Yazıyı düzenledim: 1.5.2016 (sonda)

Davutoğlu’nun açıklamasıyla birlikte 5.5.2016 tarihli yazım: Bir Hışımla Geldi Geçti Peh Peh Peh Davutoğlu Mustafa Bey!

 

Türkiye gündemine yepyeni bir tartışma geldi. OSMANLICA ! Osmanlıca bilinmeli, katılıyorum ve sadece Osmanlıca dilini değil; Osmanlı’yı, Gök-Türkleri, Gök-Türkçeyi ve Türk Tarihini (Atatürk’ün Maya’ları bile araştırması gibi) Türklüğü ve tarihi bilen akademisyen ve tarihçilerin çoğalmasını bende isterim ; sorun Osmanlıca’yı zorunlu hale getirmek. Seneler içinde öyle bir algı yaratıldı, öyle bir Osmanlı özentiliği yaratıldı ki; Türkiye Cumhuriyeti ve Türk devrimi, Türk tarihini sildi ve Türk tarihi eşittir Osmanlı gibi bir düşünce ortaya çıktı.

YALAN ! Neden mi ? (Erdoğan ve Davutoğlu çekişmesine gelmeden hemen önce)

Bak değerli kardeşim, Türk tarihi Milattan Önceye kadar gider ! Taa Büyük Hun İmparatorluğuna… Sonra Gök-Türkler gelir ve gerisi gelir. Ruslar tarafından değiştirilmiş Türk devletine bak; sayma sayıları bir, iki, üç şeklindedir. Dilimiz ortaktır. Örnek, 1300 Yıllık Gök-Türkçe !! :

Boz bulıt yorudı
Boyun üze yagdı
Kara bulıt yorudı
Kamıg üze yagdı
(Kamıg=Kamu=Herşey)

Atalarımızdan bir gecede koptuk denilen günümüz Türkçesinde bunun çevirisi, yani 1300 yıllık Gök-Türkçe çevirisi nasılmış ?

Boz bulut yürüdü
Boyların üzerine yağdı
Kara bulut yürüdü
Herşeyin üzerine yağdı

Peki değerli kardeşim, bir çoğuna göre bizim “özümüz” olan Osmanlıca’da nasıl söylenirmiş ?

Amed-i medid ve ahd-i ba’iddir ki daniş-gah-ı istifadede nihade-i zanu-yı taleb etmekle arzu-yı kesb-i edeb kılıp.

**

Turk Devletleri Tarihi

Görebileceğiniz üzre asıl Osmanlı bizi Türk tarihinden kopartıp, Arapların kucağına atmış ve bizi Araplaştırmıştır. Asıl Osmanlıca ile bir gecede cahil kaldık. Asırlar, Osmanlıca ile silindi. Anadolu’da çıkan Gök-Türkçe mezar taşlarını millet Rum, Ermeni, Yunan yazısı diye kırıldı ve tahrip edildi. Halada devam ediyor. Arapça-Farsça-Türkçe kırması bir dil olan Osmanlıca’ya “zorunlu geçiş” neyin kafasıdır ?

Şunun kafası : Türklükten bir kez daha koparak, yarım kalan Araplaşmayı tamamlamaktır. Cumhuriyet düşmanlığıdır.

 


Davutoğlu Erdoğan Savaşı

 

Erdoğan Davutoğlu Savaşı Osmanlıca ile başladı

Dün Davutoğlu Geliyor yazısı ile Ahmet Davutoğlu’nun gelişini yazmıştım. Kısaca hatırlatmak gerekirse ;

    Boğaziçi Üniversitesi’nin Ekonomi ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümlerini bitirmiş.
Doktorasını Boğaziçi Üniversitesi’nde “Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler” bölümünde yapmış.

1990 yılında, Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmaya başladı. Üniversitenin Siyaset Bilimi bölümünü kurdu ve 1993 yılına kadar bu bölümün başkanlığını yürüttü.

1999–2004 yılları arasında profesör oldu ve Beykent Üniversitesi’nde, üniversite yönetim kurulu üyeliği, senato üyeliği ve Uluslararası İlişkiler Bölümü başkanlığı, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde de misafir öğretim üyeliği yaptı

2009-2014 Dışişleri Bakanlığı yaptı.

8 Yayını var.

**

Davutoğlu siyaset biliminde oldukça ustadır. Güç Sahibi Olmanın 48 Yasası adlı yazı dizimde (ve Robert Greene’in kitabında) görebileceğiniz üzre Davutoğlu bir çok yasaya uygulayarak bu günlere geldi ve hatta seçilmeden Başbakan oldu (House of Cards’a selam). Alttan, derin ama sağlam geliyor. Demokrasilerde, özellikle cumhuriyet rejimlerinde parti çok önemlidir. Parti başkanlığı ise bütün partiyi gücünü, yapılanmasını ve ideolojisini elinde tutar. Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak AKP’nin bu gücünden kısmen mahrum oldu ve yerine siyaseti bilen adamı getirdi.

İster istemez güçler birbirini sınayacak ve birbirine karşı üstünlük kurmaya çalışacaktır. Bunun ilk adımını Davutoğlu çeşitli paket açıklamaları ile attı ve sonrasında Osmanlıca karşılığını aldı. Osmanlıca tartışması, Milli Eğitim Şurası ile başlamıştı (ve zorunlu din dersinin ilkokul 1’e inmesinden tutun “risk grubu” yani huzursuzluk yaratan öğrencilerin açık liselere yönlendirmesine kadar bir çok ilginç karar burada alındı). Kaldı ki bu şuraya, bu önerileri kimler getirdi ? Davutoğlu ve hükümet değil. O halde kime bağlı, kimden emir alanlar getirdi ? Kim Türkiye Cumhuriyetini yönlendirmek istiyor ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Osmanlıca konusundaki bugün yaptığı açıklama [1];

Osmanlıca’nın bu ülkenin evlatları tarafından öğrenmesinden rahatsız olanlar var. İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek, öğretilecek

Başbakan Davutoğlu’nun 3 saat sonra “cevap” niteliğindeki açıklaması ise şu yönde [2];

Osmanlıca denilince arkadaşlar yabancı bir dilden bahsedildiğini zannediyorlar. İsteyen öğrenci seçer isteyen seçmez. Teklif edilen bu.

**

Davutoğlu, Erdoğan’dan sonra açıklama yapmış. Ben burada güç gerilimini hissedebilirsiniz. Davutoğlu, Erdoğan ile kimse aramıza giremez diye bir açıklama yapmıştı [3]. Bu tarz olayları cemaat-AKP arasındaki gerilimden hemen önce bolca gördük. Önümüzdeki günlerde de göreceğiz. Burada kesinlikle bir gövde gösterisi mevcut. Davutoğlu güzelce “atanarak” geldi ve gücü eline geçirmeye başladı. Başta sessiz ve yumuşakken, gittikçe sert ve ses çıkartır hale geldi.

Düşüncem, Davutoğlu’nun politikalarının biraz daha (demokrasi açısından) “olması gerektiği gibi” ve diplomatik olacağıdır; yani önümüzdeki süreçte Türkiye’nin demokrasi anlamında ve gerilim anlamında yumuşayacağını düşünüyorum. Cumhurbaşkanı ise bu süreçte iç işlerine müdahele etmeye çalıştıkça Davutoğlu ve hükümet kanadından tepki görecektir, Davutoğlu Erdoğan’dan bağımsız adım attıkça karşılığını alacaktır. Sözel anlamda birlik mesajları çıksada, eylem bakımından Davutoğlu devletin kurumlarını ele geçirmeye çalışacaktır, Erdoğan ise bu gücü ve senelerdir yaptığı kadrolaşmayı kullanarak dolaylı yoldan müdahele etmeye çalışacaktır.

Başbakanlık makamının, Cumhurbaşkanlık makamına göre daha halkla içiçe ve daha güçlü bir makam olduğunu düşünüyorum. Böyle bir savaş olursa kazanan kesinlikle Davutoğlu olacak. Eğer savaş sertleşirse; AKP bölünebilir ve devlet içinde farklı davalar ve çekişmeler olabilir. Cemaat mi ? Size bir hikaye anlatmak istiyorum.

**

Çin’de komünistler Mao önderliğinde dağlara çıkıp, milliyetçilerle savaşıyordu ve gerilla taktiği ile vurup geri kaçıyordu. İki tarafta birbirini yıpratmaya çalışıyordu. Japonya Çin’e saldırınca Mao, milliyetçilere giderek “şu an savaş durumundayız ve ülkemiz daha önemli” dedi ve ateşkes yaptılar. Bu süreçte iç savaştan çıkan milliyetçiler Japonlar ile savaşarak daha da yoruldu ama kazandı. Aynı zamanda komünistler güçleniyordu. Ardından Çin galip gelince tekrardan komünist-milliyetçi iç savaşı başladı. Ancak iç savaştan çıkıp Japonya ile savaşan miliyetçiler tekrar iç savaşa döndüğünde; güçlenmiş komünistlerle karşılaştılar. Mao taktiksel bir hamle yaparak inanılmaz bir fırsat yakalamış ve kullanmıştı. Sonunda milliyetçiler Tayvan’a çekilmek zorunda kaldı ve Mao Çin devrimini gerçekleştirdi.

Şu an kaynağını hatırlamıyorum (Yılmaz Özdil olması gerek), Başbakan’ın yardımcılarının ve hükümetin tepesinin cemaatçiler tarafından ele geçirildiğini yazmıştı. Bu doğru mu bilmem ancak olmadığını varsaysak bile, böyle bir savaşta cemaat toplanacaktır. Her zaman diyorum; cemaat-AKP savaşında kısa vadede AKP kazanır ancak uzun vadede cemaat alır. Çünkü cemaat beyin, AKP ise sayı çoğunluğu olan taşerondur.

 

2016’dan Gelen Düzenleme

2014’te dediğim gibi, aralarındaki huzursuzluk üste çıktı…

FAKAT; Davutoğlu, güce ulaşım konusunda gerekli adımları atamadı. Parti tabanı ve hükümetin bütün önemli noktalarını Erdoğan’a yakın kişilere kaptırdı.

Davutoğlu döneminde; Ergenekon vs gibi davalarda yargı daha rahat davrandı, yurtdışındaki liderler Davutoğlu’na yakın durdu ve Davutoğlu “akademik bilgileri” eşliğinde Başkanlık sistemindeki sorunu fark etti (her ne kadar dış politikada rezilliği derin olsa da, siyaset bilimi konusunda Erdoğan’dan daha bilgilidir).

Buna rağmen, bilgi ve doğruluk değil; özellikle cahil toplumlarda, güç önemlidir ki Erdoğan’ın en iyi bildiği şey…

 

Bütün bu süreçte Erdoğan’ın cemaat kökenli bilgili danışmanları eridi. Yerine gösteriş budalası AKP tabanlılar geldi. Sonradan görmeler. Haliyle Türkiye gerildikçe geriliyor. Ancak bu gerilimin sonunda herkes yanar. Erdoğan ve danışmanları, AKP’nin yandaşları başta gelir, sonra oy verenler, sonra bu düzenden çıkar sağlayanlar ve halkın tamamı. Ancak herkes sıkıntı çeker. Çekecekte…

 

Sonuç olarak Davutoğlu’nun işinin bittiğini düşünüyorum. Davutoğlu’nun değişiminden sonra her şey çorap söküğü gibi gelecek.