Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Demokrasiye ve Türkiye’nin durumuna geçeceğim, fakat öne çıkarılan görseldeki “krasi”leri merak edebilirsiniz. Kısaca onları da anlatayım (açıkçası İngilizceyii Türkçeleştirdim, Türkçe böyle mi deniyor diye kontrol etmedim)

Krasi (İng: cracy): Antik Yunancaya dayanan bu sözcük, yönetim biçimi, hükümet organı ve kuralı anlatıyor.

Plütokrasi : Zengin kesimin yönettiği bir sistemdir.
Teokrasi : Dini sınıfın (cemaat, ruhban sınıfı vs), yönetim kadrolarından da sorumlu olması (dini yönetim).
Aristokrasi : Aristokrasi sınıfının Türkçesi soylu sınıfı. Buradan yola çıkarsak daha kolay anlayabileceğimizi düşünüyorum. Yönetimin belirli bir elit tarafından elinde tutulmasıdır (hoş komünizm dahil her yönetim, kendi elit sınıfını ortaya çıkartır). Millet Türkiye için “otoriterlik” gibi söylemlerde bulunuyor fakat devlet başının komşusu, danışmanı, koruması, damadı milletvekili olduğunu değerlendirirsek sanki aristokrasiye doğru gidiyor??

Gerontokrasi: Yaşlı insanların yönettiği sistem biçimi.
Etnokrasi : Belirli bir etnik kimliğin yönetimi elinde tutması.

Otokrasi : Bütün siyasi gücün yöneticide olduğu sistemdir.  Burada totaliter ve otoriter rejimler karıştırılıyor. Ayırmak için çok basit bir mantık var; eğer hayatına karışıyorsa, sosyal işlerini düzenliyorsa totaliterdir. Mesela Nazi Almanyası ve Sovyetler Birliği dönemlerinde, buradaki yönetim insanların sosyal hayatlarına karışıyordu. Temizlik görevlisi yoktu, okulunu öğrenciler temizliyordu en basitinden. Özel etkinlikler, kutlamalar oluyordu ve “zorunlu” gibi görülmesede katılmayanlar sorgulanıyordu.

Demokrasi : En zorunu, en sona bıraktım. Halkın yönetimidir. Kabaca budur. Fakat bu, 4 yılda bir oy vermek olarak algılanmamalı. Eski şehir devletlerine baktığımızda  insanlar meclislere gidip direkt oy veriyordu. Günümüzde ülke olarak zor olduğundan, temsilciler ile bunu yapıyoruz. İnsanlar, kendileri adına temsilci seçiyor ve sonrasında temsilciler, bizim adımıza konuşuyor.

Fakat bu, her 4 yılda bir oy verdik tamam demokrasi var demek değildir. Zaten bahsedilen şekilde bir “demokrasi”, halkın yönetimde olması şehir devletlerinden sonra bitti. Referandum, halkın direkt olarak yönetime müdahale etmesidir. Bu yüzden bazı gelişmiş ülkelerde (ki nüfus yaklaşık 5-6 milyon), 100 bin imza toplandığında herhangi bir konu hakkında referanduma gidebiliyorsunuz.

Öte yandan demokrasinin “kontrol ve denge” (checks and balances) yada daha yaygın kullanımla “güçlerin dengesi” gibi bir takım ilke ve kavramlar, zaman geçtikçe demokrasinin gelişimi için ortaya çıkmıştır. Bunlar YASAMA-YÜRÜTME-YARGI’dır. Bu üç temel, birbirini kontrol eder, denetler. Günümmüzde ise bu üçünün yanına “medya”, 4. güç/temel/prensip olarak gelmiştir, daha doğrusu böyle söyleyenler var ve katılıyorum.

**

YASAMA, yasal süreçleri düzenleyen organdır, meclistir (batı özentileri gibi PORLOMONTO demeyeceğim). Türkiye Cumhuriyeti Devletinin meclisinin özel bir adı vardır, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Tıpkı Türkiye cumhuriyeti Devletinin vatandaşlarına Türk Milleti denmesi gibi. Özel isimdir. Bu yüzden parlamento, vatandaş demiyeceğim. Neyse…

YÜRÜTME ise, iktidarı elinde tutanlardır. Bakanlıklar, devlet ve hükümet başları. Devletin işleyişini bu insanlar düzenler. Bakanlıklar düzenler. Fakat önemli bölüm şu; MECLİS YASALARI ÇIKARTIR, bu yasalara uygun olarak, işlemeyi yürütme yapar.

YARGI : Bakın ince noktası şudur, yargı yasa çıkartmaz! İdam kararı çıkartmaz, anayasa maddelerini değiştirmez. Bunu hükümet yani yürütmede yapmaz. Bunu yapan yasamadır. Yasamanın çıkarttığı kanunlara göre, anayasaya göre; yargı gelen başvuruları inceler ve sonuca varır.

Dengeyi görüyor musunuz?

**

Bu yüzden benim görüşüm şudur; isterse bir parti %80 oy alsın, Adalet Bakanığı iktidara değil; muhalefete verilmeli. Çünkü son yıllarda gördüğünüz üzere çeşitli politik davalarla ordu, aydınlar, gazeteciler içeri alınabiliyor. Buradaki hakim ve savcıları atıyan kim? İktidar. Tek başına iktidar olursa işler değişebiliyor. Sadece muhalefette değil fakat uzmanlar üzerinde çalışıp; ya iktidar-muhaleft dengesini bulmalı, yada meclis partilerinin adalet bakanlığının atama gibi çeşitli işlerine karışmalıdır.

Bakın, Türkiye’de yerel mahkemelerin verdiği 100 karardan 62 tanesi yanlış, yani %62’si! [1].

 

Türkiye’de Demokrasi

Mahkemelerin yanlış karar verdiğini gördük. Ergenekon, Balyoz gibi davalarla TSK nasıl tasviye edildi gördük. Adı yolsuzluğa karışan 4 bakan YARGILANMADI. İktidarın, yargı üzerine büyük bir baskı ve gücü var. Yargı, demorkasi üstüdür. Seçimler, yargı gözetiminde yapılır. Bunlar önemli şeyler.

Rusya’da Başkanlık (devlet başı), yargı ve yasamadan üstündür. Yürütmenin, yargı ve yasamadan üstün olması; istenilen kanunların çıkartılması, istenenlerin değiştirilmesi, istenenlerin çarpıtılması anlamına geliyor. Türkiye’de yeni anayasa ve dolaylı yoldan Başkanlık bu şekilde olacak. Sadece TSK değil, yargı ve yasama; “KAYITSIZ ŞARTSIZ” Başkan’a bağlanacak. Haliyle yasama istediği kanunu, istediği gibi çıkartacak ve yargıda istenilen değişiklikler yapılacak.

Daha da özetlemek gerekirse; iktidar, istediği gibi at koşturacak. Medyayı, halkın haber almasını da işin içine katarsanız; zaten ne kadar büyük baskılar var bilirsiniz. Sonrasında ise medyada kontrol altına alınacak. Propaganda ve siyasi güç için bunlar kullanılacak, istenilenler kolayca cezalandırılacak.

**

Demokrasi Sıralaması

Yıllardır solcular, ATatürkçüler, aydınlar medyanlarda protesto yaptı. Hayatı boyunca politik olarak bu hakkını kullanmayan, kullanmadığı gibi kullananlara saldıranlar ise 15 Temmuz’da dışarı çıktı ve şimdi “solcular nerde, demokrağsiğyi kurdardık” diye dolanıyor. Bir yandan seviniyorum, ağızlarından Atatürk ve demokrasi çıkmaya başladı, 4 yılda bir oy verip köşeye çekilmek yerine bir şeyler için harekete geçtiler.

Fakat değmoğkrağsiğy ne durumda anlatayım.

Ekonomist’in araştırmasına göre [2],

  • Türkiye tam demokrasiye sahip 20 ülke arasında değil fakat İspanya, Uruguay, Mauritius Cumhuriyeti (Afrika), tam demokrasiye sahip 20 ülke arasında.
  • Türkiye, “kusurlu demokrasi” alanındaki 59 ülke arasında da değil. Fakat Senegal, Zambia, Malezya, Peru, Romanya, Sırbistan, Filipinler, Gana, Endonezya, Bulgaristan, Jameika, hindistan gibi ülkeler bunların arasında.
  • Peki Türkiye nerede? diye soracak olursanız, bir tık sonrası otokrasi olan “karma rejim” bölümünde; Bangladeş, Mali, Kırgızistan, Kenya, Nikaragua, Uganda gibi ülkelerden SONRA 97. sırada.

Daha önce de vermiştim, Freedom House’un araştırmasına göre [3], Türkiye “kısmen özgür” bir ülke ve basın “ÖZGÜR DEĞİL” sınıfında.

Democracy Ranking (Demokrasi Sıralaması) sitesine göre, Türkiye 2012’de 3 puan kaybetmiş [4], 2013’te 1 puan kazanmış [5], 2014’te 6 puan kazanmış [6], 2015’te ise 7 puan kaybetmiş [7]. Aynı siteye göre Türkiye 69. sırada.

2016 yılı itibarı ile demorkasi konusunda çok fena dibe çakılacağımızı; hazırlanacak olan anayasa ile birlikte yargı ve yasama başta olmak üzere medya, iş dünyası, sosyal medya, iletişim, özgürlükler konusunda düzenleme ve kısıtlamaların iktidara teslim edileceğini öngörmek oldukça doğru bir adım olur.

 

Demokrasi Herkese Gerekir

Bakın ÇOĞULCU demokrasi, azınlık haklarını ve güçler ayrılığını, özgürlüklerini gözetmektir. Fakat ÇOĞUNLUKÇU demokrasi ise; %50+1 oy aldığı, yani çoğunluğa geçtiği an “bak halk istiyor” diye, abuk subuk yasaları ve uygulamaları yürürlüğe koymaktır.

Halk böyle istiyor, halk böyle istiyor diye diye %50+1 oy alsa bir şeyleri değiştirmek TAMAMEN çoğulcu demokrasiye karşıdır. Azınlıkları, farklı düşünenler, özgürlükleri dağıtmaktır. Demokrasiyi kaybetmek, baskıcı bir rejime doğru yönelmektir.

Özellikle 2007’den itibaren sürekli olarak AK Partiyi eleştirenlere terörist dendi, vatan haini dendi, AKPliler tarafından küfürler edildi. Fethullah Gülen hakkında konuşurkende böyleydi, Ergenekon ve Balyoz’un yanlış olduğunu söylerkende. Andımız ve Türklük ayaklar altına alınıp, kaldırılırken de böyleydi; terör örgütü PKK’yı güçlendiren Çözüm Süreci’ni eleştirirkende.

Şimdi tarih bizi haklı çıkarttı, AK Parti politikalarını eleştirmemizin nedeninin düşmanlık değil, yanlış olduğu ve sorunlara yol açacağını herkes, özellikle AK Partililer gördü.

**

Bakın bu sistemi değiştirirsiniz, bütün gücü başkanın elinde toplarsınız. Ancak bu böyle gitmez. Yarın öbürgün iktidar değiştiğinde cadı avı başlar. Önce sizin getirdiğiniz yasalar ve sisteme göre avlanırsınız, sonra sistem değişirtirilir.

Bu ülkeyi birlikte, akılcı ve liyakate dayalı şekilde; demokrasi ve Atatürk ilkelerin temel alarak yönetmeliyiz. Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti tanımını, Türk milleti kavramını bozmadan, zarar vermeden yönetmeliyiz.

Aksi halde neler olduğunu gördük, böyle giderse de göreceğiz. Yandaşlık, kadrolaşma, AKP’li olmayan ve eleştiren herkesi görevden alma, yargılatma, vatan hainliği ile suçlama kesinlikle çözüm değil. Gördünüz, anladınız, ve kavrayacaksınız.

Demokrasi herkese lazım. Fakat gösterilen, çoğunlukçu değil; ÇOĞULCU DEMOKRASİ! GÜÇLER AYRILIĞININ UYGULANDIĞI BİR SİSTEM!

Kategori: Genel - Politika