“Köylü, milletin efendisidir”.

Günümüzde ne anlamsız bir söz değil mi? Hatta “köylü”nün bir çeşit geri kalmış, cahil, anlama güçlü çeken anlamlarında kullanıldığı bir devirde Atatürk’ün bu sözü ne kadar boş gibi geliyor(!).

“Çocuklarımız tarım ve hayvancılıkla uğraşmasın, okusun mühendis olsun, öğretmen olsun” denilen bir ülkede ne kadar gereksiz bir söz değil mi?

Oysa tam tersi. Tarım, hayvancılık ve çiftçilik; gelişmişliğe açılan kapıdır. Gelişmiş bir ülke olmanın, ekonomik açıdan güçlenmenin en temel basamağıdır. Bugün Para Dedektifi’nin yeni bölümü vardı ve Cem Seymen Hollanda’da tarım ve hayvancılığı araştırıyordu. Bazı şeyler yazacağım, ne kadar ters köşe olduğumuzun göstergesidir.

İzlemek isteyenler için:

Türkiye’de Durumu

Çin’den : Fasulye, kayısı, kuru sarımsak
İtalya’dan : Ispanak, elma
Amerika’dan : Fındık ve baden
Güney Afrika’dan : Satsuma mandalinası
Şili’den : Üzüm ve elma
İran’dan : Karpuz ve lahana
Kostarika’dan : Kavun
İspanya’dan : Marul

Türkiye’ye geliyor. Yani dışalım (ihracat). Peki kendi kendine yeten tarım ülkesi nasıl bu hâle gelebildi? İneklerimize buğday sapı olan samanı bile neden Kıbrıs’tan, Amerika’dan, Ukrayna’dan alacak düzeye geldik?

tarim urunleri ihracati

Üretemediğimiz için, dışarıya satışımız az ve satın alamıyoruz.

**

Gerilemenin Nedenleri

  • Dünyanın en pahallı benzinini kullanıyoruz.
  • Tohum yurt dışından. Bununla kalmıyor; ilaçları, gübre ve mineralleri yine yurttışından (malum genetikle oynandığı için, kendi şirketinden almak daha fazla ürün demek). Üstelik seralarda yakılan kömür bile Türk kömürü değil, Rusya’dan geliyor.
  • Bütün bu koşullara rağmen üreticinin (köylünün) elinden çıkan ürünler 80 kuruş ile 1 lira arasında olmasına rağmen; marketlerde ve pazarlarda 3-4 liraya fırlıyor. Kısacası dağıtıcılar, komisyoncular, marketler; köylülerden daha fazla para kazanıyor. Üretmeden kazanan kesim.
  • Köylü, çiftçi, üretici olmak Türkiye’de bir saygınlık göstergesi değil.

Ve daha niceleri. Para dedektifini izlerseniz anlattıklarımdan fazlasını bulacaksınız.

Bir Gecede Köysüz Kaldık

Siyasi hırs uğruna köy kültürünü ve köyleri bozdular. Bir gecede köyler mahalle oldu. Ekilen arazilere binalar dikilebilecek. Köylü, suyunu dağdan çekerdi. Şimdi tulumbaya bile para alacaklar. Elektrik, su ve vergiler tahmin edebileceğiniz gibi katlandı.

Üretimin, gelişmenin, toplum olmanın en temel basamağı köylerdi. Asırlardır köylü, üretim için çok önemli olmuştur. Ancak bu, Türkiye’de “siyasi nedenler yüzünden” bitirildi.

Üstelik Birleşmiş Milletler’in raporuna göre [1] “gıda üretimi düşecek, talep artacak” ve 2050’ler deniyor. Kısacası Türkiye çok önemli bir hâle gelecek. Ancak gidişatı tersine çevirirse. Hititler döneminden kalma, göçmenlerin Selanik’ten, Bulgaristan’dan getirdikleri ve Anadoluda yüz yıllardır ekilen doğurgan tohum yerine her sene almak zorunda kaldığımız ve toprağı zehirleyen “genetiği değiştirilmiş” tohumları ekiyoruz. Bunlara son vermemiz gerek.

Manda, Türkiye’ye özgü bir hayvandı ve bitti. Ankara keçisi önemliydi, Ankara’dan keçiler alınmış ve Afrika’ya götürülmüş şimdi tiftik konusunda dünya pazarına hakimler. Kısacası kendi tohumlarımız ve hayvanlarımız yok oluyor. Sömürge oluyoruz. Buna dur dememiz gerek. Gelecek için ve daha önemlisi SAĞLIKLI BESLENMEK İÇİN!

Kooperatiflerin Önemi

Yukarıda dağıtıcıların daha fazla kazandığını söyledim. 28 bin kadar üretici varken, 500 binden fazla dağıtıcı var. Nedeni anlaşılabilir.

Üreticiler, organik ürünlerini kooperatifler aracılığı ile tüketiciyle buluşturmalıdır. Böylece 3-4lira yerine 2-2,5 liraya alabiliriz. Üretici ise daha fazla para kazanabilir. Kooperatif ise üreticileri korumak için hem maddi hemde siyasi (burada parti anlamında değil, pazarlık vs anlamında) güç kazanabilir.

Hollanda’nın en büyük bankası, çiftçilerin kooperatifi gibi iş görüyor (ki hem onlar tarafından kurulmuş, hem büyük ölçüde onları destekliyor).

Köylü Gelişirse Türkiye Gelişir

Buradaki köylüyü doğma büyüme köylü olarak almayın. Tarım ve hayvancılığa, üretime yatırım yapmak; kendi hayvanlarını ve tohumlarını üretmek, kendi vitamin/mineral/gübreni üretmek demek sonraki basamaklarada geçişi kolaylaştıracaktır.

Devamında sanayi gelişecektir. Bilim, teknoloji gelişecektir. İş gücü, yerine teknolojik cihazlara bırakacaktır. Ancak bunu, mevcut zihniyetle yapamayız. Üretim tesislerinde teknolojinin yüksek olması gerekir. Bunun için devlet desteği (var ancak) şekil değiştirip bilinçlendirme yoluna gitmelidir.

Gelişmenin yolu; tarım, hayvancılık, bilim, teknoloji alanlarına yatırım yapmaktan geçer. Bunları yaparken halkı eğitim, sanat, spor gibi alanlara yönlendirmek gerekiyor.

Bu tarz “kalkınma” görevleri fazlasıyla organize olarak gerçekleşecektir.

Yapabileceğimize inanın. Türkiye, gelecekte önemli bir yerde olacak. Ancak inanmak ve bunun için çalışmak gerek.