Şeker’i (kedim), bu sabah uyutmak zorunda kaldık. Öyle bir günde, öyle bir dönemde oldu ki… Eskişehir’de uyuttuk ve büyüdüğüm evin karşısında, veterinere götürmeden önce camdan son baktığı manzaraya gömdük. Ardından İstanbul’a geldik… Saat gece 1.23 ‘te bu yazıya başladım. Yazıyı şimdi yazmak istiyorum.

Tarifi imkansız duygular yaşıyorsunuz. Dahası, ufacık hayvanın bacakları ve kuyruğu kesilmiş ve bedeni bu caniliği taşıyamadı. Ertesi gün Şeker. Bugün Sakarya’da çocukların köpeğe işkence çektirdiği başka videolar geldi [1].

**

Bu yazımda hem Şeker’in durumunu kısaca anlatmak, hem hayvan hakları ile ilgili bir kaç şey söylemek hem de insanlarda ötenazi ve “insan özgürlüğü” konusunda bir kaç şey yazmak istiyorum. Ayrıca hayvan sahiplenecek olanlar varsa, belki bu yazıyı okuduğunda bazı şeylerin ciddiyetine varabilir.

 

Başladığı Gibi Bitti: Biri Mavi Biri Sarı Gözleriyle Bana Bakarak

2011 yılında Bulgaristan’a gittiğimizde, bir akrabamızın tanıdığının kedisi doğum yapmış. Biz de biri kendimize biri başkasına olmak üzere 2 kedi alacaktık. Annem ile birlikte gittik. Odaya gider gitmez, 4-5 yavru vardı. Annem, kendisine ilk geleni arkadaşı için aldı. Ben ise baktığımda kutudan sadece biri sarı biri mavi iki göz bana merakla bakıyordu. Kutuya yönelip aldım. Annesi panikle bizle kapıya kadar geldi. Sonra aklına diğer yavrular gelip geri döndü. Pire içinde ve bakımsız iki yavru kontrolden geçip, İstanbul’a geldi.

Fazla uzatmayacağım. Biraz suratsız gibi dursa da, 7 yıldır bize olan Şeker, ailede herkesin ilk göz ağrısı oldu. Şubat gibi ağzında kitle çıktı.

**

Annem famakolog olduğu ve akademik çalışmalarını kanser üzerinde çalıştığı için farkına vardı fakat durumu kabullenmekte zorlandık. Şimdi dönüp bakınca, kendimizi abse olabilir diye kandırdığımız bir süreçten sonra; veterinerlik fakültesine götürdük.

Kitle iyi huylu çıkabilirdi. Ya da kanser çıkabilirdi. Başarılı bir ameliyat geçirdi. Veterinerler temizledi ağzını.  Kan değerlerine baktık hiçbir sorun yok. Kitleyi analize gönderdiler.

Tabi sonucu duyunca benim ilk kez öğrendiğim fakat annemin çok iyi bildiği miyelom türünde olduğunu söylediler. Aslında söyleyemediler de. Çünkü sonuç ağar. Kısaca olay şu; kanser kötü huylu kitledir ve kötü huylu kitlelerin en kötüsü sanıyorum miyelom türüdür. Bu türün ne kadar kötü olduğunu buraya yazmayacağım. Çünkü kendisinde bu teşhis konulmuş hastalar gelip bakabilir. Bu yanlış bir şey olacaktı. Fakat kadarını söyleyeyim; internet üzerinden bir çok yayın vs inceledik ancak kedilerde teşhisten sonra 2 aydan fazla yaşayan görmedik.

Veterinerler kemoterapi dedi. babam akciğer kanseri olduğu ve ciğerinin 1 tanesi tamamen alındığı için çok yabancı değilsem bile; anneme sordum, kemoterapi aldığında düzelecek miydi? Hayır. O halde hayvanı mide bulantısı, ve bir sürü sıkıntıya sürüklemeye gerek yoktu. Yine de boş duracak değiliz. Beta-glukan, kurkumin vs gibi çeşitli bitkisel destekler ile bağışıklığını arttırmaya çalıştık. Son güne kadar kan değerleri, bağışıklığı ve sağlığı iyi idi. Ağzında kitle olması, ağzının çürümesi ve fazla su içmediği için (biz verince çok diretiyordu), böbreklerinde ürik asit fazla idi.

 

Ameliyattan çıktığı an hali:

**

 

Hayvan çok dirençliydi. 2 kez ölümden dönmüştü ve hiç bağırmıyordu bile. Büyük ameliyat geçirdi, çıktı. Ağrısı var ve yine ses çıkartmıyordu. Ağrı kesiciler falan verildi fakat çok zor bir kaç gün idi. Özellikle ilk gün. İnsan olsa bir şeyler anlatırsın fakat hayvan durmuyor.  Damağının  3’te 1’i yok, bacaklarında bir şeyler var, kafasında bir şeyler var. Ağrı, sızı…. Fakat dayandı hayvancağız. Biraz daha iyileşmişti:

**

Ağzına biz mama verdik, önüne çeşitli mamalar koyduk yemedi. Tekrar ağzına şırınga ile mama ve su verdik. Annem verdi daha doğrusu. Tam bir şeyler yemeğe, iyileşmeye başladı bir gün ağzında kan fark ettik. Sağ ön bacağının içindeki tırnak ile ağzına bastırıyordu. Kanatmış. Ağzını açıp baktık, hafif şişlik var ancak iltihap gibi. Antibiyotik vermeye başladık. Antibiyotik verince diğer ilaçları kestik ağır olmasın diye. Ağrı kesiciye devam edildi sadece. Fakat bir kaç gün içinde iltihap kurur gibi oldu. Ne yazık ki kitle büyümeye başladı. Sağ üstte olan kitle, ortaya ve 3 gün içinde tüm ağzına yayıldı. İlaçlara geri döndük ancak çok hızlı büyüdü. Yatıp kalkıyorsunuz, hayvanın ağzı felaket.

Dokunduğumuzda kendini temizleyen hayvanın ağzı iltihaptan kokuyor, üstünde mama ve ilaç kalıntıları, ağzını toplayamadığı için salya akıyordu. Haftada bir yıkamaya başladık, tüylerini kurutmak dert ancak hayvan kirli hissetmesin diye uğraştık. Ne yazık ki kirli hissediyordu. Her zaman çıktığı koltuklara falan çıkmıyor. Bazen annemle bazen benle yattı. Son güne kadar sevdiriyordu kendini, mutluydu. Yanımıza geldiğinde ağzı tarifsiz şekilde kokuyordu iltihap nedeniyle. Hatta son günlerde çürümeye başlamış ağzı. Tabi yatarken burnuma gelince hafif çeviriyordum. Hayvancık rahatsız olduğumu fark edip tam terse dönüyor, yüzü başka yere bakıyordu. O kadar da ince düşünüyordu.

Eskişehir’e götürdük. Hem anneannem görsün diye hem de Eskişehir’de aile dostumuz veterinere göstermek için. Başka yere gittiğinde stres yapar diye düşündüğümüz hayvan eve bayıldı. 2 kat bir de bodrum kat var anneannemlerin. Bir o kata bir bu kata çıktı, balkondan bakıyor, camlardan bakıyor. İlk gün çok mutlu olunca uyutamadık. Tarantula zehrinden yapılan tedaviye ve antibiyotiğe başladı veteriner fakat ertesi gün kitle büyüdü, daha kötü koktu ve hayvan ağrısı olduğunda saklandığı gibi saklandı. Maalesef şu halde idi:

**

Baskı yüzünden burnu kapanmış, ağzını hiç toplayamıyor ki yanakları dahi nekroze olmuş (çürümüş), çok kötü durumda idi. Zaten veteriner görünce yüzünden durumu anladım ancak annem mutluluğu yüzünden uyutamadı. Ne yazık ki artık yaşam şartları kötüleşmiş, acı cekmeye başlamıştı. Fakat hâlâ etrafı kirletmemeye çalışıyor, nefesini bizden uzak tutmaya çalışıyordu.

Bu sabah 11’de veterinere götürecektik. 1,5 yaşından bu yana büyüdüğüm evde, odamın camından Porsuk manzarasını cam üstünden seyrederken aldım ve kutuya koydum. Veterinere götürdük. Ön anestezi yapıldı, hayvanın kafası kutu içindeyken ağır ağır düştü. Sonrasında bakamadım, odadan dışarı çıktım. 10-15 dakika beklendi. Sonra solunumu durduracak iğne ve daha ağır anestezi için işleme geçildi, yine odaya geçtim. İğne vuruldu. Beklenmeye başladı fakat kutudan çıkartılmıştı. Gözleri de açıktı. Annem ağlıyordu, ben de zor tuttum kendimi ve dışarı çıktım.

10-15 dakika kadar sonra içeri girdim. Normalde köpeklerde 5 dakikada etki gösteren, kedilerde kastan yapıldığı için biraz daha geç etki gösteren ve tamamlanması gereken uyutma işleminde kalp kontrol edildi. Çok hafif atıyordu. Bir doz daha kalpten uygulandı. Biraz daha bekledik, “Şeker” diye bağırınca kasılmalar başladı bacaklarında. Hareket. 3. doz tekrar uygulandı.

45 dakika kadar süreç geçmiş, 3 doz uygulanmıştı. Fakat poşede koyduğumuzda hâlâ kasıldı. Benim aklımda bir tek soru vardı, acı çekti mi? Anestezide olduğu için çekmediğini söylediler, umarım öyledir. Eve gelince biraz bekledik. Soğudu ve katılaştı. Ardından evden ayrılmadan önce odamdan baktığı manzaranın orada, Porsuk kenarına mezarını açtım ve gömdük. Sonrasında duşa girdim. İstediğiniz kadar kendimi tutayım, bir noktada tutamıyorsunuz. Duşta hıçkırarak ağlamaya başladım.

**

Her şey başladığı gibi bitmişti. Hatırladığım son görüntüsü, masada solunum ve kalbini durdurmak için uğraşırken gözleri açık olması ve yavruyken kutuda bana bakan biri sarı biri mavi iki boncuk gözün bana bakışıydı. Her şey başladığı gibi bitti…

Benim güzel kızım, 2 kez ölümden döndü fakat 3.sü olmadı. Maalesef kötünün kötüsü başına geldi. Ağır ameliyat sonunda canlı ve sağlıklı olmasına rağmen ağzındaki kitlenin burnuna, çenesine, ağzına etkisi hayvana sıkıntı vermeye başladı.

Bu resimleri attım fakat siz benim kızımı yukarıdaki gibi hatırlamayın. Normalde biraz suratsız dursa da çok güzeldi, prenses gibiydi, tüylerine iyi bakardı, biraz da cadı idi… Sizin de aklınızda öyle kalsın:

**

 

Hayvan Hakları

Konu dil, tarih, kültür olduğunda ne kadar “muhafazakar” yani korumacı isem; kadın, çocuk, doğa ve hayvan olduğunda işler o kadar sosyal demokratlaşıyor…

Sakarya/Sapanca’da bacakları ve kuyruğu kesilen o masum hayvanın ölüm haberinin ertesi gününde Şeker’i uyuttuk. Umarım ikisi de gittikleri yerde mutlu olurlar.

Hayatları boyunca ailelerinden baskı ve zulüm gören insanların ve çocukların, kendilerinden daha güçsüz gördüğü hayvanlara eziyet etmesi de sanıyorum bu açıdan “normal” gözükebilir. Psikolojik açıdan çok sıkıntılı bir milletiz. Maalesef böyleyiz ve hayvana tecavüz, işkence, cinayet gibi durumlarda cezalar yeterince verilemiyor.

Bana göre bir insanın hayvana işkence çektirmesi ile insana işkence çektirmesi arasında bir fark yok. Çünkü önemli olan “kime ne yapıldığı” değil, kimin ne yaptığıdır. Ve ben hukuksal olarak suç işlendikten sonra ceza vermeye değil, suç işlenmeden önce tespit ve caydırıcılığa inanıyorum. Yani hayvanın bacağını kesen, hayvana tecavüz eden pislik; elbette fazla uzakta olmayan bir gelecekte insanlara da zarar verecektir.

Kişisel düşüncem bu tür insanları tespit edip, toplumdan soyutlamaktır. Ulusal ve uluslararası yasalara uydurulacak biçimde yeni bir ceza sistemi gerekiyor ki mümkün olduğu kadar sertleştirilecek. 1 metreye 2 metre bile olmayacak bir hücrede, sırtüstü yatması neredeyse imkansız olacak ve 2 adımdan fazla atamayacak kadar dar alanda tuvalet, banyo olacak. Öyle açık hava, dışarı çıkmakta serbest değil! Eğitime katılacak. Eğitimler olacak, terbiye edeceksin bu pislikleri. Devamında da çıkıp büyükşehirde yaşayamayacak. Bilekte kelepçe, belirli bir nüfustan fazla yerde yaşayamayacak (ki köyler dahil sadece). Tabi bu diğer cezalara da verilecek.

Hangilerine? Taciz, tecavüz, işkence, cinayet, hırsızlık.

İnsan hakları falan gözetmiyorum, dinlemiyorum. Kusura bakmayın. Benim tahammülüm kalmadı artık. Benim sevdiğim insanlar, her gün otobüste, sokakta binlerce psikopat ile birlikte. Böyle şey olmaz! Gereken yapılmalı.

Meclisteki milletvekilleri, kendi çıkarları için olan şeylerde birlik oluveriyorlar. Bir zahmet kadın, çocuk, hayvan ve doğa konusunda birleşik ve özellikle hayvan hakları konusunda yeni yasalar ve yaptırımlar çıkartın!

 

İnsan ve Ötenazi

Konuyla ilintili ve aklımda dolanıyor diye kısaca yazacağım; özgürlük farklı bir kavramdır ve liberaller, libertaryenler vs vardır. Kısaca durum şu; adam diyor ki, “emniyet kemerini takmamak beni ilgilendirir, bana zarar verir ve bu yüzden bana ceza yazamazsın”. Düşününce, DOĞRU! Alkollü araç kullanmak, sinyal vermeden şerit değiştirmek gibi bir şey değil. Ne olur emniyet kemeri takmazsam? En fazla daha fazla yara alırım. O zaman çıkart kanun, “emniyet kemeri kullanmazsan sigorta şunları kapsamak” vs diyerek ve emniyet kemeri takmamaya ceza getirme.

Kesinlikle katılıyorum. Emniyet kemeri sade ve sadece sürücüyü ilgilendirir. O halde ceza kesilmesi yanlıştır. Tabi bu özgürlüğü bir adım ileri götürüp, “böbreğimi satarım, kime ne? böbrek benim” diyenler dahi var fakat o kadarına katılmıyorum.

Fakat şuna katılıyorum, “insanların ötenazi isteği hakkı olmalı”.

Anneannemin abisi kansermiş ve litrelerce sıvı vücudundan çekilirken; sporcu ve iri yarıyken, aylar içinde 40 kilolara düşerken, çektiği acılar yüzünden “beni öldürün” diye kıvranıyormuş. Nice şeyler duydum.

Bir an düşündüm, insanların başına böyle şeyler ve hatta daha beterleri geliyor. Yaşam kalitesi ciddi oranda düşüyor, acı çekiyor, durumu da her gün kötüleşiyor. O halde “aklı başındaysa”, çeşitli kriterleri ve süreç konularak ötenazi isteği sonuçlandırılabilir. Etik kurulları, hatta meclis onayı vs… Ne gerekiyorsa yapılabilir.

3-5 ay ömrü kalan ve bu ömürlerini acı içinde geçiren insanlar var ülkemizde ve dünyada. Bu insanlara acı çektirmek ne kadar “Hipokrat yeminine” veya diğer etik kavramlara uygun? Ben destekliyorum. Bir sürü sıkı kriterden sonra isteyen insan uyutulabilir.

**

Trafik bugün berbat idi, otobanda metre metre gittik. İstanbul daha kötü idi. Sabah Şeker’i uyutmamız duygusal olarak sarsarken 4 saatlik yolu 7-7,5 saatte gelmek bedensel olarak sarstı. Yine de yazıyı yazmak istedim. Tekrar okuyup yayınlamıyorum, bu yüzden nasıldır, nedir bilmiyorum ancak yazı içerisinde saf olarak duygularımı bulacağınızı düşünüyorum.

Hayvan dükkanlarından (petshop), hayvan almayın; SAHİPLENİN.
Hayvan sahibi değil, hayat arkadaşı olacaksınız bunu bilin. Sizi tipiniz, paranız, arabanız için değil, sadece siz olduğunuz için severler. Karşılığında tek istedikleri ilgi ve sevgi. Esirgemeyin. Sizi karşılıksız seven ve güvenen canlılar var karşınızda.
Hayvan sahiplenmenin kolay olmadığını bilin. Öncelikle sahip olmadığınızı bilin; ardından mama/su verip sevmek ile işin bitmeyeceğini, çok ciddi sorumluluk gerektirdiğinin farkına varın. Veterinerlik fakültesine bir uğrayın, oradaki ortamı görün. Bu işler kolay değil. Sorumluluk alamayacaksanız, hiç sahiplenmeye kalkışmayın.

Bu dünyada bazı insanlar ufacık hayvanları, bitkileri ve insanları hayatta tutmaya çalışıyor. Bir diğer grup ise o kadar psikopat ki, bunlara zarar vermekten keyif alıyor.

Eğer kadını, çocuğu, insanı, doğayı ve hayvanı koruyamadığımız bir sistemimiz varsa; o Anayasa’yı, o Ceza Hukukunu ve ilgili ne varsa hepsini atın gitsin! Ülkeyi de komple kapatın. Ancak ben inanıyorum ki, Anadolu halkı vicdanlıdır, sevgi doludur, insaflıdır. O zaman bir araya gelip, bir şeyler değiştireceğiz. Tüm kötülüğe karşı, birlikte savaşacağız. BAŞARACAĞIZ!

**

Bugün, muhtemelen hayatımdaki en kötü günlerimden birisi. Maalesef böyle bir gün yaşadım. Fakat bir çok hayvanın ve bir çok insanın hayatına etki edecek kararlar konusunda da bugün kafamda bir sürü şey netleşti.

2030’da bir bir uygulayacağım.

Saat 3’ü geçti ve her anlamda dağılıp yorulduğum bu günde yazdığım bu yazıyı; hayatıma boncuk gözlerini bakıp giren ve yine o gözlerle son kez bakarak trajik bir biçimde çıkan Şeker’e adıyorum. Hayatın büyüsü sanırım, tek kelime konuşamadığınız ufacık bir canlının acısı; hayatınızı alt üst edebiliyor.

Türkünün adı “Zeynebim” fakat ben “Şeker’im” olarak değişireyim…

 

 

[1] Mynet. Sapanca’da bacakları kesilen köpeğin ardından farklı bir vahşetin görüntüleri ortaya çıktı!. 16.06.2018, http://www.mynet.com/haber/yasam/sapanca-da-bacaklari-kesilen-kopegin-ardindan-farkli-bir-vahsetin-goruntuleri-ortaya-cikti-4198996-1