Çoğu yazımda kendimi yazsam da, kendimi anlattığım çok azı vardır. Blogu okuyan bir kardeşimin mailine cevap verirken, sözcükler kendiliğinden döküldü. Böyle durumlarda üzerinde düşünmeden, içimden gelerek yazdığım için eşsiz olduğunu düşünürüm. Üzerinde düşünülmemiş yazıdır. Bu yüzden hiçbir yerine dokunmadan, ilgili bölümünü burada yayınlayorum…

***

Her yerde her zaman sorunlar olacak. Amerika’daki, Avrupa’daki insanların da farklı sorunları var. Biz iyiye bakıyoruz fakat bugün güzel yaşayan insan sayısı; yaşamayana göre çok az. Bizim bıktığımız hayatlarımız, başkalarının hayalleri. Bizim hayallerimiz ise, başkalarının bıktığı hayatları… Afrika’da doğduğunu düşün. Temiz su bulamayacaktın. Farklı olduğunu keşfetmeye ne gücün ne zamanın olacaktı. Temiz su bulamadığın bir yerde kitap okumak? Düşünmek? Bugün yaşadığın hayat imkansız görünecekti, bunun hayalini kuracaktın belki.

Değişimin ilk adımı “farkındalıktır”. Farkına varırsın. Kendindeki bir huy, bir davranışı fark edersin. Önce azar azar, sonra yavaş yavaş. Rahatsız etmeye başlar ve değiştirirsin. Aynı şekilde bir şeylerin rahatsız edici olduğunu fark edersin. Etrafındaki bir şeyler rahatsız eder. İnsanların ezbercilik ve kopya ile üniversite bitirmesi, politika bilmeden oy vermesi, ekonominin iyi gittiğine inanması; eğitimsiz olmaları, eğitim sisteminin senin için olmaması… Bir şeylerin doğru olmadını illa ki fark edersin.

Esas olay buradan sonra başlar. Yanlış olduğunu fark ettiğin bir şeyler konusunda ne yapacaksın? Bir kez fark ettikten sonra, geriye dönüp gitme; orada öylece bırakma gibi bir şey söz konusu değildir. Takılır gözüne… Oradan sonra ne yapacağın önemlidir. İnsanlığın on binlerce yıldır hatta evrimin başından bu yana milyonlarca yıllık geliştirdiğimiz bir refleks var bununla ilgili: KAÇ ya da SAVAŞ! Ya başka ülkelere gideceksin ki sanma orada her şey güllük gülistanlık olacak… Evet iPhone’u kolayca alır, Mercedes’e biner, güler eğlenirsin… Can güvenliğin de görece iyi olur. Fakat Türkiye’de Suriyeli olmak gibidir Avrupa’da Türk olmak. Türk’üm dersen, ateist olsan bile onlar için radikal Müslüman olarak görünürsün ilk başta. En basiti böyle… Evini özlersin, öyle Türkiye’den temelli kopmak falan imkansızdır…

Kimisi de Türkiye’den kaçamaz, sorunlardan; gördüğü rahatsızlıklardan kaçmak ister… İçerek kaçar, uyuşturucuyla kaçar, kumarla kaçar… Başka bir şey yapar, unutmaya çalışır. Fakat sorun ordadır. Bitmeyeceği gibi, bu iki insan tipi yüzünden katlanarak büyür… Rakı masasında konuşulur, kahve köşesinde konuşulur, aile meclisinde konuşulur. FAKAT SORUN ORADADIR! GİTTİÇE BÜYÜR! Çünkü konuşmanın ötesinde bir şey yapacak cesaretleri yoktur. Daha kötüsü, ne yapacakları konusunda en ufak fikirleri yoktur bu insanların… Onları da suçlamıyorum… Evet kendini geliştirmediler fakat ne kadar fırsatları vardı?

Öte yandan SAVAŞAN insanlar vardır. Öyle milyonlarca, yüz binlerce falan değil. Tek tük insanlar çıkar; KİMSE NE YAPACAĞINI BİLEMEZKEN ve ne yapılması gerektiğini bilirler. Sonra SAVAŞMAKTAN KORKMAYAN fakat ne yapacağını bilmeyen insanlar, bu tek tük çıkan ama ne yapacağını bilen korkusuz insanları izler… Büyümeye başlar bu organizma. Orada olan sorunlardan kaçmayı, görmezden gelmeyi ya da paparazi gibi konuşmayı hazmedemeyen insanlar; bu sorunların üzerine gitmek için bir araya gelir. Giderler de… Böyle insanlar ülke kurar, böyle insanlar devrim yapar. Üstelik bu insanlar, bir şeyler başarmadan hemen önce topluluğun büyük bölümü tarafından ezilir, dışlanır, baskı altına alınır. Fakat bu insanlar SAVAŞÇIDIR. Savaşırlar, kazanırlar. Ardından diğer insanlar da bu savaşçı insanları takip eder.

Yani sorun varsa, her insan ne yapmak istediğine karar verir. Kimileri geleceğin hayalini kurmuştur; ona ulaşmak için kendini geliştirir, ne yapılacağını keşfeder. Kimileri ise hayal kuramasa bile cesurdur, hayal kuran insanın peşinden gider… Bu insanlar bir şeyler başarır. Geriye kalanlar ise bu insanlara zorluk çıkartır.

Sorunları fark ettiysen, er ya da geç gerçekleşecek olacak değişimin ilk adımını attın demektir. Ne istediğine karar ver, kim olacağına karar ver. Ya herkesin gittiği yoldan gidersin; herkesin yapmak istediği şeyleri yapıp, herkes gibi olursun ya da dünyayı değiştirirsin, insanlığa değer katarsın. Ki her insanın bunu yapma potansiyeli var fakat kafalarında kurdukları “imkansız” kavramını aşamıyorlar. Topluluk buna yönlentirmiş olabilir fakat “imkansız” sadece kelimedir. Kişinin kafasında ürettiği bir kavram… Evet insanın uçması imkansız olabilir. Fakat insanın yaptığı makine ile uçmak mümkündür. Haliyle imkansız denilen noktada, tekrar düşünüp; yeniliğe başvurmak gerek.

Benim seçtiğim yol bellidir. Evet insanların hem cahil olması ama bunu fark etmeden her şeyi bilir gibi konuşması rahatsız ediyor. Sol, sağ gibi kavramlar kalılaştırdığı için beni rahatsız ediyor. Atatürkçülüğün yok olması (ki Atatürk’ün de üstünde bazı kavramları temsil ediyor artık bunlar, Müslüman ülkedeki çağdaşlık gibi); kültürün İslam adı altında Araplaşması ve çağdaşlık, batı hayranlığı adı altında yozlaşması beni rahatsız ediyor. Üretmeden tüketmek beni rahatsız ediyor. Bana uygun olmayan; ezberci ve kopyacı nesil yetiştiren sistem beni rahatsız ediyor. Trafikte sinyal vermeyenler, makas atanlar, ışıklara uymayanlar ve bunlara göz yuman sistem beni rahatsız ediyor. Kopya çekerek geçenlerin, “çalıyor ama çalışıyor” şeklinde bir mantık ürettiği sistem beni rahatsız ediyor. Hukukun üstünlüğünün, üstünlerin hukuku haline gelmesi; demokrasinin, özgürlüklerin bu hale gelmesi, medyanın şarlatanlaşması, ekonominin bu denli dışa bağımlı olması beni rahatszı ediyor. Çiftçilerin, işçilerin bu derece yoksullaşması beni rahatsız ediyor. Devlet memurlarının artık, eskisi gibi “ağırlının” olmaması beni rahatsız ediyor.

Blogumdaki 530 küsür yazıda bütün bu rahatsızlıkları ve daha fazlasını yazdım. Bazılarının nasıl çözüleceğini de anlattım… Çoğu şey beni rahatsız ediyor. Eğitim sistemine uyumlu değilim, topluma uyumlu değilim, insanların çoğuna tahammül edemiyorum. Değil Türkiye, dünyanın her hangi bir yerine ait miyim bilemiyorum. Fakat Türkiye’de doğdum, Atatürk’e ve silah arkadaşlarına inanan bir halkın kurduğu; hem de yoklukla kurduğu bir ülkenin imkanlarıyla bu yaşa geldim, okudum, bilinçlendim.

Sevmediğim, rahatsız olduğum sistemde bu fikirlere ulaştım. Haliyle elimde olan tek şey Atatürkçülük ve Türklük… Kafa tasçılığı değil, sırf “Diyarbakır” doğumlu diye birinden nefret eden sözüm ona TÜRKÇÜLERden değilim. Aksine Türk bayrağını seven, kendini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hisseden herhangi bir köken, din, mezhep mensubu insanı da kendim gibi gören, Türk gören (ırk değil, kültürün parçası olarak gören) bir Türkçülüğün parçasıyım.

Elimde olan bunlar ve bunlara sımsıkı sarılıyorum. Bu ülkeden kaçmak yerine, beni rahatsız eden şeylerse savaşmak için ne yapıyorsam yapıyorum. Bu ülkede herkesin barış içinde yaşayabileceği, kendini ifade edebileceği ve kendini ait hissedebileceği bir ülke kurmak için uğraşıyorum. Onca rahatsızlığıma, onca soruna rağmen bu ülkenin değerleri beni bu hale getirdi. Bu ülkedeki öğretmenler, bu ülkedeki yazarlar, bu ülkedeki kitap evleri, bu ülkedeki şirketler ve çalışanlarının çıkarttığı ürünler; Türkiye Cumhuriyeti Devleti beni bu hale getirdi. Bilincim varsa, sorgulayabiliyorsam Türkiye’deki “UĞRAŞARAK”, ÇABALAYARAK elde ettiğim bilgiler sayesinde sorguluyorum, fikir üretiyorum.

Bunun karşılığında minnet duyuyorum. Rahatsız olduğum onca şeye rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlara minnet borcum var. Kaçmak çözüm değil. Bİlim, sanat, spor, teknoloji gibi alanlarda yetişebilecek nice insanların oldğunu görüyorum. Ekonominin düzeltilebileceğini biliyorum. İnsanları rahata eriştirebilecek işler yapabileceğimi biliyorum.

İşte benim seçimim bu… Rahatsız olunan şeyler aynı. Kimileri kaçıyor, kimileri hakkında konuşup hiçbir şey yapmıyor; ben ise bunları düzeltip hem ülkeme ve milletime minnet borcunu ödemek, hem de “diğerlerinden farklı” olduğumu düşündüğüm alanlarda, diğerlerine yol göstermek istiyorum. Bu yüzden blogu açtım, bu yüzden insanlara hiçbir karşılık beklemeden düşüncelerimi, bilgilerimi ve öğrendiklerimi aktarıyorum.

Herkes seçimlerinde özgürdür. Rahatsız olabilirsin, huzursuz olabilirsin, bunalıma girebilirsin. Fakat değişim başladı. Sorunları fark ettiysen, değişime öncülük edebilirsin. İnsanlara ve değişime katkı sağlayabilirsin. Bir kez fark etmeye başladıysan, geri dönüşü olmaz. Buradan sonra tek ayrım var; savaşacak mısın, kaçacak mısın? Sana bugünkü imkanları iyi-kötü sağlayan ve binlerce yıllık devlet kültürünün sonucu olan bu imkanları sağlayan, yokluktayken ülke kuran Atatürk’e, silah arkadaşlarına ve onlara inanan millete minnet borcunu ödeyecek misin? Atatürk’ten önce, Orta Asya’dan bu yana gelen insanlara? Avrupa’da bilimsel çalışmalar, felsefe ile aydınlanma çağını başlatanlara; dünyadaki nice matematikçiye, aydına, bilim insanına minnet borcunu ödeyecek misin?

Yoksa hayatını bir şeylerden, birilerinden sızlanıp; herkese, her şeyin ne kadar “zor” olduğunu, “imkansız” olduğunu söyleyerek kaçacak mısın, herkesin; en başta kendi cesaretini kırarak içten çöküşe destek vermiş mi olacaksın? Bunalmak, üzülmek, dert yanmak, sürekli aynı sorunları politikacı edasıyla konuşmak çözüm değil.

Benim her sabah uyanmamı sağlayan şey; kendimde gördüğüm farklılık, Türkiye’nin geleceğinden gördüğüm umut ki bunu geçmişine bakarak perçinleyebiliriz. Benim her sabah bir amaçla doğrulmamı sağlayan en büyük şey ise; benden sonra gelenlere örnek olmak, “bak” desinler; “imkansız” denilen şeyi yaptı. Bir model ülke kurdu. Kimsenin tahmin etmeyeceği şeyi yaptı, Atatürk’ün bıraktığı yerden devam etti… Herkes söylenirken, bazıları kaçarken; kendi gibi düşünenlerle birleşti ve imkansızı başardı.

Benden sonra gelenlere umut olmak istiyorum. Çünkü bu şartlar altında ben bu duruma gelebildiysem ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkının sağladığı imkanlar ve dünyadanın her yerindeki bilim insanları, aydınları ve büyük liderlerinin bir şekilde katkısıyla bu hale gelebildiysem; gördüğüm sorunları düzeltip, benden sonra gelen insanların benden daha iyi olmasını sağlayabilirim.

Ben böyle başa çıkıyorum, böyle düşünerek…
Yanılabilirim!
Sorun değil. Benim bıraktığım yerden, başkaları tamamlayacaktır.