Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

andıç: metin ortaya çıkmadan önce yazılmıştı bu konu. Şimdi üzerinde konuşulacak bir şey var, bu bölümü de başlık olarak ekledim.

Durumu biraz daha açıkladığım yazı yazdım, okumak için : Anayasa Değişikliği Referandumu : Ne Değişecek? Nasıl Oy Vereceğiz? Neye Oy Vereceğiz?

Devlet Bahçeli’nin “mevcut durumu yasallaştıralım” demesiyle birlikte, AKP ile birlikte bu yolda çalışma başlatıldı. CHP ise bu süreçte bana göre hem politik hem tarihi bir yanlış yaparak kendini bu sürecin dışına bıraktı.

Bakın CHP’nin Başkanlığı kabul etmesinden bahsetmiyorum, parlamenter sistemi güçlendirmeliyiz diyebilir ancak bu süreçte tamamen dışarıda olması Türk halkına ve özellikle seçmenlerine karşı yapılmış büyük bir hata idi. Buna geleceğim.

**

Bu süreçte büyük sıkıntılar var. Yeni sistemi geçtim, bu sistem üzerinde tartışılması konusunda büyük sıkıntılar var. Bunları tek tek sıralayacağım ve en sonunda CHP’nin neden ve nasıl yanlış yaptığına geleceğim.

1- AKP ile MHP Arasındaki Teklifler Yayınlanmıyor

Türkiye’de bir sistem değişimi olacak ve bu konuyla ilgili hiçbir fikrimiz yok. Uzmanların, politikacıların üzerinde çalışacağı hiçbir teklif ve taslak yok. 2012’den kalma bazı şeyler var ya da gazetecilerin kaynaklarından ve bazı politikacıların (AKP ve MHP) söylemlerinden yola çıkarak bir şeyleri yerine oturtmaya çalışıyoruz.

Akıl alır gibi değil! Demokratik bir ülkede bu tarz kararlar, hele hele bu kadar önemli kararlar; uzun süreçte tartışılmalı ve toplumun her bölümü tartışmalı. Özellikle uzmanlar, akademisyenler, hukukçular. Ancak üzerinde tartışılacak hiçbir şey yok!

Yorum, söylem, gazetecilerin kaynaklarına dayalı bildiriler geçerli değildir. Böyle bir şey kabul edilebilir değil! Bu süreçte en büyük sorun buradadır. Ne saklıyorsunuz? Neden çekiniyorsunuz? Bu, millete atılmış bir kazıktır.

 

2- Adı Cumhurbaşkanı Olabilir Ancak Uygulama Açısından Başkanlıktır

Kafanızı yukarı kaldırıp, “güneş dünyanın etrafında dönüyor” diyebilirsiniz. Çıplak gözle bu doğru gibi gelebilir. Söylem olarak doğru gibi gelebilir. Ancak bilimsel açıdan, yani gerçek olarak kesinlikle yanlıştır ve dünyanın güneş etrafında döndüğünü değiştirmez.

Ne diyorlar? Adı Cumhurbaşkanı olacakmış. Önemli olan adı değil, içeriğidir.

Yanlış hatırlamıyorsam Uluslararası Hukuk alanında çalışma yapmış Avukat Ece Güner şöyle bir tablo hazırlamış [1]:

baskanlik-sistemi-tablo

**

Başkanlık-Parlamenter sistemi her yerde bulabilirsiniz bu nedenle ben de açıklamak istemiyorum. Ancak bunun olacağını daha önce defalarca blogtan yazdım [2]:

Rusya tipi başkanlık gelecek. Yürütmenin yasama ve yargıdan üstün olduğu başkanlık.

Çalışılan şey her ne kadar açıklanmasa da, konuşulanlar ve açıklamalardan; AKP’nin eski beyanlarından ortaya çıkan şudur: yürütmenin (iktidarın), yasama (meclis) ve yargıdan (hukuk) üstün olduğu bir başkanlık sistemi (adı Cumhurbaşkanı) gelecek. Tıpkı Rusya’da olduğu gibi.

Türkiye’de ise Ece Güner’in analiziyle şu sıkıntılar ortaya çıkıyor (ki belki kendisi bu taslağa ulaştı bilemiyorum):

Burada “devletin başı” dediğimiz parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı ancak başkanlık sisteminde ise Başkan. Adı Cumhurbaşkanı ama uygulama açısından Başkan olduğu için ikisini kullanmaktan kaçınarak devletin başı dedim. 

Ayrıca ABD’de iki meclisli sistem var, üst meclis ki Ece Hanımın Senato dediği “Senate” ve alt meclis olan “House of Representatives” (Temsilciler Mecisi) var.

  • Devletin başı, meclis seçimleri yapabilir (fesih edebilir) ki ABD’de bu yok. Bu, mecliste huzursuzluk yaratacak çünkü devletin başı bir şeyleri beğenmediğinde ülkeyi seçime götürebilir.
  • Devletin başı; bakan, büyükelçi, rektör atamalarını hesap sorulamaz biçimde yapabilir. ABD’de ise Senato onayı var.
  • Devletin başı, kararnamelerle meclisten bağımsız olarak yasa çıkartabilir ki mevcut durumda KHK’lar gibi olacak. ABD’de ise Kongre’nin izni gerek.
  • Devletin başı, mecliste 550 milletvekilinin 413’ünden oy alırsa Yüce Divan’a gönderilebilecek ve suçlamalar sadece ağır suçlamaları içeriyor.
  • Devletin başı, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın (başka bir denetleme kurumu) yarısını atayacak. Bu ne demek? Yargıda denetlemeyi kontrol altına alabilecek. Daha açık deyişle yürütme, yargıdan üstün olacak. ABD’de ise yargının büyük bölümünde Başkanlık makamının yetkisi yok ve Senato’nun onaylaması gerek.
  • Ece Hanım ayrıca Başkanlık sisteminde federal bölgelerin (kantonların) başka bir denge ve denetim mekanizması olduğunu söylüyor. Başkanlık sisteminin bu yüzden üniter yani merkezden yönetim olan ülkede daha sert bir sistem olacağından bahsetmiş.

Ayrıca Amerika’da, İngiliz sisteminin yapısından gelme Ortak Hukuk (Common Law) sistemi mevcut ve mahkemelerde juri var. Bu, Başkanlık sistemindeki yargının boyutlarını farklı yere taşıyor. Bizde ise Medeni Hukuk (Civil Law) olduğu için, devletin başının yargıya bu denli karışması kat kat sıkıntı doğuracaktır.

Öte yandan “partili bir Cumhurbaşkanı” (ya da Başkan) demek; yargıyı zaten kontrol eden bir makamın yasama (TBMM-Meclis) üzerinde sürekli bir “erken seçim” baskısı kurması bir tarafa, Meclisi kontrol etmesi gibi bir olay ortaya çıkıyor.

Yasama-Yürütme-Yargı (ve Basın)

Demokrasinin temelinde yasama, yürütme, yargı ilişkisi yatar. Güçler ayrılığı (Başkanlık Sisteminde) ya da güç birleşimi (İngiltere’deki fusion of power) gibi bu denge çok önemlidir. Nasıl?

  • Yasama (meclis), yasa çıkartır ancak bunu uygulama yetkisi yoktur. Burada yasama, meclisteki 550 milletvekili ve bütün partilerdir. Alt komisyonları vardır vs… Yani bir bütündür.
  • Yargı ise mevcut yasalara (Anayasa vs) göre kararlarını verir ancak yasa çıkartma yetkisi yoktur.
  • Yürütme, kısaca yetki ve sorumluluk makamıdır. Bakanlar, Başbakan ve Cumhurbaşkanı (ya da Başkan) yürütmedir. Atamalar, anlaşmalar ve görüşmeler, ekonomik düzenlemeler vs yürütme tarafından yapılır.

Burada önemli olan bölüm şu; yürütmenin imzaladığı anlaşmalar Anayasaya uygun mu? Ya da yapılan atamalar, polisin birini vurması kanunlara uygun mu? Bu tarz soruşturmalar yargının denetimindedir ve yürütmeyi kontrol eden; işin Anayasa ve diğer ülke kanunlarına uygun olup olmadığını kontrol eden YARGIDIR! Fakat yeni sistemde yargıyı devletin başı kontrol ediyorsa ne yapabilirsiniz?

İşin özü bu çok önemli yasama-yürütme-yargı dengesine dikkat etmek gerekir. Demorkasinin, uzlaşının, kişisel hak ve özgürlüklerin tehlikeye gireceği nokta; bu dengenin bir tarafa daha fazla ağırlık verilmesinden kaynaklanır. Türkiye’de zaten bu konuda bir sorun varken, yeni sistemle tamamen sıkıntıya girecektir.

2017-2018 Türk Ekonomik Krizi konusunda yazdım, yatırımcılar ve AB ilişkileri bu tarz hassas durumlara önem verir.

**

Basın aslında resmen bir bölümü değil ancak halkı bilgilendirdiği ve Türkiye’de yapılması imkansız hale gelen “araştırmacı gazetecilik” görevini gerçekleştirebildiği durumda, demokrasi çok farklı bir boyuta katılır. Bakınız Danimarka (örnek ilişki için Borgen dizisi ya da sabah Kıbrıs kanallarındaki politikacıların durumu anlatması vs).

 

Başkanlık Sadece Amerika’da Düzgünce Çalışıyor

Demokrasi indeksi açısından parlamenter demokrasinin ne kadar iyi olduğunu falan söyleyebilirim ama onun yerine, başkanlığın bir tek Amerika’da düzgün çalıştığını size söyleyebilirim.

Benim eleştirim ise sistemsel olmak yerine toplumsal. Bizde sıkıntı büyük. Nasıl ki Türkiye’de demokrasi Norveç, İngiltere vs gibi ülkelerde işlediği şekilde tam olmuyorsa; başkanlık sistemide Amerika’daki gibi olmayacak.

Hani bazılarınız İran gibi oluyoruz diyor ya; hah, Türkiye’ye (gelmez ama) Şeriat gelse, Türkiye İran gibi olamaz.

Çünkü bizde bilinç, eğitim, devlet adamlığı eksikliği var. Hele hele 1980’den sonra (Ecevit hariç).

 

**

Düzenleme:

Taslak Ortaya Çıktı, Taslağın Yorumu

HELE ŞÜKÜR, elimize bir metin geçti. Avukat Ece Güner Toprak’ın analizlerinden alınacak başlıklar şunlardır:

  • Yürütme, meclise karşı sorumlu olmayacak
  • Meclis, yürütmeyi denetleyemeyecek
  • Bütçe yapma yetkisi Cumhurbaşkanında
  • Meclis, seçimlerin yenilenmesi kontrolünü kaybediyor
  • Bakanlar kurulunun tüm yetkileri Cumhurbaşkanına devrediliyor
  • Cumhurbaşkanı parti başkanı olabilecek
  • Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Danıştay önincelemesine tabi olmayacak (e zaten bu kontorl mekanizmalarının yarısını Cumhurbaşkanı atayacaktı yani yürütme kesin şekilde yargı ve yasamanın üzerine çıkıyor)
  • HSK’nın yarısı Cumhurbaşkanı tarafından atanacak
  • Kamu organları yine Cumhurbaşkanınca şekilenecek
  • Cumhurbaşkanı bürokrasiyi tamamen kontrol altına alacak
  • Cumhurbaşkanı uluslararası antlaşmaları “akdedecek”.
  • 3 dönem seçilebilecek.

En basitinden uluslararası antlaşmalarda mevcut anayasaya göre 4 koşulu sağlıyorsa (1 yıldan az olmak, bütçe gerektirmemek, ekonomik ve ticari ilişkileri düzenlemek, kişi halleri ve mülkiyet haklarına dokunmamak) Bakanlar Kurulu tarafından geçirilebilirdi. Diğer bütün uluslararası antlaşma meclis onayına sunulur (yasama/parlamento/TBMM) ve onay çıkarsa Cumhurbaşkanlığına gider ve Cumhurbaşkanı imzaladıktan sonra resmi gazetede yayınlanmak çoşuluyla yürürlülüğe girer.

Yahu koskoca Reis-i Cumhur varken; hukuk, tarih, ekonomi, jinekoloji, politika, futbol gibi konularında master yapmış bir adam varken meclise, yargıya ne gerek var? İşte bütün bunlar Cumhurbaşkanlığı yetkisiyle toplanacak.

Cumhurbaşkanıdır, meclisteki partisinin üyelerini de seçer, yargı denetim mekanizmalarının yarısını da atar, uluslararası antlaşmalara da karar verir. Haa ama bu başkanlık ve diktatörlük değil ona göre…

Sabır.

İşte Avukat Ece Güner Toprak’ın değerlendirmeleri:

 

 

 

3- CHP Büyük Hata Yaptı

Bu yazımı okurken ister Machiavellist ve yararcı (pragmatist) bir bakış açısıyla bakın, ister demokratik bir bilinç ile yaklaşın; CHP YANLIŞ YAPMIŞTIR.

NOKTA

  1. CHP, gelen sistemin sıkıntılarını görmeli, analiz etmeli; başta AKP ve halka anlatmalıydı. Kamuoyunun bilmediği hangi taslağı, hangi teklifi biliyor, açıklamıyor ve “biz Başkanlığı reddediyoruz” diyor?
  2. AKP ve MHP’nin yanında teklifi görmek, ve “bakın burada bu bu sıkıntılar doğurur” diye teklif üzerinden değerlendirme yapması gerekirdi. Olmaz ama kim bilir belki CHP’nin sıkıntılarını giderecek bir çözüm bulunurdu. Belki CHP bu süreçte daha yararlı olabilirdi? En azından buz dağına çarpıp batmaz, sadece su alırdık.
  3. En önemli bölüm ki diğer hepsini bırakın; konuşulan teklif ve tasarıları, maddeleri basına sızdırmalıydı. Halk ve uzmanlar ne olduğunu bilmeli; toplum bunu görmeli ve konuşmalıydı.

Bence en büyük yanlış 3. maddededir. Bakın demokrasi, uzlaşı sanatıdır. Demokraside, müzakerde (ister yurt içi ister yurt dışı olsun) iki tarafında istediği olmaz ancak ortam bir bilinç olur ve iki taraf (ya da taraflar) kabul ederdi. Demokratik açıdan baktığımızda CHP tamamen set çekti ve müzakereden kendini soyutları. Kendi kendini oyunun dışına attı ki, iktidara en yakın aday olarak büyük bir politik hata.

Belki AKP’nin ve Erdoğan’ın isteklerini parlamenter şekilde kabul edip ve yasama-yürütme-yargı dengesini koruyup; AKP ve Erdoğan’ın bazı konularda taviz vermesini sağlayabilirdi. En azından uğraşırdı.

**

Daha önemlisi biraz daha Frank Underwood-vari yaklaşacak olursak; bu teklifleri görmek, incelemek, değerlendirmek için bir fırsat bulacaktı. Üstelik kamuoyunun hiç bilmediği bu tasarıyı, basına sızdırıp; üzerinde tartışılması için fırsat yaratabilir ve hatta bizzat milletvekilleri bu işin yaramadığını anlatabilirdi.

Yine Machiavelist bir yaklaşımla; bakın biz elimizden geleni yaptık, önerileri verdik ama kabul görmedi deme hakkına sahip olabilirlerdi.

Yapmadılar. Ki bu, başta CHP seçmeni ve Atatürkçüler olmak üzere halka atılan başka bir kazık. Muhalefet eliyle atılmıştır. Ben AKP’nin bu derece otoriter olması ya da halkın demokrasi ve Atatürk’ü tanımaması hakkında tek bir şey söylüyorum: “yapana değil, yaptırana bak”. İzin verilmemeliydi. Bu da aklıma şu videoyu getiriyor:

 

CHP’nin Yapması Gereken Alternatif Sunmaktı

Ki neden bahsediyorsam… Bakın muhalefetin ek seçenek sunması gerek. Seçimlerde, ekonomide, politikalarda… Fakat bırakın ek seçenek (alternatif) sunmasını, Kılıçdaroğlu’nun sürekli yenilediği danışmanlar, Kılıçdaroğlu’na daha sert olması çağrısını yapmıştı. Biraz denemişti ancak tepki gelmişti.

CHP maalesef sonbaharda düşen yaprak gibi. Bugün rüzgar batıya esiyor, danışmanları batıya gidin diyor ve batıya gidiyor. Seçim kaybediliyor ya da bu politka tutmayınca rüzgar doğuya esiyor, yeni danışmanlar doğuya gidin diyor o da olmuyor.

Başından beri markalaşması gerektiği, halka inmesi ve seçimlerden 2 ay önce değil; seçimlerden hemen sonra 4 yıllık reklam kampanyaları ile kendine çeki düzen vermesi gerektiğini ısrarla söylüyorum. Belki bir gün CHP içinden birileri bu sözlerime kulak verebilir. Neyse bu başka konu.

**

Nasıl “Başkanlık konusunda ortada bir teklif taslak yok” diyorsam, CHP’nin “parlamenter sistemi güçlendirelim” demesinde de bir teklif, taslak yok. Evet parlamenter sistemi güçlendirme konusunda açıklamalar ve söylemler var ancak başkanlık konusunda da açıklamalar ve söylemler var. Yani sıfıra sıfır.

CHP, ilk başkanlık tartışmaları konuşulduğunda (yanılmıyorsam 2012’de), kendi sistemini ve düşüncelerini yansıtacak “güçlendirilmiş parlamenter sistem” fikrini ortaya atmalıydı. Avukatlarıyla maddeleri değiştirme ve daha iyi bir sisteme geçirme konusunda bir taslak hazırlayabilirdi. 10 maddelik, 20 maddelik ya da neyse…

Ardından bunu reklam kampanyalarında anlatabilir, tartışma programlarına çıkıp tanıtabilir ve böylece uzmanların tartışmasına açabilirdi. Uzmanlar tartışmaya başlayınca, gündem yaratılınca ve “işsizlik, ekonomi, yargı” gibi konularda slogan gibi başlıkları millet ezberleyince iktidar mecburen bu konuda adım atma ihtiyacı hissedecekti.

10 maddeden 2’si geçirilse, diğerleri daha sonra müzakere edilse bu bile kârdı. CHP’nin bir şeyler yaptığının göstergesi olurdu.

**

Ama kime diyorum? Türkiye’de Eskişehir haricinde kaç belediyesi dünya çapında işler yapabildi? CHP’nin seçmenlerden oy isteyecek ve “işte bunları yaptım” diyebilecek projeleri yok. Yılmaz Hoca ise bambaşka konu ve CHP’nin değil, Ecevit DSP’sinin mirasıdır.

İşin özü: eğer seçmen AKP’den korktuğu için CHP’ye oy vermeye devam ederse; CHP, muhafazakar seçmenlere hitap edemezse bu iş böyle gider. AKP, her defasında CHP’yi ezip geçer ve CHP hiçbir şey yapamaz, Türkiye daha da karanlığa sürüklenir.

Yine de bazı şeyler için geç değil. Ne diyeyim artık. Bir şey diyemiyorum.