Andıç: Yazının başında bilim konusunda bir şeyler açıklayacağım. Ardından 2. bölümde Elon Musk ve First Principle of Thinking’e geçeceğim çünkü bu blogu her kesimden insan okuyor. Bilimi, gelişimi ve ölçmeyi “herkesin anlayacağı şekilde” anlatmam gerekiyor ki Elon Musk’ın (ve Steve Jobs gibi insanlar hatta Atatürk’ten Yılmaz Büyükerşen’e bir çok insanın) aynı yolları takip ettiğini gördüm.

Bu yazı, sanıyorum blogta yazdığım en zor yazılardan birisi olacak (benim için) ki 557 gönderiden bahsediyoruz (bu hariç). Neden? Çünkü Türkçe olarak neredeyse hiçbir şey bulamadım, bulduklarım  biraz eksik ve yüzeysel geldi ki açmam gerek.

**

Öte yandan Elon Musk’ın biyografisinin yazıldığı kitapta bununla ilgili tek bir bölüm var… Onu da Google kurucusu Larry Page söylüyor, sayfa 408’de şöyle diyor:

“Hakkında çok şey bilmediğiniz şeyler ile ilgili sezgilerinizin, çok da iyi olmadığını öğrenmiştim. Elon’un bunu hakkında konuşma şekli şudur; bir problemin her zaman ilk prensibinden başlamanız gerekir. Bunun fizik kuralı nedir? Ne kadar sürece? Ne kadara mal olacak? Nasıl daha ucuz yapabilirim? Neyin mümkün ve ilginç olduğu hakkında karar vermek için belirli bir mühendislik ve fizik seviyesine sahip olmalısınız. Elon bunu bilebilmesinden dolayı sıra dışıdır ve ayrıca iş dünyasını, organizasyonu, liderliği ve hükümetle olan ilişkileri bilmektedir”

Bu konuyu bir yol açmak, tanıtmak ve aynı zamanda araştırmam için bir ilham olması amacıyla açıyorum. Günler geçtikçe eklemeler, düzenlemeler yapacağım.

Bu yazı neden zor? Çünkü “first principle” diyor Elon Musk ve bunu kitapta “prensip” olarak almış. Evet principle sözcüğünü prensip, focus sözcüğünü fokus yapmak Türkçe çeviri! Kitabın çevirisi rezalet ona zaten geleceğim. Fakat burada prensip dediği ilkedir. Yani temel düşünce, hareket noktası… Olayın özü kısaca. Bu satırları yazarken, yayınlayacağım video (izleti) için çeviri yapıyordum ve anology (sözümona Türkçesiyle anoloji, fakat karşılaştırma-benzerlik) sözcüğünü bile çevirmekte zorlandım. Hal böyle olunca bir şeyleri sıfırdan Türkçe yazmak zorluyor, üstelik bilmediğim bir şeyleri!

Gördüğünüz gibi ilke, anoloji gibi konularda bile sorun varken; “First Principle” kavramını nereye dayandırayım? Bu olayı ilk duyduğumda “first principle of thinking” olarak algılamıştım yani “düşünmenin temel ilkesi”. Ardından bir kaç yazı okudum ve onlar “first principle” yani temel ilke olarak anlatmış. Fakat Elon Musk’ın açıklamalarına baktığımda, Aristotales gibi “ilk düşünce, düşüncenin temeli” gibi olayı kastettiğini (yani ilk başında doğru düşündüğümü) anladım. Haliyle bütün bu belirsizlik, bilinmezlik içinde bir yazı yazmam gerekiyor ki bunu okuduktan sonra bazı blog yazarları ve hatta gazete yazarlarının, buradan yola çıkarak bir şeyler yazdığını daha önce gördüğüm için; doğru bilgi vermem gerekiyor ki çok zor… Elimden geldiği kadar mantığı anlatmaya çalışacağım.

Başlayalım…

Düşünmek… Doğal vs Sosyal Bilimler

Doğal bilimler; matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi bilimlerdir. Siz keşfetseniz de keşfetmeseniz de oradadır. Yani yerçekimi bulunmadan önce de vardı, bulunduktan sonra da var. Doğal bilimler, adı üstünde doğanın içindedir. Her yerde aynıdır, değişmezdir. 2+2 her yerde 4’tür. Uygulanabilirlik, test edilebilirlik gibi konular daha kolaydır.

Sosyal bilimler; sosyoloji, felsefe, siyaset bilimi, ekonomi, hukuk gibi bilimlerdir. Burada ise işler biraz daha sıkıntılıdır çünkü doğal bilimlerdeki gibi bir durum söz konusu değil. En basitinden “test edilebilirlik” bile sıkıntıya düşüyor (örneğini vereceğim). Demokrasi anlayışı bile bırakın ülkeler arasını; komşu iki ülke ve hatta aynı ülkedeki 2 farklı vilayet (kanton) arasında bile değişiyor. Aynı şey hukukta ve diğer alanlarda da geçerli.

Siyaset bilimi (ve uluslararası ilişkiler) disiplininden örnek verecek olursam; Jus Cogens, “insan hakları” gibi çeşitli kavramları bir standarta oturtmaya çalışıyorlar. Fakat ne kadarı uygulanıyor, nasıl uygulanıyor? Bütün ülkeler tarafından kabul edilmiş bir “İşkence Sözleşmesi” var. İşkence yasaklanıyor. Ne olursa olsun yasaklanıyor ve bütün devletler bunu kabul etmiş. Gerçekten böyle mi? Hiçbir yerde devlet görevlileri işkence olmuyor mu? Mesela terörist yakalanırsa???

Sosyal bilimler alanında bir şeyin doğal bilimlere kıyasla genelleme yapılması, test edilebilir olması, geçerlliği vs gibi bir çok temel ilkesi sıkıntılıdır. Yani bilimin temeli olan “sistematik” kavramı daha sorunlu şekilde karşımıza çıkar.

Bilimin Temeli

Şöyle ilginç bir durum var, modern bilimin temeli felsefedir. Milattan Önceki yüzyıllarda da insanlar düşünüyordu fakat günümüzdeki bilimin, sosyal disiplinlerin temelini oluşturan yapı; Aydınlanma Çağı ile başladı ki bu çağın hemen öncesi ise önemli “DÜŞÜNÜRLER” ile anılır. Bu düşünürler, Aydınlanma Çağı’nı tetiklemiştir.

Descartes, Galileo, Immanuel Kant, Jean Jack Rousseau, Thomas Hobbes, John Locke, Kopernik, Voltaire… Bu isimleri illa duymuşsunuzdur, duymadıysanız bir köşede 2 dakika boyunca utanın lütfen. Hatta siyaset bilimi, hukuk öğrencisiyseniz ve hala bu insanları duymadıysanız, yazdıklarını okumadıysanız ehhh…

Bilimin temelinde felsefe yatar, felsefenin temelinde ise merak vardır. Merak ile sorgulamaya başlar insanlık. Cevap bulmaya çalışır, bulduğu cevapların da doğruluğunu sorgular bu sefer.

İnsanlık, sürekli olarak merak etti. Bu merak, buluşları sağladı. “Toplumsal” (collective) hareket ve zekaya, edinilen bilgiye bağlı olarak Tunç Devri’nden Demir Devri’ne geçişimiz belki 2 bin (2.000) yıl ve daha fazla sürmüş olabilir fakat bilgi arttıkça, insanlar birbiriyle daha kolay bilgi alışverişi yaptıkça işler kolaylaştı.

2007’de çıkan iPhone ile birlikte internetin cebimize gelmesi ve devamında sosyal medyanın gelişmesi ve bütün bunların pazarlamadan siyasete, bilgisayar biliminden eğitime neleri nasıl değiştirdiğini görebiliyoruz.

Bütün bilimin temelinde tek bir şey vardır: MERAK! Merak edersin, soru sormaya başlarsın yani sorgularsın. Oluşunu sorgularsın, yapılanları sorgularsın, kiliseyi sorgularsın (ve aforoz edilirsin o dönemde), şimdi iktidarı sorgularsın (içeri atılırsın)….

Kısaca: gelişim = sorgulamak, cevap aramak. Yani felsefe. Aydınlanma Çağı düşünürleri, bilimsel gelişmenin önünü açtı. Pusula, buhar makinesi falan derken; başka yerlerdeki medeniyetlerle iletişim ve alışveriş kolay haline geldi. Devamında daha bilgi alışverişi sağlandı ve felsefe boyut değiştirdi. Felsefe ile ortaya çıkan bilimsel ve sosyal gelişmeler süreci hızlandırdı… Sanayi Devrimi derken nerelere geldik biliyorsunuz.

Yani insanlık, aslında 4-5 yaşında bir çocuk gibidir. Soru soru sour… Cevaplar aldıkça daha fazla soru… Çocuğun sorularını daha düzgün yanıtlar ve sorgulamasına izin verirseniz; dünyayı değiştiren insanları yetiştirmiş olursunuz.

Bilim Nedir?

Bir akademisyen ve uzman olmadığım için belki eksik cevap vereceğim fakat bilimsel bir çalışma için ;

Önce varsayımda bulunursun.
Ardından gözlem yaparsın.
Bilgi yığınları oluşturursun.
Bilgi yığınlarını analiz edersin.
Hepsini bir mantığa oturttuğunda; TEORİYİ ortaya çıkartırsın.

Senin teorini eleştirirler. Bu kötü değil, iyi bir şeydir. Eksik yanları tamamlanır, yanlışlar düzeltilir, doğru yanlar ise tekrar doğrulanır. Teori daha iyi hale gelir, başka teoriler ortaya çıkar… Zincirlemedir ve birbirini tamamlar. Charles Darwin’in “Evrim Teorisi”ne baktığınızda, Darwin’in ilk sunduğu ile şimdi kabul edilen arasında dağlar kadar fark olduğunu görürsünüz. Bir sürü yeri hatalı ve eksikti. Fakat sonradan gelenler tamamladı.

Türkiye’de ise eleştiri yaptığında, karşındaki insan direkt olarak kişisel algılıyor. Cahillikten ve özgüvensizlikten kaynaklıdır. Yani Türkiye’de AKP’nin eleştirilmesi aslında sıkıntı olabilecek yönlerin giderilmesi için bir fırsattır fakat bu kişisel algılandı iktidar tarafından. Eleştirilen ne varsa; Ergenekon ve Balyoz dosyalarından ekonomiye, dışişlerinden cemaate kadar ne varsa hepsi bir bir karşımıza çıkıyor. Oysa eleştirilere kulak verselerdi, ellerinde tuttukları güçle; gerçekten güçlü bir Türkiye ortaya çıkacaktı.

Onun yerine “ağaçları kesmeyin” dedikçe, sanki öc alır gibi bir kin ve nefretle ne var ne yok hepsini gece vakti ve üniversiteler tatil iken kestiler. Ne anlama geldiğini, İstanbul’da yaşayanlar 60’lı yaşlarında hastahanelere taşındığında görecek….

Sosyal Bilimler

Buradaki “test edilebilirlik” ve sistematik düşünce gibi şeylere bir örnek verelim. Suyun kaynama noktası (belirli şartlar altında) 100 santigrat derecedir. Bunu denemek için ölçüm aletleri, gerekli koşullar, su ve ısıtıcı yeterli olacaktır… Peki ya şöyle bir soru sorsam ve cevabı için uğraşsam:

“Üniversitemdeki öğrencilerin politik görüşleri nedir?”

Bu soruyu sorduğumu düşünelim, cevabını bulalım. Ne yapmam gerek? Sormam gerek değil mi? Peki 20 bin öğrencinin olduğu ve bunun 7 binin yabancı olduğu bir üniversitede herkesi tek tek nasıl yakalayacağım? Fazlasıyla zor. Bir öğrenciyle görüşüp gerekeni yapmak için 10 dakika harcasam, 20 bin öğrenci ile toplamda 20.000 * 10 = 200.000 bin dakika yani 3333,33 saat yani 133 gün yani 4,6 ay harcamam gerek. Bu da yeden içmeden! Günde 8 saat çalıştığımı düşünürsek,  37 ay, o da 3-4 yıl gibi bir süreç demek (:

E adam ne güzel gidip deniz kenarında çat çat ölçüyor, biz neden 3yılı aşkın zaman uğraşıyoruz? İnsanla uğraşmanın nazı… Şöyle demiş Çinli birisi (kim bilmiyorum, atasözü) :

Bir gün mutlu olmak istiyorsan, içki iç…
Bir hafta mutlu olmak istiyorsan, tatile çık…
Bir ay mutlu olmak istiyorsan, evlen…
Bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan, toprakla uğraş…
Bir ömür boyu mutsuz olmak istiyorsan, insanlarla uğraş…

hahhh işte siyaset bilimciler insanla uğraşıyor. Geçmiş olsun.

**

Konuya geri dönersek,

Üniversitenin yapısını bulmamız gerekir. Her 20 öğrencinin 7’sinin yabancı olduğunu biliyoruz. Fakat araştırmayı ilerletip, ülkelerini bulup bir oran yakalayabiliriz. Üstelik kimin hangi bölümde okuduğunu araştırıp, her bölümden bu orana göre öğrenci seçebiliriz. Bunlardan birini başka türlü yaptığımda, cevap değeşecektir. Örneğin 7 bin yabancının 2 bini Nijeryalı ise, ben 20’ye 7’deki öğrencilerin 2 tanesini gidip Irak’tan alırsam sonucu tüme oranlamak sorun teşkil eder.

Oranı bulduk, insanları bulduk ve bir “test grubu” yaptık diyelim. Cinsiyete, bölüme, ülkelere göre ayırdık. Buna göre bin kişilik çalışma grubunu bulduk. Sırada ne var? Soru sormak ve cevap almak.

Siyasi görüşünüz nedir diyeceğiz öyle değil mi? Onlar da komünistim, liberalim, realistim, muhfazakarım diyecek ve dönüp gideceğiz… DEĞİL! Tabi ki değil… Türkiye’deki solcular aslında liberaldir başlıklı gönderimde bahsetmiştim; Türkiye’de “ben solcuyum” diyenlere neden solcusun dediğinizde şöyle bir yanıt duymanız muhtemel: hukukun üstünlüğü, laiklik, insan hakları, basın özgürlüğü gibi şeylere inanıyorum. Fakat burada bir sorun var; bunlar solun değil, liberal düşüncenin değerleridir.

O zaman sorular sorup, kimin ne olduğunu ben anlamalıyım… Şöyle sorular sorabilirim;

Devletin, dini değerleri baz alan bir anayasası olmalıdır : katılıyorum, çekimser, katılmıyorum (yada 5’li biraz katılıyorum vs olabilir).
Basın, devleti zora sokacak bilgileri paylaşmamalıdır, devlet müdahale etmelidir  (yine cevaplar).
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, tüm devletlerce uyulması gereken bir bildirgedir (cevaplar)
(başka soruda): İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve demokrasi gibi kavramlar batının zorlamasıdır…
(başka soruda): Devletin yönetim şekli, dine dayalı olmalıdır.
Üretim araçlarının belirli zümrede toplanması yanlıştır, halka eşit dağıtılmalı
(başka soruda):  Devlet, özel sektöre mümkün olduğu kadar az karışmalıdır.

Uzatılabilir…
Aynı soruyu 2-3 kere değiştirip sormakta yarar var. Bütün cevapları aldıktan sonra elimizde bir veri oldu. Sonra bunu işleyebileceğiz.

**

İşlemleri atlıyorum, kısaca; özel belirlenmiş 1.000 kişiye (ki dağıtım, 20 bin kişiye oranla temsil edilebilecek şekilde olmalı) sorduğumuz soru ve aldığımız yanıtlara göre; üniversitemin yüzde şu kadarı liberal, yüzde bu kadarı komünist, yüzde bu kadarı muhfazakar falan diyebilirim. Hatta, “yüzde şu kadarı insan hakları konusunda böyle düşünüyor” diye söyleyebilirim. Yani bir genelleme elimizde oldu ki anket firmaları ya da bu tarz “Türkiye’nin en zeki ili Eskişehir” falan gibi araştırmaların bir yerinde şöyle cümleler görürsünüz: 1.000 kişiye soruldu, beyana dayalı yapıldı vs…

AMMA,
Kalkıp bu bin kişiyi değiştirip, başka bin kişi (yine aynı dağıtım oranına göre) aldığımda veya 20 bin öğrencinin hepsine sorduğumda; cevap %100 aynı çıkacak mı dersiniz? Ya da başka 20 bin kişilik üniversitede uygularsak? Ya da başka üniversitelerde???

Gördüğünüz gibi sözel bilimlerde bir şeyi analiz etmek, bir standart yakalamak zordur. Şimdi ülkeye uygulayın (siyasi görüş değil, başka şeyler olsun) ve hem sosyal bilimlerin hem de siyasetin zorluğunu görün.

 

Bunları Neden Anlattım?

Sayısal çıkışlı ve kalkulus, fizik gibi bazı mühendislik derslerini almış, aynı zamanda 11 yaşımdan bu yana (17 yıldır) programlama yapan biri olarak farklı disiplinleri öğrenmenin neden ve nasıl önemli olduğunu bizzat gördüm. Bunların yanında psikoloji, beden dili, markalaşma gibi bir çok konuda kendimi geliştirmeye çalıştım ve sonucunda; ne kadar farklı bilgi öğrneir, bakış açısı kazanırsanız, bir konuya yaklaşımınız o kadar değerli olacaktır. Tek yönden bakmak çok tehlikeli hale gelir.

Ne yazık ki siyaset bilimi akademisyenlerinden toplumdaki en alt kesime kadar bunun acısını yaşıyoruz.

Siyaset bilimi akademisyeni, bir siyaset bilimi teorisine (yani bir köşeye) çekilip bütün hayatı oradan analiz etmeye çalıştığına defalarca şahit oldum. Hatta siz bile, toplumdaki insanların bir köşeye çekilerek (din, milliyetçilik, vs vs), bütün hayatı tek bir pencereden nasıl bakmaya çalıştığına şahit olabilirsiniz.

Hayat bir evdir. 4 yöne bakan, müstakil bir evi düşünün. Hatta villa olsun, 3 katlı. Her penceresine bir insanı gözleri bağlı şekilde getirin ve gözlerini açın. Daha sonra tekrar kapatıp hepsini bir yerde toplayın. Aynı yöne bakanlar, benzer şeyleri anlatacak ama bazıları birinci kat, bazıları 3. kattan bakmış olacak. Fakat farklı yöne bakanlarla birlikte işler karışacak. Bu yüzden hem farklı pencerelerden bakmayı, hem de farklı seviyelerden bakmayı öğrenmemiz gerekiyor; millete “koyun, aptal, cahil” veya “hain, terörist” diye direkt olarak etiket yapıştırmak yerine…

 

Temel İlke – Temelini Anlamak (Elon Musk)

Elon Musk’ın söylediklerine göre anladığım zaten felsefedekiyle aynı ki wikipedia‘da bununla ilgili bölüm var ve şöyle diyor:

A first principle is a basic, foundational, self-evident proposition or assumption that cannot be deduced from any other proposition or assumption. In philosophy, first principles are taught by Aristotelians […]

Kabaca: başka şeylerden ve başka şekilde sonuca, varsayıma ulaşamayacağınız durumdur. Herhalde asal sayılar diyebiliriz bunun için. İlk okuduğumda Sui Generis yani “nevi şahsına münhasır” olarak düşündüm ki bir anlamda da böyle… Temel ilkenin peşinden Aristotalesçiler gidiyor gibi bir şey denmiş ki, Aristotales (MÖ 300’ler) mantığına bakacak olursanız farklı düşünmeyi görürsünüz. Türkçesi berbat Wikipedia’da ama İngilizcesi var [wiki].

**

Fazla bilgimin olmadığı felsefe alanından biran önce çıkıp konumuza gelirsek…

Şu video ile (ki çevirisi için fazlasıyla uğraştım) yola devam edelim, daha kolay anlayacaksınız:

**

Bu düşünce yoluna baktığımda, Steve Jobs’u , “Farklı Düşün” reklamını gördüm ki bir şey başarılı olmuşsa tesadüf değildir ve arkasında büyük bir kavram vardır diye düşünürüm. Yıllar sonra Farklı Düşün reklamı ve Steve Jobs hakkında bir sürü taş yerine oturdu (yine).

Olayın Özü

İnsanlar hep karşılaştırma yapar. “Gomşu çocuu takdir getirdi”, ya da “ders notlarınız 3 üstünde olduğunuzda yüksek lisans için şu şu üniversitelere kabul edilebilirsiniz” (hass…). İnsanlar eğitim sisteminde kalıplarla büyütülür ve kafalarında sürekli sınırlamalarla, diğer insanların söylediği bazı kavramlarla dolaşır.

Biraz daha özele inersek; insanlar neden mühendis, doktor, avukat olmak ister? Çünkü para kazanmak ister ve bu mesleklerde kazandırır. İyi de sadece orada mı var? Hayır ama “anoloji” ya da bezerlik-karşılaştırma ile; insanların hayatında en fazla para kazananları bu alanlardan görmüştür. Yani gördüğü şeylere bakarak bir çıkarım yapar ve bu mesleklere giderse para kazanacağını düşünür.

Size şu konumda bahsetmiştim; IT, yazılım vs hesaba katmadım, sadece “bilgisayar mühendisliği” bölümlerinden mezun olan kişi sayısı yıllık ortalama 3.500’lerde. Bununla ilgili bir resmi veri yok (21. yüzyılda devletin bu şekilde rezil çalışması ve toplumun bilgi alma hakkına, bilgi yayınlamayarak gasp etmesi beni hasta ediyor).

Tıp, hukuk bölümlerine baksan da durum aynıdır muhtemelen. Fakat bu 3.500 mezun işlere yerleşip, hayallerindeki 5 bin maaşa ulaşabilecekler mi? Günümüzde mühendisin maaşları ortalama 2500-3000 civarında. İyi para mı diyorsunuz? Ben de sie son2 yılda tanıdığım “ilkokul mezunu” olan fakat 10-15 ülkeye ihracat yapan ve gördüğünüzde “zengin” olduğunu anlayacağınız insanları gösteririm.

İşin özü para kazanmak için üniversite okuyorsanız vay halinize…

 

Farklı Düşün

Öncelikle şimdiye kadar yapılanları, söylenenleri bir kenara bırakmak gerekiyor. SEVMEDİĞİN HİÇBİR İŞTE BAŞARILI OLAMAZSIN! Bunu öğrenin. Çünkü şimdi bunu anlamazsanız, hayatınızın sonunda daha acı şekilde anlayacaksınız. O yüzden sevdiğiniz işe yoğunlaşın. Neyi sevdiğinizi bilmiyorsanız, önce onu bulun. Bunun için bir sürü şeyi deneyimlemeniz, denemeniz, okumanız gerekir. Film ve dizi izleyerek bunları keşfedemezsiniz, sosyal medyada ise hiçbirinin cevabı yok benden söylemesi.

 

**

“Müşterilerime ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı bir at istediklerini söylerlerdi” demiş H. Ford!

Farklı düşünmeyi, insanların temel kavramlarına ve toplum kurallarına uymamayı öğrenmeniz gerekiyor. Çünkü henüz insanlık görene kadar ne istediğini bilmiyor. Hayal kurmayı öğrenmeden, hayallerinizin peşinde gitmek için cesaret göstermeden bunları yapamayacaksınız bilginize…

Öğrenmeyi öğrenmek,  üniversite hayatımda sona doğru,  üniversite saçmalıktır,  diploma fabrikası üniversiteler,  kalıplarda yaşamak.. okul terk patron için çalışan yetiştiren üniversiteler  ve şu an aklıma gelmeyen nicesinde bunları yazdım. Steve Jobs’un çok sevdiğim konuşmasını size çevirdim (burada).

Kalıpların dışında düşünmeye, yaşamaya ve insanlığı zehirleyen (ve belkide cıvımalarını engelleyen?) bu kalıpları yıkmaya çalıştığınızda hayatınız zehir olacaktır. Acı çekeceksiniz. Şanslıyız, kiliseden aforoz edilme, cadı diye yakılma, idam edilme fazlasıyla eskide kaldı fakat Türkiye’de görebileceğiniz ve Türkiye’yi dünyaya tanıtan Fazıl Say gibi adama (İstanbul Senfonisi yazmış, Yürüyen Köşk’ü bestelemiş vs) bile vatan haini deyip, ülkeden uzaklaştıran bir cahil topluluk var ki; Türkiye ve ülke için ne yaptığını sormayı geçtim, 4 bin alıp asgari ücret gösteriyor, vergi ödemiyor, kaçak işler yaparak ülkeye zarar veriyor…

Farklı düşünen insanlar her zaman zorluklarla karşılacak, her zaman sorunlarla boğuşacak. Hayatınızın bazı bölümleri çok zorlu geçecek. Topluluk tarafından linç edilecek ancak bir şeyler başardığınızda insanlık peşinizden gelecektir.

 

Elon Musk

Elon Musk’ı birazcıkta olsa burada anlatmıştım. Kısaca tekrar anlatayım çünkü konuyla ilgili. Önce sürekli başarılı olarak bildiğimiz Elon Musk’ın diğer yüzünü anlatalım… Ki başarılı insanların sadece başarılarını görmek gibi eğilimlerimiz var.

 

  • Netscape’te çalışmak istedi fakat iş başvurusu rededildi!
  • Kendi kurduğu firmada, CEO olmak istedi ama yönetim kurulu reddetti. Firma: Zip2 (Steve Jobs’a selam çakmış resmen).
  • PayPal, en kötü 10 iş fikri olarak kabul edildi (x.com bünyesine katmıştı, 2002’de PayPal, eBay’e 1,5 milyar dolara satıldı, Musk ise PayPal’ın %11,7’sine sahipti)
  • 1999’da 1 milyon dolara aldığı yeni McLaren’i ile kaza yaptı
  • Balayındayken (2000), PayPal’ın CEO’luğundan kovuldu
  • Tatildeyken serebral sıtmadan neredeyse ölüyordu. (2000)
  • Uzaya fare ve bitki göndermek için Ruslardan roket almak istedi ancak Ruslar reddetti (2001)
  • Bu sefer arkasında SpaceX vardı, tekrar şansını denedi ancak Ruslar, genç çocuğu bir kez daha reddetti (2002)
  • SpaceX projelerince ilk kez roket fırlatıldı fakat bu ilk başarısızlık demekti, roket patladı (2006)
  • İkinci roket denemesi, ikinci patlama (2007)
  • 3. deneme ve üçüncü patlama, yine başarısızlık (2008)
  • Başarısızlıklar nedeniyle SpaceX ve Tesla iflasın eşiğine geldi (2008)
  • Yılmamıştı, tüm servetini harcamaya hazırdı, roketi tekrar tekrar kullanabilmek için kalktıktan sonra yere iniş yapabilecek bir sistem üzerinde çalıştılar fakat iniş yaparken başarısız oldu (2013).
  • Tesla S’te pillerden rastgele ortaya çıkan sorunlar başgösteriyor (2014)
  • 4. fırlatma ve 4. patlama (2015)
  • Tesla Model X’in teslimatı 18 aydan fazla erteleniyor (2016)
  • 300 milyon dolarlık Facebook uydusunu da taşıyan roket havalanıyor, 5. kez fırlatılıyor ve 5. patlama… (2016)
  • 4. ve 5. ve 6. kez roket geriye indirilirken başarısızlıkla sonuçlanıyor (2016)

 

Elon Musk ve Temel İlke

Aslında videoda bir bölümünü, pil takımını anlattı. Herkesin 600 dolar dediği maliyeti farklı düşünerek 80 dolara düşürmeyi başardı. Fakat ben size farklı bir olay anlatayım…

Tesla

Elon Musk’ın 3 aşamalı planı vardı:

1- fiyatı yüksek olan ve pazar payı çok az olan bir spor araba yap
2- oradan gelen parayla fiyatı nazaran düşük olan ve pazar payı daha yüksek olan (%20 gibi) araba yap
3- fiyatı düşük olan ve kitlelerce kabullenilecek bir araba yap

İlk Tesla Roadster, Model S ve Model 3 böyle çıktı. Peki neden spor araç ile başlandı?

**

Diyelim ki elektrikli bir araba yapacağız. Oturduk ve birlikte düşünüyoruz ne yapabiliriz diye? B ve C sınıfı otomobiller yapalım değil mi? Aileler alsın, hep birlikte satalım, mis… Hoppp patladı (: Geçmiş olsun.

Yerli araba üretmek çok mu zor ve Türkiye’de arge sorunu ve özel olarak 21. yüzyılın Devrim arabası EVT S1 konularında daha detaylı açıkladım (isteyenler bakabilir).

Bugün küçük segmentte yani lüks olmayan aile araçları için büyük firmalar fazlasıyla ucuz, gerçekten ucuz şekilde üretim yapıyor. Seri üretimden kazanıyorlar. Siz bakmayın en dandik arabayı 80-90 binden ülkemizde aldığımıza.

Asgari ücret:
Kanada: 2000 k. doları
Amerika: 1.3000 dolar (en az)
Almanya: 1500 euro
Türkiye 1.400 tl

Ford Focus fiyatı:
Kanada: 16.086 k. doları
Amerika: 16.860 dolar
Almanya: 18.900 euro
Türkiye: 79.470 tl

Birime oranla (asgari ücret vs fiyat):
Kanada: 13.2
Amerika: 8
Almanya: 12.6
Türkiye: 56.7

Yani “dış mihraklarda” asgari ücretle çalışan birisi Ford Focus gibi bir aracı 8-14 ayda alabiliyor (yemeden içmeden) fakat egunumisi çok gözel olan ülkemde asgari ücretli 56,7 ayda ancak alabilir (yemeden içmeden). Bu dolardan değil, TL’nin değerinin düşüklüğünden kaynaklanıyor ki 2013 yılından bu yana 92 para birimi karşısında değer kaybetti.

Gördüğünüz gibi arabalar orada ucuz. Ford Focus’un (birime oranla), Türkiye’de 15-16 bin olduğuu, hadi biraz daha fazla vergi alınsın; 20-25 bin olduğunu düşünün… DÜŞÜNEMEDİ

**

“Eşik” dediğim bir düşüncem var ki bunu ekonomik ya da başka konuda bir teori olarak bulamadım (illa vardır, bilen mail atsın), olay şu; öğrenci olarak Kıbrıs’ta yemek yiyebileceğiniz miktar bellidir. Yani 10-12 lira arasına dürüm yersiniz. Daha düşük yemek yok (varsa bile aperatif, öğün olamaz). Biraz yükselteyim 15 yapayım derseniz, o zaman daha iyi yemekler var. Fakat doğru düzgün bir şey yiyelim, medeni insan gibi tabakta yiyeyim falan derseniz, lezzetli ve doyurucu olsun derseniz eşik 25 liradır. Buradan sonra yiyebileceğiniz her şey lezzetlidir, doyurucudur.

Aynı şekilde elektrikli otomobillerde pil takımının maliyeti vs var ve bunun bir eşiği var. Örneğin yurtdışında Tesla için bakalım (tesla kendi aracını yap): 72.000 dolar diyor, buradan başlıyor. Görebileceğiniz üzere eşik yaklaşık olarak 75-80 bin diyebiliriz. Ford Focus’un 16 binlere satıldığı, Mercedes’lerin 40 binlere satıldığı bir ülkede 80 binden başlayacaktır elektrikli araç.

Elektrikli kaykay, motor, araba, kamyon arasında hiçbir fark yok. Aynı mantık ve aynı motor çalışma ilkeleri geçerli. Fakat pil işin içine girdiğinde değişiyor.

İçine konan yakıtın ancak %20’sini harekete dönüştürebildiğimiz içten yanmalı motorlarda (geri kalan ısıya dönüşüyor); 10 binden başlayıp, 5 milyona kadar çıkabilecek seçeneklerde farklı araçlar alabiliriz. Fakat iş elektrikli araçlara geldiğinde yelpaze kapanacaktır.

 

 

Gördüğünüz gibi en üst limitlerde bir şey alayım derseniz; Tesla’nın yeni roadster modeli (ki 4 kişilik) 200 bin olacak ve hem 0-100 arasına 1,9 saniyede çıkacak, hem yüksek hızlara çıkacak hem de bin kilometre gibi bir menzili olacak ki 3 milyonluk Bugatti ile karşılaştırıldığında…

Anlaşılan Tesla, fosil yakıtlı araçları bitirmeye kararlı (:

İşte eşik dediğim budur. En baba elektrikli araçları 200-250 bine alırsınız (yurtdışında) ki bunlar 3-4 milyonluk araçlarla boy ölçüşecek; yakıttan ve motor parçalarından (bakımdan) tasarruf ettirecektir. Fakat en düşüğünü Focus vs gibi 15’e değil, 70-80 binlere alabilirsiniz. Yine de bu araçlardaki otomatik pilot yazılımları, iskeleti, dayanıklılığı daha iyi. Tesla, çeşitli araçlar gibi bazı alanlarda 5 yıldız alıp bunu “güvenli araba” diye pazarlamıyor; TÜM ALANLARDA 5 yıldız aldı. Neyse..

Neden Spor Araba?

Konuya geri dönecek olursak, göreceğiniz gibi B ve C segmentlerinde yapacağınız bir araç fiyatı nedeniyle tutulmayacak ve batacaksınız. Önce ayaklarınızın üzerinde durmak, para kazanmak ve hepsinden önemlisi BİR ŞEYLER İSPATLAMAK için en üst segmenlere, lüks segmentlere bakmanız gerekiyor.

Bakın 3 milyonluk Bugatti ile kapışabilen bir elektrikli araçtan bahsediyoruz hem de 200 bin dolara! Yani 1 Bugatti parasına 15 Tesla Roadster alabilirsiniz ki parça bakımı ve benzinine ödeyeceğiniz paradan tasarrufu saymıyorum.

**

EVT S1 projesi de böyle çıkmıştı ve Türkiye’de şu arabayı Hacettepeliler üretmişti:

 

 

Konuyla ilgili yazım: burada. Raşit Karakuş’un yazısı ise burada.

**

İşte fiyat/performans ve eşik fiyatı gibi bir çok olay nedeniyle “spor araba” ile başlamak uygundur. Aynı şekilde ücretsiz şarj istasyonları, Gigafactory gibi akü yapılacak büyük fabrikalar üretmesinin de sebepleri bunlarla ilgilidir.

 

SpaceX

Gelelim SpaceX’e… Uzay yolculuğu neden pahallıdır? Çünkü roketler bir kere kullanılır ve tane baına maliyeti 1 milyar dolar gibi bir rakama ulaşır. Uçak yolculuklarında, uçağı bir kez kullandığınızı düşünün. THY’de bulunan Boing 737-800’ün fiyatı 96 milyon dolar. Yolcu kapasitesi 175’tir. Kaba bir hesapla 96 milyon / 175 = 548571,4 dolar diyor. Ne demek yani?

Eğer uzay sektöründe olan koşullar, havacılıkta olsaydı bilet fiyatları yaklaşık 550 bin dolardan başlayacaktı. Neyse ki tekrar tekrar kullanabiliyoruz. SpaceX’te ise kalkış başına maliyet 60 milyon dolara kadar düşmüştür.

İşte bunu çözümlemek için tekrar kullanılabilecek roketler üzerinden gitmeyi planladı. Bir sorun vardı; tedarikçi firmalar… Kullanılan mevcut sistemler sorunluydu. Ayrıca yenilikçi bakış açısı gerekiyordu, hafif olmalıydı vs fakat tedarikçi firmalar ısrarla “bu yapılamaz” diyordu. Çözüm basitti, kendileri yaptılar. Örneğin sanayi tipi telsiz 50-100 bin dolar arasında değişiyordu. SpaceX’te ise bu 5 bin dolara yapıldı. Bu, herkesin gittiği yolan giderek değil, yeni ve farklı şekilde düşünerek gerçekleştirilebilir.

Öte yandan başka bir cihaz için (yalpalama hareketi başlatıcı, kitapta 3654. sayfa) piyasayı araştırdılar ve 120 bin gibi bir cevap alınca, Elon Musk gülerek; “o parça bir garaj kapı açma aletinden daha karmaşık bir şey değil, bütçen 5 bin dolar. Git ve hallet” demiş. Sonuç mu? 3.900 dolara işlem tamam.

Bir başka olay (s. 267); Musk, bir roketin tüm bilgisayar sisteminin 10 bin dolardan fazlaya mal edilmemesini istiyormuş. Fakat bir roketin aviyonik sistemi yani haberleşme sistemi bile 10 milyon dolardan fazla olduğu bir piyasada, 10 bin dolar fazlasıyla gerçek dışı değil mi? Olay, 10 bin dolardan biraz fazlaya mal bitirilmiş.

**

Bunu nasıl yaptılar? Roketlerde üst düzey yüksek performanslı (ve oldukça pahallı) bilgisayarlar yerine, biraz güçlü kişisel bilgisayarların aynı işi yapabileceklerini anladılar. Veya yine son teknoloji sistemler yerine, kullandığımız ethernet kablosuyla bir çok işi halledebileceklerini anladılar ve yaptılar.

Bu işi, böyle çözdüler. Sadeleştirerek, farklı düşünerek… Olmaz ve imkansız sözcüklerini duyduklarında, durmayıp; başka yollar arayarak.

 

SolarCity

Gelelim yenilenebilir enerjiye… Buradaki temel sorun nedir? (güneş panellerinin hantal, çirkin olması dışında)? PAHALLI OLMASI! Güneş enerjisi nedir biliyorsunuz, bugün evlerde üretiliyor. Elon Musk tipi düşünceyle (ya da temel ilke), işin derinine inmişler ve “kiremit” üretmişler. Elon Musk diyor ki (Türkçe altyazılı videolar var youtube’ta); bizim kiremitler, normal kiremitlerden biraz daha pahallı ve insanlar çatılarını değiştirecek. 15-20 yıl içinde bir çok evde, güneş enerili panelli kiremitler kullanılacağını düşünüyorum diyor.

Düşünün kiremitin adet fiyatı ülkemizde 1,5-2 civarında ve bu güneş panelli olanlar 2,5-3 tl civarında? Hangisini döşetirdiniz? Üstelik elektrik faturası ödemeyeceksiniz, Tesla arabanızı bu şekilde şarj edebileceksiniz (Tesla PowerWall gerekiyor) ve akşam kullanabileceksiniz.

İşte kiremitler:

 

**

Buradaki temel sorun nedir? Bugün Türkiye’de yaparsak ne kadar tutacak bir tahminim yok ancak şuradaki sitede ufak çaplı bir sistemi 3 bin tl ile kurabileceğinizi söylüyor. Bir tanıdığım köy evini yaptırmıştı (depoyla birlikte) fakat unuttum. Yine de 10-15 bin civarına bütün sistemler kurulabilir, PowerWall falan dersek biraz artabilir.

Kısacası buradaki sorun para… Bunun çözümünü şöyle bulmuşlar; geliyorlar, ölçüyorlar, anlaşma ortaya çıkartıyorlar, kabul edersen bütün her şeyi kurup gidiyorlar ve tek kuruş para almıyorlar. Fakat elektrik faturasından daha az şekilde bilmem kaç yıl ödüyorsun.

Sitedeki 3 bini baz alırsak (ki hiçbir şeye yetmeyecektir); ayda 80 lira ödeyerek, 37 ay boyunca yani 3 yıl boyunca anlaşma imzalıyorsun. Buradan anladığımız kadarıyla daha yüksek güç ve depolama olacağından Türkiye’de fiyatı dediğim gibi 10-15 bine gelecek (ki yurtdışında anlaşma için 20 yıl falan deniyor zaten).

20.000 / 80  dediğimizde yani aylık 80 tl verdiğimizde 20 binlik sistem için 20 yıl gibi bir şey gerekecektir. Tahminim doğru 15-20 bin gibi bir masrafı var demek.

**

Yani hiçbir şeye dokunmayacaksınız; gelip her şeyi halledecekler, 15-20 yıl boyunca elektrik faturası gibi ödeyeceksiniz. Kapitalizmin yeni stili (: Malum uzun süreçte gelir gelecek, büyük firmalar bu yüzden destekliyor. Ne kadar geleceğini bileceksiniz ve enerji sektörüne yatırım yapılmış olacak.

Hatta güneş gören alan büyükse, elektriği devlete bile satabilirsiniz….

 

Sonuç Olarak

Steve Jobs ile birlikte farklı düşünmeyi, kalıplarda yaşamamayı, toplum kurallarını sorgulamayı ve büyük bir amaç edinmeyi öğrenmiştim. 2030’da yeni parti kurarak, ükenin başına geçmek ve devamında Türkiye’yi sadece bölgede değil, 3. dünya ülkelerine ve gelişmekte olan ülkelere bir model haline getirmek amacımdı. Yani gelişmek mi istiyorsun? Türkiye’nin yolunu izle diyecekler. Barış mı istiyorsun, rahat yaşamak, güvende yaşamak mı istiyorsun, özgür yaşamak mı istiyorsun? TÜRKİYE. Kim bilir belki kuracağım bazı sistemlerden Avrupa bile yaralanabilir…

Bu henüz düşüncedir (her ne kadar sağlıktan eğitime bir sürü projeyi kaba-taslak ortaya çıkartsamda..), fakat bu düşünceyi gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağım. Başaramasam bile bıraktığımda birileri devam ettirecektir.

Elon Musk’ı biliyordum fakat hayatına derinlemesine ulaşmam bir sürü şeyi değiştirdi (ki Steve Jobs ve Putin’de de böyle olmuştu, günlük yaşamına, düşündüklerine kadar her şeyi öğrenmiş ve nasıl düşündüklerini az çok tahmin edebilecek hale gelene kadar araştırmıştım).

Örneğin doğal bilimler ve sosyal bilimlerle ilgili bir kaç fikrim vardı ve Elon Musk’ı inceledikçe, doğru yolda olduğumu ve fizik, calculus gibi temel kavramları tekrar oturup öğrenmem ve siyaset bilimi teorileriyle bunu uygulayıp, geleceğimi şekillendirmem gerektiğini anladım.

Aynı zamanda annemin şirket kurması ile birlikte; hem yönetim hem planlama hem de başka bir çok konuda (ki buraya yazmıyorum şimdilik), neler yapılması gerektiğini hem Steve Jobs, hem Starbucks CEO’su Howard Schultz (kitaplarını okuyun) ve üzerine verimlilik, maliyetleri nasıl ve neden düşürebilirsin gibi konularda Elon Musk ilaç gibi geldi. Gerçekten büyük tecrübe.

Sanıyorum hayatımın sonunda oturup kendi hayatımı yazsaydım, Steve Jobs ve Elon Musk’ın hayatıma girme ve onların hayatlarını derinlemesine araştırma dönemlerini bu kadar doğru seçemezdim. O kadar fazla bilgi, doğru zamanda ve doğru şekilde geldi ki; bazıları düşüncemi değiştirdi, bazıları eksikleri tamamladı bazıları ise doğru yolda olduğumu anlamamı sağladı…

***

Başkalarının yaptığı işleri, başkalarının düşüncelerini, başkalarını bırakın…
Bir hayat yaşıyoruz, sadece bir kez…
Onu da başkalarının zehirli ve yanlış kurallarıyla rezil etmeyin.

Ne istediğinizi bilin, neyi sevdiğinizi bilin ve hayal kurun. Hayallerinizin peşinden koşabilecek kadar cesur olun. Bazı şeyleri gerçekten kafaya takmamak gerek. Benim derslerim ortalamadır, ortalama öğrenci oldum; hiçbir zaman da en yüksek notu alma gibi bir amacım olmadı. Fakat dönüp baktığımda, iyiki böyle yapmışım diyorum.

Eğer bugün verilen kitaplardaki düşünceleri benimseseydim; bir çok fikri geliştiremezdim. Eğer üzüldüğüm ve 3 yıl kadar zaman kaybettiğim bilgisayar mühendisliğini bitirseydim, kısır bir hayatım olurdu. Eğer lisede bana söylendiği gibi sayısala değil, sözele gitseydim ve bilgisayar mühendisliğine gitmeseydim; sosyal bilimlere, siyasete ve hayata karşı bu şekilde bakabilme gücüm ve yetim olmazdı.

Geliştirebileceğiniz her konuda kendinizi geliştirin. Deneyebileceğiniz her şeyi deneyin, okuyabileceğiniz her şeyi okuyun. Bir gün hepsini birleştireceksiniz. Öyle 2-3 yılda değil; 20-25 yılda öğrendiğiniz her şey birleşecek ve bir anlamı olacak. İşte o gün, sadece sizin hayatınızda değil; belkide tüm insanlığın hayatında bir şeyler değişecek…

**

9 küsür saat önce yazmaya başladığım yazımı noktalıyorum. Sırtım tutuldu, omuzlarım ağırıyor, acıktım ve duş almam gerek (:

Uzun yazı ancak umarım buraya kadar okuyabilmişsinizdir, ve daha önemlisi; umarım hayatınızdaki bir değişimi başlatabilir ya da buna katkı sağlayabilir…