Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Karşılaştırmalı Siyaset dersinin notlarını paylaşıyorum.

Andıç : dersi İngilizce gördüğüm için Türkçe karşılıklarını kendim yazdım, bazıları hatalı olabilir, elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum.

Demokrasi Nedir?

Demokrasinin kökeni antik Yunanda “Demos+kratia” yani demos = halk, kratia = yönetim anlamına gelir. Antik Yunan’da şehir devletlerine “Polis” denirdi. Politika sözcüğü ise buradan türetilmiştir (Siyaset ise Farsça’dan gelir, temelinde atın islâh edilmesinden yani geliştirilmesi, daha iyi duruma getirilmesinden gelir).

Ancak bu bilimsel ve süslü cümleleri bırakırsak; Demokrasi, halk tarafından yönetilen devlet demektir. Yani halkın istediği gibi, ülkenin şekillendirilmesidir. Ancak bu, %50+1 oy alan herkesin istediğini yapması değil; azınlık haklarının, ifade ve medya özgürlüğünün, hukukun üstünlüğünün korunarak şekillendirilmesidir.

Bizim ülkede durum nedir? Ülkemizde, siyasetçiler halkı şekillendiriyor. İşte tam demokrasi karşıtlığıdır bu.

Kaç Çeşit Demorkasi Vardır?

Demokrasinin çeşitleri ise;

Direkt Demokrasi
Temsili Demokrasi
Yeni Demokrasi
Yarı Demokrasi

olmak üzere 4 çeşittir.

***

Direkt Demokrasi

– Antik Yunan döneminde (MÖ 756-146) şehir devletleri (Athina gibi) görüşmüştür. Şehir meclisleri vardır ve her kesimden insan buraya girip, fikirlerini anlatabilir ve kararlara katılabilir. Halk meclisleri yılda 40 defa toplanırdı.

– Direkt demokraside halk tartışmaları serbesttir ve farklı çıkarların harmanlanmasına, herkesin politik sorunları konuşması ve bu sorunlardan haberdar olmasını sağlar.

– Liderlik (yönetim) makamları düzenli olarak değişir. Bu yüzden herkes yönetimi tecrübe etme fırsatını yakalardı.

Direkt Demokrasiye Eleştiriler

  • Nüfusun %60 kadarı (adınlar, köleler ve yabancılar), politik haklardan mahrumdu.
  • Sahibi, köleleri öldürme hakkına sahipti. Bu da en temel insan hakkı olan “yaşama hakkı”na tersti.
  • Yönetim sürekli değiştiği için dengeli (istikrarlı = kararlı) bir bürokrasiden yoksun ve etkisiz bir hükümet oluşturuyordu.
  • Kararlara katılım yeteri kadar yüksek değildi.
  • Şehir devletlerinde uygulansa da günümüzde devlet bazında uygulanması imkânsıza yakındır.

Yinede; Atina demokrasisi bir model yarattı. Kendi kendini yönetme modeli. Bu model ile birlikte “lidere” bağılı olan ve dediğini yapmak zorunda olan “biat” kavramı kalktı ve “vatandaşlık” kavramı ortaya çıktı. Halk kendileri için iyi olan kararları verme ve kendilerini yönetme gibi temel haklara kavuştu.

Günümüzde İsviçre’de yerel yönetimlerde benzer uygulamalar görülmekte, yerle halk kendi kararlarını “direkt” olarak vermektedir.

Referandum ise günümüzde kullanılan “direkt demokrasi”ye örnektir.

***

Liberal Demokrasi

Liberal demokrasi iki ikeye dayanır : 1) Temsil, 2) Kısıtlı Hükümet. Halk, temsilcilerini seçer. Amerika’da olduğu gibi Başkan makamına direkt seçim yoluyla gelebilir ya da Türkiye’de de olduğu gibi halk meclisi seçer ve mecliste yönetim kadrosu (Başbakan, Bakanlar) oluşturulur.

Liberal Demokrasinin Baskın Değerleri

  • İfade Özgürlüğü
  • Halk İradesi
  • Politik Eşitlik

Liberal demokrasilerde hükümet hiçbir zaman tam güce sahip değildir. Devlet-birey ilişkisini korumak ve azınlık ile çoğunluğu korumak amacı ile “kısıtlı hükümet(ve devlet)” kavramı vardır.

***

Demokrasi Dalgaları

Samuel Hantingtın’a (Huntington) göre demokrasiye geçiş sürecindeki adımlar şöyle sıralanıyor :

Birinci Dalga (1828-1926)

Bu dalganın temelini Amerikan(1783) ve Fransız(1799) devrimleri oluşturmaktadır. Bu devrimlerden sonra iki ülke demokrasi için çeşitli adımlar başlatmış ve dünyaya yayılmıştır (Türkiye’de 1920 yılında kuruldu).

Birinci Ters Dalga (1922-42)

Bu dönemde demokrasiden uzaklaşılmış; geleneksel yapıdaki veya yeni bir düşüncedeki otoriter ve kitlesel yönetim biçimleri oluşturulmuştur.

İkinci Dalga (1943-62)

Müttefikler (allied, Nazi karşıtları – Rusya hariç), 2. Dünya Savaşı sonrasında demokratikleşme süreci yürütmüştür. Batı kuvvetleri sömürgeciliğinin bitiş sürecine girilmiştir.

İkinci Ters Dalga (1958-75)

1960’ların sonlarına doğru Latin Amerika baskıcı (otoriter) bir sisteme dönüştü (örnek Küba). Afrika’da sömürü düzeninin sonlanmasıyla, bir çok baskıcı ülke ve gruplar açığa çıktı. 1958 yılında demokratik olan ülkelerin 3’te 1’i baskıcı hale geldi.

Üçüncü Dalga (1974-)

Baskı yönetimlerinde demokratikleşme süreçleri ve liberalleşme başlar. Özellikle Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra hızlanır.

Barışçıl Geçiş Süreci

Son adımda, barışçıl geçiş vardır. Yani sandıkla başa gelen, sandıkla gider ve hiçbir kirli iş yapmaz. Sandıktan çıkan sonuçları herkes kabul eder. Döngü içine girilir ve seçimlere kimse müdahale etmez, kimse demokratik yapıyı değiştirmek istemez (yöneten iktidar).

***

Yeni Demorkasi

Yeni Demokrasi ise, Barışçıl Geçiş Sürecini işler. Yani seçimlerden sonra iktidarın “barışçıl şekilde” görev devir teslimini getirir. Yeni demokrasilerde sorunsuz geçiş vardır. Hiçbir şekilde güç, direniş gibi olaylar olmaz.

***

Yarı Demokrasi

Otoriter ve demokratik rejimlerin birleşimidir. Demokrasi vardır ancak liberal olmayan halidir. Tam otoratik değildir, tam demokratik değildir. İki çeşittir:

A) Demokratik Zorbalar

– Seçimle iktidara gelen parti ya da lider karar alma mekanizmasını iradesi altına alır.

– Muhalefet vardır ancak kısıtlamalarla karşı karşıyadır (yani muhalefet, iktidarın izin verdiği kadar muhalefet yapabilir).

– Seçimler vardır ancak muhalefet iktidar olamaz. Çünkü iktidardaki parti ya da kişi seçimleri etkiler ve “adil olmayan” seçimler olmasına neden olur.

– Şiddet kullanımı normal bir hâl alır. Polis müdahaleleri normalleşir.

– Kişisel (bireysel) haklar vardır ancak iktidar partisine karşı geçerli değildir (aksi takdirde polis, mahkeme ve çeşitli yollarla bireyin üzerine gidilir).

B) Demokratik Kuklalar

– Güç seçilen iktidarda değil, asker, bürokrasi veya iş dünyasındadır. Kim seçilirse seçilsin, karar verilme sürecinde “belirli grup ve gruplar” baskın rol oynar.

– Seçilen liderlerin güçleri fazlasıyla zayıftır.

– Seçilen liderler ve seçilmeyen kesim (asker, dini liderler, suçlular, iş dünyası) arasında bir çekişme vardır.

– Asker kendisini halkın ve devletin koruyucusu olarak görür.

****

Türkiye’nin Yeri

Asırlardır tek adamla yönetilmiş olan Türk halkı, 1920’de TBMM kurulunca ve 1923’de Cumhruiyet ilan edilince hayatlarında ilk kez “demokrasi” kavramını tattılar. Ancak 1946 yılına kadar tek parti ile yönetildi. Tek parti (CHP) altında ileride muhalefeti oluşturacak isimlerde vardı. Yani denildiği gibi tamamen tek görüş hakim değildi. Atatürk böyle olması için uğraştı. 1946’dan sonra;

1950’de muhafazakâr Adnan Menderes başa geldi ve Cumhruiyet düşmanı adımlar attı.
1960’da ordu darbe yaptı.
1971’de muhtıra
1980’de darbe (ki buraya kadar gencecik çocuklar öldü). Bu darbeyi yapan Kenan Evren, Türkiye’yi fazlasıyla muhafazakâr bir hale sürükledi. Sağ ve sol görüşlü insanları içeri alırken, Fethullah Gülen ve benzeri tarikat liderlerine dokunulmadığı gibi, zorunlu din dersi gibi çeşitli adımları hayata geçirdi. Şimdinin paralel devleti denilen cemaat hareketleri 1980 sonrasında başladı.

1980’den sonra Turgut Özal başa geldi ve liberal ekonomi yani kapitalist bir yapıda devam ederek yurtdışından dışalımı kolaylaştırdı, böylece yerli üretimde sıkıntılar baş gösterdi.

1997’de tanklar yürütüldü.
2007’de Genel Kurmay Başkanı, kuvvet komutanlarından habersiz bir e-muhtıra yayınladı.

2002’de iktidara gelen AKP, Turgut Özal’ın ekonomik politikalarını devam ettirdi ve maden, liman, otoyol ve devlet kurumlarını “yabancılara” özelleştirdi. Bu sırada fazlasıyla otoriterleşen yönetiminde halk arasında kutuplaşma üst düzeye çıktı. Gezi Parkı protestolarında polis zorbalığı üst düzeydeydi. Ardından terör grupları işleri karıştırdı.

En son Çağlayan Adliyesi’nde polisin avukatlara karşı tutumu fazlasıyla sertti.

***

Muhalefetin eli kolu bağlıdır. İç Güvenlik yasasını engelleyememelerinden tutun, iktidarın rahatsız olduğu kişileri “Balyoz ve Ergenekon” gibi davalar ile birlikte hapse attırması ve haklarından mahrum etmesi, “demokratik zorba” kavramına en güzel örnektir. Bireysel haklarınız vardır ancak devlete ve iktidara karşı kullanmadığınız sürece vardır.

Türkiye döneminde demokrasi konusunda atılan en büyük adımlar Bülent Ecevit’in zamanında olmuştur. Kooperatif ve nice haklarla birlikte üretici ve iş gücü ayaklanmıştır. Bunun dışında Türkiye hiçbir zaman demokrasiyi tatmadı.

Türkiye ile ilgili daha fazla bilgi için : Ülke Nasıl Berbat Edili 101 yazıma bakabilirsiniz.