Yıllar boyu burada kalacak bir veda yazısı yazmak istedim. Bir şeyi anlatmalıydı insanlara ve bu konuyu seçtim.

Etrafımdaki insanlara baktıkça; istedikleri şeyler konusunda bedel ödemeyi göze almayan insanlar var. Maalesef! Bunların çoğu da okumuş insanlar. Haliyle üniversite eğitimi insanları cesur yapması gerekirken daha önce de söylediğim gibi cesaretsizleştiriyor. Okumuş insanlar korkak oluyor.

Bir televizyon kanalına, araştırma şirketinin sahibi çıktı. Referandumdan sonra dedi ki, “hayır oyu veren üniversite mezunlarının %35’i bu ülkeden gitmek istiyor”. Benim için şok edici bir rakam değildi. Çünkü etrafımda demokrasi, özgürlük, insan hakları diye dolanan ve AKP’nin bu hakları gasp ettiğini düşünen kişiler bu ülkeden gitmeyi planlamasalar bile kafalarının bir bölümünde tutuyor ve şaşırıyorum.

Borçlusun, Borcunu Ödeyeceksin!

Bu sözüm özellikle milliyetçi ve Atatürkçü kesimlere.

Bak kardeşim, biz bu topraklara 1071 yılında geldik. Neredeyse bin yıl demektir. Bin yıldır bu topraklarda savaştık, kan döktük, başka kültürlerle birleştik; geliştik.

Nice savaşlar verdik ve 20. yüzyıl ile gerileme başladı. Balkanlar, Araplar derken geri çekildikçe geri çekildik. Balkan savaşından gelenler (1913, Balkan Savaşı’ndan Anadolu’ya)

**

Balkanlar ilginçtir, şunu izlemenizi tavsiye ederim:

 

***

 

Derken Sevr

Yıl 1919’u gösterdiğinde, Osmanlı param parça edilmişti. Osmanlı ailesi, halkını düşünmeden Sevr Antlaşmasını imzaladı ve sadece bu topraklar bırakıldı:

 

Silahlar elimizden alındı, devlet kurumları ve işletmeler yabancılar geçti; köşe başlarını işgalci kuvvetler tuttu ve insanlara eziyet çektirdi. Ne gibi bir eziyet?

İstediklerini durdurup sorguluyorlar, göz altına alıyorlar; İstanbul’u denetliyorlar, Anadolu’da Türk kadınlarını oynatıyorlardı. Zaten Hindistan’a, Cezayir’e baksanız bile; işgalin ve sömürgeciliğin ne olduğunu ve insanlara ne yaptığını görürsünüz.

 

 

 

Fatih’in Girdiği Kapıdan Giren Fransız Komutan : Dranchet D’esperey

Tabi çağ kapatan Fatih Sultan Mehmed’i ve Avrupa’ya daha önce hiç tatmadıkları kadar korku Osmanlı’yı asla unutmadılar ve hemen  öc almak için ellerinden geleni yaptılar. D’esperey, Fatih’in İstanbul’a girdiği kapıdan girdi.

 

Çılgın Türkler

Bilmedikleri bir şey vardı; Türk milleti özgürlüğüne ve bağımsızlığına düşkündü.

Bir yiğit 1919 yılında, Padişah’ın emri ile “Anadolu’daki işgal karşıtlarını bastırmak üzere” Samsun’a yola çıktı fakat kafasında başka planlar vardı. İşgal kuvvetlerine direnişi bastırmak yerine örgütledi.

Türk milleti elinde silah yokken, durumu yokken; dönemin süpergücü yani Rusya, Amerika, Çin gibi büyük devletlerine karşı savaşmaya başladı ve TARİHTE İLK KEZ sömürgeci güçler yenildi.

Biz tek, siz hepiniz geçerliydi…

 

Başardık!

4 yılda 32 cephede savaşan, çocuklarını kaybeden; yorgun, bitkin, umutsuz Türk halkı tekrar ayaklandı. Mavi gözlü, sarı saçlı bir yiğide inandı ve üstte gördüğünüz güçleri yenerek bir tarih yazdı. Öyle bir tarih ki, Tunus gibi çeşitli Ortadoğu ülkeleri, 20 yüzyılın sonlarına doğru Türkiye’yi örnek alarak Cumhuriyete geçiş yaptı (Arap Baharı ile buna balta vuruldu ve bu planın bir parçasıda Atatürkçülüğü Türkiye’de silip atmak).

Tabi yetmez! Anadolu haraptı. Türk halkı tarihte ilk kez demokrasi ile tanıştı. Kolay olmayacaktı. Eğitim seviyesi düşüktü, imkanları yoktu. Devrimler birbirini izledi. Halk okuma-yazma öğrendi, halk dinini şeyhlerden şıhlardan değil, kitaptan öğrensin diye Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran çevrilttirildi.

Fabrikalar kuruldu, sanat ve spor yatırımları yapıldı, teknoloji yatırımları yapıldı (bknz: Atatürk’ün biyoyakıt projesi). Uçak fabrikaları açıldı, gelişmeler birbirini izledi. Tabi İnönü döneminde biyoyakıt bitirildi ve sonrasında uçak fabrikaları bitirildi ve projeler bitirildi (çok sevilen Adnan Menderes döneminde).

Bir Avrupa Ülkesi Olamadık Belki ama Ortadoğu Ülkeside Değildik!

Çok emek verildi. Kanla sulandı topraklar, ilkler başarıldı, halk bir tarih yazdı. Sonrasında ise Atatürk’ün, meclisin ve halkın sayesinde gelişimler birbirini izledi. Bir Fransa, İngiltere, Japonya olamadık belki ama Suriye, Irak falanda değildik! BAŞARMIŞTIK!

Benim ailem Avşar boyu (Konya) ve dedem ise Kırım Hanlığı (Tatar) idi. Bulgaristan’daydı ve Bulgaristanın ırkçılığı nedeniyle Anavatana, Türk yurduna döndüler. Çok şey borçluyuz bu ülkeye. Çok şey borçluyuz bu devlete ve halka.

Bu borcu ödemek için; Atatürk’ün, silah arkadaşlarının ve onlara inanan Türk halkının başardığı mucizelere minnettarlığım nedeniyle Türkiye’yi en iyi hale getirmek için çalışacağım. Bu yüzden 2030’da Devlet Başkanı olmak istiyorum, bu yüzden proje geliştiriyorum.

Ancak Atatürkçülere bakacak olursam….

 

Borcunuzu Ödeyeceğiniz Dönemde Kaçacaksınız Öyle mi?

Bazı hümanistleri, Türk düşmanlarını falan ayrı tutuyorum ancak okumuş, ülkesinin seven milliyetçi ve Atatürkçü kesimin yurtdışında yaşama fikrini aklının ucundan geçirmesi bile sinir bozucudur.

Bu ülkenin hastahanesini kullandınız,
Bu ülkenin okullarında okudunuz,
Bu ülkenin Mehmetçiği sizi güvende tuttu,
Bu ülkede kendinizi geliştirdiniz.

Belki Amerika, Almanya, Japonya vs gibi yerlerdeki imkanları bulamadınız ve engellendiniz ancak bu ülkeyi sıfırdan oluşturan insanlar ve onların mirası ile bu günlere kadar geldik. Mevcut iktidarın bu mirasları yabancılara satması, yerel üretimi baltalaması ayrı konu. Olay 15 yıllık değil!

Tam verimli çağınızda, 20’li ve 30’lu yıllarda şimdi yurtdışına gitmek istiyorsunuz öyle mi?

 

Sizler Bir Ülkedeki En Aşağılık Kişilersiniz

Sert bir söylem mi? Yaptığınızın yanında hiç! İlaç firması kurduk ve TÜBİTAK’ın ve devletin yandaş olmayanlara nasıl zorluklar çıkarttığını çok iyi biliyorum. Ancak pes etmedik. Bunlar bahanedir.

AKP her yerde, yandaşlarına yediriyorlar paraları falan gibi şeyler tamamen BAHANEDİR!

Atatürk o dönemde aklındakini kurdu ve yaptı; İngiliz, Fransız, İtalyan, Ermeni, Yunan devletlerine ve birliklerine karşı savaştı ve yetmedi! Osmanlı Hükümeti Atatürk’ü hain ilan etti. Yetmedi, gerici ayaklanmalar çıktı. Yine yetmedi, bölücüler çıktı. HEPSİNİ YENDİ!

Şimdi sen özgürlük ve demokrasi biraz sorunlu diye, ülkede biraz sıkıntılar var diye sıvışmak istiyorsun öyle mi?

 

Bedel Ödeyeceksin!

Özgürlük, demokrasi, insan hakları vs gibi şeyler istiyorsan BEDEL ÖDEYECEKSİN KARDEŞİM! Öyle ilk fırsatta sıvışmak olmaz. Türk halkı bunları istedi, 1919-1920 arası bedel ödedi ve İSTEDİĞİNİ ALDI.

Avrupa’ya gelirsek… Avrupa tarihini aç oku. Bizim gibi 20-30 yıllık bedel ödemediler. Yüzlerce yıllık bedel ödediler. Bilim insanlarına, filozoflara işkenceler yapıldı. 16.-17. yüzyıldan sonra başladı bu iş, 1945’e kadar devam etti. ARada kilise-üniversite savaşları, halkın İngiltere ve Fransa’da olduğu gibi “yönetime katılma isteği” ve hatta Dünya Savaşları vardır.

BEDEL ÖDEDİLER ONLARDA!

Kahve Köşesinde Rakı Masasında Olmaz!

Siyaset bir bilimdir. İçinde tarih, sosyoloji, coğrafya, hukuk gibi bir çok alanda vardır. Kahve köşelerinde, aile meclislerinde, rakı masasında 3-5 kişi bir araya gelip; tıp, kimya, biyoloji konuşmuyorsan, siyaseti de bu kadar kolay konuşmayacaksın.

Hele hele bir kesim var ki…

AKP iktidarının gelir kaynağı sigara, alkol, benzin (ve arabadaki ÖTV) vergileridir. Elemanlar toplanıp sünger gibi içiyor, sigaralarını içiyor, 2 adımlık yola bile kişisel arabalarınla gidiyor. Lüks araçlar, bol benzin, alkol, sigara… Sonra AKP’yi eleştiriyor. Ne iş birader?

Hadi toplanıp siyaset konuştun; özgürlük, demokrasi, insan hakları dedin, neden ertesi gün yine aynı şekilde yaşamaya devam ediyorsun?

 

Avrupaya Git, Orada Asalak Olacaksın

Avrupa bugünlere gelmek için ne bedeller ödedi. Avrupa’nın yüzlerce yılda yaptığını Atatürk önderliğinde bir kaç yılda gerçekleştirdik. Eksik var, yapılacak çok iş var ama 1950 ve sonrası hep geriye gitmişiz. Bu blogta tek tek bunları anlatmaya çalıştım.

Derken sen ülkende özgürlük ve demokrasi savaşı vermeden kaçacaksın; yüzyıllarca bunlar için uğraşmış Avrupa’ya gidip rahat yaşayacaksın öyle mi? Yaşatmazlar. Asalak gibi görürler, parazit gibi görürler orada seni. Kendi ülkende vermediğin savaşı orada mı verceksin? Seni kabul mü edecekler? Bakalım ne kadar. Yükselen hareketlerden göreceğiz.

***

İşin Özü: Gitmeyi Düşünüyorsanız Çekin Gidin

Türk vatandaşlığından vazgeçip, bilmem hangi ülkenin vatandaşlığını alırsanız alın ve bir daha bu ülkeye ayak basmayın. Biz de demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi değerlerde kimler var kimler yok biliriz.

Bu ülkenin imkanlarıyla büyüyeceksiniz ve ülkeye katkı yapacağınız dönemde yurtdışına gideceksiniz öyle mi?

Bak kardeşim adam telefona çıktı, 15 Temmuzda insanlar tankın altına yattı, helikopter ateşine göğüs gerdi. Bazılarınız aptal bile diyebilirsiniz bu insanlar için ama insanlar ülke için BEDEL ÖDEDİ!

Kim örgütlenirse, kim birlikte hareket edebilirse, kim bedel ödemeye razıysa onlar kazanır. Korkaklar, kaçmayı düşünenler kazanamaz. Bu insanlar muhalefetin içinde. Sürekli korkakça hareket ediyor. İnsanları örgütleyemiyor.

Ana muhalefet tamamen köken ve mehzep partisi haline dönüşüyor. Atatürkçüler, ulusalcılar partiden atıldı, baskıya maruz kalıp ayrıldı ya da susturuldu. Kimler geldi partiye? Apo posterleriyle miting yapanlar, Dersim isyanının önderlerinin posterini tutanlar, Ermeni soykırımında yürüyüş yapanlar…

 

 

***

Olay maalesef aynıydı. Atatürkçüler ve milliyetçiler örgütlenemiyor, mücadele etmiyor ve bırakıyor. Pes ediyor. Yahu siz nasıl Atatürkçüsünüz? Oturup hayatını okuyun bari.

Durum böyle olunca ben de sizlere pılınızı pırtınızı toplayıp çekip gitmeniz için şimdiden uyarıyorum. Çünkü sizler gerçek Atatürkçü ve vatansever değilsiniz. Sizler AKP’nin dini kullanması gibi Atatürkçülük ardına sığınıp sadece kendi amaçlarınızı gerçekleştirme peşindesiniz.

**

Bana yıllardır diyorlar “oğlum yazma, korkmuyor musun” diye. Arkadaşlar, akrabalar hatta hocalarım. Hayır korkmuyorum. Yazdım, yazmaktan da korkmadım. Çünkü Türk tarihine, Türk önderlerine, Atatürk’e ve O’na inanan halka minnet borcum vardır. Ödemem gerekir ve çocuklarıma daha iyi bir ülke bırakmak istiyorum. Ben bunun için ne bedel ödemem gerekirse öderim. NE GEREKİRSE! Sonuna kadar gidilir ve bu uğurda gerekirse can verilir.

Bunu göze almayacak adamlara Atatürkçü ve vatansever demem. Böyle insanlar Atatürk’ü de, Türklüğü de; demokrasi, insan hakları, özgürlük gibi kavramları da ağzına almasın.

Korkup kaçmayı düşünen hemen şimdi çekip gitsin. Sizler, yapılanların kıymetini bilmeyen acizlersiniz. Sizi bu günlere getiren devlet ve topluma, liderlere ve tarihe saygınız yok. Belki mükemmel değil ancak Suriye’ye baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurucularına (Atatürk’ten halka kadar) minnet borcumuz olduğu ortadadır. Bunca olaya rağmen ülke hala çökmedi. Ancak sizin gibiler yüzünden çökerse çöker. Sahte Atatürkçüler, sahte milliyetçiler.

Bedel ödemeye hazır olmayan, savaşmayan, örgütlenmenin önemini anlamayan insanlar bu ülkeden bir daha gelmemek üzere gitsin. Avrupa, Amerika’ya gidip orada ilim, irfan öğrenen ve buraya gelip bu öğrendikleriyle Türkiye’yi geliştirecek insanları konunun dışında tutuyorum.

Fakat en ufak zorlukta pes eden insanlarla değil Türkiye’yi demokratikleştirmek falan, ekmek almaya gidilmez.

İlber Hocanın bir sözü vardı; Perslere (İRanlılara) bakıyorsun, adamlar ölüm kalım meselesi olmadıkça hayatta başka yere gitmiyor. Bizimkiler ise daha iyi telefon, araba için Avrupa’ya doluştular diyordu. Haklı da!

**

Benim son sözüm bunlardır. Bir şey istiyorsan söylenmeyeceksin. İstediğini elde etmek için azimle, yılmadan uğraşacaksın. Seninle aynı şeyi isteyenlerle birleşeceksin. Gerekirse tank altına yatacaksın, ama dik duracaksın. İstediğini söylediğin şeyler için uğraşacaksın. Çalışacaksın. Bedel ödeyeceksin! Hapise hapis, bu uğurda can vermekse, can vermek.

Kimse önüne getirip koymayacak demokrasiyi, özgürlüğü, insan haklarını.

Ne çağdaşlaşma uğruna yozlaşacaksın ne de İslam adı altında Araplaşacaksın. Türk kültürünü yaşatacaksın, Atatürk’ü anlayacak ve izinden gideceksin. Ben inanıyorum ki 2030’da bunu başaracağız.

Ve o yurtdışına gidenler!
2030’da bu devrimi başarırsak; Türk kültürüne bağlı, demokrasik, laik, sosyal hukuk devletini kurarsak ve Avrupa’nın dahi örnek alacağı işleri yaparsak; her şey bittikten sonra gelip bu başarıyı sahiplenmeyin. Çünkü sizinle birlikte değil, SİZE RAĞMEN bunu başarmış olacağız. Size rağmen, yani en tehlikeli şey olan; sahte Atatürkçü ve milliyetçilere rağmen!

Bu arada, toplanıp 3-5 kişi dövmekle (pkk sempatizanı vs) ülke kurtulmaz, milliyetçi de olunmaz. İngilizce sözcük kullanmayacaksın, Türkçe’nin Diriliş Hareketine destek olacaksın. Ne Arap gibi olacaksın ne Avrupa’lı gibi yozlaşacaksın. Kendin olacaksın.

2030’da görüşmez üzere. Bedel ödemeye, birleşmeye hazır; Türkçü, Atatürkçü kitlelelere selam olsun. Demokrasi, özgürlük ve insan haklarına gerçek anlamda bağlı bir dönemi biz başlatacağız. O zamana kadar hazır olun.

Emre Çetin.

 

 

***

Kurtuluş Savaşı Kahramanlarından “Bazıları”

 

 

Çete Emir Ayşe

Yunanların 1919 yılında, Aydın’ı ilk işgal etmeleri üzerine Aydın Savunması’nda rol almak üzere Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup, kendine bir tüfek almış Yörük Ali Efe grubuna katılmış ve Malgaç Baskını’nda yer almıştır. Aydın’ın Yunanlar tarafından ilk işgali efelerin yardımıyla bertaraf edilmiştir. Bu ilk işgal Çete Ayşe tarafından şöyle anlatılıyor:

Yunan kuvvetleri Aydın’a geldiğinde İmamköyü’nde idim… On beş gün evvel düşman Nazilli’ye vardı… Dayanamadım martin tüfeğimi aldım çıktım.

O günlerden iki hatıram kaldı. Biri kadınlığımla verdiğim savaş, öteki de rahmetli Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır.

 

Fatma Seher Erden (Erzurumlu Kara Fatma)

1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Dervişlerden Ahmet Bey ile evlendikten sonra Balkan Savaşı’na katıldı, askerlik hayatını eşi ile birlikte paylaştı. I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte savaştı. Eşi Binbaşı Ahmet Bey’in Sarıkamış’ta şehit olduğu haberini aldıktan sonra memleketi Erzurum’a döndü.

1919’daki kongre günlerinde, Mustafa Kemal’le bizzat görüşebilmek için Sivas’a gitti. Milis Müfreze Komutanı olarak batı cephesinde görevlendirildi. Aldığı talimatla İstanbul’a gitti, silah ve adam kaçırma faaliyetlerinde bulundu. İzmir’in Yunan işgaline uğraması üzerine İzmir’e geçerek kurtuluşu için savaştı.

300 kişiyi aşkın birliği ile I., II. İnönü Muharebesi, Sakarya Meydan Muharebesi ile Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde çarpıştı. Büyük Taarruz’un ilk günlerinde General Trikopis‘in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçti; Bursa’nın Yunan işgalinden kurtuluşunda rol oynadı. Bir keresinde, onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenledi ve aralarında bir Yunan subayı toplam 25 esir askerle geri döndü.

 

Nezahat (Onbaşı) Baysel

70. Alay Komutanı olan babasıyla Geyve Savaşı, Konya İsyanı, I. ve II. İnönü Savaşları ile Sakarya ve Gediz muharebelerine katılmış; İnönü Savaşı’ndaki katkıları nedeniyle Mustafa Kemal Atatürk’ün takdirini almıştır.

12 yaşında tümen komutanı Ahmet Derviş Paşa tarafından onbaşılığa terfi ettirildi. TBMM’nin 30 Ocak 1921 tarihli oturumunda verdiği kararla, kendisine İstiklal Madalyası takdim edilmesine kararlaştırılan ilk kişi oldu. Ancak uygulama gecikmiş ve madalya, 2013’te Baysel’in torununun kızı Gizem Ünaldı’ya takdim edilmiştir.

 

**

Daha niceleri var ancak özellikle bu 3 kadını seçtim.

Siz erkek halinizle şimdi kalıp bir şeyler yapmayı zor bulurken; bu KADINLAR cephelerde savaştı. Keşke bu insanların 100’de 1’i kadar cesaret, vatan sevgisi ve azim olsaydı sizde!