Andıç: dindarlık ile para, mevki, güç vs gibi amaçları nedeniyle dini kullananlar yani dinciler arasında fark vardır. Yazı dindarları değil, dincileri eleştiriyor. Bunu belirtmem gerekiyor, çünkü sadece başlığı okuyup sallayacak bir sürü yobaz var.

*

3 günlüğüne Eskişehir’e gittim. Yiğenimi dışarıya çıkarttık annem ile. Hem ilk yiğenimiz hem bize benzemesi hem de zehir gibi olması nedeniyle (mühendis arkadaşlarımın bilmediği tonla şeyi bilmesi gibi), çok ayrı yeri vardır ve ne öğretebilirsek öğretmeye çalışıyoruz.

Ortaokulda okuyor (Eskişehir Batıkent) ve dedikleri şeyler tam anlamıyla çıldırmama neden oldu. Bu konuyu yazarken de bir kaç kez düşündüm. Çünkü aile özeli tarzında. Çevremizde çok çeşitli insanların cemaate giriş aşamasını defalarca gördüm. Bu konuda uzman değilim fakat başımıza geleni anlatacağım. Belki bir uyanış sağlayabilir. Belki de kendi etrafınızda olan bitenleri görebilirsiniz.

Çünkü durum çok ciddi, bir şeyler yapmazsak Türkiye’nin durumu çok kritik seviyelere yaklaşacaktır.

Bir Çocuğun Beyinin Yıkanması

Annem ve babam 1,5 yaşında ayrıldı. Anne tarafım sosyal demokrat ve baba tarafım ise muhafazakardır. Haliyle anlaşamadılar. Babam mühendis, annem ise akademisyen (eczacılık). Gerek muhafazakar veya gerek ateist bir aile olsun fark etmez; çok farklı insanların cemaate nasıl girdiklerini, oralardan nasıl para kazandıklarını ve bu insanların beyinlerinin nasıl yıkandığını gördüm.

Yaklaşık 13 yıldır psikolojik savaş ve propaganda gibi alanlara merakım var ve araştırıyorum. Konu beyin yıkama olunca her politik görüşün, herkesin kendi bakış açısı var. Fakat “beyin yıkama” olarak geçen konu, aslında bir propagandadır.

Örneğin kahvelerde, camilerde, toplu alanlarda “nasılsa”(!) aynı şeyleri papağan gibi tekrarlayan insanlar var. Konu değişiyor, ancak aynı sözler hepsinin ağzından dökülüyor. Ve bakıyorsunuz, her gün ekranda konuşan sesler aynı şeyi söylüyor, gazeteler aynı şeyi yazıyor… Dizilerde bile bunlar çaktırmadan işleniyor… İLGİNÇ!

Defalarca, sık ve çok yönlü tekrar.
İşin sırrı buradadır. Çevrenizde birini düşünün. Saçı iyi fakat ben kötü olduğuna inandırmak istiyorum. Gidip diyorum ki, ” yahu bu saç sana yakışmıyor, X modeli daha iyi durur”. Yok canım diyecek, ben böyle mutluyum. Sonra arkadaşlarını ayartıyorum hatta bazılarına karşılığını alacaklarını söyleyip, konu arasında “X modelini” övmelerini, saçının pek yakışmadığını anlatıyorum.

İzlediği televizyon programlarını, takip ettiği sosyal medya hesaplarını, okuduğu gazete ve dergileri buluyorum. Buralarda “araştırmalara göre X modeli, insanlara (kurbanın istediği bir şeyi, para, çekicilik vs) katıyormuş” diye yazıyorum. Her gün ev-iş arasında geçtiği yoldaki reklam panolarına X modelini övecek reklamlar veya çaktırmadan bu modellere gözünün alışacağı çeşitli görseller koyuyorum.

Sizce ne kadar direnebilir?

**

Bu örneği yıllar önce bulmuştum. Fakat bir çok alanda doğrudur. Bir yalan ne kadar büyük olur ve ne kadar tekrarlarsanız, ona inanırlar. Hani bazı yobaz sayfalarda “Türkiye yerli uzay gemisini yaptı ama 2023’ü bekliyor” falan gibi paylaşımlar gösteriyorlar ya, işte ona inanan insanlar var biliyor musunuz? Saçma sapan bir görsel, altında bu yazıyor ve inanıyorlar. Niye ve nasıl?

Propaganda bu şekilde çalışıyor. Bir şeyleri sürekli tekrarlamak üzerine.

 

Yiğenim ve Dinsel Düşünce

Tam zamanını hatırlamıyorum ama geçen yıl olabilir, cinlerden korkmaya başladı. Tabi kimse anlam veremedi. Anneanneme din ile ilgili sorular sormaya başlamış, hatta bazı konularda sorgulamaya başlamış; “neden başını örtmüyorsun vs” gibi.

Tabi ergenlik olunca aile ile biraz sorunlu. Haliyle bilgisayar, oyun vs… Derken yol göstermeye çalışıyoruz. Annem yardımcı doçenttir. Annesi babası öğretmen, ben de 11 yaşımda programlamaya başladım, mühendisliği 4. yılımda bıraktım ve siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümünü bitirdim. Konuşurken eskiden bende de olan, şu an yeni neslin neredeyse tamamında olan boş bir özgüven (ki özgüven değil o aslında başka bir adı var şu an hatırlamadığım) mevcuttu. Bir kaç ay önce atomu parçalayacağını iddia ediyordu.

Böyle durumlarda çocuğu aşağılamak, hakaret etmek, sen yapamazsın demek yerine; tam tersine okuduğunda, kendini geliştirdiğinde yapabileceğini ancak bilgi sahibi olması gerektiğini açıklamanız gerekir. Örneğin Bobby Fischer’ın bir belgesinde bahsedildiği üzere; uzmanlar satranç ustalarından bilim insanlarına, sanatçılara kadar alanında uzman bir sürü insanı araştırmış ve neredeyse tamamında şu ortak sonuca ulaşmış: en az 10 bin saatlik çalışma ve önhazırlık. Yani günde 1 saat bir şeye ayırırsak, 27 yıl gibi bir süreçte uzmanlaşabiliriz. 4 yaşında bir çocuk yüzmeye, satranca, gitara ve İngilizce kursuna başlarsa ve hepsini günde 1 saat yaparsa; 27 yıl sonunda bunlarda uzmanlaşabilir. Tabi annem sadece yüksek lisans döneminde aynı konuya 16 saat çalışıyormuş. Haliyle otorite olmak, uzmanlaşmak kendini adamak ister.

**

Konuya geri dönersek; kısaca kitapçıya gittik ve orada uzay ile ilgili kitaplar aldık. O sırada bir bilimsel kitabın içeriğine baktım ve “gökyüzü neden mavidir?” sorusu vardı. Aynısını yiğenime yönelttiğimde, “Allah öyle istemiş” gibi bir cevap geldi. Olay buradan başladı tabi. Üzerine konuştuktan sonra çok ilginç bilgiler öğrendik.

Cinleri din kültürü hocası anlatmış. Yiğenim, “cinler ateşten yaratıldıysa cehennemden neden korkacaklar?” demiş. Dİn kültürü hocasının cevabı ise “cinler ateş elementinden (evet ateş elementi!) yaratıldı, fakat insan silüetinde…” diye söylemiş. Yeğenimde uzun süredir bir cin korkusu başladı. Yani bu hocadan önce korkmazken artık neler anlattıysa!

Dine inanmayan insanlar cahildir, bilgisizdir demiş. Sor bakalım dedim insanlık için kaç bilimsel buluş, kaç bilimsel makale yayınlamış? Maalesef böyle saçmalıkları bolca söylemiş.

Buradan sonrası için din kültürü öğretmenini suçlayamam. Çünkü alttaki şeyleri söyleyince “nereden bunlara ulaştın” dedim ve din kültürü hocasından olup olmadığını ısrarla sormama rağmen ondan duymadığını söyledi. Daha kötüsü kendi düşündüğünü söyledi. Annesi, babası, dedeleri, nineleri, halası, ben koyu Atatürkçüyken ve böyle düşünmesi ise durumun ciddiyetini ortaya koydu ki tamamen bu yüzden bu konuyu açtım.

– Atatürk dinsiz ya dedi. Nereden biliyorsun dedim? Dahası alevilerin dinsiz olduğunu söyledi, “CHP dinsiz” dedi, Kılıçdaroğlu dinsiz dedi. Böyle şeylerin yargılanmasının doğru olmayacağını, bize de düşmediğini; fakat Atatürk’ün, Türkçe atılımı ve Kuran’ı Türkçeleştirmesiyle halkın dinini direkt Kuran’dan öğrenmeye başladığını söyledim. Anne, baban dinsiz olsa sevmeyecek misin dedim; severim dedi. Aynı şekilde bizi kurtaran, herkesin inancını rahatça yaşamasını sağlayan ve modern Türkiye’yi kuran Atatürk’ün dini inancının da bizimle ilgili olmadığını söyledim.

Başka bir konuda soru sorduğumda (mantık olarak bir şey, başka şeyden meydana geliyorsa, meydana getirenin özelliğini taşır); çocuk nasıl olur gibi bir konuya, “Allah erkeğe verir, erkek kadına verir” gibi bir cevapla karşılaştım. Tamamen yobaz bakış açısı. Erkek üstündür, kadın taşıyıcı ve anne. Oysa bilimsel olarak erkeksiz de doğum yapılabilir. Tek sorun sadece kadın cinsiyeti doğacak. Bu yüzden “Amazon kadınları” gibi sadece kadınlardan oluşan topluluklar olabilir. Yani erkeklere ihtiyaç kalmayabilir. Haliyle erkek sanıldığı ve yobazların öne çıkartmaya çalıştığı kadar vazgeçilmez değil.

 

Gerici Yetiştiren Bir Sistem

Durum tehlikeli. Ergenlik döneminde. aile olduğu gibi çağdaş ve Atatürkçü olmasına rağmen çocuğun böyle düşünceleri var. Yani 1- okul ve hocaları, 2- arkadaşları, 3- internet ortamı. Başka hiçbir yerden böylesine hastalıklı düşüncelere kapılmış olamaz.

Tehlikeli durumda olduğu için dikkatle adım atmak zorundayız. Annesine ilettiğimizde; onlarla bu şekilde konuşmadığını, ilk defa duyduğunu söyledi. Diyelim ki biz bunu erkenden fark ettik ve çocuğu kurtarabildik… Peki okulundaki bilmem kaç yüz veya bilmem kaç bin çocuk ne olacak?

Din kültürü öğretmenleri müdür yapıldı, yerine yeni din kültürü öğretmenleri atandı yıllardır. Cemaat ile iktidar kol kol idi. Çok sevişiyorlardı. Tüm devlete, okullara sızdırdılar cemaat hocalarını. Şimdi bir çoğu okullarda anlaşılan. Eğer bunlar biliniyorsa ve bir şey yapılmıyorsa, anlaşılan “dindar nesil” adı altında dinci ve yobaz nesil üretme faaliyetleri var.

Çok karanlık nesiller geliyor alttan. Araştırmayan, sorgulamayan, düşünmeyen nesiller geliyor. Her şeyi “Allah öyle istedi, Allah öyle yarattı” diyerek tek soruyla çözmeye kalkan; 3-5 şey yaptığında cennete gideceği için aslında bu dünyada yaşamak dışında hiçbir şey yapmadığı gibi bu dünyayı da cehenneme çeviren insanlar böyle böyle türüyor.

Böyle cahil kitleleri yönetmek kolaydır, din ile kandırırsın.

Eğitim alanında çok büyük bir sorun var. Öyle sınav sistemi şu bu değil, YOBAZLIK sorunu mevcut. Yobazlığın olduğu yerde rahatlık, özgürlük yoktur. Demokrasi hiç yoktur! Türklük olmaz, Atatürkçülük olamaz. Özgürlüğün ve eğitimin, adaletin olmadığı yerde bilimsel düşünce olmayacaktır. Bilimsel düşüncenin olmadığı yerde ise yenilikler, icatlar, teknolojik gelişmeler olamaz.

Okullarda çok kötü durumlar oluşuyor. Bir kaç öğretmen tek başına bütün bunlara direnmek için çocuklara düzgün eğitim vermeye çalıyor ama nafile… Bakanlığın sunduğu kitaplar yetersiz, içleri boş. Başka kitap verilse veliler şikayet ediyor. O kitaplar kaynak olarak kullanılmasa, çocuklar bir şey öğrenmeyecek.

Zaten eğitim sisteminin, mantar üniversitelerin amacı bu anlaşılan. Çocuğu ilkokuldan koyuyorsun, üniversiteden alıyorsun. Bir sürü para döküp diplomasını alıyor ama ortaya çıkan “ŞEY”, düşünmekten aciz bir yobaz. Bırak millete, ülkeye faydalı olmasını, kendine hayrı yok.

Çocuklarınız ile yakından ilgilenin. Türkiye’de okuyorsa, beyni okullardaki bir takım garip insanlar tarafından mutlaka yıkanmaya başlamıştır.

Özellikle 2025’ten sonra demokratik bir yenilenme hareketi bekliyordum ülkede. Fakat görünen o ki, yenilenme olacak ama barışçıl çerçevede değil. O gün geldiğinde sayının, ellerinde tuttukları kurumların, evlerindeki silahların işe yaramadığını anlayacaklar. Fakat onlar için çok geç olacak.

Benim artık yobazlara tahammülüm kalmadı. Benim özgürlüğümü kısıtlayan, Türkiye’nin kurucu değeri Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü aşağılayan, Türklüğe saldıranlara tahammülüm yok!

Şu anda hepsi Atatürkçü kesildiler. Hikaye. Çünkü 1- halk içinde inanılmaz bir Atatürkçü dalga geliyor. Muhtemelen farklı istihbarat gidiyor birilerinin eline. Ve 2- ama en önemlisi şu ki Atatürk’e görünürde sahip çıksalar bile eğitim sisteminde Atatürk, Atatürkçülük ve Türklük yok. Haliyle yeni gelen nesiller bunlardan mahkum olacak.

En azından bunlar öyle sanıyor. Fakat şunu anlayacaklar ki; onlar Atatürk’e ve Türklüğe saldırdıkça ve engelemeye çalıştıkça, millet bu konuları okuyor, araştırıyor. Ufacık çocukların elinde Atatürk ve Türklük ile ilgili kitaplar görüyorum. 4 yıldır burada anlattığımız Türkçeye sahip çıkma ile ilgili konularda olağanüstü adımlar geliyor. Göktürkçe öğreniyorlar, Atatürk’ü öğreniyorlar, tarihimizi, Türk tarihini ve Türk kültürünü öğreniyorlar.

Bu iktidar ekonomik kriz ile geldi ancak saldırıp yok etmeye çalıştıkları Atatürkçülük ve Türkçülük ile birlikte gidecekler. Zihniyetleri bir daha bu topraklarda yeşermeyecek! Üzerlerine atılacak son toprak ise yine yok etmeye çalıştıkları özgürlük ve adalet ile birlikte olacak.

Avrupa’nın karanlık çağında din adamları her şeye karışmıştı. Şimdi bizde de aynısı yapılıyor. Din adı altında din sömürüsü ile birlikte her şeye el atıyorlar.

Öyle bir gidecekler ki, bir daha aynı yolda olan herkese ders olacak gidişleri.

Kategori: Dersler - Genel - Hayat
Etiketler: , , , ,