İğrenç terör saldırıları hâlâ devam ediyor.

Bir yanda Türkiye Cumhuriyeti’ne terör ile zarar vermek isteyen ve etnik ayrımcılığı körükleyenler,
Diğer yanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleri olan Atatürkçülük ve laikliğinde dahil olduğu 6 ilkeyi değiştirmek isteyenler!

Masum insanların, öğrencilerin, hiçbir şekilde askeri görevini yapmayanların sokak ortasında öldürülmesi. Kim yaptı, neden yaptı, niye yaptı? Hepsini bir kenara bırakıyorum.

Şehitlik güzel mertebedir, ben de şehit olmak isterim diyenlerin koruma ordusuyla zırhlı araçlarına binerek uzaklaşmaları; 20-23 yaşında gencecik çocukların yitirilmesinin ve bütün bu politik çekişmenin dönüp dolaşıp sıvası bile olmayan evlerde oturan halka zarar vermesi, kaldırılabilecek yük değildir!

**

Gencecik kızlarımız tarikat evlerinde yanarak can verdi. Bilmiyorum ailesinin oturduğu evleri gördünüz mü?

 

Yılmaz Özdil anlatıyor [1]:

Tek göz oda. Mutfak yok. Tuvalet yok. Sene 2016, tuvalet dışarda. Koltuk yok. Sandalye yok. Tabure yok. E karyola olacak hali yok. Yatak yorgan kenarda istiflenmiş, yatak yırtık. Buzdolabı zaten yok ama, dolap da yok. O arkada gördüğün, bi duvardan öbür duvara çekilen ip, sadece çamaşır kurutmak için kullanılmıyor, dolap o… Ne kadar giysi varsa ipin üstünde, çorap dahil. Yorganların altındaki boş yoğurt kasesi, çekmece. Sıvasız duvardaki çiviye takılmış poşet, üst çekmece. Bir başka çiviye takılı takvim var. Hayatın devam ettiğine dair tek belirti bu takvim… Her sabah özenle bir yaprak koparıyorlar, bugün bu evdeler, yarın bu evdeler, ertesi gün gene bu evdeler!

Odanın göbeğinde odun ateşi, hem yemek pişirmek için, hem ısınmak için… Masa ne arasın, yer sofrası bile yok. Kilimin üstüne bez seriyorlar, sofra oluyor. Tencere tabak tel dolabın raflarında ama, adı tel dolap, rafı var, teli yok, biraz un, biraz şeker, yarım paket bulgur, hepsi bu kadar, hepsi açıkta. Çatal kaşık, leğenin içinde. Tek pencere var, pencerenin kanadı yok, sadece ışık girsin diye sabit cam. Hava girsin istiyorsan, kapıyı açmak zorundasın. Kilidi yok. Oklava gibi bi tahta var, kapıyı örtünce menteşedeki oluğuna o tahtayı takıyorsun.

Ve gaz lambası…Memleketi ampul yönetiyor güya ama, bu ev gaz lambasıyla yaşıyor!

**

Durum bu, şehitlerimizin evinde durum bu, yanarak ölen çocuklarımızın evinde durum bu…

 

İç ve Dış Tehditler

Bazı şeylere dikkat etmemiz gerek. Politikanın doğası gereği ve Türkiye’nin en değerli coğrafi bölgelerin birinde olması gereği, çeşitli planlar üzerimizde kuruluyor ve göz açtırmamak gerek. Size yurt dışı destekli televizyon programları, STK’ları ve CIA istasyon şefinin açıklamalarını ve İngiltere’nin nasıl basını yönlendirmek için para akıttığını yazmıştım [2]:

Ülkemizdeki çeşitli basın kuruluşları ve STK’ların, ülke dışından bazı bağlantılarının olmadığını (bilerek ya da bilmeyerek) bir takım istihbarat örgütlerinin yönlendirmesine girmediğini düşünmek güçtür. Tabi bunlar, muhalif olan bir takım basın organlarına KHK’lar ile hukuk dışı şekilde uğraşma hakkı vermez.

Yapılması gereken her mücadede “HUKUKSAL SINIRLAR İÇERİSİNDE” yapılmalıdır. Haklı olduğumuz davalarda (ki bu Kıbrıs’tan başlar, sözde soykırım iddiaları ve terör örgütü mücadelesine kadar gider), haksız duruma düşmemek için çok dikkatli hareket etmek zorundayız.

**

Sağduyu, Mantık, Hukuk

Terör sorunu nasıl çözülür? Anlatmıştım. Öncelikle teröre bulaşan kimseler değil, terör örgütüne sempati besleyenler hedef alınarak istekleri, düşünceleri ve kendilerini ifade edecek ortamlar hazırlanmalı ve bu konuda çeşitli çalışmalarla (ki reform) bu düşüncelerin ve sempatinin değiştirilmesi sağlanmalı. Öyle terör örgütü ile devlet görevlilerini görüştürmekle çözülemeceğini söyledik, linç kampanyası başlattılar ancak dediğimiz noktaya geldiler.

Terörün en büyük kaynağı eğitimsizlik, işsizlik ve dışlanmadır. Bu kaynaklar kurutulmalı.

**

Bakın HDP binalarına saldırı, CHP başkanlarına saldırı bir provakasyondur. Bu adımlar bizi Suriye’ye götürür. Devletin mekanizmaları var ve kendi adaletinizi kendiniz sağlayamazsınız. Kesinlikle provakasyona gelmeden sağduyulu olmak gerekir.

 

Binlerce Yıllık Sağduyu

Ekonomik kriz yazımdan sonra ve çeşitli terör olaylarından sonra Suriye gibi olur muyuz diye sorular gelmeye başladı. Olmayız. Olmayacağımızı düşünüyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı ve öncesinin ki içinde Selçuklulardan başlar Göktürklere ve hatta Cengiz Han’ın Moğol İmparatorluğuna kadar dayanır.

Binlerce yıllık bir sağduyu ve devlet bilincimiz var. Bu genetik ve bir takım öğretilerle aktarılmıştır, bilinçte değil bilinçaltında yer bulur.

Tabi ki taşkınlıklar çıkartan, provakasyonlara kapılanlar olacaktır. Kötü şeyler yapanlar olacaktır. Ancak bir Madımak vs gibi facia yaşanmaması burada hayati öneme sahip. Lütfen kendinizi kontrol edin.

Binlerce yılın getirdiği bir sağduyu var. Yüzlerce yılı sadece Osmanlı’dan geliyor. Haliyle 200 yıllık Amerika ya da 300-500 yıllık bazı Avrupa devletlerinin oyunları bizim üstümüzde istedikleri sonucu vermeyecektir. Milletimizin sağduyusuna güveniyorum.

**

Bu süreçte birilerini etnik, mezhepsel vs gibi ayrımcılıklarla suçlamayın. Bakın terör örgütü destekçiliği yapan farklı kesimlerden bir sürü insan bulabilirsiniz. İçinde Trakya’daki göçmen, Ermeni ve çeşitli basın kuruluşları olabilir. Fakat bunu, terör örgütünü bir etnik kimliğe yıkmayınız. Bu terör örgütü, etnik kimliği kullanarak kendine zemin bulmaya çalışıyor ve bunun için fırsat yaratmayın.

İşse size Yüksekova’dan görüntüler. Bu görüntülere baktığımda umutlanıyorum. Terör örgütünün halk desteği bitiyor. Çaresiz. Bu yüzden böyle saldırılara destek veriyor.

Bizim yapmamız gereken teröristle değil, terörle mücadele etmek. Yurtdışı bağlantılarını kesmek, doğu bölgesinde iş sahası açmak ve eğitimi geliştirmektir. Olacak şimdi değilse bile yakın gelecekte olacak.

Türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne inanan milyonlarca Kürt kökenli vatandaşlarımız, farklı azınlıklarımız ve farklı dinden vatandaşlarımız var. Bunları boşa çıkartmayın.

 

 

Kategori: Genel - Hayat - Politika - Tarih