Dün, yeni kurulmuş (3 yıllık) bir üniversitenin seminerine gittim. Çok fazla belli olmaması için detayları vermiyorum ancak 25 yıllık akademisyen ve 12 yıllık sanayi tecrübesi olan biri anlatıyordu (blogu takip eden, kim olduğunu anlar). Çocuğun biri çıktı ve sentetik ilaçları savunmaya başladı ve 10-15 yılda insanın değişeceği için ilaçların etki göstermeyeceğini savundu. Bir de arkadaş, “tartışırız hocam” diyor. O kadar emin kendinden.

Neresinden tutsam bilemedim.

Başta şunu açıklayayım; evrendeki nadir elementler, dünyanın oluşumundan önce uzayda vardı (hâlâ var ve büyük devletler, uzay madenciliği için çalışıyor ki SpaceX’in uzaya çıkış sürecini ve maliyetini düşüreceğini düşünüp, geri kalan şeylerle birleştirip nereler olacağını siz tahmin edin, ben başka yazımda anlatayım). Bu madenler ki, gümüş gibi, bizim için önemlidir. Çünkü Dünya, oluşurken bu madenlerle birlikte oluştu ve tüm canlıların oluşmasında bu madenlerin ve elementlerin büyük payı vardır. Örneğin saf su var, H2O ve içseniz hiçbir işe yaramaz. Çünkü önemli olan doğru ph ve, mineralleri de suyla birlikte alabilmeniz. Şuradaki yazıyı okuyarak, doğal antibiyotik olan gümüşün, hayatımızdan nasıl çıkartıldığı ve yerine “birileri zengin olsun diye”, sentetik ilaç sokulduğunu güzelce anlayabilirsiniz.

**

Ayrıca, bu arkadaşın 3. sınıf tıp öğrencisi olduğunu da burada vurgularsam; ileriki günlerde ailenizi nasıl doktorlara emanet edeceğinizi anlayabilirsiniz ki bu doktor adayları, evrimin 10-15 yılda olabileceğini düşünecek kadar zır cahil ve eğitim görememiş. Mevcut sistem para vererek, diploma alan ve ortaokulu, liseyi, üniversiteyi kopya ve ezber ile geçen; ardından iş dünyasına atıldığında hiçbir şey ortaya çıkartamadığı gibi, tüm düzene ve insanlara da zarar veren kişileri ortaya çıkartıyor.

Kısacası bu iş, topluluk bilincidir. Eğer kopyaya, ezbere, kötü üniversitelerin kurulmasına, evrim teorisinin yasaklanmasına ve daha nice saçmalıklara göz yumarsanız (toplum olarak), sonucunda da berbat ötesi doktorlar, mühendisler ve yöneticileri elde edersiniz. Haliyle dolaylı yoldan, toplum olarak çökersiniz.

 

Her Üniversite Her Şeyi Yapmalı Mı?

2030 projelerimin en önemli ayağı, tabi ki eğitim ayağı. İlkokul, ortaokul ve lise için önemli düşüncelerim var fakat o 2030’a doğru açıklanır. Fakat şunu belirledim ki; özel üniversiteler ve devlet üniversitelerine çeşitli düzenlemeler getirilmesi gerek. Ne gibi? Bakalım…

Türkiye’de “üniversite” diyebileceğimiz yani kampüsü, barınma olanakları, deney merkezleri, bilgisayarları, amfileri, sınıfları, teknolojik imkanları, sosyal ve kültürel ayrıca spor olanakları olan ve bunun yanında tecrübeli hocalardan düzgün eğitim alabileceğiniz yerler en fazla 7-8, hadi zorlayalım 10 tanedir.

Geri kalanlar yaptığınız “yatırımı” risksiz şekilde size kazandıracak İŞLETME olarak değerlendirilebilir. Yani bir üniversite falan değil, yüksek lisedir. Hatta içlerindeki “bilinen kafelere” oturduğunuzda, AVM’de gibi hissedersiniz. Çıkıp giderken, parası neyse verip; 2 calculus, 1 makro ekonomi vs dersleri alıp evde paket olarak tüketebileceğiniz hissiyatını verir.

Bu yüzden akla şu gelmelidir; devlet üniversitelerinde işletme fakültesi olmalı mı? Ya da özel üniversitelerde sağlık bilimlerinin olması ne kadar doğrudur?

 

Sınıflandırma

2018 üniversiteler sıralamasında, Doğu Akdeniz Üniversitesi (benim üniversitem); ODTÜ ve İTÜ gibi önemli üniversiteleri arkada bırakarak 6. sıraya yükselmiştir (link). Eğer işletme fakültesi olarak bakarsak şöyle olacaktır;

 

**

Görebileceğiniz üzere, ilk 4 üniversite özeldir. Tabi ODTÜ, Hacettepe, İstanbul Üniversitesi gibi bir takım köklü ve sağlam üniversitelerin eski bölümleri oldukça kaliteli eğitimi, farklı alanlarda olsa dahi verir. Fakat her özel üniversitede sağlık fakültesi ve her devlet üniversitesinde işletme fakültesinin olması mantıklı mıdır?

Dipnot: Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi, Doğu Akdeniz Üniversitesinde, “işletme fakültesi” altında eğitim veriyor. Nedenini anlamakta güçlük çekiyordum ki, olayın İngiliz sömürgeciliğinden kalma olduğunu öğrendim (demek ki gelenek ve köklü olması işe yarıyor). İngilizler, sömürgelerinde sağlam yöneticiler arıyormuş. Yani ekonomiyi bilen, bürokrasiyi vs bile sağlam yöneticiler çıkartacak ki hem iyileri İngiltere’yi yönetsin, hem de sömürgeleri ekonomik anlamda geliştirsin. Zaten “sömürgeciliğin” amacı, ekonomik güçtür. Yani yöneticiler ekonomiyi iyi bilmeli (bu yüzden işletme fakültesine bağlı) ve ekonomi alanındaki eğitimde yüksek kalitede olmalıdır. Mühendislik ile (3. yılımda bıraktığım), işletme fakültesinin arasındaki farkı kendi gözlerimle gördüm.

 

Eleştirel Düşünce Serbest Olmalı

Türkiye’de, “din” ile ve muhafazakâr düşünce ile çeliştiği için; bilim dünyasında “evrim teorisi” yasaklanmaya varacak boyuta gelmiş bulunmaktadır. Politikanın bulaştığı her yerde rezillik oluyor ki buna bilim dahil. Hele hele “liyakat yerine sadakat” fikrini benimseyen, yandaşlığı öne çıkartan mevcut iktidarın politikalarının değdiği her alan; sanat, spor, bilim, teknoloji, eğitim ve nicesi tamamen çöküşe geçiyor. Eğer ülkede bunlar yoksa, üstün ürünler üretilemez, düzgün insanlar yetiştirilmez; haliyle üretim önümüzdeki süreçte sıkıntılı olacaktır.

Öyle Türk lirasının değeri düştüğü için aynı miktara (atıyorum 10 bin liraya) daha fazla ürün satmakla övünüp, “ekonomi gelişti, büyüdük” diye sevinmenin uzun süreçte, özellikle 2020’lerin hemen başında nasıl etki edeceğini hep birlikte göreceğiz. Daha fazla ürün satıp, çarkları döndürmek için Türk Lirasının değerini düşürmek yanlış politikadır ki bu da başka konu.

**

İnsanlığın ve gelişimin tarihine baktığımız zaman; önemli gelişmelerin ve bilimsel gelişimin felsefe ile başladığını göreceğiz. Felsefe nedir? Sorgulamadır. Varoluşu sorgularsın, mevcut sistemi sorgularsın… Sorgulamak, yani soru sormak ile başlar, sonra cevaplar üretmeye başlarsın. Ardından bu cevapları varsayım olarak alırsın ve gözlem yaparsın. Gözlem ve deneyler sonucunda bir teori oluşturursun. Bu şekilde devam eder.

Felsefe olmazsa, yani sorgulama ve eleştirme olmazsa; doğrular bulunmaz, cevaplar bulunmaz, BİLİMSEL GELİŞME OLMAZ! Bilimsel gelişme olmazsa; yani deney, gözlem, eleştiri, yeni fikirler olmazsa kesinlikle teknolojik gelişmeler olmaz ki pusula, buhar makinesi, tekstil, ilaç, bilgisayar gibi bir sürü gelişmeler buna dahil; hiçbiri olmaz.

Yani gelişimin özü sorgulamadır, sormaktır, cevap aramaktır.

Politika ve politik teoriler, politik felsefe de buna dahildir. Zaten felsefi gelişmelerin sonrasında, demokrasi anlamında en büyük yenilikleri İngilizler geliştirmiş ve devamında Fransız Devrimi ve aydınları büyük katkı sağlamıştır. Zaten sömürgecilik sisteminde Fransız ve İngiliz yapıları farklıdır.

Günümüzde geldiğimizde; demokrasinin sağlıklı çalışması için basın sorular sorar. Akademisyenler ise mevcut durumu analiz eden çalışmalar yapar. Fakat SIRF İSTEDİĞİN GİBİ YAZMADIĞI İÇİN gazetecileri hapse sokarsan, akademisyenlere baskı (mobing) uygularsan bu insanları ülkeden kaçırırsın.

Ülkeden kaçırdığın insanlar, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hiçbir yardımı ve yatırımının bulunmadığı Amerikan kurumlarında yaptığı çalışma sonucu Nobel falan aldığında, “oooo Türk işte” diye sevinmeyi de biliyorsunuz. Gel gelelim tonlarca para harcanan 3 büyüklerin, milli takımın; bilim çıkartması gereken üniversitelerin neler yaptığını bizzat görüyoruz. İşte en büyük nedenler bu baskılar ve engellemelerdir.

Bilim insanlarını rahat bırakın. Akademik makale ve çalışmalar konusunda hiçbir baskı olmaması gerek.

Baskı olmazsa, yasak olmazsa; 3. ve 4. sınıfta tıp okuyan bir dingil evrimin 15 yılda olmayacağını okur, öğrenir. Hatta sağlık bilimleri gibi önemli şeyleri özel üniversitelerde yasaklayacaksınız kardeşim. Öte yandan işletmeyi de devlet üniversitelerinden çıkartın (köklü olanlar hariç). Yahu sen devlet olarak işletmeyi ne kadar anlatacaksın? Kamu yönetimi, maliye olsa eyvallah diyeceğim de….

 

Sonuç Olarak

Sorgulama engellenirse,
Soru sorma engellenirse,
Akademisyenlere baskı getirilirse,
Muhafazakar kafayla bilimsel çalışmalar yok sayılırsa,
Sırf diploma vermek amacıyla her yere mantar gibi bina üniversiteleri açılırsa,

Olacaklar bellidir; Türkiye’den orjinal ilaç çıkmaz. Orjinal ilaçların taklidini üretir bu TÜRK İLAÇ FİRMALARI (jenerik ilaç), ve stratejik olan ilaç firmaları bir süre sonra YABANCILARA satılır. 100-150 kişilik sözümona ARGE ORDUSU vardır ancak yapabildikleri doğru dürüst bir şey yoktur. Tüm önemli köşeleri eski kafalı, yenilikleri takip etmeyen ve çalışmaktan çok eşi/dostu olan ve ofis politikasında gelişmiş ve milleti ezmeyi bir şey sanan saçma tiplerce kapılır. Haliyle arge falan çıkmaz. Zaten okul hayatı boyunca ezber ve kopya yapan adamdan ne arge bekliyorsunuz? Haa çıkan insanlar olacaktır, onlar da zaten ya baskı ya imkansızlık yüzünden Türkiye’den ayrılacak (al sana beyin göçü).

Olacaklar bellidir; sevdiğiniz insanların sağlığına bir şey olduğunda, götürdüğünüz doktorlar, sevdiklerini ameliyat masasında bıracaktır. Bir eczacı teşhis koyamıyorsa, doktor da ilaç yazmamalı (teşhisi koyup, eczacıya yollamalı). Aksi olursa mı? 6 ilaçla işini halledebilecekken; günde 54 tablet ilaç kullanan nice insanlar biliyoruz. Çünkü ilacı bilmeyen doktorlarımızın ki bırak ilacı; fizyoloji üzerine doğru düzgün bilgisi olan kaç tanesi var, tüm toplumu tehdidi başka konu.

**

Üniversiteler gittikçe rezil bir hale geliyor. Kalite düşüyor, mezunlar ise alanlarındaki basit şeyleri bilemiyorlar (buradan son döneminde olup federasyon-üniter devlet yapısını ve/veya yasama-yürütme-yargıyı bilmeyen, demokrasi ve cumhuriyet ayrımını bilmeyen siyaset bilimi öğrencilerine de selam olsun).

Bakın bu toplumsal bir süreçtir. Ya yapılan saçmalıklara karşı çıkarız, sorgularız, cevap ararız; ya da birlikte batarız.

Yani ya yanlışları eleştiririz ve devlet/iktidar bunları düzeltmek için uğraşır; sonucunda da iyi mühendis, doktor, yönetici, ekonomist falan yetiştiririz ya da her şey birbirine bağlanıp çöker.

Bugün gördüğümüz yetişmiş kadro, 15-20 yıl öncesinin (ve ondan öncesinin) eseri. Günümüzdeki eğitim sisteminin de neler yetiştireceğiniz (ya da yetiştiremeyeceğiniz) 15-20 yıl sonra göreceğiz. Ki 15 yılda 15 kez değişen eğitim sisteminden; bilimsel teorilerin yasaklanması, akademisyenlere baskı kurulması, YÖK saçmalığı ve üniversitedeki politik kadrolaşmanın neler getireceğini de şimdiden tahmin edebiliriz.

**

3,5 yılda 2 milyon TL (dolar değil, TL) ile 2 tane elektrikli araç prototipi yapan Hacettepe’li ekibe “yardım gelmediği için”, proje iptal edildi. Bir nevi Devrim arabaları. Fakat Bakan’ın dediğine göre “1 milyar dolar” (DOLAR) ile yerli ve milli (ama batık yabancı firma Saab’dan kalıp aldık) araba bitirilecekmiş.

2 milyon değil, 20 milyon hatta 200 milyon yatırım yapılarak neler yapılabilirdi? Dolar olarak bakarsak 50 milyon dolar tutuyor. Peki geri kalan 948 milyon doları nereye harcayacaklar?

İşte sormayan, sorgulamayan bir halk,
Bilime ve teknolojide değer vermeyen bir iktidar,
Sonuçlar bu olur..

Para basarsınız, 1 milyar dolar, 2 milyar, 3 milyar… Para basarsınız ama kaç yıldır yerli arabayı üretemezsiniz! Tankı, uçağı nasıl üreteceksin? Elon Musk’ın kaç milyon dolar harcadığına ve ne yaptığına da bakmak gerek…

Bu yerli araba (EVT S1) ve devamını şuradan öğrenebilirsiniz: 21. Yüzyılın Devrim Arabası : EVT S1