Bir süredir sadece şunu diyorum; “Türkiye, Avrupa’nın Çin’i olma yolunda ilerliyor”. Avrupa’daki marketlere gittiğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hele hele gelişmekte olan ve gelişmeyen ülkelerde üretilen ürünler bile, Türkiye’de üretilen ürünlerin 2-3 katı.

Buradaki üretime destek olmak için “Türkiye’de üretilmiş” yazan ürünlerini alırken, bu işin başka bir yanını düşünmek gerekiyor. Yabancı firmalar neden Türkiye’de üretim yapıyor?

2013’ten Bu Yana Türk Lirası 92 Para Birimi Karşısında Değer Kaybetti

Kesin olarak değer kaybettiği 92 para birimi var, kesin değer kazandığı 8 para birimi (Rusya, Ukrayna, Suriye, Arjantin, Gana, Sudan, Malavi Tenge) karşısında kesin değer kazanmış ve 18 para birimi karşısında kesin kazanma ve kaybetme yok. Konuyu geçen yıl yazmıştım [burada].

Ekonomiyle ilgilenmeyenler için biraz çevireyim… Ne demek bu?

tlkur.com’da LEVA-TL karşılaştırmasına bakarsanız; 1 Levanın, 2013’te 1,2 tl olduğunu göreceksiniz.
2008’de, 100 leva verip sadece 87 Türk lirası alabilirdiniz.
Yani 100 leva verseydiniz, 121 Türk lirası alırdınız 2013’te.
Günümüzde ise 100 leva verirseniz, 230 Türk lirası alıyorsunuz.

Sadece yukarıdan görebileceğiniz üzere, Bulgar Levasının değeri artmış, 10 yılda 3 kat artış sağlamış demektir.

**

Dolar ve Euro

2010’da >> 100 dolar = 155 TL
2013’te >> 100 dolar = 178 tl
2017’nin son günlerinde >> 100 dolar = 385 TL

2010’da >> 100 Euro = 196 TL
2013’te >> 100 Euro = 234 TL
2017 Aralıkta >> 100 Euro = 453 TL

 

Anlamayanlar İçin Basitleştirelim

“Yabancı sermaye” diyelim size, Türkiye’de yatırım yapacaksınız. Cebinizde 100 milyon dolar var.

2010’da asgari ücret : 599 tl imiş [1]

Bunu dolar kurundan (dönemin kuruyla : 1,55) çevirirsek; 386.4 dolar, asgari ücretlinin aldığı maaş.

2017’de asgari ücret 1.400 tl ve günümüz kuru ile çevirirsek;

1400/3,82 = 366.4 dolar, asgari ücret.

**

Ne demek bu? İki şeyi anlayabiliriz.

1- her zaman denge söz konusudur. Asgari ücreti 1.400 yapmak, alım gücünü arttırmayacak, dengeyi bozacak ve buna cevaben; ağır önlemler alınması gerekecek ki yılbaşından sonra bu önlemleri göreceksiniz. DENGE! Uluslararası alanda denge var ve ben asgari ücreti 1.400 yaptım diyerek bu dengeyi bozamazsınız. Bunu yaparsanız, başka bir yerden dengelemek için uğraşırsınız ki burada dövizin artışı…

2- 2010’da 386,4 dolar olan asgari ücret, 2017’de 366,4 dolar olmuştur. Yani arada 20 dolar (ki günümüz kuruyla 76tl) kayıp var. POLİTİK olarak kullanıp; 2010’da asgari ücret 600 lira idi, biz onu 1.400 lira yaptık demelerine aldanmayın kısacası… KAĞIT ÜZERİNDE asgari ücret artmış olabilir. Fakat işin içine alım gücü girdiğinde değişecektir.

Alım gücü ile daha fazla ilgilenenler varsa şu konumu okuyabilir: milletimizdeki kafa karışıklığı satınalma gücü

 

Bu da bizi ikinci bölüme getiriyor.

 

Siyaset ve Ekonomi Bir Bilimdir Tekli Veriler İle İncelemeyiniz

Yukarıda açıkladığım üzere; uluslararası alanda TL’nin değer kaybı var, Türk milletinin alım gücü var ve asgari ücrette 2010’dan bu yana 20 dolarlık bir kayıp var ki, 366,4/20 yaptığınızda yaklaşık 18 küsürde bir demek. Bırakın ekonomik gelişimi, aynı devam etseydi; şu an asgari ücretin her 68,76 tl’si (18*3,82), aslında 3,82 lira daha fazla olmalıydı (72,58 tl). Böyle baktığımızda 2010’dan bu yana asgari ücrette aslında zararımız var.

Dediğim gibi politika ilginç iştir, ekonomi ilginç iştir; kahve köşesinde, rakı masasında, dost meclislerinde konuşuyorsunuz fakat politika tıpkı kimya, biyoloji, fizik, sosyloloji gibi bir BİLİMDİR. Hele hele ekonomi farklı bir şeydir ve tek veriyle; “2010’da 600tl olan asgari ücret 2017’de 1.400 lira oldu” gibi basit bir veriyle ölçülemez. Gördüğünüz gibi 7 yılda asgari ücretin aslında 20 dolar yani 76,4 tl gibi geriye düştüğünü görüyoruz.

LÜTFEN, ama lütfen ekonomiyi ve siyaset bilimini gerçekten öğrenmeden konuşmayınız. Bunlar bir “sosyal BİLİM”dir ve hukuk, muhasebe gibi konularda nasıl konuşmuyorsanız; ekonomi ve siyaset biliminde de konuşmayın. İnternette bir şeyi eleştiren ve öven yazılar görüp hemen doğru kabul etmeyin. Önce doğruluğunu araştırın  (bu yazının dahi).

 

Ekonomik Büyüme Nasıl Artıyor?

Ekonomik büyümeyi size çok süslü sözcüklerle falan anlatmayacağım. Wikipedia’nın ” Sullivan, Arthur; Steven M. Sheffrin (2003). Economics: Principles in action” kitabından alıntıladığı şu sözcük hepsini kısaca özetler nitelikte:

İktisadi büyüme, bir iktisatta zaman içinde mal ve hizmet üretimi miktarında artış olmasıdır

Ne anladık? Bir zaman içinde (X’inci çeyrek, geçen yıla göre vs); ürün üretiminin ya da hizmetlerin artışıymış.

2016’ya doğru 1 dolar, 2,89 tl imiş.Şidmi ise 3,82 tl oldu ki yılbaşından sonra hele seçimden sonra ne olacak acaba…

100 dolara, 289 birim alırken, şimdi 382 birim alabiliyorsunuz. Yabancı sermaye olarak aynı parayı verip; çok daha fazla mal alıyorsunuz kabaca. Bu yüzden Türkiye’de “daha fazla üretim” oluşuyor. Yani TL değeri düştükçe, daha fazla mal satacaksınız. Daha fazla mal sattıkça; “belirli bir zaman içinde mal ve hizmet üretimi” artacak. Diyecekler ki “ekonomik büyüdük”.

Ne yazık ki bu “değer kaybına bağlı büyüme”, bizi Çin gibi her konuda bir şeyler üreten bir ülke yapmaktan çok; ineğin tohumlanmasındaki tohumdan, tarım tohumuna ve AVM’lere kadar yabancılara sömürge olmaya itiyor. Doğru bir plan değil bu.

**

Size daha önce de söylediğim üzere; ulusal para biriminin değerini düşürmek bir stratejidir. Örneğin Azerbaycan, “devalüasyon” yani değer düşümüne gitmişti, şuradan okuyabilirsiniz. Yunanistan ise krize girdiğiden euro kullandığı için böyle bir şey yapamadı fakat kendi para birimini kullansaydı AB’nin ve IMF’nin isteği bu yönde olacaktı (bknz: kemer sıkma politikaları).

Türkiye ise, IMF’nin isteği olmadan, TL’nin değerini 2013’ten bu yana uluslararası alanda düşürüyor. Bu, Azerbaycan’ın yaptığı gibi bir kararla olmuyor fakat verileri analiz ettiğinizde; 92 para birimi karşısında değerinin düştüğünü göreceksiniz. Haliyle diyebiliriz ki; dolaylı yoldan TL’nin değeri düşürülmüş.

Yukarıda görebileceğiniz şekilde, dünya alanında bir şeyler dengelenmelidir. Bu yüzden adımlar atılır fakat 4 yılda TL’nin değeri 1’e 1,5’lik orandan 1’e 3,82’lik orana çıktıysa; bu tehlikelidir. Bunlar uzun süreçli şekilde ve iyi plan programa dayandırılarak yapılmalıydı. NE YAZIK Kİ, mevcut iktidar uzun süreçli plan ve program yerine günü kurtarma derdinde. Uluslararası politikada yapılan fevri manevralar ise durumu körüklüyor.

 

Yabancı Sermayeye İhtiyaç Var

Olayı daha da basitleştireyim. İktidar yabancı sermayeye ihtiyaç duyuyor. Her ülke gibi. Fakat bunu o kadar vahşi şekilde yaptı ki (özelleştirmeler, plansız yatırımlar vs); kendi üreticisine zarar verdi ve giderek daha da zarar veriyor. Üretemeyen bir ülkede alım gücü olmaz.

Hepsi ve daha fazlasını 2017-2018 Türk ekonomik krizinde anlattım.

Kaba bir hesapla yabancı olduğunuzu düşünelim. Borsa vs gibi sektörlere girip, paranızı yatırabilirsiniz. Bir şey olursa hemen çıkabilirsiniz. Ya da üretim tesisi ve şirket kurabilirsiniz ancak sorun olursa; işçileri çıkartmak, cihazları ve binayı satmak ya da komple devretmek konusunda sıkıntılar olacaktır. Bu sıkıntıları da hükümet gidermelidir. Çeşitli garanti ve destekler ile. Ne kadar fazla borsa yatırımı, o kadar sıcak para. Ne kadar fazla şirket; o kadar iş sahası…

YALNIZ… Almanya, Japonya gibi KALİTE yerine “ucuzluk” hedeflenirse işler değişiyor. Evet sermayeyi çekmek için ucuz ve yüksek getiri ilişkisini gözetebilirsiniz ancak bu işin kolay yolu olacaktır.

**

Yatırımcı Olduğunuzu Düşünün

Döviz (ki dolar veya euro) ile iş yapıyorsunuz haliyle. Şimdi Türkiye şartlarını ele alalım…

Şunu kısaca ekleyip devam edeyim bu arada: Türkiye’de şirket kurup araba almak yerine, yurt dışında şirket kurup şube açmanız sonucunda Türkiye’de bir sürü şeyden muaf oluyorsunuz. Hatta burada 200-300 bine bindiğiniz arabaları oradan çok ucuza alıp, buraya getirebilirsiniz. Sadece siz kullanacaksınız. Bunun yanında, henüz net şekilde araştırmadım fakat; Türk şirketlerinin verdiği vergilerin yaklaşık 7-8’de birini vereceksiniz.

Biz oturup ülke kazansın diye burada şirket açtık, TÜBİTAK desteklerine de güvendik; geçirdiğimiz 2 yılı ve TÜBİTAK’ın reddini görünce (ki aptalca nedenlerle), bazı şeyleri sorguluyorsunuz. Ülke kazansın gibi bazı tutumların karşısında devletin işi zorlaştırmasına da anlam vermekte zorlanıyorsunuz… Neyse bunu başka konuda anlatırım.

**

Yatırımcısınız. Paranız var. Burada şirket açmışsınız.

2010’da asgari ücretliye 386,4 dolar ödüyordunuz. 2017’de ise 366,4 dolar ödüyorsunuz…

Tabi bunlar net, aslında brüt ve sigorta vs üzerine katıldığında daha fazla ödenecek ancak kolay olması için bu rakamlardan gidiyorum. Değişen bir şey olmayacak.

Yani 7 yılda asgari ücretliye ödediğiniz para düşmüş. Aynı şekilde TL’nin dolar ve euro karşısında değer kaybetmesi gibi durumlara bakarsanız; elektrik, doğalgaz, su fiyatları da düşmüş olacak. Bu konuyla ilgili devlet ya da kurumlar veya ekonomik kuruluşlar uzun soluklu ve sistematik çalışmadığı için su, elektrik, doğalgaz gibi konularda; özellikle, özel sektördeki olayları tam bulup çıkartamıyorum size..

*

Hammaddeyi yurtdışından getirtiyorsunuz ki döviz ile. İşliyorsunuz ve çalışanlara TL ile ödeme yapıyorsunuz; gördüğünüz gibi o da ucuzlamış. Ardından yurt dışına satıyorsunuz yine döviz ile… Kaybınız olmadığı gibi, AB’nin Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamış ve bu yüzden ekonomik anlamda AB’nin içinde olan Türkiye’den satış yapıyorsunuz.

Türkiye’de imkan, uzman çok. İşgücü çok. Bulgaristan’da işçi bulmakta sıkıntı çekebilirsiniz örneğin ama Türkiye’de böyle bir dert yok. Özellikle asgari ücretliler için. Hele hele Suriyeli mülteciler… Ucuz işgücü!

Üstelik Türkiye’de üretilen ve üzerinde TÜRKİYE’DE ÜRETİLMİŞTİR ibaresi bulunan mallar değerli. Türkiye aslında bir marka ancak kıymetini bilemediğimiz türden. Türkiye’de üretmek demek; Orta Doğu, Arap yarımadası, Orta Asya, Rusya gibi ülkelere de satış yapmak demektir. Türkiye’deki şirketlere ve ürünlere güveniyorlar. ÜStelik Gümrük Birliği nedeniyle Avrupa Birliği’de elinizin altında olacak.

Hem ucuz, hem fazla yere satış yapılabiliyor… E güzel yatırım olacaktır. İşin özü, TL’nin bu şekilde değer kaybetmesi ve asgari ücretin değişmesi; yerli şirket sahiplerini sıkıntıya sokacak. Fakat yabancı sermayenin bundan etkilendiğini düşünmüyorum.

Bu yazıda da söylediğim gibi, TÜRK OLARAKİ; yurt dışında şirket kurup, burada şube açmanız size daha fazla avantaj sağlıyor. Bu şartlar altında ben daha ne diyeyim?

 

Yoksulları Sömüren Bir Sistem

Türkiye’de şirketiniz varsa (ki 5 bine açılıyor, gözünüzde büyütmeyin); vergi konusunda bazı avantajlarınız oluyor. Giderlerinizin bir kısmını buradan gösteriyorsunuz. Ayrıca destekler oluyor.

Biraz daha durumu iyi olan şirket sahipleri ve buradaki yöneticileri düşünelim. Yurt dışına gidiyorlar iş için. Buradan bir iPhone’u yaklaşık 1.100 dolara alabilir. 4200 tl yapıyor ve bunun 200 lira sanırım açma ücreti; 4.400’e tamamlıyor. Burada yanlış hatırlamıyorsam 6 bin civarında iPhone X ???

Bunun gibi nice örnekler verebilirim size… Şöyle dönüp baktığımda, Türkiye’de durumu olan insanların değil; aksine yoksul insanların ezildiğini görüyorum. Zenginler bu şekilde “avantajlardan”(?) yararlanıyor. Orta sınıf bol bol vergi ödüyor, yoksulların durumu ise zaten ortada.

Dolaylı ve direk vergilere baktığımızda; özellikle son yıllara doğru zenginlerin büyük avantajlar sağlarken, yoksulların sıkıntılar çektiğini gördük. Yani kişi ayrımı gözetmeyen vergiler şişiriliyor. Telefon, benzin gibi tüketim alanlarında vergiler artıyor. Zenginler kolay alırken, yoksullar sıkıntı çekiyor. Fakat gelire bağlı durumda vergiler azaltılmış. Kısaca zenginleri daha zengin, yoksulları daha yoksul yapan sistem burada. İsteyenler şu analizi okuyabilir.

**

İster karma deyin, ister doğanın düzeni, ister ilahi adalet… Yapılan her şeyin bir geri dönüşü olduğuna inanıyorum. AKP’nin oy aldığı çoğunluk genelde eğitim düzeyi düşük olan çoğunluk ve yoksullar (ayrıca iktidar sayesinde zenginleşen bazı sözümona yatırımcılar, ama hepsinin nasıl patır patır döküleceğini göreceğiz çünkü ticareti bilmiyorlar).

Haliyle, yol yaptılar diye oy verenler; asgari ücret 2010’da 600 imiş, şimdi 1.400 diye oy verenler (gerçekte asgari ücretin ve alım gücünün değer kaybettiğine bakmadan), en fazla vergiyi ödeyenler, en fazla sorun çekenler..

Fakat bunu da tam diyemiyorum. Çünkü onlar da asgari ücretle çalışıyor gibi gösterip, el altından para alıyor. Yani 3 bine çalışıp, kendini asgari ücretli olarak gösteriyor.

Başından tabana her yerimiz bu şekilde yalan, dolan, hile, hurda, ahlaksızlık ile sarılmış durumda… Eğitimsizlik bir yanda, kutuplaşma diğer yanda. Bilime, teknolojiye, spora ve sanata değer verilmiyor. Haliyle bu ülkenin bir yerde dibe vuracağı kesin gibi.

Dibe vurmak sorun değil, hatta bir anlamda aklımızı başımıza getireceğini düşünüyorum. Japonya’ya atılan atom bombası gibi, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı tecrübesi gibi; bizim de dibe vurup sonra aklımızı başımıza alma zamanımız gelecek (umarım).

Belki o zaman bir şeyler değişir… Yin içindeki yang’a, yang içindeki yin’e odaklanmaya çalışıyorum…

Çünkü başka elle tutulacak, mantıklı bir yolumuzun olduğunu görmüyorum. Plansızlık, programsızlık, kutuplaşma… Hepsi bu.

Kategori: Ekonomi - Genel - Politika