Politikada taraf olmak kolaydır. Olaylara tarafsız şekilde yaklaşabilmek zordur.
Politikada hiçbir şey anlatıldığı kadar iyi, göründüğü kadar da kötü değildir.

Türk lirası ve Türk ekonomisi gittikçe dibe batıyor. Fakat hiçbiri süpriz değildi. Evet ABD’nin Türkiye üzerinde çeşitli yaptırımları var fakat 9 Temmuz 2018’de 4,5 olan Dolar’ın 13 Ağustos 2015’de 7,04 olmasının nedenini sadece ABD-Türkiye ilişkisi ile açıklayamazsınız.

Hadi işin kolayına kaçtınız ve bunu böyle açıkladınız, 2016 yılında yazdığım bir yazı vardı: “ekonomide geçici süreç mi yaşıyoruz yoksa TL değer mi kaybediyor“. Dönemin Başbakanı diyor ki [1]:

…Amerikan seçimlerinden sonra başlayan bu sürecin dünyadaki özellikle gelişmekte olan ülkelerin tamamında bir olumsuz etkileri oldu. Bu etkilerin geçici olduğunu biliyoruz. Vatandaşlarımız serin kanlı olsun, sakin olsun. Bunların hepsi gelip, geçecek. İnşallah 2017 bu yıla göre çok daha iyi olacak. Biz hesaplarımızı, bütçemizi buna göre yaptık”

Tabi bu işin öyle olmayacağını 2015’in 3. ayında yazdığım “ekonomik kriz yaklaşıyor” ve 4. ayında yazdığım “2002’den 2015’e Türk Ekonomisi” ile 2016’nın 11. ayında tam tarih vererek, 2020’de hissedileceğini fakat krizin 2017-2018’de başlayacağını söylediğim “2017-2018 Türk ekonomik krizi” yazılarımda anlatmıştım.

TL değer mi kaybediyor başlıklı yazımda ise 2013’ten 2016’ya kadar tam 92 para birimi karşısında değer kaybederken, sadece 8 para birimi karşısında değer kazanabildiğini yazdım. Tüm günümü verip, üşenmeden tek tek kontrol etmiştim, şu an baksam durum daha kötüdür. İsteyenler TLkur adresinden tek tek bakabilir.

 

Türkiye Ne Hale Geldi?

Haziran 2018’de Mehmet Şimşek, Türkiye’nin dış borcunun 453 milyar dolar olduğunu doğruladı [2]. Ne diyor haberin ilk paragrafında? “Geçtiğimiz haftayı 4.65 lira seviyesinden kapatan dolar kuru[…]”, ve devam edip Mehmet Şimşek’in açıklamalarını vermiş: “[d]olar şu anda kontrol altında”.

3 Haziran 2018’de 453 milyar dolar yani o günün kuruyla çarpı 4,65 dersek; 2,1 trilyon Türk lirası demekti.
15 Ağustos 2018 itibarıyla 1 dolar = 6,1 TL. Hesaplarsak 453 milyar dolar * 6,1 = 2,7 trilyon Türk lirası demek.

Kısacası 600 milyar dolar Türk halkına kazık olarak saplanmış durumdadır.

Soru şu:

ABD nedeniyle bu hale geldi diyorsunuz; eğer ekonomimiz süper ise, Türkiye bölgede ve dünyada çok güçlü ise ABD nasıl 1 ay içinde 4,5 olan kuru 7 liraya çıkartabildi? Etkilense bile bu kadar etkilenmezdi.

 

Alım Gücümüz

Şimdi size neler olduğunu daha iyi anlatacağım. Eski yazılarımda yazdığım gibi değil!

Anayasa referandumu yani 2017’den örnek verecektim ancak ekonomide 1 yıl az. 3 yıl öncesine gidelim örneğin. Yerel seçimler bitmiş, Kasım 2015’te AKP genel seçimleri kazanmış. Her şey güzel yani.

2015’in ikinci döneminde asgari ücret net olarak 1.000 TL [3].
2018’in asgari ücreti ne kadar? Net olarak 1.603 TL [4].

Oran: 1.603/1000 = yaklaşık 1,6 kat artmış.

30 Aralık 2015 tarihinde doların kuru alış olarak 2.9076 imiş [5].
15.08.2018’de ise (bugün) dolar kuru alış olarak 6.5465

Oranlarsak : 6,5465/2,9076 = 2.251

Ne demek?

Yani asgari ücret 1,6 kat artarken, dolar ise 2,2 kat artmış. Yani?? Alım gücün düşmüş. Nasıl mı oluyor?

2015 -> 1000/2,90 = 344.8
Yani 2015’te asgari ücretin dolar üzerinden tutarı 344,8 dolar imiş.

2018 (15 Ağustos) -> 1603/6,54 = 245.1
Yani 20 Ağustos 2018’de asgari ücret 245.1 dolar.

3 yılda 100 dolar kaybın var kardeşim! Günümüz kuruyla yaklaşık 650 liraya geliyor. Senin 650 lira nereye uçtu bir anlat bakalım.

 

Başka Örnek: Motorsiklet

İstanbul gibi trafik belası bir şehrin çözümü motor ve bisikletlere önceliktir. Yaklaşık 50 lira gibi bir parayla (motorun hacmine bağlı değişir fakat 125 vs diyelim), 300 km gidebilirsiniz. Ben Opel Astra arabayla 3 çeyrek (3/4) gidiyorum ve 55 litre alıyor. Yani 42 litre gibi bir şey.

Benzine yine zam soktular aman koydular, Opet pompa fiyatına baktığımda [6], benzinin litresinin 6,7 tl olduğunu görüyorum. 42*6,7 = 281 lira demek.

Şöyle düşünebilirsiniz; yahu ben araba alsam en ufağı zaten 80 binden başlıyor mantıklı değil. İkinci el alsam, güzel bir şey 40 binden başlıyor… Arabanın İStanbul gibi yerde trafiği var, benzin parası var… Gidip motor alayım.

Ya da deseniz ki, tamam kar kış anladım ama şöyle güzel havalarda hem keyif hem kolaylık olsun diye bir de motor alayım…

2 yıl önce 7 bine alınan motorları bugün 13-15 bine alıyorsunuz. Yukarıda kurları yazdım. 3 bin dolarlık motor diyelim.

 

2015’te 1.000 lira kazanıp, 8.700 tl’ye alabilirdiniz.
2018’de ise 1.603 lira kazanıp aynı motoru (3000*6,54) : 19.620 tl’ye alıyorsunuz. Ki fiyat yükselince bunların hepsinin KDV’si de yükselecek ve 20 binden aşağı alamayacaksınız.

Yani 2015’te binlik motor, şimdi 20 bin. 2 katından fazla artmış.
1000 lira olan asgari ücret ise 1.600 olmuş ki 2 katından daha az artmış.

Kısacası alım gücümüz düşmüş. Bakalım diğer ülkelerde nasılmış? Motor: Honda CB125R

**

İngiltere’de 3.989 Pound,
Asgari ücret 1246 Pound

Doçlant’ta (Almanya) 4.390 Euro,
Asgari ücret ise 1.498 Euro

Fransa’da motor 4.499 Euro,
Asgari ücret ise 1.498 Euro.

Türkiye mi?
Motor fiyatı: 19.100 TL
Asgari ücret: 1.600 TL

Yani şu motoru 5 bine aldığınızı düşünün? Ben düşünemedim. Millet olarak düşünebileceğimizi de sanmıyorum. Çünkü politika ve toplumla konuşmalardan anlaşılan budur. Düşünebilen bir millet olsak zaten bu durumlara düşmezdik.

**

Oysa İstanbul trafiği için, pahalı yakıt için çözüm motor idi. O seçeneği de rezil ettiler. Şöyle kaliteli alayım BMW, Harley vs alayım dersen zaten 60 bin civarından başlıyor.

İnsanları öyle iğrenç bir şeyin içine attılar ki anlatamam…
Ya yerli motosiklet yapın, ya İStanbul gibi şehirlerde motora teşviki başlatın.

Gerçi devletin umrunda değil, nasılsa alacaksınız, nasılsa kullanacaksınız ve NASILSA OY VERECEKSİNİZ!

 

Devletçilik İlkesi Canlandırılacak

Nedir bu devletçilik?

Özetlemek gerekirse, çiftçiler için Ziraat Bank kurmaktır. Esnaflar için Halk Bank… Özetlemek gerekirse; şeker fabrikaları, basma fabrikalarıdır. Cam, bez, kömür, gül yağı fabrikalarıdır. Tershaneler, çimento fabrikası, demir çelik tesisleridir…

Burada sayamadığım daha niceleri “her fabrika bir kaledir” mantığı ile kuruldu. Sonra?

Liberal AKP geldi. Yani özelleştirmeyi seven AKP. Kendim de sosyal alanda (hukukun üstünlüğü, özgürlük, güçler dengesi vs gibi demokratik kavramlar konusunda) sonuna kadar liberalim. Fakat işin ekonomik boyutunda biraz Ecevit-vari sosyal-demokratlık gerekiyor. Liberaller ise her şeyin satılması taraftarıdır. Özelleştirilmesi.

İşte AKP iktidara geldiğinde tüm bunları satarak yol yaptı, kendi yandaşlarına şirketler kurdurdu vs. Peki ya şimdi? dokunamadıkları alanların başında savunma sanayi geliyordu ki şu an AKP dua ediyor bu sektöre. Çünkü Türkiye’yi sırtlayabilecek kapasitedeler. Fakat yetmez.

Devletin elinde kalan fabrikalar vardı, çatır çatır çalışıyordu. Mesela Afyon, Ordu’daki bir takım kurumlar (şimdilik adı bende kalsın) dahil. Çok iyi işler yapıyordu. Liberallere hak verdiğim konu şudur; memur yatar kardeşim. Çalışsa da maaş alır, çalışmasa da. Haliyle bu tesisler rezil edildi. Bunun gibi nice tesisler var. Çalışıyor görünenlerde doğru düzgün icraat yok, çalışmayanlar rezil durumda…

Şimdi iktidar ne büyük yanlış yaptıklarını anladı ve sürekli küfür ettikleri Cumhuriyet’in ilk yıllarına dönme peşindeler. Ellerinde kalan ve çalışmayan veya kötü durumda olan tesisleri çalıştıracaklar. HELE ŞÜKÜR işi öğrenmişler, yeni bir sistem geliştiriyorlar. Tamam buraları devletin ama farklı bir şekilde işletilecek. Özel sektör işletmeli ama devletle birlikte. Bu fikre %100 katılıyorum.

Haliyle Avrupa ve Orta Doğu başta olmak üzere bir çok ülkeye çok önemli şeyler ihraç edebileceğiz. Özel sektör devletten yüz milyonlarca dolar para koparttı arge adı altında; göstermelik binalar dikti, bir çok cihazı paketinden çıkartmadan 3 yıl bekletip sonra “olmadı” diyerek cihazları sattı, inşa ettiği binaları depo vs gibi amaçlar için kullandılar. Rezalet!

Haliyle özel sektörde iş yapmayanın işini bitirebilirler. Kaldı ki özel sektöre bakarsak, işin ne olduğu ortada. Rezalet! Hani Erdoğan çıkıp iPhone vs’ye vergi diyor bizde Venüs var diyor da en kısa sürede bir tanesine bakmasını dilerim. İçindeki işletim sistemi ve bir çok donanım parçası Amerika’lı şirketindir.

Bu yüzden eğitim ve özgürlük olmadan, çocuklar hayal etmeyi ve hayallerinin peşinden cesaretle gitmeyi öğrenmeden ARGE zihniyeti bu ülkede olmaz! Arge zihniyeti olmazsa, yeni şirketler, yeni fikirler çıkmaz.

Yani hadi hayal kurdular, bir şirket açmak istediler; KOSGEB’bi bilmiyorlar. Gerekiyorsa son dönem tüm üniversitelere tanıtım amaçlı uzmanlar gönderilsin. Sonra açıp batırırsak ne olacak diyorlar?

Bakın bir genç motoruna atlayıp, ülkede dolaşıp kafa dağıtmalı. Böyle özgür, böyle güvenli olmalı.
Bir genç istiyorsa dans kulübüne, istiyorsa barlar sokağına gidebilmeli.
Bir gencin eteğine şortuna ve türbanına falan karışılmamalı!

Gençler özgür olmalı, birbirlerine önyargıyla bakmamaları gerek. Fakat alım gücü bu şekilde düşerse, özgürlükler bu şekilde kısıtlanırsa; insanlarda gelecek kaygısı başlar.

Gelecek kaygısı olan adam da kalkıp şirket falan kurmaz. Önümüzdeki 3 yılda şirketlerin nasıl batacağını hep beraber göreceğiz. Bunları yazdığım için bana hain diyenler olmuştu. Ben bunların hepsini önlem alınsın diye yazdım. Çünkü bu ülkede bir grubun huzuru bozulursa, tüm milletin huzuru bozulur. Buna işçi, patron vs gibi ekonomik grup olduğu kadar siyasi grupları da katabilirsiniz.

Acilen ÖTV’ler düşürülmeli. Acilen motosiklete teşvik başlatılmalı. Acilen gençler için programlar başlatılmalı. Başka çözümü yok.

**

Son olarak, Berat Albayrak istifa etmeli. Başka bakanlığa geçebilir, diretmenin önemi yok.

Bakın AKP’nin politikalarına en çok karşı çıkanlardan, eleştirenlerden birisi benim. Fakat yeni Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’u çok uygun buluyorum. Sadece ben değil, çevremdeki büyük AKP karşıtları (bakın eleştirel demiyorum bildiğin siyasi militan gibi her şeyine karşı olanlar) dahi Selçuk’a olumlu bakıyor.

Tam tersine Berat Albayrak’a ise AKP desteçlileri dahi olumsuz bakıyor. Güvenmiyor! Bu iş olmayacak, orası belli. Geçen Sabancı çıkıp güveniyorum falan diye açıklama yaptı. Bu iş nasıldır biliyor musunuz? Çocuğunuza, yiğeninize biri sataşıyordur. Acı olan şey kendi başının çaresine bakmasını öğrenmesi için yardım etmektir. Fakat gidip çocuğu döverseniz, kendi çocuğunuz hiçbir şey öğrenemeyecek.

İşte Sabancı’nın “ben güveniyorum, her dediğini yapar” demesi söylendiği üzere “vergi borcu silinmesinden kaynaklı” mı bilmiyorum. Fakat bu dedikodularla uğraşmıyorum; görünen şudur, Albayrak’ın çıkıp kötü bir stand-up komedyeni gibi yaptığı konuşma sonucunda kimse yeni planı anlamadı. Ne dediğini kimse anlamadı. Türkiye’nin ne yapacağını kimse anlamadı. Bu sıkıntıyı da sanki Sabancı kurtarmaya çalıştı. Fakat olabilecek bir şey değil.

16 yılda bir sürü kurum özelleştirildi, topraklar satıldı; ABD askerlerine dua edildi, CHP ABD’ye karşı çıkıyor diye eleştirildi… Gel gelelim dönüp dolaşıp 2002 öncesi duruma gidiyoruz. İş hiç hoş değil!

 

Kaynaklar

 

[1] Milliyet. Başbakan`dan flaş açıklamalar!. 02.12.2016, http://uzmanpara.milliyet.com.tr/haber-detay/gundem/basbakandan-flas-aciklamalar/61773/

[2] Diken. Mehmet Şimşek doğruladı: Türkiye’nin dış borcu 453 milyar dolar. 3.06.2018, http://www.diken.com.tr/mehmet-simsek-dogruladi-turkiyenin-dis-borcu-453-milyar-dolar/

[3] Sakarya Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası. 2015 yılı Asgari Ücret açıklandı. http://www.sakaryasmmmo.org.tr/Yazi/2015-yili-Asgari-Ucret–aciklandi-2536

[4] Sözcü. Asgari ücret Temmuz 2018: Asgari ücret ne kadar oldu?. 3.7.2018, https://www.sozcu.com.tr/2018/ekonomi/asgari-ucret-temmuz-2018-asgari-ucret-ne-kadar-oldu-2499762/

[5] Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası. 30.12.2015 Döviz Kurları. http://www.tcmb.gov.tr/kurlar/201512/30122015.xml

[6] Opet. İstanbul Akaryakıt Fiyatları. https://www.opet.com.tr/istanbul-akaryakit-fiyatlari