Yeni ortaya çıkan ancak temeli eskilere dayanan bu asalak aydın zihniyeti ikinci açıklamasını yaptı [1], (youtube izletiside burada). Bu dört madde “Baskın Oran” tarafından dile getirildi. Bu yüzden hepsine yıkmak sıkıntı olur. Buna geri döneceğim.

Osmanlı parçalanırken,
Ülkenin her köşesinde asker dikilirken,
Bütün devlet kurumlarına el konulmuşken,
Halkımıza karşı zulüm ve baskı varken,
BAZI AYDINLAR, hangi ülkenin mandaterliğine girilmesi gerektiğini konuşuyorlardı.
Halka yardım etmek yerine, hangi ülkenin sömürgesi altında yaşamamız gerektiğini savunuyorlardı.

AYNI ZİHNİYET! Feyzioğlu ne güzel açıkladı:

Bu noktada kanlı terör örgütü PKK’ya bir cümlecik dahi aleyhte konuşmadan sürekli ama sürekli Türkiye Cumhuriyeti’ne söz söyleyenleri, mütareke döneminin işgal altındaki İstanbul’un sözde aydınlarının kalıntıları olarak niteliyorum.

***

Baskın Oran, “biz şimdi şöyle bir bildiri yayınlıyoruz” dedi ve önceki yazılarımda sıkça belirttiğim üzere “barış amacından çok daha derin amaçlar taşıyan” bu açıklamanın niyetini su üstüne çıkarttılar. Önceki yazımda demiştim  [2]  şimdi de diyorum;

  • Sivil ölümler nedeniyle devlet eleştirilebilir,
  • İktidarın politikaları eleştirilebilir,
  • İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanıp karşılanmadığı eleştirilebilir,
  • İSteyenlerin sağlıklı şekilde tahliye edilip edilmediği de eleştirilebilir.

Yani sorgulanabilir, demokratik bir ülkede normaldir. Ben de bunlardan bahsettim. Gelelim sorunlu kısıma;

Sanki akademisyen değil de, doğuda görev yapan bir polis memuru gibi “biz bu suça ortak olmuyoruz” diye bir bildiri başlatıyorsun. Hangi suça nasıl ortak oldun? Girişte amacın gündem yaratmak olduğu belli. Gelişme kısmında da AİHM’in sokağa çıkma yasağı hakkında başvuruyu bir kez değil iki kez reddettiği “hak ihlali” konusunda, “insanların hakları ihlal ediliyor” demişsin.

Devleti;

  • Vatandaşlarını “kasten” açlığa ve susuzluğa mahkum etmekle,
  • İşkence ve kötü muammele ile,
  • Hak ve özgürlükleri ihlal etmekle (sivil halk çatışmaların içinde serbestçe dolaşmalı mı?),
  • Kasıtlı ve planlı KIYIM ile (Arapçasıyla katliam, ve yuh be hayvan! Haysiyetsizler kasıtlı kıyım suçlaması nedir?),
  • Ulusal ve uluslararası hukukun ihlali ile (ki AİHM kararları bile güzel bir kapaktır),
  • Sürgün ile,
  • Yeniden katliam ile,
  • Yeniden insan hakları ihlalleri ile,
  • Sonlara doğru “devletin vatandaşlara uyguladığı şiddet” ile SUÇLAMIŞSIN!

Gelişme kısmında olmuş hepsi! Buradaki yazımda var açıklama ve ilgili bölümler (koyu çizdim).

PKK’ya tek söz etmeyip, elinden geldiği kadar keskin ve pislik bir şekilde devleti suçlamışsın (ki Ermeniler dahi sözde soykırım suçlamalarında bu kadar keskin bir söz kullanmadı, nasıl bir hainliktir?).

Giriş ve gelişmedeki bu yanlı, haksız ve Türkiye’yi zor duruma sokacak açıklamanın ardından sonuç bölümünde demişsin ki “barış istiyoruz”.

BRE ASALAK!

Akademisyen adamsın. Suçlamayla başlayan hangi istek, suçlamayla başlayan hangi müzakere amacına ermiştir? Bunu bilemeyecek kadar mı akademisyensin? Yok biliyorsan, bunun amacının barış isteği adı altında devleti suçlamak olduğu gün gibi ortadadır. Terör örgütlerinin “insanlık, eşitlik, özgürlük, adalet” gibi kavramlara saklanıp kirli eylemler yapmasına benzer bu; “barış adı altında” devleti suçlamaktır. ELEŞTİRMEK VEYA SORGULAMAK DEĞİL! Açıkça suçlamak.

İkinci Açıklama

Gelelim ikinci açıklamaya. Şunları demişler[1];

1. Erdoğan rejimi bizzat yarattığı kargaşayı bahane ederek resmi ideoloji dışındaki farklı düşüncelerini ifade eden akademisyenler başta olmak üzere Türk halkına 12 Eylül’ü aratacak bir baskıyı asla uygulayamaz.

2. Hendekler ve barikatlar denilen olay bugünkü kargaşanın sebebi değildir. Kürtlere 1919‘dan bu yana verilip tutulmayan sözlerin, son olarak da müzakere masasının devrilmesinin yarattığı hayal kırıklığının ve Kürtlere uygulanagelmiş boğucu baskının günümüzdeki koşulları sonucudur.

3. Erdoğan rejimi bunları bahane yaparak kendi Kürt vatandaşlarını öldüremez, zulmedemez, onurlarını ayaklar altına alamaz, cenazelerini zırhlı araçlar arkasında sürükleyemez, kentlerini harabeye çeviremez.

4. PKK ise Kürtlerin imha edilmesi politikası ile mücadele ederken kör teröre kayarak sivillere zarar veremez, kendi halkını çaresiz bırakamaz, iktidara daha büyük baskı uygulama fırsatı yaratamaz.

***

Şu 4 maddeyle ağzınızdaki baklayı çıkarttığınız için sağolun. Nedir onlar?

  1. Teröristleri terör örgütü militanı gibi değil de, Kürt vatandaş olarak gördüğünüz ortadır. Haliyle aynı zihniyetin sürekli olarak teröristleri özgürlük savaşçısı gibi gördüğünü biliyoruz. Hemde dünya terörist listesindeyken.
  2. Olayın Erdoğan’ın rejiminden daha fazlası olduğunu 1919 ile anladık. Amaçlar; Atatürk Türkiyesi, Türkiye Cumhuriyeti ve Mısak-ı Milli sınırlarını yıkmaktır. Rahatsız eden asıl noktayı kustular. Olayın sadece bu dönemde olmadığını da kustular nihayet.
  3. Erdoğan’ın politikalarına karşı çıkan biri olarak söylüyorum ki; belirsizde olsa çözüm sürecinin başlatıldığı, Doğu’ya yatırımların yapıldığı, dillerinin bile konuşulmasının serbestleştirildiği bir dönemde “boğucu baskı”(!) dan bahsediyorlar. Güneydoğu ve doğu kökenli vatandaşların %47’si bu bölgelerin dışında yaşıyor. Hangisi ne kadar baskı görüyor? Mesela belirli yerleri (otogar, minbüs ağı vs) gibi yerleri Kürt kökenli vatandaşlar işletiyor (Batıda, İstanbul’da, Ankara’da) ve bu insanlara; bu kaos döneminde dahi zara verildi mi? Devlet baskısı oluşturuldu mu? Kürt kökenli vatandaşlar tatil beldelerinde bazı hizmet sektörlerini ele geçirmişken, inşaat sektörlerini ele geçirmişken zarar geldi mi? Devlet bu insanlara karşı kıyım mı uyguluyor?
  4. Herkes tartışmaya başlayınca pkk’dan bahsetmişler sağolsunlar… Ay canlarım, 1 ton saldırı olmasa bahsedebilecek miydiniz? YÜZSÜZ HERİFLER!

Yine terör örgütünün saldırılarına değil, bu dönemde yaptığı saldırılara söyleniyorlar. PKK neden önceki saldırıda yok deyince; “o zaman 1 tonluk saldırı yoktu” demiş.

ULAN ŞEREFSİZ TAA 1919’LARA KADAR GİTMEYİ BİLİYORSUNDA, 1980 SONRASI PKK EYLEMLERİNİ, ÇOCUK ÖLDÜRMELERİNİ, GENÇ İNSANLARI DİRİ DİRİ YAKMALARINI MI ELEŞTİREMİYORSUN?

Haysiyetsiz herifler!

Düzenleme:

Bugün Murat Bardakçı’nın bugünkü yazısı, Eseri olmayan akademisyen sadece bildiri kaleme alır, bu konuda ilginç bilgiler barındırıyor. Mesela şöyle diyor, listedeki isimlere tek tek göz gezdirdim ve bazılarını tanıyorum. Devamını ise şöyle getirmiş:

Ama akademik başarıları ile değil, “1915 için özür”, “Gel kardeş, tehcir kurbanları için sen de bir mum yak…”, “Elimizdeki kanı çitileyelim” yahut “Amanııın, biz ne katil milletiz!” gibisinden kendimize küfür ve hakaret yağdıran mâlûm kampanyalarda isimleri hep en başta olurdu, o sayede tanınmışlardı.

***

Tutuklamalar ve Politik Cadı Avı

BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN,
Mahkeme kararı olmadan, açıklamaları “sultan emiri” tarzında kabul edip rektörlerin ve YÖK’ün cadı avı başlatması yanlıştır. HER ŞEYE RAĞMEN, akademisyenlere “tutuklamalar” yanlıştır. Soruşturmalar başlatılmalı, ifadeler alınmalı. Sonuca göre hareket edilmeli.

Eminim ki, yukarıdaki sözlerden “terör örgütü propagandası” ve “terör örgütüne yardım” çıkacaktır. Açık açık görülüyor daha ne desinler?

Ancak dediğim gibi, bahsettiğim gibi; ardından pkk çıktı, Atatürk düşmanlığı çıktı, Mısak-ı Milli düşmanlığı çıktı…

Olayın dedikleri gibi sadece “barış” olmadığı ortaya çıktı…

Ne denebilir ki?

Cadı Avı Yerine Demokratik Mücadele

Dün bu yazıyı yazdığımda üstte belirttim, “cadı avı” yerine demokratik bir mücadele başlatılmalıydı. Dünyaya (ki ABD temsilcisi sıkıntıyı dile getirdi en basitinden) demokrasi konusunda kötü mesaj vermek yerine, bu işi algı ve hukuk içinde çözebilirdik.

Bakın 4 akademisyen imzasını geri çekti [kaynak]. Şimdi bu adımlardan sonra “baskı yüzünden” diyecekler oysa değil. O akademisyenlerin bir kısmının neyin altına imza attıklarından haberleri yok (Sözde aydınlar, sözde toplumun ileri gelenleri! Neyse). Bu hatayı gidermek için birisi şöyle demiş:

Yoğun mesaim nedeniyle içeriğini okuma ve inceleme fırsatı bulamadığım bildiriye, barıştan yana bir akademisyen olarak, “barış çağrısı” düşüncesiyle imza attığım.

Yani daha büyük sıkıntı şu; bu akademisyenler, neye imza attıklarını okumamış ve bilmiyor! Böyle bir aydın kitlemiz var bu ülkede. Ülkenin bu duruma düşmesindeki en büyük pay kendilerindedir.

Geri çekme nedenini de şöyle anlatmış:

“Büyük tehdit ve tehlikelere maruz bulunan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğünü korumaya ve halkımızın güvenliğini sağlamaya yönelik mücadeleye ilişkin söz konusu bildiride ileri sürülen düşünce ve iddialara katılmam mümkün olmadığından imzamı geri çektiğimi ve bu olay nedeniyle hakkımda açılacak adli ve idari soruşturmaya hazır olduğumu kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarım.”

***

Ne denebilir ki? İçeriğinin altına ne yattığını göremeyecek kadar kör, içeriği okumadan altına imza atabilecek kadar şaşkınlardan, aydın denilenlerden; bu ülkeyi geliştirmesini bekliyoruz. Aydılar arasında böyle garip bir kitle var. Atatürk, Türk, Misa-ı Milli, 1919 ruhuna düşman olan ve Ermeni soykırımını savunduğu halde bu ülkenin okullarında çalışanlar var… Öyle özgür bir ülkeyiz.