Hayatımın geri kalanında DAÜ ile ilgili hiçbir şey görmek, duymak, bilmek istemiyorum. Hayatımın en güzel çağını saçma sapan kağıt parçası uğuruna bir adaya gömdüm.
Değer verdiğim çocuklar büyüdü, yanlarında olamadım.
Büyükler yaşlandı, yanlarında olamadım.
Bu yüzden ne mezuniyet törenine katılacağım, ne de mezuniyet fotoğrafını paylaşacağım. Dileyenler için fotoğrafı annem paylaşmış. Etiketi de kabul etmiyorum.
Sizin “dönüp özlersin” dediğiniz dönem, benim için sürgündü; hiçbir zaman da geriye dönüp bakmadım, bakmam.
Bilgisayar mühendisliğinde aptal hocalara laf anlatmakla geçti ilk yarısı, ikinci yarısında; siyasette kendimi buldum. DAÜ’nün beceriksiz yönetimi, mali işler ve öğrenci işlerini asla unutmayacağım.
Üniversite diplomasına değer veren kim varsa, noter tasdikli kopyasını yollayacağım, sadece bildirin.
Hayatımın hiçbir döneminde sizin gibi diplomaya, paraya, arabaya, giysiye, görünüşe önem veren insanlarla da yola çıkmayacağım. Ne yazık ki Cumhurbaşkanlığı gibi bir makam için böyle bir diploma gerekiyordu. Aldım.
Hayatımın geri kalan bölümünde ise sizin bu kalıpsal zihniyetinize ve Avrupa bağımlısı, kültüründen uzaklaşmış, ezber ve kopyacı yetiştiren eğitim sistemine savaş açarak geçireceğim. Her şey istediğim gibi gittiğinde, 2030’da yıkıp; sıfırdan sağlam sistem getireceğim.
**
Şunu da ekleyeyim, kimse korkmasın.
Verdiğiniz sırları da, ya da dolaylı şekilde öğrendiklerimi de kimseyle paylaşmadım ve paylaşmam. Mezara kadar bendedir. Aramızda ne olursa olsun.
 
Tabi ki bu zaman zarfında, yapılmaya çalışan kötülüklerin nasıl kendilerine dönüp, uzun süreçte bana yarar sağladığını da gördüm. Karışmama gerek yok, herkes ektiğini biçiyor. Hayatta kötü düşünmemenin, olumlu düşünmenin hem gerekliliğini hem de sonuçlarını görerek anladım.
 
Fakat kazandığım bir kaç insan ve iyi anılarımı alıyorum.
Sürgün varsaydığım bu adadan 4 gün sonra ayrılıyorum.
 
Tabi ki yanımda DAÜ yönetiminin değil ancak;
Doğu Akdeniz Üniversite kampüsünün,
Uluslararası ilişkiler ve siyaset biliminin,
DAÜ’nün çoklu kültür yapısının bana sunduğu ve kattığı bir sürü bilgi, tecrübe ve arkadaşlık ile ayrılıyorum.
Sınıfa girdiğimde 40 kişilik sınıfın 35’i yabancı. Aynı anda Türkçe, Kıbrıs şivesi, Azerbaycan şivesi, İngilizce, Fransızca, Rusça ve hatta yer yer Türkmence duyduğumu hatırlıyorum. Böyle bir ortam Türkiye’de bulunmazdı. Bunun için minettarım. 
 
Kağıt parçasını alıp almama, notlarımın yüksek olup olmaması benim için önemli değil. Değiştireceğim sisteme uyum sağlamadığım; hayatım boyunca kopya çekmediğim ve 2-3 sınav hariç ezber yapmadığım ve bilgileri öğrendiğim için gururluyum.
 
Bu süreçte en büyük destekçilerim; annem ve anne-baba olarak gördüğüm dedem ve anneanemdir.
 
Hayatımın geri kalan bölümünde yolum ve amacım bellidir.
Türkiye’yi, bölgede ve dünyada model bir ülke haline getirmek.
Aracı da bellidir, devlet başkanlığı (cumhurbaşkanlığı).
 
Bu amaca giderken yanımda alkol, sigara, kadın gibi zaafları olan hiç kimseye yer yok.
Yanımda; imkansız, yapamazsın, başaramazsın, başka düşünen mi yok sen niye atlıyorsun diyenlere HİÇ YER YOK! Sevgililerimden bu yüzden ayrıldım, arkadaşlıklarımı bu yüzden bozdum, akrabalarımla arama mesafeyi bu yüzden yerleştirdim. Kimseye eyvallahım yok, kimseye de acımam.
Hele hele para, araba, tip, giysi gibi yüzeysel şeylere bakanlara hiç yer yok. Dürüst, ahlaklı, şerefli herkese kapım açıktır. Siyasi görüşü, aile yapısı, giysi tercihi ya da ilgili şeyleri ne olursa olsun. Yolumu 3 yıldır burada anlatıyorum. Yapmak istediklerimi anlatıyorum.
Günü geldiğinde sağ-sol başta olmak üzere bütün kutuplaşmayı ve kavramları yerle bir ederek; birliktelik sağlayacağım.
Yapılacak fazla şey olmadığı için kendi içime yöneldiğim ve kendimi keşfettiğim, fikirlerimi geliştirdiğim bir dönemdi Kıbrıs dönemi ve bu yüzden “sürgün” dedim. Herkes sürgüne kötü gözle bakabilir fakat bazıları için gelişimişin, değişimin simgesidir.
Benim için yeni bir dönem açılıyor. Muhtemelen Türkiye ve bölge için de…
Kıbrıs’ta mutlu mu bilmem ama son’a geldik.