Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Kıbrıs ile ilgili sanıyorum 7-8 yazıya başladım geçmişte… Yazdım, taslak halindeydi, sonra sildim. Çöpe…

Yazdım, sildim, yazdım, sildim… Çünkü sert şeyler söyleyecektim. Söylememek için sildim. Süreci görelim dedim.

ARTIK YETER! AKP’sinden Akıncı’sına kadar artık yeter! Artık kendime hakim olmayacağım!

**

Bildiğiniz üzere barış görüşmeleri devam ediyor. Cenevre’de taraflar biraraya geldi ve hatta haritalar kasaya saklandı[1]. Bugün Akıncı çıkıp dedi ki[2]:

Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis bizim sunduğumuz haritanın kabul edilemez olduğunu, biz de onların sunduğu haritanın kabul edilemez olduğunu belirterek, BM Genel Sekreteri’ne bir mektup verdik

Çok merak ediyorum, en son tartışılması gereken harita neden 6 başlık tamamlanmadan tartışılıyor? 6 başlığı tamamladınız mı? 6 başlık: Toprak, mülkiyet, ekonomi, AB, güvenlik ve garantörler, yönetim ve güç paylaşımı.

Türk Diplomasisi Kaybediyor

11 yıldır beden dili ve psikolojik savaş konusuyla ilgilenen biri olarak şu videoda Anastasyadis’in ne kadar baskın olduğunu (ki PUA ve bu tarz işlerle uğraşan biri olarak “alfa” olduğunu) görebilirsiniz:

Toprak veriliyor… Nasıl neyle kime??? Hangi cürretle?

Kısa bir hatırlatma yapalım: Kıbrıs bizimdi, Osmanlı döneminde. Sonra İngiltere’nin fırıldaklığı ve üzerine Osmanlı donanmasının zayıflığı nedeniyle Yunan adaları gibi, Kıbrıs’ta geri alınamadı.

1960’da Kıbrıs’ta Cumhuriyet kuruldu ve 1960 anlaşmasına göre Türk tarafları yönetimde söz sahibi olacaktı. Bakanlar içinde sayı belirlendi ve Türk bakanlar olmak zorundaydı. Rumlar bunu bozdu (şaşırdınız mı?). Türkler katletmeye başladı. Soykırım vardı. Ben demiyorum Rauf Denktaş diyor [3]. Olaylar karışınca TMT kuruldu ve ada Kıbrıs Türkleri direnmeye başladı. Türk askeri gelirler diye umdular. Geç oldu….

Rumlar, 1960 anlaşmasını çiğnemişti. Türkler hükümetten tasfiye edildi. Üzerine soykırım başladı. Avrupa ve Amerika ne yapıyordu? Türklere karşı Suriye’de, Irak’ta, Azerbaycan’da, Kırım’da ne yaptılarsa onu: GÖZLERİNİ YUMDULAR! Rum yönetimi 1960 anlaşmasını çiğnemesine rağmen, meşru hükümet kabul edildi.

**

Kıbrıs Türkleri adanın %3’üne sıkışınca, artık bir şeyler yapmak gerekiyordu ve 1974’te Kıbrıs’a barış getirmek üzere operasyon yapıldı. 1974’ten bu yana adada barış var. TÜRK ASKERİ SAYESİNDE! Kıbrıs Türk’ü nefes alıyor, sabah can derdi olmadan kalkıyor. Şikayet ettiği tanınmayan devletini Türk askeri sayesinde yönetiyor. Başında bayrak varsa, Mağusa’dan Girne’ye, Karpaz’dan Lefkoşa’ya rahat geziniyorsa, Türk askeri sayesindedir.

1974 sonrası Türkiye’den Kıbrıs’a gelenler konusunda ve KKTC’nin bağımsız bir devlet olma konusunda ise Türkiye açıkça hatalar yapmıştır. Defalarca. Üstelik Erdoğan’ın besleme sözcüğü ya da Kıbrıs’ın yerini haritada gösteremeyecek denyoların Kıbrıs’lılar için gurur kırıcı sözleri ise bambaşka bir şeydir. Ne yazık ki sosyal medyada oturduğu yerden herkese hakaretler yağdıran trol ruhlu dangalaklar bu sıralar fazlasıyla çoğaldı.

 

Erdoğan Demişken

Erdoğan beyefendi diyor ki [5], Kapalı Maraş ve Açık Maraş Rumlara iade edilebilir.

SEN KİME NEYİ İADE EDİYORSUN BE?

Türkiye bir Cumhuriyettir, Erdoğan hanedanlığına bağlı değildir, olmadı, olamazda. Kıbrıs ise Erdoğan hanedanlığının parayla satın aldığı bir toprak parçası asla değildir.

İade etmek, geri vermek demektir. Parayla satın aldığın kazağı, beğenmediğin ya da sıkıntısı olduğu için iade edersin.

Bu topraklar kan ile kazanıldı KAN! Türk askerinin kanı var, Kıbrıs Türklerinin, TMT güçlerinin kanı var. Noel’de ölen Mürüvvet Hanım’ın kanı var, kucağındaki 10 aylık bebesinin kanı var, diğer çocukları Kutsi ve Murat’ın kanı var bu topraklarda.

Kadın, çocuk, bebek, yaşlı demeden soykırıma girişen Rum cunta yönetiminin döktüğü kanlar, TMT’nin ailesini, şerefini, namusunu savunurken döktüğü kanlar; Türk askerinin namus saydığı, Atatürk’ün önemi vurguladığı, Toroslardan Kıbrıs’a giden Kıbrıs Türk’ünü savunmak için yaptığı operasyonda dökülen kanlar var.

YANİ ERDOĞAN! KIBRIS’IN BEDELİ KAN’DIR! İADE ETMEK İSTİYORSAN KARŞILIĞINDA KANIN DÖKÜLÜR!

Kan dökülmezse; Avrupa hayalleri peşinde dilini, tarihini, kültürünü hiçe sayan kendini bilmezler diplomasi masasında parsel parsel satar namusunu, şerefini, ailesini!

Kanlı Noel! Yılmaz Özdil’in yazısıyla [6]:

Noel arefesi…
Lefkoşa.
Kumsal mahallesi.
Numara 2.
Tek katlı, bahçeli ev.
Saat 22 suları.
Hava ayaz.
Boğuk, tok vuruşlar yırtıyor geceyi aniden, trok trok trok…
Kalleş basıyor.
*
Mürüvvet hanım lambaları söndürüyor telaşla… Hakan kucağında, uyuyor. Bebe henüz, 10 aylık… Dalıyor çocukların odasına, öbür koluna Kutsi’yi alıyor, dört yaşında, “kalk Murat” diye sesleniyor bi yandan… Gözlerini ovuştura ovuştura kalkıyor Murat, güya en büyükleri o ama, altı yaşında… Eteğinin ucundan tutuyor anasının geceliğini… Dışardan adeta hüzün abajuru gibi sızan sokak lambasının cılız ışığında, hayalet misali, parmaklarının ucuna basa basa banyoya süzülüp, dördü birden küvete giriyor ve koyun koyuna sarılıyorlar, çıt çıkarmadan, duyulmasın diye nefes bile almadan.
*
Korkunç bekleyiş başlıyor.
*
Bir dakika.
İki dakika.
Üç dakika.
Saniyeler, asırlar gibi uzuyor.
*
Önce şangırtı duyuyorlar.
Pencere.
Kırılıyor.
Sonra ayak sesleri…
Salondalar.
Vahşi haykırışları geliyor.
Ve…
Tekmeyle açılıyor banyo kapısı.
Eokacı üç Rum.
Basıyorlar peşpeşe tetiğe.
Tarıyorlar.
33 el.

[…]

Mürüvvet hanımı alnından vurmuşlardı. Yedi yerinden daha.
Murat’tan üç kurşun çıktı.
Kutsi’den iki.
*
Evin direği, baba, tabip binbaşıydı, o sırada evde değildi. Son üç günde 103 Türk köyü basılmıştı, yakılmıştı, ağır yaralılar vardı. Bu yüzden Gönyeli’ye gitmişti, insan kurtarmaya, göreve.
*
Bir babanın başına gelebilecek en büyük felaketi yaşayan bu tabip binbaşı, evlatlarının cenazelerini kendi elleriyle yıkadı. Minik bedenlerini, santim santim yokladı. Hakan’da kurşun izi bulamadı. Çünkü, 10 aylık bebecik… Vücudunu yavrularına siper etmeye çalışan annesinin altında kalmış, nefessizlikten boğularak can vermişti.
*
Sonra?
Rum taburu kurdular oraya.
Nizamiyesine şunu yazdılar:
“Cesursan, gel al!”
*
Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra bu mübarek memlekete toprak kazandıran tek lider, Karaoğlan…
Türk taburu kurdurdu tam oraya.
Nizamiyesine de şunu yazdırdı:
Cesurum, geldim aldım!

**

Nasıl ki Türkiye’de doğru konuşmak ve taraf olmamak sıkıntılıysa, Kıbrıs konusunda da durum aynıdır. Türk milleti duygusaldır, illa bir taraf tutacaksın.

Fakat ben Kıbrıs Türklerinin Türkiye ve Türk milletine karşı olan bazı kırgınlıklarını anlıyorum. Anadolu Türklerinin düşüncelerini de anlıyorum. İki tarafında haklı olduğu konular var.

Fakat ne yazık ki, Türkiye’de dış kaynaklarla desteklenen topluluklar var; KKTC’de de aynı söylem ve aynı tarzı güden topluluklar var. Türk istihbaratı biraz iyi çalışsa, PKK destekçisi topluluklarla Kıbrıs’taki Türk düşmanlığını alttan alta yayan toplulukların ardını biraz araştırsa aynı bağlantılara ulaşacağından adım gibi eminim.

Yıllardır Kıbrıs Türkleri ve Anadolu Türklerinin arası açılmaya çalışıldı. Erdoğan gibi “milliyetçiliği ayaklar altına alan” bir liderin “besleme” sözleri ve “iade edebiliriz” şeklindeki sıkıntılı sözleri de bu bokun  üzerine tüy dikti!

Bakın “iade etmek” ne demek onu bileceksin önce. Senin olan bir şey iade edilmez. Politika da sen “iade edilebilir” dersen, zaten o topraklara sahip olmadığın anlamına gelir ve başına iş alırsın. İşte devlet kurumunun çöktüğü, devlet terbiyesinin kalmadığı bir ülke yönetiminden de böyle sözler çıkar. Daha önce defalarca kadınlar hamamındaki söylem gibi söylemlere AKP’li milletvekilleri tarafından şahit olduk. Fakat Kıbrıs bir milli davadır. 2 düşün 1 söyle denir. Ancak Kıbrıs konusunda 4 düşün 1 söyle!

Neo-Osmanlı Algıları : Çöküş Dönemi Osmanlısı

Hatırlarsanız çöküş döneminde demiryolları ve telgraf yabancılara satılmıştı. 1699’dan sonra Avrupa’da, Balkanlar’da, Arap ve Afrika bölgelerinde hızlıca toprak kaybettik.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarını, limanlarını, madenlerini özelleştirdiler. Süleyman Şah gidiyor, bazı ada ve adacıklar Yunanlılara verildi, şimdi Kıbrıs elden gidiyor. ÇÖKÜŞ DÖNEMİ İŞTE!

Kendini istediğin kadar Yavuz Sultan Selim olarak gör, sen bu ülkeyi gemiyle terk etmeye mahkum birisin! 10 yıl keyfini sür, sonra yaptıkların hesabı sorulacak. Ancak devir eski devir değil. Nereye gitsen bulunursun.

 

Korkaktım Gittim Sattım

Artık sabrım taştı. Gerçekten sabrım taştı.

Türklerin diplomasi bilmemesi konusunda sabrım taştı. Erdoğan’ın çıkıp bu şekilde büyük bir gaf yapması konusunda sabrım taştı. Bazı CTP’li milletvekillerinin Türk askeri tecavüzcüdür imalarına sabrım taştı.

NAMUSUNU, ŞEREFİNİ, HAYSİYETİNİ masada, müzakerelerde bırakanlara karşı sabrım taştı.
Dilini, tarihini, kimliğini yok sayarak AVrupa hevesiyle Rumların koynuna girmek isteyenlere karşı sabrım taştı.

**

Barış nasıl olur biliyor musunuz? Karşılıklı saygı ve hoşgörüşü ile olur.

Şimdiden çıkıp birileri diyor ki, BU BARIŞ İÇİN SON ŞANSIMIZ! Bu bir tehdittir. Şimdi barış olmazsa, bir daha olmaz diyerek barış yapılmaz. Bu, bir tarafı ezmenin, diğer tarafı kolladığınızı göstermenin en açık örneğidir; tabi Rum yönetimini meşru saymanız ve 1960 antlaşmasını yok saymanız dışında…

Kıbrıs içindeki bazı insanlarda “bu barış için son şans” diyor. Bu şartlar altına yapacağınız barışa tüküreyim!

Gelecek nesillere dersiniz; KORKTUK, GİTTİK, KAYBETTİK diye…