemeyip kolay pes etse de, Fransız halkı gerilla taktiklerini uygulamış ve direnmiştir. Nazi askerlerinin yüzüne bakmıyor, sürekli direniş örgütleri kuruluyor.

Hitler’den gelen emir basittir, hem Amerika’nın ilerleyişini durdurmak hem de alttan alta Berlin’den güzel olan şehre zarar vermek amacıyla; Paris’in bütün tarihi ve önemli binalarını, yapılarını, meydanlarını tahrip etmek, köprülerini harap ederek düşmanı yavaşlatmak.

Filmin konusu:
İsveçli diplomat Dietrich von Choltitz’in Paris valiliği de yapan askeri General Raoul Nordling’i ikna etmesini içeriyor.

filmi izlerken hem iyi bir diplomat ve müzakere süreci ile ilgili güzel detaylar bulabilirsiniz hem de 2. Dünya Savaşı ile ilgili konuların başka bir yüzünü de görebilirsiniz.

 

Kişisel Yorumum

Açıkçası ben filmi sevdim fakat sonunda gerçek sahneleri de araya katmaları, tam biterken büyük bir zevk verdi. Yani sevdiğim ilk 20-25 film yapsam (en tepede tabi ki Schindler’s List, Schindler’in Listesi), mutlaka girecektir. Tabi ki bol aksiyon arayan Amerikan-vari bir film sevenler sıkılacak ve hayal kırıklığı yaşayacaktır, fakat onlar da sıkılsın.

Filmi izlerken başka bir şey aklıma geldi; Almanların Son Köprüsü, Hitler’in Doktoru gibi belgesellere bakınca ve böyle filmlere (ki gerçek olaylara dayandırılmış); savaşın sonunda Hitler’e ihanetin olduğunu görüyorsunuz ki her şey iyi giderken en koyu Hitler hayranı olan tiplerin birden Hitler’e kaşı sırt çevirmesidir. Ben ne yapardım diye düşündüm çünkü insanlık ve ahlak gibi bir çok kavram ile emir ve sadakat arasına sıkışıyorsunuz. Generalin doğru karar vererek bir şehri, bir milletin tarihini ve kültürünü yıkımdan kurtarması doğru hareketti.

Öte yandan diğer belgesellerde gördüğüm üzere, manyak bir doktorun Hitler üzerinde bir sürü şey denemesi, geri çekilirken stratejik köprülerin yıkılmaması gibi bir sürü nedenle Almanya daha kolay çöküşe ulaştı. Şu an Nazi iktidarı gibi vahşi bir iktidarın çöküşe ulaşması ile ilgili “daha iyi olmuş” denilebilir, yine de içimden bir parça; ne olursa olsun bu şekilde kolay teslimiyet ve emirlere karşı gelmenin çokta hoş olmadığını söylüyor.

Bununla birlikte “Paris’in suçu yoktu, stratejik önem taşımıyor, yıkılması doğru değil” diyenler varsa; haklı olmakla birlikte şu sorunun da cevabını vermelidir: Amerikalılar, hiçbir stratejik öneme sahip olmayan Alman şehirlerinin üzerine gereksiz yere tonlarca bomba atarken, sivilleri öldürürken bu insanlar neredeydi?

Maalesef iki yüzlülüğü ve karaktersizliğini görüyoruz. Çanakkale’de atılan yasaklı çivilerden (İngilizler), hastahane çadırlarımızın bombalanmasın kadar hem kendi tarihimizden hemde Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ve sonrasında Amerika, İngiltere başta olmak üzere sözümona “çağdaş” bir çok ülkenin savaş suçlarını hiçe saymasına kadar bir sürü örneği verebiliriz. Çok uzağa gitmeye gerek yok; Suriye’de köylerinden kovulan, evleri yakılan Türkmenlerin (ki bunu yapan terör örgütü YPG’dir), bağımsız ve uluslararası kuruluşlarca ispatlanmışken (bknz: uluslararası af örgütü bildirisi), başta Fransa ve Amerika olmak üzere bir çok ülkenin bunlara yardım etmesi de başka bir örnektir.

Hitler dediğinde haklıydı, “tarihi kazananlar yazıyor”.