Üniversiteyi bitirmem ile birlikte, bu sayfayı da tekrar düzenlemem gerektiğini düşündüm. Tavsiye ettiğim kitap, dizi, film ve varoluş amacı ile ilgili yazım alt bölümlerdedir.

Emre Çetin Kimdir?

Aslında bu bölümü fazla sevmiyorum. Her blogta yazarlar, kendileri çok önemli bir kişiymiş gibi anlatıyorlar. Emre Çetin kimdir? Sorusunun cevabı herhalde, “dünyayı değiştirmek isteyen bir deli” olarak verilebilir. Etrafımdaki herkes “yapamazsın”, “imkansız”, “Türkiye’yi düzeltmek sana mı kaldı?”, “kimse düşünmüyor mu bunları?” derken; hepsini elimin tersiyle itip, doğru bildiğim yolda devam ederek 2030’da Türkiye Cumhuriyeti’nin Devlet başı olacağım. Amacım da hedefim de budur.

Topluluğun aptal bir organizma olduğunu ve topluluk kalıplarıyla yaşamanın insanı kısıtladığını düşünüyorum. Bu kalıpları aşmak, bu kalıpları “yıkmak”; insanlara rağmen olacak. Yani toplum için iyi bir şey istiyorsanız, toplumun kalıplarını, düşünce tarzını değiştirmeniz gerekiyor ve bunu yaparken topluluk size karşı duracak. Başarırsanız, toplum peşinizden gelecek.

Bütün bunları yaparken, Türkiye’deki iki büyük sıkıntıda dikkat etmek gerek: İslam adı altında Araplaşanlar ile medeniyet adı altında yozlaşanlar. Kendi kültürümüzü, tarihimizi, dilimizi unutuyoruz. Evet dini bilmek ve çağdaş olabilmek önemlidir. Fakat bu kavramları, kendi kültürümüze yedirerek kabullenmeliyiz; kültürümüz yerine bir alternatif görüp, kültürümüzü reddederek veya değiştirerek değil!

Adaletin, liyakatin (işi hakedenin alması, işi ehline vermek), ahlakın, dürüstlüğün olmadığı bir yerde sistem yoktur. Sistem yoksa, dengesizlikler vardır ve kişiler ön plana çıkar. Bunu değiştirmek gerekiyor. Halk içinde ise öğrencilikten başlayarak; insanlara hayal, cesaret, azim aşılamak gerek ve ezber, kopya gibi hem etik hem yasal olarak suç teşkil eden şeyleri kabul eden bir zihniyet tamamen yok edilmelidir. Yok edilmelidir ki, yapılan yolsuzluklara, hırsızlıklara, adaletsizliğe, adam kayırmacılığa da son verelim.

**

1989, Eskişehir (Başak burcu)
190cm, ~94kg
Melahat Ünügür > Tayfur Bayar Lisesli (eski Gazi)
DAÜ Bilgisayar Mühendisliği 3. yılında terk
DAÜ Uluslararası İlişkiler ve Siyaset Bilimi (mezun)
Eskişehirspor ve Eskişehir hayranı

Yön verenler

Annem, Steve Jobs, Vladimir Putin, Yılmaz Büyükerşen, Fatih Sultan Mehmet ve tabi ki Atatürk ve tarihteki başta Türk büyükleri olmak üzere Büyük Petro gibi nice lider daha.

 

İlgilendiklerim

Politika, zen, minimalizm, tasarım, psikolojik savaş, propaganda, beden dili

 

Yaptıklarım

Yüzme (3,5 yıl Anadolu Üni. takımında), voleybol, tenis, dans, okçuluk, bateri (komşuların kafasını şişirmece).

2001’den itibaren programlama; genelde front-end (arayüz) ve web fakat 14 programlama diliyle haşır neşir olup, çeşitli projeler geliştirdim. Siri’nin yazılını halini henüz 2008-2009 gibi geliştirmeye çalışmıştım ve akıllı arama motoru yapmayı planlıyordum. Bu proje ise TarcanBot idi.

Javascriprt+CSS+HTML üçlüsünü “gerçekten” seviyorum. PHP ve Python ise bayıldığım diller.

 

Nerede Yaşarım?

Eskişehir doğumluyum, İstanbul’da yaşıyorum, Gazimağusa’da (KKTC) 9 yıl kaldım. Tabi 1,5 yaşımdan bu yana Eskişehir’de, Porsuk çayını kenarında yaşadım, dedem ve anneannemlerin evinde. Haliyle ait hissettiğim yer orasıdır.

 

Ne Yerim?

Gluten alerjim nedeniyle unlu olan şeyleri yiyemiyorum. Kısaca abur cubur, makarna, ekmek, tatlıları yemem sıkıntı. Ayrıca gerek Türkiye’deki tarım ve hayvancılık sorunları gerek hayvan sevgim yüzünden sık sık vegan (vejetaryenliğin de ötesinde) bir yaşamım var.

Havuç suyuna bayılırım.

Türk kahvesini severim. Kahvaltıdan sonra mutlaka içiyorum. Yemeklerde maden suyu içerim.

Bunların dışında son zamanlarda işlenmiş ürünlerden uzak duruyorum. Kola vs içmek yerine maden suyu ya da mineralli su alıp içiyorum.

 

 

 

Tavsiye Ettiklerim

Kitap

Başucu kitaplarım olarak şu üçü vardır:

Şevket Süreyya Aydemir – Tek Adam
Ahmet Taner Kışlalı – Siyaset Bilimi
Alfa Yayıncılık – Siyaset Kitabı
Machiavelli – Prens
Tayyar Arı – Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika
Yordam Kitap – Siyaset Bilimi
Diplomasi – Kissinger
Andrew Heywood – Siyaset Bilimi
Kazım Karabekir – Günlükler
Ian Keshaw – Hitler
**
Walter Isaacson – Steve Jobs
Robert Greene – İktidar Sahibi Olmanın 48 Yasası
Ahmet Şerif İzgören – Dikkat Vücudunuz Konuşuyor
Catherine Kaputa – Sen Bir Markasın
Leil Lowndes – İnsan İlişkilerinde Nasıl Çok Başarılı Olursunuz
Hward Schultz – Starbucks ve Onward

 

Dizi

House of Cards
Borgen
Mad Men
South Park

 

Film

Çok var ancak en sevdiklerimi (hatırladığım kadarıyla) yazayım

Schindler’s List
Ağır Roman
Baraka ve Samsara belgeselleri
Truman Show
Der Untergang
Frost Nixon
Conspiracy (2001)
Bridge of Spies
Fury
The Godfather
The Lives of the Others
UP
Idiocracy
L’affaire Farewell

 

**

 

Derin Şeyler – Zen – Minimalizm

Emre Çetin sayfasında yazdığım varoluş amacım, Köylü Ekrem ve 200 kez denedin mi yazıları aslında tam olarak hayata bakış açımı anlatıyor. Kaldı ki blogtaki 533 yazının (19.10.2017) hepsi benim kim olduğumu ve nasıl düşündüğümü bir şekilde anlatıyor.

Bütün hayatımı bir amaç için yapılandırıyorum. 2030’da yeni partiyle gelip; Türkiye’yi içinde bulunduğu kutuplaşmış, gerilmiş, kaos ortamından kurtarmak. Tamamen hukuk, liyakat üzerine kurulu ve yozlaşmış insanların dışlanacağı bir sistem kurmak. Ben sol ve sağa inanmıyorum. Bence bütün insanlar belirli şeyleri istiyor. Huzurlu yaşamak, rahat yaşamak ve durumunun iyi olması. Bunu başaracağımı düşünüyorum.

**

Steve Jobs, yaşam tarzımın üzerinde etkisi olan belkide tek kişidir. okudukça, tanıdıkça ve araştırdıkça; fikirlerini anlamaya başladım, ne düşündüğünü ve ne istediğin. Zen’i, meditasyonu, minimalizmi ondan öğrendim. Ayrıntılara neden dikkat edilmesi gerektiğini ve kaliteli işlerin nasıl başarılacağını ondan öğrendim. Zaten normal bir insanın saatler geçse bile görmeyeceği ayrıntıları bir kaç saniyede fark ediyordum ve insanları okumakta gayet iyi idim. Fakat nasıl kullanacağımı bilmiyorken Steve Jobs’u tanıdıktan sonra hayal kurmayı, cesur olmayı ve hayallerimin peşinden gitmeyi öğrendim. Burada da, başka insanların bu şekilde hayal kurup, daha cesur olması için elimden geleni yapıyorum.

Steve Jobs ile birlikte öğrendiğim zen ve minimalizm ise hayatımı inanılmaz derecede kolaylaştırdı. Olayların, insanların ve hatta nesnelerin özünü kavramama yardımcı oldu. Sadece ezbere yapılan şeyler değil bunlar. Aksine hayatın özünü kavrayabilmek için yapılan işler.

**

İnsanların çoğu iradesiz. Kadına, sigaraya, alkole iradesiz olan insanları sevmiyorum. Evet kadın kavramına bayılırım, alkolü ara ara alırım (sosyal içici) fakat 3 yıl alkol olmasa aramam. Ya da her geçen kadına ayı gibi bakmanın anlamını çözemedim.

Aynı şekilde glutensiz yediğimi söyleyince “ekmeksiz yapamam yea” diyenler ya da vegan olduğum dönemde karnını kaşıya kaşıya “et yenmez mi beaa” diyen adamlardan cidden tiksiniyorum. Çünkü ekmek ve et yemeyi övünecek bir şey olarak görüyor olsalar da, benim gözümde zaafları olan insanlardır. Yemeklere de bu kadar bağlı olan insanları pek sevdiğimi söyleyemem.

Bu şekilde bir şeylere karşı iradesizlik gösteren ve zaafı olan insanları genelde hayatımın dışında tutmaya çalışıyorum. Evet hepimiz insanız ve bir şeylere bağlanma eğilimi gösteriyoruz. Genelde kötü şeylere. Fakat bu kadar benim için fazla.

Böyle insanların çok başarılı insanlar olduğuna çok nadir (gerçekten çok nadir) tanık oldum. Başarıdan kastım ise zengin olmaları değil!

**

 

Çelik gibi iradesi olan, hayalleri olan, hayallerinin peşinde koşan insanları severim. Her insanı da bu şekilde kendine güvenmesi, hayal kurması ve cesur olması için elimden geldiğince teşvik ederim. Düzenli hayat, sağlıklı beslenme, hayaller ve çelik gibi irade…

Bunlar olduğu sürece kafamızdaki şeyleri yapmamıza engel olabilecek bir şeyin ya da birisinin olduğunu düşünmüyorum. Belki istediğimiz yolla değil, ancak tıkandığımız yerde başka fırsatları yakalayıp; çevresinden dolanarak bunu başarabiliriz.

Genelde insanlara anlattığım şeyler hakkında “imkansız” diyorlar…
Özellikle son 3 yılda ben ve annem, imkansız denilen kaç şeyi gerçekleştirdik anlatamam…
İmkansız, sadece kafanızda yarattığınız bir kavram.
Başarılı olmanızın, istediklerinizi gerçekleştirmenizin önündeki tek engel sizsiniz.

Bir şeyi yapanlar ve yapmanın hayalini kurallar arasındaki tek fark; yapanların, yapmak için harekete geçmesi.

Beklemeyin, hayalleriniz için harekete geçin. Eğer bir hayaliniz yoksa; önce neyi sevdiğinizi bulun, onunla ilgili insanlığa nasıl katkı yapabilirsiniz bunu düşünün ve hayal kurun. Sonra cesaret edip, peşinden gidin.

Şu videoyu buraya bırakıyorum (sonuna kadar izleyin):

 

 

Varoluş Amacın Nedir?

Bardağın varoluş amacı, içindeki sıvıları tutmaktır.
Ağaçlar ise oksijen üretir.
Peki insanlar?

Bu dünyadaki amacımız nedir?
Yemek, içmek, büyümek ve ölmek mi?
Hepsi bu mu?

Fazla para kazanmak, daha iyi ev ve araba almak, çocuklarımızı yetiştirmek… Sonra?

Her insanın dünyayı değiştirme potansiyeli vardır. Oysa biz, yanlış amaçlar edinerek ve toplumun ne dediğini gereğinden fazla umursayarak kendimizi sınırlıyor ve potansiyelimizi harcıyoruz.

Hayatta en büyük amacı bin lira daha fazla kazanmak olan,
Hayalleri peşinden koşma cesareti olmayan,
Hatta hayali olmayanlar….

Her zaman sizleri engellemeye çalışacaklar.
Aileniz,
Arkadaşlarınız,
Sevgilileriniz, öğretmenleriniz…

Onların amacı bu. Peki sen bu insanları dinleyecek misin? Yoksa hayatından çıkartacak mısın?

En fazla bir sevgili, bir arkadaş, bir akraba kaybedersiniz.
Ancak sizi engelleyenleri hayatınızdan çıkartmazsanız; hayallerinizi gerçekleştirme şansını kaçıracaksınız.

****

Düşüncelerimi Benden Daha İyi Anlatan Köylü Ekrem ve 200 Kez Yazısı

**

Ekşi Sözlükte okuduğum şu yazıyı paylaşıyorum. Belkide sözlerimi ve düşüncelerimi benden iyi anlatan ender yazılardan bir tanesi…

200 Kez Denedin Mi?

hepimizin yaşadığı; ama unuttuğu bir bilgi “dünyanın neresinde olursa olsun bir bebek yürümeyi öğrenene dek ortalama 200 kez düşer.”

başarı üzerine pek çok kitap okudum, film izledim, iş yerinin düzenlediği eğitimlere gittim. hiçbiri bünyemde bu cümlenin yarattığı etkiyi yaratmadı.

hayatımı düşünüyorum, sanırım yürümeyi öğrenmek dışında; yapmaya karar verdiğim hiçbir eylemi 200 kere başarısız olmaya sabredecek kadar denemedim.

peki bir bebek yürümeyi öğrenirken çevresindeki insanlar ne yapar? bebeğe var güçleriyle destek olur, o yere her düştüğünde coşkuyla kaldırır, hoppidi hoppidi tekrar denemesi için teşvik eder.

fiziksel bir engeli yoksa hiçbir bebek yürümeye çalışmaktan vazgeçmez ve istisnasız hepsi de başarır. doğduğunda oturmayı bile beceremeyen bir canlının iki ayağının üzerinde dengeli şekilde yürümeye başlaması üniversite sınavını kazanmaktan, iş yerinde terfi almaktan daha zor bir eylemdir.

düşmek başarısızlık hissinin yanısıra fiziksel olarak da can acıtan bir şey. şu an 20 kere poponun üstüne düş kalk desem 4.’de düşmeyi bırakırsın. bizler bir kez aşk acısı yaşayınca bile tekrar sevmeye tövbe edebilen insanlarız. ya bebekler de bıraksa ve bir şekilde yürüyemeyeceklerine inansa? çoğu şeyde buna inandırmıyor muyuz kendimizi?

bizim çevremiz çocukluk aşamasına geçtikten sonra yapmaya karar verdiğimiz eylemlerde bizleri ne kadar destekler? bebekken yürümeye teşvik ettikleri kadar destekleselerdi o eylemlerin sonucu ne olurdu?

bazen sırf vazgeçmen için daha henüz karar aşamasında bile insanlar olumsuz konuşmaz mı? en basiti “her gün spor yapacağım” dersin, “işten geç geliyorsun, soğuk havada üşenirsin ıdı bıdı” bir ton olumsuz cümle sarf eden çıkabilir. bazen sadece bakışları bile yeter… aile de hiçbir başarısızlık eyleminiz için yürüme evresinde size gösterdiği sabrı göstermez.

bizler büyüdükçe daha en başından çok iyi bildiğimiz “başarının sırlarını” unutmuş oluruz. tekrar öğrenebilmek için debelenir dururuz. dünyadaki milyonlarca insan da asla tekrar öğrenemeden ölür gider. ve kapasitesinin çok çok altında işler, hobiler yapmış olur…

belki ailenin, çevrenin yürüme teşviğindeki en büyük sebebi; kendilerinin de o yoldan geçip başarmış olması ve denerse bebeğin de başarabileceğini bilmeleri. bu yüzden canla başla elinden tutarak yürütmeye çalışırlar. hayattaki diğer kararlarda ise bu tür tecrübeleri olmadığı için iki başarısızlıkta “galiba olmayacak bırak istersen” şüphesiyle yaklaşırlar. karar verdikten sonra çevreye kulak asmadan 200 kez yılmadan ve aynı azimle denersek sonuca kendimiz bile şaşırıp büyük bir keşif yaşamış oluruz.

belki de bir şeyden vazgeçmeden önce sormak gerek “200 kez denedim mi?”