Satrançta dünya şampiyonası var ve bizim ülkemizden bir tane gazetede çıkmış değil. “Magnus Carlsen – Fabiano Caruana” arasında oynanıyor. Böyle yazıp, haberlerde arattığınızda tabi ki bizde çıkmıyor. Lichess.org ve chess.com gibi sitelerden takip edebiliyorsunuz veya Youtube üzerinden satranç ile ilgili yayın yapan 3-4 Türk kanalı var ve toplamda 5 bin civarı insan izliyor karşılaşmayı. Bugün dinlenme günü fakat dün 4. maç bitti, 12 tane oynanacak. 4 maçta berabere ve her beraberlikten yarım puan alındığı için durum 2-2.

TSİ (Türkiye saati ile) 18.00 gibi başlıyor.

Bunu Neden Anlattım?

Evimize bilgisayar geldiğinde (2001) html+css+javascript öğrenmeye başlamıştım. Sonra qbasic, pascal, Delphi 7 derken php ve c dillerini keşfettim. Tabi internet şimdi olduğu gibi değil, telefonla çevirmeli bağlantı. Fazla bağlanamıyorsunuz. Haliyle program falan alıp veriyorduk ve bilgisayar dergilerinden programlar çıkıyordu.

11-12 yaşlarında babam satranç öğretmişti. İyi oynuyordu ve ısrarla öğrenip, yenmiştim. Mahalledekileri de yeniyordum. Tabi kesmeyince bu bilgisayar dergilerinden çıkan cd’lerin içindeki bir iki satranç programı vardı. Tabi IBM Deep Blue gibi değildi ama güçlüydüler. Sürekli oynayarak, kendimi geliştirmiş ve programı yenmeye başlamıştım.

Durum böyleyken nasıl ve niye bilmiyorum satrancı bıraktım. Fakat iyi oynadığım zaman bıraktığım için şu ana yani 29 yaşıma kadar iyi oynadığımı düşündüm. Derken Emir Timur’un hayatını okurken satranç merakını gördüm. Dedim ki, ben iyi oynuyordum bi bakayım… Chess.com’a üye oldum, 1 hafta – 10 gündür diplerde sürünüyorum. İlk 13-14 oyunum kayıp. İnanılır gibi değil. Bırakın 6-7 hamleyi, rakibin bir sonraki hamlesinin ne olacağını dahi görmekte zorlanıyordum.

Tabi bu bir uyanış idi.

 

Bilgisayarın Beynimizi Boşaltması

Son bir kaç yılda aklımda bir şüphe oluştu; bilgisayarın beynimi boşalttığı, sömürdüğü, yavaşlattığı üzerine. Televizyonun halk diliyle “beyni boşa aldığı” çeşitli araştırmalarla vurgulanmıştı. Fakat bilgisayara başladığım günden bu yana programlama dışında sürekli olarak belgesel izliyordum (ciddi anlamda izliyorum, tank belgeselleri, 2. Dünya Savaşı veya kaligrafi vs gibi çok garipleri dahi), kendimi geliştirmek için bir sürü makale vs okumaya çalışıyordum.

Ne zaman bilgisayara çok dalsam ve günde 10 saati geçirsem, dikkat dağınıklığı başlıyor ve kitap okuma isteğim azalıyor. Üstelik hafızam zayıflıyordu. Bilgisayardan uzaklaşma fikrim oluşmaya başladı. Sadece bilgisayar değil, “teknoloji orucu” fikri. Kitap depoladım, Solo Türk uçak maketi aldım. Fakat yine kopamıyordum.

Derken satrançta ne kadar gerilediğimi fark ettim. Anlatılamayacak derecede şok oldum. Çünkü çok iyi olduğum bir konuydu ve bu şekilde geri düşmemin bir nedeni olması gerekiyordu. Tamam belki 18 yıldır elimi sürmedim fakat dikkat dağınıklığımın, hafızamın zayıflamasının ve bir sürü sorunu daha bilgisayar başında vakit geçirmeye bağladım son 10 günde. Bilgisayarı mümkün olduğunca verimli kullanmaya çalışsam ve hatta Youtube’ta Barış Özcan gibi önemli ve bilgi verici kanalları takip ederek sürekli bilgi almaya çalışsam bile, bilgiye kolay erişim nedeniyle daha fazla öğrenmediğimizi ve aksine beynin tembelleştiğini çok ciddi biçimde fark ettim.

 

Türk Milletinin Satranca Olan Zayıflığı

Sovyetler Birliği, satranca deli gibi yatırım yaptı. Şu an dünyanın 3 numarası diyebileceğimiz insan, Türklerin gururu Azerbaycan Türk’ü “Şehriyar Memmedyarov” desem kaçınız bilecek? Ne yazık ki ben de bir kaç hafta öncesine kadar bilmiyordum.

Ufacık ülke Ermenistan’dan güçlü oyuncular çıkıyor. Polonya, Hollonda, Vietnam… Peki Türkiye’den?  Dünyanın en iyi 100 satranç oyuncusuna bakıyorsunuz (standart) [1], Türk yok! İlk 30 şöyle:

Norveç, Amerika (x3), Azerbaycan(x3), Çin(x5), Hollanda, Fransa, Rusya(x7), Hindistan, Ermenistan, Polonya, Bulgaristan, Macaristan

(Rapid ve blitz yani yıldırımda da yok).

**

Maalesef Türk milletini 13 yaşındaki yiğenimin davranışlarına benzetiyorum. İstanbul’a geldiğinde MiniaTürk’e gittik. Orada büyük taşlarla satranç var. Dedi ki benim okulda birinciliğim var. Dedim gel o zaman, 2 kez yenildi. Kime sorsam okulda birinciliği var, kime sorsam iyi. Fakat Türkiye’de satranç konusunda rezil haldeyiz.

Öte yandan amcam ve yiğenlerle 2 yıl önce oynamıştım. Şok oldum çünkü amcam oturup hamleleri hesaplıyor. Bir kere gambit ile yendim, fakat sürekli yenildim. Yiğenlerim de çok iyi oynuyor. Biri üniversitede ve ısrarla satranç kulübüne git desem de, gitmiyor. Yani iyi oynayanlarımız, bir şekilde spor alışkanlığına kazanmıyor.

Bu şey gibi; İstanbul trafiğinde makas atıp, “oğlum var ya ne iyi şöförüm haaa, şumayerim(!)” deyip, pistlere girmemek gibi. Oysa piste girse zaten en sonda toz yutacak belli. İyi sürenler zaten trafikte apaçilik yapmıyor, fakat bunu spor haline de dönüştürmüyor.

Sanıyorum Türk milleti olarak sorunumuz burada. Aşağıda değineceğim Magnus Carlsen’in belgeselinde açıklayacağım.

**

Ayrıca Remzi, D&R gibi yerlere gittiğimde satranç ile ilgili 3 kitap bulmak imkânsız! Ne kadar acı. Arz-talep olduğundan böyle. Türkiye’de satranca ilginin durumunu gösteriyor. Satranç Okulu’nun market kısmında “satranç kitapları” bölümü var. Henüz alışveriş yapmadım nasıl bilmiyorum ama internette ilk Türkçe yayınları buradan izlemiştim yıllar önce. Hâlâ devam ettiklerine göre, düzgün iş yapıyor olmaları gerekir.

 

Başarının Sırrı: 10 Bin Saat Çalışma ve Ön Hazırlık

Bobby Fischer var. Belgeselini izliyordum (Bobby Fischer Dünyaya Karşı) ve orada şu söylendi; bilim insanlarından bestekârlara, satranç ustalarına kadar binlerce kişi incelenmiş ve ortak nokta aranmış. Şunu fark etmişler, neredeyse istisnasız olarak hepsi en az 10 bin saatini, uzmanlaştıkları konuda harcıyorlar ve önhazırlık yapıyorlar.

Çok kaba bir hesap ile, günde 1 saatinizi ayırdığınız bir şeyde uzmanlaşmanız 27 yılınızı alacaktır. 10 bin saat, 416 gün eder. Yani yemeden içmeden, tam konsantrasyon ile çalışılacak 416 gün! Yaklaşık 1 yıl 1 ay 3 hafta. Eğer günde 4 saatimizi tam anlamıyla verirsek, yaklaşık 6,8 yılda uzmanlaşıyoruz. Bu da doktora vs yapan ve profesör olan insanlara; sanatçı, sporcu, bilim insanı gibi alanında uzman insanlara neden saygı göstermemizi kanıtlar nitelikte.

**

Uzmanlar bunu yaparken bizler televizyon izliyor, youtube izliyor, instagram ve facebook’ta takılıp zaman öldürüyoruz. Özgeçmişlerde yazılanın aksine kitap okumanın Türk milletinin hobisi olmadığı da araştırmalarla ortaya konulmuş durumdadır.

Magnus Carlsen’in belgeselinde (2016), babası sanıyorum 7 yaşındayken Legodan bir tren almış. Magnus’un ısrarlı bir biçimde bunu bitirmesinden sonra, dünyadaki ülke bayrak ve kraliyet sembollerini içeren bir dergi aldığında hepsini ezberlediğini görünce satrançta iyi olabileceğini düşünerek (sayılarla arasının iyi olduğunu fark etmiş), satranca yönlendirmiş. Uluslararası usta (IM) ünvanını 13 yaşında alıp, büyük usta (GM) ünvanı ile dünya şampiyonu olan Garry Kasparov ile karşılaşmışlar ve beraberlikle sonuçlanmış. Magnus çocuk halinde diyor ki; “onun kadar iyi oynayabileceğimi fark ettim”. ÖZGÜVEN!

İki belgeseli de tavsiye ederim. Karşılaşma ise şurada var:

**

Buradan bir şeyler anlamamız gerek ama yazının sonunda, “sonuç” bölümüne bırakacağım.

 

10 Bin Saat Çalışmak Yeterli Mi?

Eğer bir şeyi sürekli tekrar etmek, uzmanlaşmak konusunda yeterli olsaydı, İstanbul’daki taksiciler günde 10-12 saat sürdükleri halde trafik magandası haline gelmezlerdi!

İlk+orta öğretim+lise yaklaşık olarak 12 yıl oluyor. 5 yıl lise olsa; 17 yıl ve bir yılda ortalama 250 çalışma günü olduğunu düşünürsek ve 6 saatlik ders var dersek; 6*250*17 = 25.550… Değil 10 bin, 25 bin saat okula harcamamıza rağmen hâlâ yeni bir şeyi öğrenmekte ve hatta direkt “öğrenmekte” sorun çekiyoruz.

Buradan da anlayabileceğimiz şekilde, “rutine bağlamak” ile “çalışmak” arasında fark var. Açık ve temiz zihin, doğru methodlar, doğru hoca ile birlikte tekrar etmek gerek. Bir sürü şey daha söylenebilir ama kısaca hayatınızda neyi 10 bin saat yaptığınızı bir düşünün derim. Çünkü ben hayatıma baktığımda sürekli olarak yaptığım tek aktivitenin haftanın 5 günü toplamda 8,5 saat gittiğim yüzme olduğunu ve 3,5 yıl gittiğimi (haliyle 1400 saat kadar yaptığımı) ve bunun karşılığında Eskişehir üçüncülüklerimin olduğunu fakat saçma sapan nedenlerle (ki ergendim o dönemlerde) bıraktığımı söyleyebilirim.

Tenis, dans, okçuluk, kaligrafi, voleybol, bateri, gitar, keman… Nice şeyi “denedim” fakat hayatımda en uzun soluklu hobimin/aktivitemin bile 1.400 saat olduğunu görerek bunu yazarken cidden üzüldüm. Çünkü devam etseydim, çok daha iyi üniversitelerden burs alarak yurt dışında (KKTC’de okusam da Amerika ve Avrupa gibi bir “yurt dışı”) okuyarak, kendimi daha da geliştirebilirdim. Ben yüzmeye başladığımda 8-9 yıldan beri (küçük yaşlarda başlamış) bir arkadaşım vardı. Takım arkadaşımdı (hem Anadolu Üniversitesi kulübünden hem de aynı lisedeydik), daha sonra Amerika’da bir üniversitede okuduğunu duymuştum.

 

Sonuç Olarak

Bunu okuyan ve sözlerimi ciddiye alan genç arkadaşlarım var. Zaten sizler için açtığım ve karşılıksız yazdığım bu blogta yine sizlere seslenerek; en az bir kaç hobi bulmanız ve bıkmadan, usanmadan, yıllarca yapmanız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bu hayatta tek pişmanlığım (4. yıl bilgisayar mühendisliğini terk etmek dahi bir pişmanlık değilken), yüzmeyi bırakmamdır. Çünkü suyu ve yüzmeyi çok seviyordum. Hayatımın en büyük ve tek hatasıdır. Başka şeyleri hata olarak görsem de pişmanlık değildir, derstir. Fakat yüzmeyi bırakmak, ders alınamayacak bir hatadır ve pişmanlığımdır.

Beni takip eden büyüklerim varsa, onlardan da ricam Magnus Carlsen örneğinde olduğu gibi, çocuğa iyi bir hayat sağlamak için öncelikle neler yapabileceğini bulmanızdır. Hangi konularda iyi? Neler yapabiliyor? fakat bilgisayar başında vakit geçiriyor diye “bilgisayar mühendisi olacak” demeyin. Analitik düşünebiliyor mu? Sayılarla mı arası iyi yoksa görsellerle mi? Dikkatle inceleyiniz.

5-6 yaşlarında ortaya çıkacaktır ve buna göre spor, resim, müzik, bilim/teknoloji alanlarına yönlendirebilirsiniz. Sevmeyebilir, sıkılabilir. Birlikte bir şey yapar gibi yönlendirmeniz daha doğru olacaktır. Buradan sonrası çocuk gelişimi ile ilgili olduğu için Doğan Cüceloğlu gibi bir çok önemli insan bu konuda kitaplar yazmışken benim anlatmam doğru olmaz. Fakat size büyük iş düşüyor. Lütfen çocuklarınızı inceleyin, birlikte zaman geçirin.

Yeri gelecek sağa sola turnuvalara, yarışmalara vs götürmeniz gerekecektir. Yapın.

**

Günümüzde anne-babalar çocuklarıyla zaman geçirmediği, ilgi gösteremediği için maddiyat ile eksiği tamamlamaya çalışıyor fakat böyle bir şeyin imkânı yok. Ya da üst kattaki komşum gibi… 7,30’da başlıyor gürüldü. 3 çocuğu var ve en ufak çocuğu okula gitmemek için güm güm güm ayağını yere vurup ağlıyor. Okuldan geliyorlar, akşam koşuyor, büyüklerden biri bunu sıkıştırıyor. Önce gülme ama sonra ağlama var. Sonra annesi geliyor, cırtlak sesle bağırıyor. Çocuğu dövüyor. Büyüklerden biri ağlıyor. 7 günün en az 4 günü bu rutinde devam ediyor.

Böyle bir aileden düzgün çocuk çıkmaz. Böyle bir aileden huzurlu insan çıkamaz, başarılı insan çıkamaz. Çıksa çıksa, trafikte, sokakta, haberlerde gördüğünüz manyaklar çıkar!

Çünkü millet olarak bizde iletişim yok, okulda çocuğa eğitim verilmiyor, sosyalleşmesi sağlanmıyor, Çocuk spor ile enerjisi atmıyor. Sanat ile beynini ve karakterini geliştirmiyor. Spor ve sanatla uğraşan kişilerin ortamlarında sıkça bulundum, hangisinin olduğu önemli değil; eğer çocuğunuz spor ve sanat ile ilgileniyorsa nazik olacaktır, karakteri sağlam olacak, kendine güveni olacaktır. Sigara vs gibi kötü alışkanlıklardan büyük ölçüde korkmanıza gerek yok. Sosyalleşecektir.

Fakat bunlar yapılmadığı için bizim çocuklar iletişim kurmayı bilmiyor, anti-sosyal oluyor, karakteri ise görgüsüz ve azıtmış ayı haline geliyor. Böyle olmaz!

Çocuğunuzu keşfedin, çocuğunuzla vakit geçirerek yatkın olduğu alanlarda hobiler edinmesine yardımcı olun.

 

Yapacaklarım

Kendime yol planı hazırladım. Belki size de yarar. Chess.com ve lichess.org üzerinden satranç oynuyorum fakat “problem” (puzzle) çözmek çok önemli. Bunların dışında chesstempo üzerinden de güzel problemlere ulaşıp çözebilirsiniz. Türkçe dil seçeneğiyle kullanabilirsiniz bu üçünü.

Satranca odaklanarak hem dikkat sorunumu çözebileceğimi hem de akıl için egzersiz olacağından hafıza ve zihnimi daha geliştirebileceğimi düşünüyorum. Yıllar önce dikkatimi toplamak için meditasyon, kaligrafi vs gibi şeylere versem dahi, pek çözümünü bulamamıştım. Meditasyon süresince hiçbir şey düşünmemeyi bir kaç gün sonunda başarmış ve haftalar boyu bunu yaparak gerçekten rahatlık hissetmiştim. Fakat kitap okurken veya ders çalışırken hâlâ dikkatim dağılmaya devam etmişti. Satranç, bir çözüm olabilir.

Bilgisayardan biraz uzaklaşacağım. Tabi ne anlamda? Zaten fazla oyun oynamıyorum ama youtube, haberler vs gibi alanlardan biraz daha çekileceğim. İş vs gibi konular harici günde 2-2,5 saat sınır koyacağım. Zaten o süreçte de 5-10 dakikalık satranç serileri oynamam muhtemel.

Jose Raul Capablanca’nın Satrancın Esasları kitabını ve “Her Yönüyle Satranç” kitaplarını aldım. Satrancın Esaslarını çocukluğumda okumuştum, sevmiştim, bu yüzden aldım. Bunları bitirdikten sonra “Büyük Ustalar Gibi Düşünmek” adlı kitabı almak istiyorum, bulabilirsem. Sanıyorum Satranç Okulu sitesinden bununla ilgili bir kaç taktik ve oyun ortası, oyun sonu kitabı siparişi vereceğim. Okuduğumda, burada düzenleme yapabilirim.

**

Sizlere de tavsiyem mümkün olduğu kadar teknolojiyi sınırlayın. Maalesef beynimizi boşaltıyor, sömürüyor. Evet yararlı, bin bir çeşit bilgiye, hesaplamalara ve yararlı programlara vs erişebiliyoruz. Fakat Youtube üzerinden bir sürü şeyi izlediğimizde, bu bilgiyi düşünmeden, araştırmadan öğrendiğimiz için (benim tahminim), direkt unutuyoruz. Yani ne kadar yararlı tartışılabilir.

Teknoloji ile ilişkinizi sınırlandırın ve “kaliteli” hale sokun.
Hobi edinin
Kendinizi sık sık değerlendirmeye çalışın (hangi konularda ne kadar geliştiniz?)

 

Kategori: Genel - Hayat