Modern insan 50 bin yıldır var. İnsanları hayatta tutan şey 50 bin yıl ve öncesinden gelme alışkanlıklardır. Dürtüler, ilkel yanımızdır. Kaç yada savaş, çiftleş, yemek ye…

Örneğin bir insan neden kıskanır? Neden aşık oluruz? Hiç düşündünüz mü? Hepimiz kıskanan ve seven insanlarız. Çünkü 50 bin yıldır kıskanmayan ve aşık olmayanların yada çiftleşme dürtüsüne sahip olmayanların hayatta kalması mümkün mü? Onların nesilleri eridi gitti. Kıskanmayanların eşleri başkalarından çocuk sahibi oldu, aşık olmayan ve çiftleşme dürtüsüne sahip olmayanlar çocuk sahibi olamadı…

Fakat yıl 2016… Bazı konularda ilkel dürtüleri bir kenara bırakarak kendimizi geliştirmemiz ve sosyal bir varlık olduğumuzu unutmamamız gerek değil mi? İnsan geliştikçe, çağdaşlaştıkça; ilkel dürtülerinden uzaklaşır. Uzaklaşmaz aslında bastırır. Hepimiz seksi bir kadın gördüğümüzde bakıyoruz. Ancak ilkel bir yaratıktan (köyünde eşek siken dangalaktan) farkımız; bu kadını rahatsız etmeyecek şekilde bakmak ve bir kaç saniyede kendimizi toplayarak işimize devam etmektir.

 

Pazarlama İlkel Yanı Ortaya Çıkartır

İçi boş olanların dışa yönelmesi başlıklı yazımda bahsetmiştim. Kendini geliştirmekten, çağdaşlaşmaktan uzak insanlar sürekli olarak görselliğe takılır. Para, mevki, güzellik/yakışıklılık vs çok önemlidir bu insanlar için.

Toplumun BÜYÜK bir bölümü de böyledir. Kapitalist sistem ise “toplum ne istiyorsa ver” mantığında saçma salak bir sürü şeyi topluma sunar ve insanlarda bunu tüketir. Survivor, Bu Tarz Benim, Kısmetse Olur, evlendirme programları vs gibi bir çok saçma programa bakın. Hiçbir katkısı olmadığı gibi, kültürümüzü yerle bir ediyor.

“Kazanmak için arkadaşını bile sat” mesajından tutun bütün programlarda kavga, gürültü var. Haberleri açıyorsunuz, kokuşmuş ağızlı politikacıların birbirinden iğrenç hakaret sözcükleri…

 

Bunlar insanları geliştirmediği gibi köreltiyor. Bu ilkel insanların amacı asla nitelik (kalite) olmadı. Sürekli nicelikte… 500 binlik araba, bilmem kaç milyon servet, 3 tane ev… Görünüş, çıktığı kızlar ve erkekler…

Fakat bu aptalların bilmediği bir şey var: 100 tane 1 liralık bozuk para ile 1 tane 100tl’lik kağıt banknotta aynıdır. Yani nicelik değil, nitelik önemlidir.

 

Müzikten Sinemaya Televizyona ve Politikaya…

Size bir müzik vermek istiyorum:

 

Senem Deyici’den “Laleler”…

Eminim müzisyenlerde mükemmel olduğunu düşünecektir. Parça harika… Şarkı zaten bilindik. Peki ne kadar dinlenmiş?  13.538

Şimdi size NetD’nin youtube sayfasından en çok dinlenen 10 müziği vereceğim:

 

Gülşen – Bangır Bangır
İrem Derici – Kalbimin Tek Sahibine
Hadise – Prenses
Ozan Doğulu feat. Ece Seçkin – Hoşuna mı Gidiyor
Simge – Miş Miş
Gülben Ergen & Oğuzhan Koç – Aşkla Aynı Değil
Demet Akalın – Koltuk
Mabel Matiz – Gel
Doğukan Manço feat. Tuğba Yurt – Sakin Ol
Emrah Karaduman ft. Murat Dalkılıç – Kırk Yılda Bir Gibisin

 

Dan Dan, Oh Oh, Miş Miş, Tabi Tabi, Bip Bip gibi çeşitli saçmalıklar var ki onlara değinmek istemiyorum…

Bu parçaların şarkı sözlerine bakın. Ne verdiklerine… Birde Zaz’ın bir parçasına bakın…

 

 

Yada Cat Stevens, şimdiki adıyla Yusuf İslam’ın “Barış Treni” şarkı sözüne bakın [çevirisi] :

 

 

***

 

Bu adam dünyada ünlü, yada verdiğim şarkılar. Fakat iş Türkiye’ye gelince neden Türk Halk Müziği ve bir sürü şeyi modern Türk müziği haline dönüştürecekken en çok dinlenen şeyler saçma sapan şarkılar?

Bahsettiğim, toplumsal kitlenin ilkelliği yüzünden. Burada “popüler kültür” zaten bu demek diyebiliriz. Fakat Yeşil Doğa, Para Dedektifi gibi çok önemli yapımlar varken hiçbir boka yaramayan Survivor ertesi günü aynı kanalda 3 kişi tarafından dünyanın en önemli olayıymış gibi yorumlanıyor. Bildiğin Tarafsız Bölge gibi… Böyle aptallık olabilir mi?

 

Alın bu kafaları, politikaya uygulayın… “Çalıyor ama çalışıyor”cular çıkıyor, “oylar bölünmesin” diye inanmadığı partileri destekleyenler çıkıyor…

 

Toplumsal çöküşün eşiğindeyiz demeyeceğim, bildiğiniz toplumsal çöküşün sonuna gelmek üzereyiz. Ortasını falan geçtik. Demokrasi, eğitimsiz kitlelerin elinde “çoğunlukçu” demokrasiye yani çoğunluğunun her dediğini yaptığı bir duruma dönüşür. Oysa olay “çoğunlukçu” değil, “çoğulcu demokrasi” azınlık haklarına, diğerlerine ve uzlaşarak, tartışarak nitelikli bir karara ulaşmaktır.

Başında da dediğim gibi, ilkel insanlar niceliğe çok takılır ve “beni halkın %50’si seçti” der. Halkta, biz %50’yiz der. Fakat çağdaş (medeni) insanlar ise, nitelik peşindedir. Anlayacağınız, yani Türkçe olmayan sözcükle kalite peşindedir. Çünkü kalite bizi ilerletir.

Üzülerek söylüyorum ki bu ülkede düşünmeyi bilmeyen ilkel yaratıklar büyük çoğunlukta. %88 net rakamıdır. “Partimden başka bir partiye oy vermem” diyenlerin oranı. Geriye %5 veririm diyenler ve %7 kararsızlar kalıyor. Zaten bir toplumu geliştiren, önemli işlere imza atan ve değişimi sağlayan insanlar binde 4 kadardır. %0,4 kısacası. Fakat biraz sınırları zorlarsak, “kafa dengi” insanları %1’e kadar esnetebiliriz… Hepsi bu…

 

Çağdaşlaşmak için ne gerekiyor? Bugün Türkiye ne yapıyorsa tam tersi. İşte ilkel bir toplumda yaşamak… İlkel düşünceli bir toplumda. Hoş AKP ve bu ilkellik bize bazı şeyleri; haklarımızı savunmayı, kaliteyi ve gerçeği aramayı, haklarımıza sahip çıkmayı öğretiyor. Yani o %1’lik kısma öyle bir güzellik yaptı ki AKP, sonunu bu insanlar getirecek. Anlamadan… Niteliği önemseyen insanlar, nicelikçileri yerle bir edecek…

Sadece sabır ve çalışma, bu sırada da yeni bilgileri öğrenmek gerekiyor…