Samuel Hantingtın’a (Huntington) göre demokrasiye geçiş sürecindeki adımlar şöyle sıralanıyor :

Birinci Dalga (1828-1926)

Bu dalganın temelini Amerikan(1783) ve Fransız(1799) devrimleri oluşturmaktadır. Bu devrimlerden sonra iki ülke demokrasi için çeşitli adımlar başlatmış ve dünyaya yayılmıştır (Türkiye’de 1920 yılında kuruldu).

Birinci Ters Dalga (1922-42)

Bu dönemde demokrasiden uzaklaşılmış; geleneksel yapıdaki veya yeni bir düşüncedeki otoriter ve kitlesel yönetim biçimleri oluşturulmuştur.

İkinci Dalga (1943-62)

Müttefikler (allied, Nazi karşıtları – Rusya hariç), 2. Dünya Savaşı sonrasında demokratikleşme süreci yürütmüştür. Batı kuvvetleri sömürgeciliğinin bitiş sürecine girilmiştir.

İkinci Ters Dalga (1958-75)

1960’ların sonlarına doğru Latin Amerika baskıcı (otoriter) bir sisteme dönüştü (örnek Küba). Afrika’da sömürü düzeninin sonlanmasıyla, bir çok baskıcı ülke ve gruplar açığa çıktı. 1958 yılında demokratik olan ülkelerin 3’te 1’i baskıcı hale geldi.

Üçüncü Dalga (1974-)

Baskı yönetimlerinde demokratikleşme süreçleri ve liberalleşme başlar. Özellikle Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra hızlanır.

Barışçıl Geçiş Süreci

Son adımda, barışçıl geçiş vardır. Yani sandıkla başa gelen, sandıkla gider ve hiçbir kirli iş yapmaz. Sandıktan çıkan sonuçları herkes kabul eder. Döngü içine girilir ve seçimlere kimse müdahale etmez, kimse demokratik yapıyı değiştirmek istemez (yöneten iktidar).

Türkiye’nin Yeri

Yukarıdaki sürece baktığımızda bir kaç şey görüyoruz;

1- Türkiye gerçekten baskıcı, diktatör bir sisteme sahip değildi (Osmanlı zamanında halk rahattı). Bu yüzden ne ilk dalgadaki demokrasiye geçiş tam anlamında oldu ki Atatürk ne yaparsa yapsın 1950’lere kadar geçilemezdi, belki Atatürk yaşasaydı 1940-45’te geçilecekti. Bir çok kez denemeler yapmasına rağmen böyle geçişler kolay değildir.

Neyse, Osmanlı zamanında baskı fazla olmadığı için demokrasiye geçiş yumuşak oldu ve bu yüzden 1922-1942 yıllarında Türkiye’de baskı sistemi İtalya, Rusya, Almanya gibi ülkelerde olduğu kadar sert olmadı. Dünya ve siyaset biliminden bihaber olan ve Atatürk’e sallamaya çalışan köşe yazarlarına selam olsun!

2- Geçişleri ve durumu sonuna kadar yaşamadığımız için, demokrasiye geçiş sürecini hâlâ bitiremedik.

1920 >> TBMM kuruldu
1923 >> Cumhuriyet ilân edildi
1946 >> Çoklu partiyle seçime girme
1950 >> CHP iktidardan düştü
1960 >> Darbe
1971 >> Muhtıra
1980 >> Darbe
1997 >> Tanklar yürütüldü
2007 >> E-muhtıra

Gördüğünüz gibi rahat nefes alarak barışçıl şekilde demokrasiye geçemedik.

3- Dikkat çekmek istediğim konu: ülkelere de bunları uygulayabiliriz. Uygularsak, Atatürk düşmanlarının söylediklerinin aksine Türkiye’de baskı rejimini görmemiştik diyebiliriz ta ki bu zamana kadar. Recep Erdoğan ve AKP ile birlikte baskı ve diktatörlük sürecini tatmış olduk. Yaptıklarına bakarsanız Hitler ile benzer yollar göreceksiniz ancak daha hafifi. Nedeni 1. maddede bellidir, Türkiye’de her şey daha yumuşak oluyor.

Kısacası : otoriter rejim yıkılır, demokratikleşme çabaları gelir, baskı rejimi gelir, demokratikleşme başlar ve son adımda kabul edilir.

Türkiye’ye baktığımızda “Birinci Ters Dalga” adımında olduğunu görüyoruz. Naziler kalmadı ancak Rusya-Amerika savaşı gelebilir. Yani bu süreçlere baktığımızda; Türkiye demokrasisinin rayına oturması için en az 50-60 senesi var.

4- Başka bir ilginçlik dikkatimi çekti : Üçüncü Dalga 1974’te başlıyor ve Kıbrıs Barış Harekâtı 1974’te gerçekleştirildi.