Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Yıllardır anlatmaya çalıştığım bir kaç şey vardı; gelişen ve değişen koşullara rağmen Türkiye’nin durumu maalesef özellikle 1940’lardan sonra gerilemeye başlamıştır. Hele hele 1980 ve sonrasında, Türkiye çöküşün eşiğine geçmiştir. Osmanlıcıyız diye gelenler, ancak Osmanlı’nın çöküş dönemini yaşatmıştır.

Bizde; yani Atatürkçülerde, Türkçülerde, demokrasiyi savunanlarda, solcularda, aydın olması gerekenletde ise eksik olan şey birlik ve mücadele ruhudur.

Sinan Meydan her Pazartesi Sözcü’de. Soner Yalçın ve Yılmaz Özdil’den sonra, severek takip edeceğim başka bir yazar daha var. Daha önce hangi köşe yazarları ve haber sitelerini takip ettiğimi burada yazmıştım (ilgilenenlere), şimdi Sinan Meydan’da katıldı.

**

Bu yazımda fazla bir şey demek istemiyorum. Sadece verdiği bilgilerle günümüz Türkiye’sinin ne kadar benzer olduğunu birkez daha vurgulamak istedim ve bu yüzden kesitleri vereceğim, yanlarına parantez içinde yorumlarımı yazacağım.

Evet Mercedes’e biniyoruz, iPhone kullanıyoruz, hastahanede sıra beklemiyoruz; fakat yediğimiz tarım ve hayvan tohumları yabancı, giysilerimiz yabancı, oralarda kullanılan enerji yabancı, sözcüklerimi yabancı, eğitim sistemi yabancı, konuştuğumuz Türkçe yabancı… 2017-2018 Türk Ekonomik Krizi yazısında, ya da Türkiye’nin sömürge olduğunu anlattığım yazı dizisinde [1] [2] [3] [4] [5] [6] bunları sık sık anlattım, anlatmaya çalıştım. Yani lükse aldanmayın!

**

Sinan Meydan’ı seviyorum çünkü ülkemizdeki tonla bulunan “cahil aydınlar” gibi insanlara havadan bakıp, “öldük, bittik, Atatürk olsaydı tüh tüh” demek yerine umut veriyor, hiçbir şey bitmiş değil diyor. Çoğu Atatürk’ün aksine Atatürk’ü insanüstü bir bakış açısıyla bakmıyorum. Aksine yaptıklarına bakarak, benim de yaşamak istediğim yaşam tarzını düşlediğini görüyorum (dans, sinema, tiyatro, bilim, spor, teknoloji, üretim, yerli kaynaklar)… Atatürk’ün farkı nedir? Muazzam bir asker, lider ve çok bilgili bir adam. Tabi fikirlerini de büyük ölçüde başarmış bir insan.

2030’da Türk siyasi hayatını köklü şekilde değiştirmek için siyaseti düşünen biri olarak tabi ki her adımını dikkatle incelemem ve daha da önemlisi halka demokrasiyi, Atatürk’ü, Atatürk değerlerini; bilimin, sanatın, sporun, yerli üretimin ve teknolojinin değerlerini anlatmakla yükümlüyüm! Böyle olduğuna inanıyorum ki halkın ortak amacı olsun ve o amaç için ben ya da kuracağım partidekiler değil, bir halk olarak birlikte ulaşalım…

Daha fazla uzatmadan, Sinan Meydan’ın yazısından, kesitler ve yorumlarım:

1923 öncesi Türkiye’ye kabaca bakış:

  • – Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye’de denizcilik unutulmuş gibiydi. Limanlar yabancılarındı. (yine yabancılara satıldı).
  • – Nüfusun yüzde 82’si tarımla uğraşmasına rağmen tarımsal üretim çok azdı. (şimdi kazandırmadığı için uğraşmıyorlar, yine az! Kaliteli ürün yok! Tohumlar yabancı!)
  • – Doğu’da ağalık düzeni vardı. (Hâlâ Doğu’da bu konuda sorunlar var, siyasetçilerin de işine geliyor!)
  • – Üretim çok azdı, neredeyse bütün sanayi ürünleri dışarıdan alınıyordu. (Fazla bir şey yazmayacağım, kullandığınız ürünlere bakın yeter)
  • – kuruluşlardaki sermaye ve emeğin sadece yüzde 15’i Türklerindi, yüzde 85’i yabancıların ve azınlıkların
  • – I. Dünya Savaşı’nın yarattığı sefalet toplumu kemirmiş; içki, kumar, beyaz kadın ticareti giderek artmış, fuhuş yayılmıştı. (şimdi de bunlar yasaklandı ancak bunalım artıyor; şiddet, taciz, tecavüz, hırsızlık yani suç artıyor)
  • – ortaokullarda sadece 543, liselerde 230 kız öğrenci kayıtlıydı. Kadının adı yoktu. Kadın her bakımdan ikinci sınıftı. Okuyan ve çalışan kadın sayısı çok azdı. (günümüz Türkiyesinde kadınların %29’u çalışıyor)
  • – Öğretmenlerin üçte biri öğretmenlik eğitimi görmemişti. (Günümüz öğretmenlerinin ne kadar öğretmen! olduğu ortadadır)
  • – Türkiye’de yüksek lise görünümünde bir üniversite (Darülfünun) vardı. Fotoğraf çektirmeyi, dans etmeyi suç ve günah olarak gören bir üniversite… (zihniyet aynıdır, 100 yıla yakın süredir bu teknoloji ve bilgi çağında kendilerini geliştiremediler)
  • – Halk kitap okumuyordu. 15. yüzyılda Avrupa’da bin 700 matbaada 15-20 milyon kitap basılmıştı. Osmanlı’da ise matbaa bile yoktu, ancak 18. yüzyılda toplam 17 kitap basılmıştı (Halk hâlâ kitap okumuyor, ortalama yılda sadece 6 saat kitaba ayrılıyor)
  • – Tarikatlar ve cemaatler hayata yön veriyordu. Hukuk, yargı, anayasa, takvim, saat, ölçüler, hatta kılık kıyafet çağa uymuyordu. (ne benzerlik değil mi?
  • – Osmanlı’nın toplam 288 sadrazamının 210’dan fazlası yabancı kökenliydi. (bakmayın neo-Osmanlıcıların milliyetçilik tasladığını, hâlâ Türklük ayaklar altında)

**

Atatürk ne yaptı?

Direkt o bölümü kopyalıyorum:

Peki, Atatürk Cumhuriyeti ne yaptı?
Daha Kurtuluş Savaşı devam ederken “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek “saltanat putu”nu yıktı. Tekkeler, zaviyeler, medreseler, eski saat, ölçü, tartı, takvim, hukuk gibi çağa ve hayata uymayan kurumları kaldırdı. Akla ve bilime önem verdi. Din ve dünya işlerini ayırdı. Yeni harfleri kabul ederek okuma yazmayı kolaylaştırdı. Millet Mektepleri, Halkevleri, Halkodaları, Köy Eğitmen Okulları, daha sonra Köy Enstitüleri ile eğitim-öğretim seferberliği başlattı. Çağdaş okullar açtı. Üniversite reformu yaptı. Okuyan öğrenci sayısını yüzde 500’den fazla arttırdı. Ekonomiyi millileştirdi. Osmanlı borçlarını ödedi. Ülkenin dört bir yanında 50’ye yakın fabrika kurdu. Bu fabrikalardan biri uçak fabrikasıydı. (Kayseri TOMTAŞ Uçak Fabrikası).
Madenleri çıkarıp işledi. Bankalar kurdu. Ülkeyi demirağlarla ördü: 15 yılda -büyük bir bölümü Ankara’nın doğusuna olmak üzere- 4000 km’ye yakın demiryolu yaptı. Köylüye toprak, tohum ve tarım araç gereçleri dağıttı. Köylüyü ezen vergileri kaldırdı. Çiftçiye düşük faizli kredi verdi. Ankara Ziraat Enstitüsü’nü ve Tohum İyileştirme İstasyonlarını kurdu. Tarımsal üretimi arttırdı. 1938’de bazı tarım ürünlerini ihraç etmeye başladı. Karma ekonomi ve planlı kalkınma ile ortalama yüzde 8’lik büyüme yakaladı. Hastalıklarla mücadele etti. Doktor sayısını 10 yılda 344’ten 1625’e çıkardı. Anadolu’da numune hastaneleri, dispanserler, doğum evleri, süt damlaları, ana kucakları kurarak hastalıkların kökünü kazıdı. Ankara’da kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitü’sünde aşı ve serum üretti. Kadınlara sosyal ve siyasal haklar tanıdı. Müzeler, kütüphaneler açtı. Kültüre, sanata ve sanatçıya önem verdi. Türkçeyi yok olmaktan kurtardı. Dil ve tarih çalışmalarıyla ulusal bilinci güçlendirdi. Bağımsızlığa saygıyı esas alan barışçı bir dış politika izledi.

İngiliz Tarihçi Arnold J. Toynbee, Atatürk’ün “Aydınlanma Çağı ve Endüstri Devrimi etkilerinin hepsini bir insan hayatı içine sığdırdığını” belirterek “Onu tüm dünya örnek almalıdır” demiştir.

***

Başaracağız!

Ben inanıyorum! Başaracağız. Daha önce defalarca başardık, yine başaracağız.

3. dönemi kuracağız. İlki monarşi idi, ikincisi yarı demokrasi dönemi idi. Önce bu iktidarı, ardından zihniyetini ülkeden defedeceğiz ve ardından üçüncü dönemi; yani hoşgörü ve demokrasi dönemini kuracağız.

Yunus Emre ile kuracağız, Mevlana ile kuracağız. Bütün kutuplaşmaları (sol-sağ, mezhep ve etnikten yaşam tarzına kadar hepsini) kırıp geçecek ve birlik olacak bir dönem… Üçüncü dönemde Türk kadınları Tomris Hatun gibi olacak! Türkiye’de batı ve doğu sentezlenecek! Öyle batıdan alınan her şeyi direkt uygulamayacağız; kültürle harmanlayıp yeni bir sistem ortaya çıkartacağız. Devlet adamı ve siyaset bilimi uzmanlarının yetişeceği 2030 projem olan Yönetke Okulu, en büyük örneği olacaktır.

AMA ÖNCE,
Sorunun kaynağı çözümlenmeli. Bu durumda “sorunların”, yani devlet yönetiminin ve devleti yönetenlerin. Referandumda evetin %44-46 civarında kalması kuvvetle muhtemel görünüyor ama evetçilerin yanında neye hayır dediğini bilmeyen hayırcıları da katarsak; ülkede sıkıntılı kesim %80’lere fırlar.

Önce cahilliği, bilmeden fikir sahibi olmayı, başkalarının yaşam tarzına karışmayı bitireceğiz. İnsanlara doğruları anlatacağız ve ardından değişimi başlatacağız.

Tarih mi hatalar mı tekerrür eder bilmem; ancak çöküş dönemi tekrar edildiyse, yeni bir “Kurtuluş Savaşı” gerekecektir, yeni bir kalkınma dönemi gelecektir… Yani 1. Meclis ruhuyla, Diriliş 1923 tekrarlanacaktır!

Amma önce, 1919 ruhu gerek! Mücadele, kararlılık, azim… ÇARESİZ VE VAZGEÇMİŞLİK DUYGULARIYLA İZLEMEYİN OLANLARI! Başaracağız….

Etiketler: , ,