Bir Ülke Düşünün…

Ortaokul, lise ve üniversiteyi ezber ve kopya ile bitiren bir gençliğin yetiştiği bir ülke… Aile ve okuldan “öğrenmeyi öğrenmeyen” bir çocuk düşünün. Dersler ortaokulda zorlaşınca aile başlar “dersler iyi gelmezse canına okurum” demeye. Çocuk nasıl ders çalışacağını bilemez ve çözüm olarak kopya gibi bir yöntem bulur ya da ezber… Yasal olarak kopyanın cezası var, akademik hayatta çok ağırdır (intihâl) ancak ahlâki olarakta sıkıntısı büyüktür. Yüz yıllar boyunca “hırsızlık” en büyük cezalardan birisidir. Ezber ve kopya…. Ancak böyle böyle bitirir okulu. Kim mi? Sanıyorum Türkiye’deki gençlerin %80 kadarı.

Peki bu çocuklar iş hayatına girdiğinde ARGE (araştırma geliştirme) konusunda ne yapabilecek? Düşünmeyi, sorgulamayı, sorunların detayına inip çözüm üretmeyi bilmeyen gençler Türkiye’yi kurtaracak, geliştirecek projeleri nasıl çıkartabilecek? Tabi ki daha önce yaptığı gibi “kopya” ile… Başka şirketlerden proje çalacak, bazı ayak oyunu bilen üst düzey(!) yöneticiler, “çalışkan ve araştırmayı bilen, öğrenen” astının fikirlerini alıp, üstlere “bakın ben buldum” diye satacak.

İşte annem böyle bir ülkede, birilerine ve özellikle bu işten anlamayan birilerine bağlı kalmak yerine; ofis politikalarıyla zamanını harcamak yerine ilaç firması kurdu. Çünkü başarılıydı, konusunu iyi biliyordu, bilgisini işine yansıtmak istedi.

Seval Korkmaz İlaç Kuruldu

KOSGEB ve TÜBİTAK desteklerine ağırlıklı olarak güvenerek firmayı kurduk. Çünkü büyük ilaç firmaları jenerik ilaçlarla başarı sağlıyor gibi gösteriliyor ancak işin özü farklı. Kaldı ki pazarlamacıların “başarısızlığı başarı gibi pazarlaması” Türk şirketlerinin gelişememesinde en büyük etkendir. Ne garip değil mi; tıpkı politikacılar gibi, şirket yöneticileri de şirketi değil, kendi koltuklarını düşünüyor.

Türkiye’de arge konusunu çok iyi mi sanıyorsunuz? Son 10 yılda başarılı firmalara bakın; kaç tanesi satıldı? YABANCILARA hem de! Önümüzdeki bir kaç yıl içinde kaç tanesi satılacak?

Olası bir savaş, ambargo vs durumunda hangi sektörlere iş düşecek? Başta sağlık. Çünkü sağlık olduğu sürece insanlar çalışır. Haliyle doktorlar başta olmak üzere yerli ilaç firmaları önemli. Fakat çoğu, yabancı firmalara satılıyor. Kuruyorlar, büyütüyorlar, yabancılara satıyorlar. Ki yabancı firmaların çeşitli dolapları da apayrı bir olay. Büyük şirketlere adam yerleştirerek, bilinçli ve kasıtlı şekilde ilaç firmalarını nasıl batırdıklarını Türkiye’nin bilmesi gerek… Neyse…

Tarım önemli sağlıktan sonra fakat tarımda yabancı tohumlara muhtacız. Hayvancılık mı? Ne kadar iyi olduğunu görebilirsiniz. Hayvanın tohumu (döl) yine yabancı ülkelerin firmalarından. Yıllarca anlattım bu durumları, o yüzden bu yazımda girmeyeceğim.

**

İşte bu durumda, yerli üretimin ne kadar değerli olduğunu belki anlayabilirsiniz. Üstelik arge konusunda rezil olduğu kadar ofis politikalarıyla, işi bilenleri yönetimden uzak tutmaya çalışan (ki burada FETÖ tipi mobing yani baskıyı aklınıza getirin, bknz: askeri okulda FETÖ mobingi) kişilerce şirketin gelişimi resmen engelleniyor. Bu iğrenç durum sadece iş sektöründe yok, mevcut partilerin içinde de var farklı şekilde; ben “dinazorların köşe başlarını tutması” diyorum.

Fazla uzatmamak adına;
Bütün bunlardan bıkarak, şirket açma kararı aldı annem. İsim ne olacaktı? Atatürk’ün istediği şekilde cesaretli bir Türk kadını tarafından açılan bir şirket, Türk kadının ismini taşımalıydı: “Seval Korkmaz İlaç”ta karar kılındı.

**

Zor Zaman

–Ara vereyim–

Bu vesileyle, sağa sola ve destekli arge şirketlerine gitme şansım oldu. Gencecik çocuklar var ki benim de desteklediğim şekilde; henüz aile yokken risk almışlar ve şirketi kurmuşlar. Normal bir Türk genci; okula gideyim, üniversiteyi kazanayım, bitireyim ve iş hazır diye düşünür ancak öyle değil. Kendini geliştirmez, çoğu zaman alanında tutukuyla çalışmayacaktır.

Fakat bir çok gencimiz, üniversiteyi bırakmış, üniversitedeyken şirketi kurmuş ya da bitirince kurmuş ancak değişmez şekilde “TUTKUYLA BU İŞE GİRMİŞ”. Buradan “iş yok” diyen arkadaşlara özellikle “fikir bulun, devlet desteği var” demek istiyorum. Tutkunuzu bulun, peşinden gidin. Gerisi gelecektir.

–ara sonu–

Ancak annem çocuk okutuyordu ve 20 yaşında bir genç kız değildi. Haliyle işler “risk almak” için durum çok kritikti. Fakat başardı. Şirketini açtı tek başına. ARGE’yi biliyordu, akademik geçmişi olduğu için bilimsel çalışmaları biliyordu, yıllarca Türk ilaç firmalarında çalıştı ve ilaç firmalarını biliyordu. Bunların yanında KOSGEB, TÜBİTAK gibi destekleri biliyordu. Yani hızlıca şirkete destek sağlanır ve ayaklanırdık. Ancak işler istediğimiz gibi olmadı…

15 Temmuz

15 Temmuz’dan 4-5 ay önce onaylanan projelerin geri dönüşümü olmuyordu, üzerine 15 Temmuz yaşandı ve OHAL geldi. Devamında FETÖ temizlik operasyonları tüy dikti. Şirket açıldı ancak cihaz almak için beklenen destekler uzadıkça uzadı. Kimse ilgilenmiyor, üzerine yandaşlar tarafından “bizimle çalışmazsan TÜBİTAK desteğinin çıkması konusunda garanti veremeyiz” deniyordu.

Zaten projelerde yazılan cihazların kat kat pahalı hale gelmesi (ekonomik politikalar ve döviz kurunun anormal artış) tüyü dikti.

Yılmak Yok!

Bunca sıkıntıya rağmen, işler bir şekilde yapıldı. İş yaptıkça para dönmeye başladı, bazı insanların ve şirketlerin bu zor dönemde çok büyük destekleri oldu (gerçekten durumu kurtaracak kadar büyük destekler). Biraz biraz cihazlar aldı ve yavaş yavaş işler büyüyor. Fakat daha önce anlattığım politik elit ve Türk şirketlerinin mide bulandırıcı yanı her seferinde karşımızda.

Şirketler sözlerinde durmuyorlar, BÜYÜK ŞİRKETLER DAHİ! Parayı geç ödüyorlar, ne yapacakları belli değil. Anlaşma olsa da daha fazla şey koparma peşindeler… Hepsiyle boğuşmak zorundasınız ancak bu ahlaksızlık! Küçük şirketler için ücretlerin zamanında ödenmesi ve her şeyin planlı gitmesi hayati öneme sahip. Ancak büyük şirketlerdeki avukatlar, işin “arka yollarını” bilen insanlar; gerçekten iş dünyasını zora sokan şekilde davranıyor. Dürüst, ahlaklı, düzgün dediğimiz firma sayısı çok az.

Yurt dışındaki firmaların Türkleri sevmemesi, çalışanlarının Türklerden hazzetmemesi normaldir! Bizi bile bunalttılar. Etik yok, ahlak yok, dolandırıcı yanları ağır basıyor. Kopya, ezber ile yetişen; kuralları hiçe sayan bir halktan ne bekliyorsunuz? Bir halk trafikte kurallara uymazsa, işte de uymaz; etik kurallara da uymaz, anayasal kurallara da uymaz.

 

Çok Zordan Zora

Nasıl ki iyi, mükemmelliğin düşmanıdır; zor da çok zor için bir rahatlamadır. Gerek Türkiye’nin politik durumu, gerek darbe, gerek ekonomik sorunlar yüzünden; zor bir dönem geçti. Hâlâ geçiyor. Fakat yavaş yavaş bir şeyler oluşmaya başladı.

 

 

Size bunları okulda anlatmayacaklar. Makro-mikro ekonomi öğrenebilirsiniz; ancak ne çocukları fikirlerinin peşinden gitmeleri için desteklerler, ne de bu zorlukları anlatıp nasıl yeneceklerini öğretirler. Bir öğrenci üniversiteye gelir, yüksek lisans ve doktorasını yapar. Akademik çalışmalarını yapar; oturup, iktisat falan anlatır. Fakat şu zorlukları ne bilir, ne de nasıl aşılacağını öğrenir. İşte akademi-iş dünyası arasındaki uçurumlardan birisi de budur.

Türkiye’de üniversite okumak zordur.
Türkiye’de bilim yapmak zordur.
Türkiye’de arge yapmak zordur.
Türkiye’de sıfırdan iş kurmak zordur.
Türkiye’de aileniz varken risk almak zordur.
Türkiye’de çocuk okutmak zordur.
Türkiye’de kadın olmak zordur.
Türkiye’de kadın halinizle, saçma sapan tiplerle çalışmak zordur.
Türkiye’de bunca ekonomi tahmini zordur.
Türkiye’de dışa bağımlılık yüzünden bir sürü şey zor oğlu zordur!

Bütün bunları ve daha fazlasını toplayın; işte annemin ne tür zorluklara karşı savaştığını görebilirsiniz. Bilim insanı olarak iş dünyasındaki çakallığı bilen ancak bilimi bilmeyen tiplerle nasıl baş edeceğini üniversitede öğrenmedi. Sıfırdan nasıl iş kurulacağını da üniversitede öğrenmedi ki, ekonomi ve işletme bölümü öğrencileri gelse; bunları ön göremezler. Böyle bir eğitim sistemi var, bu şekilde berbat bir iş dünyası var…

Fakat sonuç olarak Seval Korkmaz İlaç kuruldu, laboratuvar kuruldu, cihazlar mevcut ve çalışmalar başlıyor. Tabi ki yeni firma olarak yeni işleri bulmak en fazla zorlanılan konu. Ancak yavaş yavaş oluyor, duyuluyor. Çünkü annem işinde iyi, yaptığı işlerde bir çok insan tarafından biliniyor.

 

Olumsuz İnsancık Tipleri

Türk insanının destek konusunda ne kadar zayıf olduğunu bu sayfada verdim. Kısaca; bir canlının, özellikle insan gibi bir canlının iki ayağı üzerine kalkması zordur. Fakat bunun için aile destek olur, çevredekiler destek olur. Çünkü onlar da daha önce bunu başarmıştır. Fakat konu bu tarz başarılara, iş dünyasına geldiğinde işler değişiyor.

Aile içinde, akrabalarda dahi; “başaramazsın, zor, niye başladın” gibi sözler duyabiliyorsunuz. Yetmiyor, çevreden kıskanç bakışlar geliyor. Bütün bu zorlukları ve riskleri almak yerine ya devlet ya özel sektör peşinden koşan insanların bunları düşünme hakkı yok. Bu konu hakkında akıllarından en ufak bir düşünce geçirmeye hakları yok.

Özellikle son 1 yılda neler yaşandığını, ne zorluklarla mücadele edildiğini kimse bilmez, bilse de insanların çoğu bu süreçte destek vermez. Tabi işler değiştiğinde, destek vermeyen bu insanlar bir köşede de durmaz; bu sefer sıkça ziyaretlerini görürsünüz.

**

Devletle ayrı boğuşursun,
Ekonomiyle ayrı boğuşursun,
Saçma sapan Türk şirketleriyle ayrı boğuşursun,
Bunlar yeter mi? Türkiye’de isen yetmez.

Gözü kapalı destek vermesi gereken akrabaları ortada bulamazsınız. Dostlar birer birer kaybolur. Güzel bir elektir aslında, gerçekten kim dost kim değil ortaya çıkar. Yetmez, “kem gözlü” insanlar türer. Ki nazara inanan biri olarak gerçek bu insanların gözünün kaldığını defalarca gördüm. Hayatı boyunca evde göt büyütüp sörvayvır izler, instagram ve facebook’tan milletin başarılarını kıskanır. Birlikte zaman geçirirsin, ancak durumu dahi sormaz böyle insanlar. Dediğim gibi, şartlar değişince bolca görürsünüz.

Tabi bu süreçte kan bağınız olmayan insanların, hiçbir zorunluluğu olmadan size güvendiği için destekleyen insanların; size güvendiği için sizi destekleyen şirketlerin en zor zamanlarda büyük destek olması da es geçemeyeceğim bir durum.

Yeri geliyor; çok uzaktan birileri, akrabanızdan daha büyük iyilik yapıyor, daha iyi destek oluyor. O zaman bazı şeyleri anlıyorsunuz.

***

Sonuç olarak bu zorlu süreçlerden geçiyoruz. Türkiye için hayırlı bir oluşum. Arge ürünleri şimdiden başladı ve yurtdışına satılmaya başlanacak. Türkiye’ye de bir çok yenilik gelecek ve umarım dış bağımlılığı az da olsa düşürecek. Orman yangınına gagasıyla su taşıyan kuş misali… Kimin elinden ne gelirse onu yapmalı zor durumlarda.

Tabi bu süreçte iktidar, söylediğinin aksine “katma değere sahip” ürünleri üreten şirketleri keşke gerçekten desteklerse, TÜBİTAK projelerini hızlandırırsa müthiş olacak. Ya da biz göremiyorken, birileri bu destekleri görüyorsa orada da bir sorun var…

Öyle ya da böyle, bu iş olacak.
İyi ve uğraşan insanlar er ya da geç haklarını buluyor.
Pislik yapan, sürekli olarak birilerini engellemeye çalışanlar da hak ettiklerini buluyor.

Buradan özellikle bu insanlara sesleniyorum;
Hayatınız boyunca bilim yapmak isteyen anneme sırf başarılı olduğu için cezalar verilmek istendi (evet Devrim filminde söylendiği gibi “Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmıyor”) ancak kısa sürede. Kötü düşünen insanlar sadece kısa süreçte istediklerini alıyor.

Fakat ne oluyor biliyor musunuz? İyi insanların başına gelen kötü şeyler bile, onların iyiliği için oluyor. Başta üniversitede, sonra özel sektörde yapılan “ayak oyunları ve baskı” sayesinde bugün kendi şirketimizi açtık. Eğer her şey güllük gülistanlık olsaydı; etrafta sürekli iyi yöneticiler ve insanlar olsaydı, annem ne işten ayrılırdı, ne de her yeni işinde daha güzel bir hayata kavuşurduk.

Kısacası; annemi engellemeye çalışan herkese teşekkür ederim. Bize öyle büyük bir iyilik yaptınız ki, uzun süreçte annem hayallerine kavuşacağı bir şirket açtı, hayallerinin peşinden koşma fırsatını buldu…

**

Bu zor zamanlarda geçecek, işler düzelmeye başlayacak. “Kara göründü”…
Fakat bu zorluklar, bu süreçler asla üniversitelerde anlatılmıyor.
Çocuklar bu zorluklara hazırlanmıyor, gençler “araştırma geliştirme” düşüncesiyle yetişmiyor.

Haliyle hem dürüst bir iş yapmak isteyen, hem de arge yapmak isteyenler bu ülkede zorlanıyor. Çünkü sistem yanlış, balık “baş”tan kokuyor. Yukarıdan aşağıya, liyakât yok. Çalışana, emek gösterene saygı yok.

Fakat önemli olan “hakeme rağmen maçı kazanmak” değil mi? Böyle efsane olunuyor?
E bizim için kolay olsaydı şaşardım…

 

Kategori: Genel - Hayat - Teknoloji
Etiketler: , ,