Annemin ilaç arge şirketi ne zor şartlarda kuruldu ve kurulur kurulmaz hiçbir ekonomistin ve yatırımcının öngöremeyeceği şeyler olan askeri kalkışma, OHAL ve bu süreçteki tasviyelerin kurumları kilitlemesi bizi çok daha fazla etkilemişti ve bunları “çok zordan zora” başlıklı yazımda anlatmıştım.

Normalde yayınlayacağım 3-4 farklı konu var. Fakat dün duyduğum bir haber sonucunda, bu ülkede her şeyin kötüye gitmediğini ve düzgün insanların hâlâ bir yerlerde devlet kurumlarını oturtmaya çalıştığını anlatacağım.

TÜBİTAK İçinden Tehdit

Daha önce nerede anlattığımı bilmediğim için burada tekrar kısaca değineyim. 3 boyutlu ilaç yazıcısı için ve biraz daha savunma sanayisinde kullanılacak bir başka proje için, TÜBİTAK’a proje verdik. Gelen hocaların kaprisleri (ki Ege tarafından birisi, niye benim yayınlarımı koymadınız, bu işi ben bilirim, ben yaparım gibi bilinen akademisyen kaprisleri, ki annem de 14 yıldır sanayi bölümünde olsa da 26 yıllık akademisyenliği var) ile uğraştık. Tabi yine aynı akademisyenin, verdiğimiz proje ile ilgili şirketi olduğunu sonradan öğrendik, TÜBİTAK’a bildirdik, değişimler falan oldu da bunların yansıması size hoş olmuyor. Proje reddedildi. Aynı proje bir başka hoca tarafından aynı cihaz ve sarf listesi ile sadece ilaç adı değiştirilerek verildi. Bir de annemi hakem olarak projeyi değerlendirmesi için davet ettiler. Nasıl bir mide bulandırıcı işleyiş varsa, annem bu cihaz burası için uygun değil dese dahi “aa hocamız onu biliyordur, denemiştir” diyerek projeyi verdiler. Sonra diğer reddedilen projemiz de çalındı. Diyebilirsiniz ki dava yolu var. Evet Türkiye’de yargının nasıl işlediğini en basitinden dün rahip ile gördünüz. Bir daha TÜBİTAK’tan proje çıkmaz.

Gelelim Tehdit Olayına

Şirketi neredeyse sıfır parayla kurduk. Kalkışma, OHAL, TÜBİTAK’ın projelerinin 1,5 yıl sonuçlanmaması… Üst üste gelebilecek ne varsa geldi. Biz de yatırımcılarla konuşuyoruz. O sırada annem iki kişiyle görüştü. Birisi TÜBİTAK içinden biri, diğeri de onun iş kankası kıvamında bir tip. İsmini vermeyeyim ama bilindik M ile başlayan bir sağlık kurumunda çalışıyor.

İstedikleri şu; biz şirketi kapatalım, onlar için proje yazalım, iş yapalım. Çok para kazanırmışız. Tabi ki annem şirketi yeni açtığını, yıllarca büyük ilaç firmalarında çalıştığını ve orada ofis politikası yaparak koltuğunu elinde tutmaya çalışan arge’den haberi olmayan müdürler olduğunu ve bu yüzden, arge yapmak için kendi şirketini açtığını söyledi. Başkası için tekrar çalışmam dedi. Şöyle bir hikaye anlatmış bu yavşak arkadaş:

“Birisi çıkıp ben en büyük komutanım demiş. En büyük komutanınız kim karşıma çıkartın demiş. Napolyon mu diye sormuş değil demişler, işte bilmem kim şu mu bu mu diye sormuşlar; değil demişler. Kim o zaman deyince, bir yere götürüp ayakkabıcının önünde durmuşlar. İşte fırsatları kaçırmasaydı bu olacaktı demişler”.

Yani anneme diyor ki büyük olma fırsatını kaçırıyorsun. Fakat bilmediği şey şu, dedem ayakkabıcıdır. Bulgaristan’da 8 yaşında çobanlık yaparken 13 yaşında şehre gider tek başına, ailesinden ayrılır, ayakkabıcılık mesleğini öğrenir. Onunla para kazanır, aile kurar, Türkiye’ye gelir ve burada da devam eder başka işleri yaparken ek gelir olsun diye.

Tabi tam ayrılırken şöyle bir tehditte de bulunur; “kararınız kesin mi?”. Annem evet deyince, “siz bilirsiniz, fırsatı kaçırıyorsunuz, TÜBİTAK’tan projelerinizin çıkacağını da düşünmeyin”.

Sonuçta Ne Oldu?

Dün, 25 bin liralık kredi kartı borcunu devlete ödetmeye çalıştığı için atıldığının haberi ulaştı bize. Tehdit, baskı, kolay para peşinde koşan milyonlarca insan var. Kısa süreçte iyi paralar kazanabilirsiniz. Fakat uzun sürece baktığımızda ya o paraların hepsi gider ve ahlaksız olarak milletin aklına kazınırsınız; ya da para kazansanız dahi, daha fazlasını verseniz bile kurtulamayacağınız durumlara düşersiniz.

Eğer dürüst, ahlaklı ve azimli olursanız; özellikle girişimciliğe başlayacağınız ilk 3 yıl uykusuz geceler geçireceksiniz. Fakat pes etmez ve kararlılığınızı sürdürürseniz edineceğiniz tecrübe paha biçilemez olacağı gibi, 5 yıl içinde tırnaklarınızla kazıyarak geldiğiniz yoldan geriye düşseniz bile en fazla bir adım düşeceksiniz. Fakat yönünüz bellidir.

**

Milli piyango hayali gibi biraz. Kolay para kazanmak, kısa yoldan milyoner olmak isteyen sazanları avlıyorlar. Milli piyango aldığında hayal satın alırsın. 6 liraya alınabilecek en iyi şeylerden bir tanesidir vatandaş için. Araba alır, onu yapar bunu yapar. Oysa parayı değil de, başka amaçları ve hayalleri olan insanlar 6 lira vermeden, hayatı boyunca bunlar için yaşar. 1 yıldır herkesin imkansız dediği ve popüler politik söylemle “yerli ve milli” olan enzimi geliştirdik. Başka firmalara bir sürü ürün geliştirdik. Kendi ürünlerimizi geliştirdik ve üretim için yer kurabilecek yatırımı çözdükten sonra dünyaya satılacak (diğerleri gibi jenerik olmayan, önemli ilaçları) üreteceğiz.

Bir hayaliniz olsun, bu hayali amaç haline getirin (projelendirin) ve hayalinizin peşinden gidecek kadar cesur olun. Bu süreçte tehditler gelecek, zorluklarla karşılaşacaksınız, 20-25 bin kredi kartı borcu olan insanların uyuyamadığı süreçte siz bir kaç milyon nasıl bulunur, 1 milyonluk borç nasıl ödenir diye kalp krizi geçirtecek kadar sıkıntılı durumlara düşersiniz ve örnek vermem gerekirse geçen yıl 3 ay iş olmadığı için; cebinizde 5 lirayla su mu alsam, akbil mi doldursam diyecek duruma da gelirsiniz. Fakat azimle çalışarak, uğraşarak üstesinden gelirsiniz. Yani girişimcilik böyle bir şey bilginiz olsun. İlk 5 yılınız kafadan zehir. Bunca sıkıntıya rağmen kendinizi işe verirseniz, işleriniz düzelmeye başlayacak.

TÜBİTAK Ne Durumda?

Bir projemizdeki danışman, kuruldaki bir hoca ile mahkemelikmiş. Projemiz verilmeli. Teknopark’ta kuluçka merkezinde bir masa 2 sandalye vardı, hocalar gelip (doğal olarak) yeterli ekipman yok diyerek projeyi vermedi (ki 1 yıl sonra üst katta koca arge yeri kurduk ve yanlış hatırlamıyorsam 1 yıl içinde 8 proje geliştirdik ki bir tanesi biyoteknoloji olan enzim).

Bu süreçte başka bir proje hoca kaprisleri ve gelen her hocanın “e böyle şirketi biz de kuralım bari” dediği kıskançlıkları yüzünden giden proje var. Red verilen 2 çok güzel projeyi her nasılsa(!) başka şirketlerin yaptığını gördük. Ki işin içi muhtemelen şöyle; her yerde görüp midemizi bulandıran “danışman” sıfatlı kişiler bir şekilde içeriden bu projeleri alıp, gidip başka şirketlere satıyor. Anlaşılan o ki içerisi ile arası iyi olduğu kadar, akademisyenlerle de arası iyi ki; projede işe yaramayacak cihaz olmasına rağmen “aa hocamızı tanıyoruz onlar yapar” diyebiliyorlar! Tabi bu “danışmanlar”; başka şirketlerdeki projeleri alıp (çeşitli yolları var), başka şirketlere de satıyor. Böyle mide bulandırıcı yavşaklar…

**

Neyse bütün bu sıkıntılar ve bizim bilmediğimiz sorunlara rağmen; TÜBİTAK’ta ne oluyor? TÜBİTAK’ı sık sık eleştirmiştim. Fakat sonra başına gayet düzgün bir insanı getirdiler. Akademisyenliği çok iyi olan ama sanayi sektörünü de bilen bir insanı. Şubat ayında TÜBİTAK’ın başına getirildi. Saç baş yolacak fakat 1-2 yılda TÜBİTAK güzel hale gelir demiştim bir yazımda.

TÜBİTAK projelerinde iyileşmeler var, sistemsel olarak düzeltmelere gidileceği haberlerini de alıyorduk. Derken böyle şerefsizlerin de TÜBİTAK’tan şutlandığını görünce, TÜBİTAK’ın eski güzel günlerine kavuşacağı konusunda iyice ümitlendim.

Bu yazıyı yazmamın da iki nedeni vardır;
1- Her zaman dediğim gibi “politikada hiçbir şey görüldüğü kadar kötü, hiçbir şey de söylendiği kadar iyi değildir”. Bu yüzden ülkede hâlâ bir şeylerin düzgünce çalıştığını ve iktidarın bazı şeylerin farkına varıp işi bilen insanları bir yerlere getirdiği ve kurumlar içerisindeki pisliklerin temizlendiğini bilmeniz gerekiyor.
2- Kolay paradan kaçının! Kolay para gibi görünen şeylerde alın teri yoktur. Bir sürü sorun vardır. Alın terinizle, emeğinizle, gerçek anlamda uğraşarak ama 5 yılda yapacağınız işlerde kimse sizi geri döndüremez. Bir sürü hak yemeler, bir sürü sorunlarla boğuşursunuz fakat hepsinin sonunda karakteriniz ve kişiliğiniz de gelişir. Sizi eğip bükebilecek insanlar olamaz. Üstelik bu sürede edindiğiniz bilgi, tecrübe ve şerefinizle kazandığınız iş çevresi yanınıza kar kalır.

O yüzden siz dik durun, karşınızdakiler eğilecektir.