Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Bugün DAÜ-ADK (Doğu Akdeniz Üniversitesi – Atatürkçü Düşünce Kulübü) semineri vardı. Metin Erdoğan‘ın sunumu vardı.

Bilmediğim, bir Atatürkçü olarak bilmediğim için utandığım bazı şeyler anlattı. Tabi ki buradan paylaşmak görevimdir. Başta biyoyakıt, sonrasında başka konuları anlatacağım. Tabi konuyu biraz araştırdım, kaynakların bağlantılarını da paylaşacağım.

Türkiye Cumhuriyeti, sadece bulunduğu bölge açısından çok stratejik bir yerde değil, (çeşitli teorilere göre askeri olarak önemli bir bölgedir, İpek Yolu, deniz ve hava yollarıyla farklı bölgeleri birbirine bağlaması vs var) çok daha önemlisi, ülkemizin topraklarıdır. Bakın bugün, Recep Erdoğan’ın açıklamasıyla şaşkılık-kızgınlık arasında bir duygu yaşadım. Şöyle diyor[1];

Petrol kuyularımız yok, doğalgaz rezervlerimiz, yeraltı zenginliklerimiz yok. Ama Anadolu büyüklüğünde bir vicdanımız var.

Bu konuyla ilgili şunu söylemek istiyorum,

Eti Bor Maden İşletmeciliği sayfasına girerseniz, orada bor madeninin enerji bölümünde kullanıldığını görebilirsiniz. Borla çalışan araçlar daha önce üretildi [2], hemde defalarca… Batan firmanın araba kalıplarını alıp, yurtdışı şirketleriyle “yerli araba” yapma hevesine girdik ama, bu iş ANCAK VE ANCAK Türkiye’den çıkartılan bor kullanılarak ve bora uygun arabayı üreterek yapılabilir. Yerli üretim ve yerli hammadeler ile yapılabilir.

Daha önce TCDD mühendisleri motorundan elektrik sistemine, dış iskeletinden içine kadar 4 tane Devrim arabasını 130 günde yapmıştı (bknz: Yerli Devrim Arabaları ve Etimesgut Uçak Fabrikası ).

Bor konusunda da, rezervlerin yüzde 74-76’sının Türkiye’de olduğu tahmin edilmektedir…

Füze yakıtından, arabadaki hava yastıklarına, nükleer santrallerden tarıma, temizlikten enerjiye bir çok alanda kullanımı var. Merak eden Eti Madenlerinin sitesine bakabilir.

Ancak bu konumda siyasetten fazlasını anlatmak istiyorum…

***

Atatürk Türkiyesi ve Biyoyakıt

Metin Bey’in sunumunu izledikten sonra ilk işim eve gelip, araştırma yapmak oldu. DPT (Devlet Planlama Teşkilatı) uzmanı Emrah Hatunoğlu’nun hazırladığı tezi gördüm [3]. İlgili haber ise NTV‘de mevcut. Olayı kısaca anlatmak gerekirse (kaynak: Hatunoğlu’nun tezidir, 99. sayfadan başlıyor);

— 1931’de gerçekleştirilen Birinci Ziraat Kongresi’nde şöyle bir gaye (amaç) belirleniyor: “Geleneğe dayanan ziraatten, akla uygun ziraate geçiş” (An’anevi ziraatten, rasyonal ziraate geçiş).

50 alt bölümden oluşan kongre raporlarındaki “Ziraat Aletleri” bölümünde, tarımsal üretimdeki bu aletlerin rolü ve kullanımının önemine değinmiş ve bu makinelerde kullanılan yakıtı ithal etmek yerine yerel kaynaklarla üretilmesinin faydalarından bahsedilmiştir.
(Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti, 1931 Birinci Ziraat Kongresi, İhtisas Raporları 1. Cilt, Ankara, 1931)

Ve şu açıklama vardır;

Memleketimizde yekûnu büyük bir miktara varan traktör vardır. Bunlarındaha kârlı bir şekilde iş görmeleri için petrol ve benzine nazaran daha ucuz olan mazot, odun kömürü, ispirto, gibi maddelerle işletilmesinin tercihi lâzımdır.

Bu şekilde dahilde bulunan millî maddelerin istimali de kabil olur. Ziraat ve sanayi ile Ordu vesaiti muharrikesinin bir harp vukuunda dahilden ucuzca istihsal ve tedariki kabil olan maddelerle işletilmeleri için alınacak tedbirler mühim bir memleket müdafaası meselesi halinde şimdiden düşünülmelidir.

**

Ayrıca biyoyakıtlara ilişkin ilk resmi belge şudur;

AOC biyoyakıt

**

Atatürk’ün Yeşillendirme İsteği

Burada kısa bir mola vereceğim, bir açıklama yapacağım. Sonra hepsini birleştireceğiz.

Ankara’nın arazisi kuraktır. Yerli ve yabancı bir çok bilim insanı burayı yeşillendirmenin ve ağaçların tutmasının zor olduğunu rapor etmiş fakat Atatürk diretmiştir: Atatürk Orman Çiftliği, Atatürk’ün çabalarıyla yeşillenmiş ve orman oluşturmuştur.

Ankara’yı yeşillendirmek, temiz hava sağlamak amacıydı. Sadece Ankara değil, başka şehirlerde de benzeri çalışmalar yapmıştır. Ne yazık ki şehirlerin tam listesini bulamadım.

Atatürk Orman Çiftliği’nde, Atatürk bizzat çalışmıştır. Şu görüntüyü bir çoğunuzun bildiğini düşünüyorum;

Atatürk Orman Çiftliğinde ve traktör sürerken

**

Konumuza geri dönecek olursak, Orman Çiftliği’nde çalışırken, bu traktörün biyoyakıt ile çalıştığını kaçınız biliyordu?

SENE 1934!!!!

**

İkinci 5 yıllık Sanayi Planında ise, sentetik benzin ile ilgili şöyle bir madde var (o zamanlarda biyoyakıt, biyodizel gibi kavramlar yoktu, ancak sentetik benzin ve kastedilen şey, günümüzdeki biyoyakıttır):

Atatürk ve biyoyakıt, ikinci 5 yıllık kalkınma planı ve sentetik benzin

**

Bu, aynı zamanda Atatürk milliyetçiliğine de örnektir. Çünkü Atatürk’ün “milliyetçilik” ilkesinde “yerlilik” esastır. Cebimizdeki telefonlara, kıyafetlerimizdeki yabancı markalaşmasına, kültürümüzün değişmesine vs bakarsanız; ekonomik sömürge olduğumuzu göreceksiniz ve Atatürk milliyetçiliğinden uzaklaştığımızı anlayacaksınız.

Bu da başka konu ve bunu ele almıştım..

****

Değerli dostlar,

Burada dikkatinizi çekmek istediğim bir şey var;

1- Atatürk’ün yeşil aşığı olması, başta Ankara olmak üzere diğer şehirleri yeşillendirme çalışması.
2- Tarım ve hayvancılıkta yüksek teknolojinin kullanılmasının ne kadar önemli olduğu (bknz : Para Dedektifi, Cem Seymen göstererek anlatıyor)
3- Bu makinelerde yerli ve doğa dostu üretimin ne kadar önemli olduğu.

Ancak bunlardan çok çok çok daha önemli bir şey var;

— 1934’te Türkiye’nin biyoyakıt ile çalışan traktörlere sahip olması,
Buradan yola çıkarak,
— 1925’te Vecihi Hürkuş’un Yunanlılardan ele geçirdiği uçakla, ilk uçağını yapması, 1930’da keresteci dükkanında 3 ayda ilk yerli uçağı yapması [4],
— 1939-1950 yılları arasında Eti Mesgut Uçak Fabrikasına sahip olmamız ve yüzlerce adet uçak üretmemiz, 1 tane uçağı Danimarka’nın siparış etmesi [5],
— 1969’da 130 günde 4 tane arabanın Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları mühendislerince, %100 (yüzde yüz) yani motorundan kalıbına, elektroniğinden döşemesine kadar tamamen yerli olarak üretilmesi[5], önemli gelişmelerdir.

***

Gel gelelim günümüze…

Daha önce Türkiye Ekonomik Olarak Bir Sömürgedir demiştim. Tohumlarımız ithal, ineklerimiz ithal, tarım ve hayvancılıkta kullanılan vitamin ve mineraller ithal… Yerli üretim diyoruz, üretim için kullandığımız makineler ithal, üretimde kullanılan enerji (petrol ve doğalgaz) ithal, elektrik yine ithal…

Atatürk’ün hedeflediği tarım ve hayvancılığa bakıyorsun, çünkü Atatürk’e göre sanayileşme sürecinde çok önemliydi; tarım ve hayvancılıkta yüksek teknoloji kullanamadığımız gibi, dışa bağlanmışız…

Yani bütün bunları görmek çok acı.

Daha da acı olan bir şey var dostlar…

BUNLARI BİLMEMEK!

Atatürkçüler olarak gerekeni yapıyor muyuz???

Teşekkürler.

**

Ekleme:

Bazı Bilinmeyenler bölümü ekleyecektim. Ekliyorum.

Yürüyen Köşk

Yalova’daki Yürüyen Köşk’ü bilirsiniz. Bilmeyenler için; Yalova’da sıtma salgını olur. Atatürk, salgından etkilenenlerin kaldığı çadırları ziyaret eder. Oradan geçerken, bir çınar görür ve çok beğenir. Oraya ev yapılması söylenir… Aşık olduğu çınar, bugün 390 yaşında olduğu tespit edilmiş[6].

Ben size TRT’nin belgeselini vereyim, en iyisi oradan izleyin;

**

Çınar ağacının bir dalı için bina kaydırılmıştır. Bu, dünyada bir ilktir. Sadece bir dal için(!) köşk kaydırılmamış, yol kenarında arabalara değiyor diye ağaçların kesilmesi talep edilirken, yolun aşağıya alınması gibi olaylar vardır.

İğde ağacı gibi bir çok yaşanmışlık vardır. Atatürk’e göre, ağaç olmayan bir toprak parçasına vatan denmez!

Sanıyorum bugün durdurma kararının 1 saat geç gelmesi yüzünden katledilen binlerce zeytin ağaçları, köprü yapacağız diye katledilen ormanlar, modern binalar için kesilen ağaçlar….

Nereden nereye geldiğimizin göstergesidir.

Sevgi kavramının ayrımı olmaz. Bir insan ya ağacı, hayvanı, doğayı, insanı sever; yada sevmez. Yani bir insanın içinde ya sevgi vardır, yada yoktur…

Saygılarımla.

**

Geri Dönüşler

Sevinerek belirtmek istiyorum ki;

Metin Bey’den öğrendiğim, bilgileri derleyerek yayınladığım bu konuyu; Cem Seymen’e de yollamıştım. Cem Seymen, hem sosyal medya üzerinden paylaştı, hem de 27 Aralık 2015 günü yayınlanan Para Dedektifi programında [program bağlantısı], bahsetti.

cem seymen facebook

Sadece bu konu, 3 bine yakın kişi tarafından okundu.

Ben, konunun yayılmasında aracıyım. Metin Erdoğan’a, Cem Seymen’e sonsuz teşekkürler.

Bilgi paylaştıkça çoğalır.

Günün birinde, Atatürk’ün seneler önce başlattığı bu devrimleri tekrar başlatabilmek dileğiyle…