Eğitim üzerine bir çok yazı yazmıştım. Fakat bu sefer yazacağım, sanıyorum aralarındaki en önemlisi. Çünkü toplum ve insan yetiştirmek üzerine. Okullarda nasıl kalitesiz eğitim verildiğini anlatacağım.

*

Yiğenim 12 yaşında ve biraz değişiklik olsun diye İstanbul’a getirdik. Günümüz çocuklarının %80’i gibi yutubır olmak istiyor, geymır olmak istiyor, bol bol oyun oynuyor. Miniatürk’e falan götürdüğümüzde, tabi ki ilgilenmedi. Oysa annem Gaziantep’e giderken, 13 yaşında Japon öğrencileri Gaziantep’e götüren Japon okuluna denk gelmiş. Miniatürk’te çatır çatır her yerin fotoğrafını çeken 14-15 yaşında İsveç’ten gelme öğrenci grubunu gördük.

Türkler olarak tarihle ilgilenmeyiz. Kabul ediyorum, ben de ilgilenmiyordum. Fakat şimdi dönüp, daha fazlasını okumaya çalışıyorum. İşte Türk eğitim sistemindeki sıkıntı bu, çocukları önemli her şeyden soğutup koparıp, uzaklaştırıyor.

Sorun bu mu? Maalesef bu sorunun, en ufak olduğunu anladım.

 

Din Kültürü Hocası “REZİLLİĞİ”

Zorunlu din dersi, 1980 darbesinin bir eseridir. Gerçekten “din kültürü” verilse, Kuran’dan ayetler okunup, çocukların ne anlama geldiğini anlaması için uğraşılsa sesimi çıkartmayacağım. Ben istiyorum ki tüm dünya dinleri tanıtılsın, eh tabi ki İslam’ın iyi yanları vurgulansın. Mezhepler anlatılsın ama düşmanlıkla değil! Ben mezhepleri, DAÜ’de Orta Doğu dersi veren Amerikalı hocadan öğrendim. Öyle mezhepler kötülenmedi. Tarihi dönemleri anlatıldı. Din kültürü dersini sevmezdim, çünkü ne hocası zeki olurdu ne de bir şey katardı bana. Bizim okulda öğrendiğime kıyasla, ilkokul ve orta okullar rezil durumda!

Neden rezillik dediğime geleyim.

12 yaşındaki çocuğun 10-10.30 gibi uyuması gerek değil mi? Gece 2’lere kadar uymuyor. Sızıyor yani. Ve tüm ışıklar açık uyuyor. Neden olduğunu sordum, anlatmaya başladı; cinden korkuyormuş. Beni küçükken kimse korkutmadı, haliyle cin, peri, makarna canavarı gibi şeylerden korkmadım ve korkmam. Ben 7-8 yaşlarında evde tek kalabiliyordum. Haliyle şaşırdım. Biraz daha konuşunca; din kültürü öğretmeni cinleri anlatmış, cinler şöyle yapar, gece gelir, çocuklara musallat olur falan korkutmuş.

Yani bu salak din kültürü hocasının okulunu yazmak gerek, fakat biliyorum ki bir tane değil iki tane değil. Kendisi küçükken korkmuş anlaşılan, korkutmuşlar. Gerçi tüm Türk milletinin ortak özelliği değil mi? Sevgi değil, korku ile büyüyoruz. Allah korkusu, cehennem korkusu, cin korkusu…

Oturup objektif şekilde diğer hak dini kitaplarının Türkçesini okuduğunuzda en mantıklısı Kuran geliyor. Fakat İslam’ın içindeki hoşgörü, El-Farabi dönemindeki İslam’ın altın çağı nereye kayboldu? Avrupa’da yobaz dinciler sanat eserlerini yakıp yıkarken, kitaplar toplattırılırken; El-Farabi döneminde kitaplar buralara kaçırılıp, sonra şehirlerdeki kütüphanelere konuluyordu. Daha sonra Avrupalılar büyük filozoflardan bilime kadar bir çok kitabı buradan alıp çevirtti. Şimdi ise devir değişti ve Orta Doğu’da sanat eserleri yıkılıyor ve karanlık çağ başladı.

İşte İslam’ın altın çağını, İslam’ı anlatmazsan; İslam’ı çocuklara sevdirmezsen olacağı budur. Cehennemde yanma korkusu yüzünden veya sevap kazanayım da cennete gideyim derdi yüzünden iyilik yaparsa; olacağı budur. Hikayeden iyilik!

**

Bu hocası, cinler kötülere musallat olmuyor demiş. Yani nasıl bir gerizekalı öğretmen bu anlamak güç. Çocuk diyor ki ben de mi kötü olsam? Ama yufka yürekli, kendi de biliyor ve “ben yapamam” diyor.

Bütün gün oturup cin peri hikayeleri, şeytan hikayeleri mi anlatıyorlar çocuğa? Türkiye’nin önünü açacak şey bilimsel düşüncedir, korku değil meraktır; fakat etrafımdaki çocuklara bakıyorum hiçbir şey merak etmiyor. Yutubır olsun, geymır olsun, oyun oynayıp para kazansın. Yazık. Koca bir nesil heba oluyor.

 

Bulgaristan’daki Eğitime İki Örnek

Bulgaristan’a gittiğinizde çok kötü durumda olduğunu göreceksiniz. Gerçek bu yıllarda iyi fakat 2011’de ilk kez gittiğimde marketlerdeki raflar sanki Venezüella marketi gibiydi. Koca rafta bir kaç ürün. Aynı üründen en fazla 3-4 tane var. Bu aralar daha iyi halde.

Fakat ne dikkatimi çekti? İNSANLIK VAR! İnsana değer var. Tüm Avrupa’da olduğu gibi. Biz Türkiye’de iletişim kuramıyoruz. Dinlemek için dinlemiyoruz, biran önce bitirsin de ben de anlatayım diye dinliyoruz. Benciliz yani. Küçüklerin fikirlerine önem vermiyoruz… Orada böyle değil. Herkes dinliyor, konuşuyor, eğleniyor. Kıbrıs gibi. Kıbrıs’ta siyasi görüşleri ne kadar zıt olursa olsun, haftasonu bakıyorsun mangal yapıyorlar. Bizde, komşusu başka din, mezhep ve hatta politik görüşte olmasın istiyor. Yahu bu toprakların güzelliği çeşitliliği.

Bulgaristan neden böyle, anlamak çok uzun sürmed

1- İlkokul Bahçesinde Trafik Parkı

Köy ile ilgili bir konu için okulda toplanmış herkes, böyle şeyleri de kaçırmıyorlar. Gittik biz de. Köy dediğim öyle 80 hanelik falan değil, 6-8 bin kişilik. İçeri baktım, Bulgarcam yok o yüzden anlamadım. Okulu inceliyorum ben de, bahçeye bir çıktım; trafik parkı var. Okul bahçesine kaldırım, yol, ışık, kavşak falan çizmişler…

Sorup soruşturduk, İLKOKUL ÇOCUKLARINI böyle eğitiyorlarmış. Hani bizim hanzolar çemberin içindekininin yol üstünlüğüne sahip olduğunu bilmiyor ya, işte orada daha ilkokul çocuğu bunu biliyor. Git oradan 100 ilkokul çocuğu getir, İstanbul’dan da 100 sürücü topla; trafik kurallarını ve trafik tabelalarını ilkokul çocukları daha iyi biliyordur.

2- Teknik Okullar

Bizde üniversiteler bile üniversite eğitimi veremiyor (belli başlı 15-20 üniversite hariç). Fakat Bulgaristan’da sürücü okulu, tamirci okulu falan var. Lise mezunu yani.

Bulgaristan’a araba ile gittik. Geri dönüyoruz, zaten tek şeritli yol; ben de biraz basıyorum özellikle sollamalarda. Tam yolda giderken iki kez patlama sesi geldi. Bir baktım arabanın devri düşüyor. Neyse biraz bekledik, deniyorum çalışmıyor. Araba soğudu, çalıştı. Yine gidiyoruz, arabanın devri yine düşmeye başladı. O sırada da beni şikayet etmişler sanırım polis arabası bekliyormuş. Tam arabanın önünde zor zar kenara girdim. Geldi hemen polisler, anneanemler 20 yaşında buraya gelmiş, Bulgarca biliyor. Konuşmaya başladılar, polisler başta inanmadı da araba çalışınca inandı. Sonra belgeleri istediler. Bana kaçla gitmem gerektiğini bilip bilmediğimi sordular, 80 dedim; oradan anladım ki birileri şikayet etmiş (Türkleri bu anlamda pek sevmezler, kural çiğne hemen şikayet ederler). Neyse polis çekici çağırdı, iyi bir kazık yeyip tamirhaneye gittik. Orada araba soğuduğu için çalıştı. Dedim ki arıza çıkartacak. Çıkartmaz dedi. Bindik arabaya, şehri geçtik yine durdu.

Ardından tanıdığı ayarladık, o birilerini buldu ve geldiler. O gün bayram, pek insan çalışmıyor ama bir yere götürdüler bizi tamirci sitesi gibi 3-4 tamircinin binası var. Büyük yer, modifiye arabalar falan var. Adama derdi nasıl anlatacağız? Anneannem anlatıyor ama teknik tabir bilmiyor.

Buraya dikkat:

Adamlar biz halledeceğiz dedi. İnternetten bizim arabanın elektronik şemasını çıkarttı. Her yeri yavaş yavaş kontrol ediyorlar. Biraz işlem uzadı, ben bizim ustayı arayıp durumu anlattım. Bizimkiler alaylı tabi, direkt benzin pompası veya bobinden dedi. Gittik, ustaya anlatmaya çalışıyoruz fakat tamam falan diyor. Neyse biraz daha uğraştılar, dedim anneanneme söyle bak, bobinden olabilir diye; anneannem söyleyecek ama nasıl? Ben dedim bobin falan deyince adam haaa bobina dedi. Sabahtan beri bobin bobin diyorum anlamadılar. Cem Yılmaz’ın balsamic olayına döndü.

Neyse hallettiler, arabayı test edeceğiz tam; adam “do you speak English” dedi, İngilizce bilip bilmediğimi sordu. Konuşmaya başladık, ne yaptığımı falan sordu, kızını da anlattı (benzin istasyonuna giriyoruz yaşlı nine torununu gösteriyor facebook’tan, bir yere gidiyoruz kızını anlatmaya başlıyorlar, az daha başımı yakacaktım). Sonra Rusça biliyor musun diye sordum başladı konuşmaya, dur dedim o kadar bilmiyorum.

**

Bulgaristan’da kamyon sürücüsü olacaksanız kurallardan kanunlara, motor bakımından temel hesaplamalara her şeyin öğretildiği sürücü okuluna gidersiniz. Tamirci olacaksanız yine elektronik falan öğretilen liseye gidersiniz. Haa bizim alaylı ustalar arabaya bakar bakmaz neyi olduğunu anlatıyor o ayrı fakat Bulgaristan’ın tamircisi, bizim üniversite mezunlarından daha iyi İngilizce konuşuyorsa ve Rusça da biliyorsa, bazı şeylere tekrar göz atmak gerek.

 

Sonuç: AKP Eğitim Sisteminde Başarılı Oldu!

Erdoğan’ın açıklaması var, eğitim sisteminde başarısızız diye; bence tam tersine, amaçları konusunda başarıl oldular. Çocuklar bilimsellikten, soru sormaktan, sorgulamaktan uzaklaştı. Korku dolu oldu ki korkan insanlar kin ve nefret ile hareket eder, mantık kullanmaz. Sinirle, kızgınlıkla hareket ederler. Haliyle AKP seçmeni olması daha muhtemeldir.

AKP dindar, fakat okullarda din eğitimi verilmiyor; hurafe eğitimi veriliyor. İslam, ayetler, ne demek istenilmiş? İslam’ın altın çağı… Hiçbiri önemli değil.

10-12 yaşındaki çocuklara “şeytanın insan kılığına girmesi”, “cinlerin kötülere musallat olmaması” anlatılıyor ve ufak çocuklara “cin gece gelir, çocuklara musallat olur” gibi saçmalıklar anlatılarak, çocuklar korkutuluyor. Öte yandan evrim teorisi yasaklanıyor.

İşte size AKP’nin eğitim sistemi. Arzuladıkları seçmen kitlesi yetiştirme ve Türkiye’yi yönlendirmeye çalıştıkları alanı arzulayacak kitlelerin oluşumu için tam gereken eğitimi veriyorlar. İstedikleri buydu ve başardılar.

Eğitim sistemi, rezalet. İlkokulda korku dolu, sorgulamaktan uzak kindar nesil yetişiyor. Ünversiteye geldiklerinde; üniversitenin sanat, kültür, spor, bilimsellik ortamından uzak bina üniversiteleri, özel ve yeni üniversiteleri tamamen öğrneci geçirmeye yönelik sistem içerisinde. Daha geçen gün bir dekan ve rektörün, akademisyeni “TÜBİTAK projesi verdiği için” sorguya çektiğini duydum. Neden onlara danışılmamış ki bu daha ön aşama. Yani proje verdiği için kovacaklar utanmasalar.

İlkokuldan üniversiteye kadar böyle bir rezil ülkedeyiz. OECD ülkeleri arasında sonlardayız… İngilizce biliyor diyoruz ama bilmiyoruz, eğitim almıyoruz, kendimizi geliştirmiyoruz.

Sörvayvır ve yetenek sizsiniz izlemeyi, kitap okumaya tercih ediyoruz. Sonuç olarak EĞİTİM SİZSİNİZ!