Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Demokrasiyi tekrardan anlatmayacağım. Demokrasi nedir, kaç çeşit demokrasi vardır konumda anlatmıştım. Bu yazımda ise demokrasinin temel ilkelerini ve demokrasiye bakış açısındaki bazı şeyleri eleştireceğim.

Demokrasi Nedir?

Bu konular, sayısal bilimler gibi olmadığı için ortaya direkt olarak konulacak bir formül yoktur. Fakat bazı açıklamalar ve hukuksal kısıtlamalarla demokrasinin nasıl olması gerektiği ile ilgili bir takım fikirler ortaya çıkmakta. Üstünde en çok durulanları kısaca yazayım.

Seçme ve Seçilme Özgürlüğü

Bu aynı zamanda eşitlik kavramınıda doldurur. Cinsiyet, din, mezhep, görünüş, köken ayırt etmeden; her insanın “devleti yönetmek için” seçme ve seçilme hakkı olmalıdır. Sadece devleti yönetmek değil, politikaların oluşmasında katkı sağlama, toplumu şekillendirme hakkı vardır.

demokraside karar yonu

Resimde göreceğiniz üzere; imparatorluk, faşizm, komünizm, şeriat, diktatörlük, otoriter rejimler gibi sistemlerde kararı veren yüksek bir elit vardır. Padişah, merkez planlama teşkilatı, “Führer”, kral vs olabilir yada şeriatta olduğu gibi bir kitaba bağlı olabilir. Bu kararı toplum uygulamak zorundadır. Değiştiremez, karşı koyamaz. Emir, demiri keser.

Fakat demokraside, kararı direkt olarak halk alır (referandum vs) yada seçtiği temsilciler (milletvekilleri) tarafından bu kararlar alınır.

Bu yüzden demokratik bir sistem için olmazsa olmaz kural; seçme ve seçilme hakkıdır. Bu, toplumun; kendi geleceğini yapılandırması için en önemli adımlardan birisdir. Ancak devamıda vardır.

Adil ve Bağımsız Seçimler

Her temsilci eşittir, adil haklar olmalıdır ve seçimler bağımsız olmalı, dışarıdan etki olmamalıdır. Bunlar genel tanımlar. Daha kolay anlatmak gerekirse; iktidar partisi, devlet gücünü kullanmamalı ve diğer partiler gibi eşit güçle devam etmelidir. Seçimlere hile karışmamalıdır (her seçim resmi olarak kanıtlanan onlarca sıkıntı yaşıyoruz).

Seçmenlerin katılım hakkı kısıtlanmamalı, belirli sıklıklarda olmalı ve devletin bu hakları garanti altına alması gerekmektedir.  Tabi sıkmamak adına kısa kısa yazıyorum. Yoksa “kapalı oy kutusu”, “adil ve erişilebilir sayım”, “oy pusulasında eşitlik” gibi bir sürü maddesi var.

Barışçıl Geçiş Süreci

Partiler seçimlere girer, her şey adil, eşit, özgür ve yasalar çerçevesinde gelişir. Kazanan parti yada partiler yeni hükümeti kurar ve eski hükümet sorunsuzca yetkilerini ve gücünü devreder. Sonraki seçimde yine aynı adımlar tekrarlanır. İşte bu, demokrasidir.

Ancak 3 gün sonra 1 Kasım seçimleri var ve bu seçimlerin nedeni, 7 Haziran’da çıkan sonucu beğenmeyen bir takım egosit, koltuk sevdalısı kişilerin demokrasiyi hiçe sayarak attığı adımlardır. Gücü ve makamı barışçıl şekilde yeni partilere devretmemiş, tek başına iktidar olma isteğini bütün ekonomik ve politik tehditlere rağmen sürdürmüş ve bunu yaparken muhalif medyaya baskısını devam ettirmiştir.

Demokrasinin ne kadar zedelendiğine güzel bir örnek.

Kişisel Hak ve Özgürlükler

Bireylerin inanç özgürlüğü vardır, kişisel yaşantılarına müdahale edilmemelidir (evde özgürdür), kişisel eşyalara sahip olma hakları vardır…

Sistem olarak bakarsak; bireylerin, mevcut parti yada iktidarı eleştirme hakları vardır. Ekonomik ve sosyal politikalarını eleştirebilir, düşüncelerini “korkusuzca” söyleyebilir (söyleyecek ortam oluşmalıdır). Bunları halkla sözlü yada yazılı olarak paylaşabilir.

Protesto hakları vardır, barışçıl şekilde yapılan protestolara karşı güç kullanılamaz. Devlet sansür uygulayamaz, kişilerin özgürlüklerini kısıtlayamaz (belirli kurallar, örneğin mahkemelerce suçlu bulunması gibi durumlar hariçtir).

Bilgi Alma Özgürlüğü

Bireylerin, bilgi alma ve bilgiye erişme özgürlüğü vardır (twitter’ı sansürlemek, gazete kapatmak bu hakkı gaspetmektir).

Özgür ve demokratik bir ülkede, devletin ve hükümetin basın organlarına baskısı söz konusu olamaz! Toplumun ilgilendiği konular özgürce tartışılabilir ve yayınlanabilir.

Bireyin “bilme hakkı” vardır. Bilgiye ulaşma hakkı, yasalar tarafından korunmalıdır.

Hukukun Üstünlüğü

Madem yasalar dedik; toplum ve ülke kişi yada kişilerce değil, hukuk tarafından yönetilir. Yöneticilerin (liderlerin) vereceği kararlar, hukuka uymak zorundadır. Hukukun üstünlüğü tartışılmazdır.

Ancak, Nazi Almanyası’nda uygulanan katliamlar ve infazlar; “Nazi hukukuna uygundu”. Yani buradaki hukuk kısmına dikkat. Bu tiranlar tarafından değiştirilmiş hukuk değildir.

Hukuk ve yasalar; insanların temel ihtiyaçlarını, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını koruyacak şekilde olmalıdır. Hukuk bağımsız olmalı, herkes yargının kararlarına saygı duymalıdır.

Temel İhtiyaçlar

Yaşlıların, çocukların, durumu müsait olmayan insanların ihtiyaçları devlet ve toplum tarafından karşılanmalıdır. İnsanların temel ihtiyaçları (yaşama, barınma, giyinme, yiyecek vs) devlet tarafından ve yasalar tarafından karşılanmalı ve korunmalıdır.

İnsan Merkezli Sistem

Başka bireylerin düşüncelerine, yaşamlarına ve haklarına saygı göstermek gerekir. “SAYGI” en önemli unsurlardan bir tanesidir.

**

En kısa şekilde anlatmaya çalıştım (malum uzun yazıları okumayan bir milletiz).

Türkiye’nin Demokrasi Sorunu

Türkiye’de demokrasi çok sıkıntılıdır. Bugün 29 Ekim (kutlu olsun), 92 sene önce Cumhuriyet ilan edildi, 95 sene önce Meclis açıldı. Peki Türkiye 92 senedir demokratik mi?

Fransız ve İngiliz gibi bir takım devrimlerin aksine Türkiye’de demokrasi halkın isteği ve baskısıyla değil; Atatürk’ün, silah arkadaşlarının ve aydınların diretmesiyle geldi. Osmanlı Sevr antlaşmasını kabul ettiğinde padişah İstanbul’a sıkışarak halkını Anadolu’da terk etti ve Osmanlı resmen yıkıldı. Atatürk ise çökmüş bir imparatorluğu alıp, küllerinden inşaa etti.

Ortadoğu’ya baktığımızda (Arap Baharı, Suriye İç Savaşı vs), Atatürk’ün, Türkiye için ne kadar önemli bir lider olduğunu anlayabiliriz. Çok erken zamanlarda kadına seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Halkı, kula kulluk etmekten çıkartıp, birey ve “millet” haline getirdi. Fakat bir takım sıkıntılar vardı.

Demokrasi Devrimi Halk Hareketi Değildi

Bu yüzden demokrasiyi halka tanıtmak için çok uğraştı. İsmet İnönü’de Köy Enstitülerini kurarak hem köylünün bilgisini geliştiremek hem demokrasiyi halka anlatmaya çalıştı. Ancak 1950’den sonra Türkiye’de demokrasi anlatılamadı ve gelişemedi.

1960 darbesi,
1971 muhtırası,
1980 darbesi,
197’de tankların yürütülmesi,
2007’de e-muhtıra,
Yetmezmiş gibi 2002’den sonra AKP hükümetinin demokrasiyi yerin dibine batırması.

Senelerdir muhalif basına karşı ağır bir yük var ve bugünlerde Koza Holding’e baskın düzenlendi ve bazı yayın organlarına el konuldu[1].

Cumhurbaşkanının yasal sınırlarını zorlaması, yasaları değiştirmesi, hukuk ve basına olan sansür ve engelleme adımları, barışçıl geçiş sürecinin olmaması gibi bir çok sıkıntı mevcut.

Yani Türkiye 1920’de çok yol alsada, 1950’den sonra geriye gitti (özellikle 1980’de bu gerici oluşumların artmasına neden olan anayasa ve askeri hareket gerçekleşti).

****

Demokrasinin Sınırı Var Mı? Bahsedildiği Gibi Bir Demokrasi Var Mı?

Avrupa’nın bazı ülkelerinde sözde “Ermeni soykırımı” yoktur demek suçtur. Doğu Perinçek bunu bozmak için uğraştı ve başarılı oldu. Peki ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirirsek, demokrasi ile övünülen Avrupa’da böyle ahmakça kararlar demokrasiye yakışıyor mu?

Hiçbir uluslararası mahkeme kararı olmadan, hiçbir uluslararası araştırma kesinleşmeden sırf siyasal nedenlerle meclislerinden yasa geçiren ve bunlara bağlı olarak düşünce ve konuşma özgürlüğünü kısıtlayan Avrupa’ya ne demeli?

Amerika? Siyahi sorunlarını hala bitirememiş, polislerin siyahilere olan şiddeti defalarca basına yansımıştır. Bir çok gösteri ve çatışma yaşandı son bir kaç yılda. Liberal ekonomi olan kapitalizmin merkezindeki durum budur.

*

Peki Örnek Demokrasiye Sahip Ülkeler Var Mı?

Bazı iskandinav ülkelerinde olaylar örnek niteliğinde olsada bahsedildiği gibi bir demokrasinin olması bu günlerde zor. İnsanların (dünyadaki) %70-80’i eğitimli olursa, ekonomik sıkıntı çekmekse; insanların neredeyse tamamının temel ihtiyaçları karşılanırsa düşmanlık bitebilir ve bunlar olabilir ancak şu sıralar hiç sanmıyorum.

Biz Arapları, Suriyelileri nasıl görüyorsak; Avrupa’da Türkleri öyle görüyor. Avrupa’da faşizm yükseliyor, mülteci karşıtı hareketler yükseliyor ve bu Avrupa’nın sonunu getirecek çünkü kaybedeceği hiçbir şey olmayan mülteciler Avrupa’da kalmak için çatışacak.

**

Daha farklı bir şey anlatayım; düşünce ve konuşma özgürlüğü dedik. Örneğin ben faşizm, komünizm, şeriat gibi bir sistem yanlısıyım. Demokrasinin kötü olduğunu, yıkılması gerektiğini söylüyorum. Bir gazete ve televizyon açtım, buradan yayın yapıyorum. Devlet bana ve yayın kuruluşlarına dokunursa; düşünce ve konuşma özgürlüğü zedelenecek, bilgi alma hakkı zarar görecek. Dokunmazsa, demokrasi karşıtı propagandalarımı yapabilirim ve iyice örgütlenerek yıllar sonunda cemaat ve AKP gibi yavaş yavaş demokrasiyi yıkabilirim ve hatta Hitler gibi demokratik yolla gelip, faşizmi yayabilirim.

Bunu nasıl engelleyeceksin?

Sadece bu kadarla bile, bahsedilen demokrasinin “ütopya” yani olması düşlenen bir şey olduğunu ve “şimdilik” olamayacağını söyleyebilirim. Çünkü cahillik, açlık, fakirlik varken bunlardan bahsedilemez.

Bundan seneler sonra (300-500 yıl sonra) tam olarak komünizmin değil ancak komünizm benzeri bir sistemin geleceğini düşünüyorum. Yani demokrasinin bir geçiş süreci olacağını düşünüyorum. Bu da bambaşka bir konu.

Kısacası demokrasi budur, demokrasiye eleştiriler ve Türkiye’deki güncel durum budur.

Türkiye’nin demoratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak nice 92 sene geçirmesini dilerim..

Duydum ki bazı kendini bilmezler , savaşın içinden çıkıp halkı terk eden padişahı yıkarak halka özgürlük kazandırdığı ve kadına haklar verdiği için rahatsız olup “vals ve şarap” olayına kafayı takmış. Halk açken, vasl oynadılar diye eleştirmiş..

Sakın ha! Ayağını denk al. Zaten yargılanacaksın, bari linç edilme.

Erdoğan ve ailesi sarayda, milletin ayakkabısı yok!

Etiketler: ,