Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Bu süreçte elbette köşe yazarları, avukatlar, politikacıları takip ediyorum. Ancak en güzel bilgileri; konularında uzman olanlardan, sağlam akademisyenlerden alırsınız. Özellikle avukat Ece Güner Toprak‘ı takip ediniz (facebook sayfası da mevcut). Daha önce bazı yorum ve şemalarını paylaşmıştım bknz: Cumhurbaşkanlığı – Başkanlık Sistemi Değişikliği

Bugün başka bir şey yazmak istiyorum. Ülkemizdeki duruma gerçekten şaşırıyorum; evet diyen de neye evet dediğin bilmiyor, hayır diyen de neye hayır dediğini bilmiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin rejimini oylayacağız. Cumhurbaşkanı ısrarla “bu rejim değil, sistem değişikliğidir” desin, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölümüne mensup biri olarak diyorum ki; rejim, yönetim sistemine denir. Etimoloji (köken bilimi) buradan gelir [1].

**

Haliyle insanlara bazı şeyleri anlatmak benim boynumun borcudur. 2 yıldır bıkmadan usanmadan yazı yazıyorum ve bu süreç belki de Türkiye’nin en önemli süreci olacaktır.

Yazacaklarımı partiler ve kişisel üstü tutuyorum. Haliyle siz de böyle okuyunuz.

Politikada Taraftarlık Yapmayın

Her şeyden önce şunu söylemem gerekiyor; aynı gemide bulunuyoruz, aynı yere gidiyoruz. Bu yüzden kayalıklara sürüklenecek yola girersek, birlikte batacağız. Fakat her şeyin güzel olduğu diyarlara gitmek için rotayı seçmemiz gerek.

Demokrasi de böyledir. Farklı düşünenler bir araya gelmedi, neden böyle düşündüğünü anlatmalı, konuşmalı, tartışmalı. Fakat tartışma kavga şeklinde değil; fikirlerin çürütülmesi şeklinde olmalı. Ancak bu şekilde “kötü olanları” eleyebiliriz ve böylece doğruya daha da ulaşabiliriz.

**

Bakın Suriye nasıl bu hale geldi? Ya da Ortadoğu? Şii-Sünni diyerek kutuplaştı en basitinden. Türkiye’de de buna benzer durumlar var.  Belki mezhepsel olarak kutuplaşmadık ancak siyasi görüş olarak kutuplaştık. Birbirimizi yaftalar olduk.

Bir AKP’liyle konuşup sorunlu politikaları anlattığımda, “siz CHP’liler böylesiniz” diye başlıyor.
Bir CHP’li ile birlikte konuşup, sorunlarını anlattığımda ise, direkt AKP’liymişim gibi yaklaşıyorlar.

Oysa genel seçimlerde iki partiye de oy vermedim. İnanmadığım, güvenmediğim, politikalarını doğru bulmadığım için vermedim. Fakat birilerini terörist, yobaz, koyun vs ilan etmek bu kadar kolay bu ülkede.

İşte bu, futbol taraftarlığını politikaya sokmaktır. Koskoca devlet yönetilirken “kandırıldık” diye bir şey diyemezsiniz. Ya da muhalefetteyken, doğru düzgün örnek belediyeniz bile yoksa, bir şeyleri düşüneceksin (Eskişehir’i saymayın, Yılmaz Hoca, Ecevit’in Türkiye’ye katkısıdır).

 

Referandumda Neyi Oylayacağız?

Köpeğiniz evin ortasına gelip, misafirlerin yanında pislerse; istediğini kadar “çikolata o” deyin, pislik olduğunu herkes bilecektir. Bunu sürekli yaptılar.

Mesela Öcalan ile konuştular. Fakat Öcalan ismi konusunda milletimiz hassas idi. Algı yönetimiyle ne oldu? İmralı.
Ya da terör örgütü PKK ile müzakere edilmesi gibi bir şeyi millet kabul etmezdi. Ne oldu? Kandil.
Veyahut Fethullah Gülen hoca efendimiz dedikleri kişiyle çıkarlar uyuşmayınca ne oldu? FETÖ…

Öcalan’a İmralı deseniz de yaptıkları ortadadır, demeseniz de…
PKK’ya Kandil deseniz de katliamları ortadadır, demeseniz de…
Fethullah Gülen ve cemaatine FETÖ deseniz de geçmişiniz ortadadır, demeseniz de…

Haliyle sistem olarak Başkanlığı getirip, ardından “bu Cumhurbaşkanlığıdır” deseniz de sistem ortadadır, demeseniz de.

Adına Değil, İçeriğine Bakın

Bizim halkımız böyle kelime oyunlarına kolayca kanıyor maalesef. Çünkü araştırmıyor, okumuyor, öğrenmiyor.

Bu yüzden size maddeleri “yansız” (objektif) şekilde, hukukçular gözüyle anlatan Baro Birlik sayfasındaki analizi vereceğim : anayasadegisikligi.barobirlik.org.tr

**

Şimdi size iki örnek vereceğim bununla ilgili:

1- Birleşik Krallık : Bildiğiniz üzere Birleşik Krallık 4 ülkeden meydana geliyor. Bir tanesi İngiltere ve İngiltere’de meşruti monarşi yani anayasal krallık ile yönetiliyor. İngiltere, demokrasinin beşiğidir. Demokrasi kültürü mevcuttur. Mesela Lordlar Kamarası’nın tarihte bir anlamı vardır, tarihsel gelişimine baktığınızda kültürünü görürsünüz. Avam kamarası da aynı şekilde (çift meclis yapısı).

Yazılı Anayasası yoktur. Magna Carta gibi taaa 13. yüzyılda (1200’lerin başında) imzalanmış bir anlaşma ve bir kaç anlaşma ile birlikte kurallar zinciri vardır. 30 yılda bir anayasa değiştirenlere buradan selam olsun! Peki nasıl oluyor? Herkes yerini biliyor, birbirine saygılı, hak yemek yok. Kültür var. Bakın demokrasi kültürü var! Kültür devam ettiriliyor. Daha fazla bilgi için : Samuel Huntington – Medeniyetler Çatışması

Gelişe gelişe, değişe değişe bu günlere geldi ve kültürünü korudu (Fransa ve Türkiye’de imparatorluklar değişime direndi ve bu yüzden tamamen ortadan kalktı). Monarşi tamamen sembolik. Yürütmede yetkisi yoktur! Tek oyu vardır!

İngiltere, sağlam demokrasi konusunda örnek verebileceğiniz en köklü ve en sağlam ülkelerin en başında gelir.

2- İran İslam Cumhuriyeti : Öte yandan İran’a baktığımızda (ki devlet sistemleri falan iyidir), içinde cumhuriyet var. Cumhuriyet, cumhur sözcüğünden gelir ve halk demektir. Osmanlı dönemlerinde cumhuriyet sözcüğünü türeterek “demokrasi” daha doğrusu halkın seçimi anlamında kulandık.

Yani burada millet, vekillerini seçer.

**

İki örneğe baktığımızda birinde “Constitutional Monarchy” yani anayasan monarşi (krallık) vardır ancak demokrasi konusunda dünyaya ders verir. Ötekisinde ise, cumhuriyet var, seçim var ancak demokrasinin eseri yok; kadın haklarının, özgürlüğün eseri yok (İran devrimi için Al Jazeera’nın belgeseline bakınız, Türkçedir).

Şimdi aynı şekilde, Anayasal değişimin ismini Cumhurbaşkanlığı yaptılar. Fakat siyaset biliminde; hükümetin başı ve devletin başı vardır. Devletin başı kral/kraliçe olabilir ya da Cumhurbaşkanı/başkan olabilir. Mesela İngiltere’de devletin başı monarşidir ancak hükümetin başı Başbakan’dır. Fakat kesin bir ayrımla devlet yönetimi “BAŞBAKANINDIR”.

Gel gelelim yeni sistemle başbakanlık kalkacak. Bütün yetkiler Cumhurbaşkanı adı verilen makamda kullanılacak. En basit örnekle; bir şirket düşünün. Müdüriyet yazıyor ama adam diyor ki hadi bunu “çay ocağı” yapalım. Değiştiriyorlar yazan şeyi. Belgelerin gideceği yer: Çay ocağı. Fakat içinde oturan, en yetkili kişi. Belgeleri imzalayan, kararları veren. Haliyle müdürdür. Ünvanı, yazan şey geçerli değildir.

Aynı şekilde cumhurbaşkanı denilecek olan şey, aslında başkanlıktır. Ünvan olacak cumhurbaşkanı, oylamadan daha fazla oy alınsın diye cumhurbaşkanı. Tamamen “Öcalan-İmralı”, “PKK-Kandil”, “Esad-Esed” gibi algıya yöneliktir. İçerik olarak tamamen başkanlıktır!

Anayasal Değişimde Tehlike Nerede?

Bakın yukarıda da yazmadım. Evet değişikliği geçirmek isteyen AK Parti’nin stratejisini ve düşüncesini yazdım fakat bu anayasal değişikliği asla kişi ve parti bazında değerlendirmedim, siz de öyle değerlendirmeyin.

 

Topluma Kavramları Anlatmadınız

Sokaktan 10 kişi çevirin, demokrasi nedir diye sorun ve 9’u size bunun cevabını veremez. Bknz:

Böyle videolar izlediğimde “cahil, koyun, çomar” demiyorum, diyemiyorum. Şunu soruyorum; eyyy güzel kardeşim, eyyy bir sürü şey bildiğini düşünen akademisyen, entellektüel (aydın) ve Atatürkçü kesimler!!!!

Bu insanlar sizin eseriniz. Anlatmamışsınız, anlatamamışsınız. İşin kolayına sığınıp “anlattık ama olmadı” demeyin, 2 yıldır tek başıma buradan bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ve insanların anladığını, tamamen farklı düşünceler olanların dahi bana mail yazıp bunu bildirdiklerini gördüm. Haliyle bu insanlara demokrasi nedir anlatılmamış.

Demokrasi, denetleme mekanizması (checks and balances), laiklik ve daha nice hassas konu insanlara ANLATILMAMIŞ! Şimdi demokrasi elden gidiyor, laiklik elden gidiyor diye tırım tırım tırmalıyorsunuz ayıp!

**

Bana göre temel hak ve özgürlükler, yasama-yürütme-yargı dengesi, laiklik, demokrasi ve daha nice konu daha ilkokulda çocuklara, “anlayabilecekleri şekilde” anlatılmalıydı.

İsteyenlere: Demokrasi nedir, kaç çeşit demokrasi vardır?

 

Yasama-Yürütme-Yargı Dengesi

Mümkün olduğu kadar basitleştirmeye çalışacağım.

Yargı dediğinizde, çıkarılan kanunları yorumlayan mahkemeleri vs aklınıza getirin.
Yasama dediğinizde ise, meclisi (bir bütün olarak, 550 milletvekili ile) aklınıza getirin.
Yürütme dediğimizde ise, hükümettir.

Bu üçü dengededir. Peki neden?

Yasama: kanun yapıcı organdır. Anayasayı, diğer kanunları yapar, düzenler.
YargıYasamanın yaptığı kanunları yorumlar.
Yürütme: Devletin işleyişini (atamalar, bütçe vs gibi) işleri ayarlar.

Bakın yasama kanun çıkartır ancak yargılayamaz.
Yürütme ise çıkartılan kanunlara uygun şekilde ülkeyi yönetir.
Yargı ise, kanun çıkartamaz; ancak yasalara uyulup uyulmadığını denetler, kanunları denetler.

Yasama (Meclis)

Eğer Cumhurbaşkanı partili olursa, yine Erdoğan ve AKP’yi değil herhangi bir kişi ve partiyi düşünün; mecliste çoğunluğu sağladı diyelim, partili olursa, parti tabanını da kontrol edecek. Pat geldi yürütmeyi de kontrol ediyor.

Yasama elde,
Yürtüme zaten elde…

Mecliste istediği kanunu çıkarttıracak, istediğini onaylayacak (oysa parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı ile Başbakan farklı partilerden olabilir, haliyle veto hakkı falan var).

Şimdi bitti mi? Hayır. İstediği gibi yasa çıkartan, onaylayan; yargı denetimine takılır normalde. Peki yeni sistemde ne olacak?

Yargı

Özellikle bu bölüme dikkat. Kendisi kanun çıkartamaz, ancak kanunları yorumlar; uyulup uyulmadığını kontrol eder. Bakın Nazi Almanyasında, Nazi kanunları vardı. Her şey kanuna uygundu değil mi? Ancak insan hakları sıkıntılıydı.

Tabi o dönemde uluslararası disiplinler gelişmemişti, soykırım suçu falan yoktu. Evrensel haklar (insan hakları vs) yoktu. Yine de size diyorum ki; Nazi askerleri ve hükümeti, “kanunlara uygun şekilde davrandı”. Sonra Nürenberg ve yanlış hatırlamıyorsam Kyoto mahkemelerinde hukuk esnetildi, geriye doğru işletildi vs… Ancak o dönemde “Nazi yönetimleri dahi, kanunlara uygun davrandı”.

Bu konu çok ilginçtir, ilgilenenler araştırabilir. Almanların disiplinleri ünlüdür. Adamlar, katliam için bile kanunun çıkmasını bekliyordu. Katliamları bile bir prosedürle, kanunla yapıyordu; bunun için bilim geliştiriyordu.

**

Neyse konuyu dağıtmayayım; yargı, yasamanın çıkarttığı kanunları yorumlar ve denetler. Mesela çıkartılan başka bir kanun, Anayasa’ya uygun mu? Bunu öğrenmek için Anaysa Mahkemesine gidilir. Yürütme bir yerde Anaysayı çiğniyorsa, muhalefet Anayasa mahkemesine gidebilir.

Yukarıda dediğim gibi meclis elinin altında, yürütme zaten kendisi olan bir politikacı; yargıya müdahil olursa ne olur?

Herhangi bir politikacının ülkeyi dibe sürüklemesini engelleyecek tek mekanizma yargı kalıyor geriye. Şöyle düşünün, yarıgıya atamaları da Cumhurbaşkanı ayarlıyor. İstediği adamları getirip koyacak.

15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12’sini devletin başı atayacak.
13 üyeli Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerinden 6 tanesini devletin başı atayacak.
Aynı zamanda başkanını da devletin başı (cumhurbaşkanı isimli başkan) atayacak.

Eee??? Ülkeyi uçuruma sürükleyecek kararları kim durduracak?

Meclisi, yargıyı ve zaten yürütmeyi kontrol eden; tam yetkili birisini düşünün. Yine kişi olarak Erdoğan, Kılıçdaroğlu vs değil ya da parti olarak değil; herhangi bir parti ve herhangi birini düşünün. FETÖ devleti, koskoca devleti kandırdı ve her yere sızdı. Bir de yeni sistem gelirse, cumhurbaşkanı olursa ne olacak? Onu düşünün. İstediğini yapacak.

Kanun Hükmünde Kararnameler

Bir çok kurum ve kuruluşa, bir çok yere ele uzanacak ve tak diye federasyona da geçebiliriz.

Bakın federasyon neden kötü kısaca anlatayım.

Kosova, bağımsızlığını ilan etti, bir çok ülke tanıdı.
KKTC, bağımsızlığını ilan etti, tanımadılar.

En temel sorun neydi biliyor musunuz? Montevideo Convention’a göre devlet olmanın 4 temel unsuru aranıyor [2];

  1. Kalıcı nüfus
  2. Belirlenmiş sınırlar
  3. Hükümet
  4. Diğer ülkelerde ilişkiler kurma yetisi

1974’ten önce Kıbrıs Türkleri’ne ait bir alan yoktu. Fakat Kosova, anayasal olarak bir bölgeydi. Tabi bağımsızlığın çeşitli şartları var ancak; Kosova ile KKTC’nin uluslararası alanda en büyük sorunu işte bu “defined territory” yani sınırlandırılmış/belirlenmiş alan olayıdır.

Şimdi özerklik gelirse (bir şekilde Kürt kökenli vatandaşlara referandum da bu malzeme yapılırsa) ve yeni sistemde şak diye federal sisteme geçilirse (ki yasama zaten engelleyemez ancak yargının da eli kolu bağlanacağından engelleyemezse) işler tehlikeli olacak. Federal alanlara göre, önce özerklik sonra da bağımsızlık isteyen bölgeler olabilir.

Bakın sadece doğu değil, İstanbul’da Vatikan-vari bir plan, proje var yabancıların kafasında. Haliyle bu çok tehlikeli bir duruma sokar ülkeyi. Yapmaz falan demeyin, yaptılar.

 

Yaptıkları, Yapılanların Kanıtıdır

Bakın arkadaşlar hepsini bir kenara bırakırsak; bunun yanlış olduğunu söylüyoruz. Kim söylüyor? Yine partiyi falan sallayın. Politika iş kötüdür. Önemli olan STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) akademisyenler, uzmanlardır.

Suriye politikası yanlış denildi, iktidar dinlemedi, sonra Numan Kurtulmuş çıkıp “başından beri yanlış yaptık” dedi.
Fethullah Gülen tehlikelidir denildi. Aziz Nesin taa 1980’lerde, 90’larda uyarmış [video]:

Cemaat okullarında, İmam Hatiplerde yetişen çocuklar devletin içine girdi, devletin %50’sinden fazlası bunların içerisinde. Yargıç bunlardan oldu, avukat bunlardan oldu, hekim bunlardan oldu, mühendis bunlardan oldu, belediye başkanı bunlardan oldu; şimdi bunlar karşımızda. Bu, böyle kalmayacak. Uğraşıyorlar şimdi, niye uğraşıyorlar? Görüyoruz ki orduyu ele geçiriyor. Bu iş buraya geldi. Demokrasi halkın isteğidir. Bu yolla ele geçiremezlerse, orduyu ele geçirmek. […] yarın Türkiye’nin başına çok büyük felaket gelecektir. Üstelik beni halkın tepkisine maruz bırakmak için, dış etkisiyle yazdığımı söylüyorlar.

Bakın hâlâ uyaranlar için “dış güçler, dış mihraklar” deniyor. Zaten dış mihraklar olayını 4 dakikada çürüttüler [video].

Bitti mi? Bitmez.

Terör örgütüyle müzakere olmaz, mücadele olur dedik dinlemediler.
Çözüm Süreci, ihanet sürecidir; terör örgütü güçleniyor dedik, sonuçlarını gördük. Güçlenmişler, şehirlerde yuvalanmışlar, devlet bunları kazımak için, şehirden atmak için nasıl mücadele vermek zorunda kaldı. Olan tabi asker ve polislere oldu.

Bu kadar kaygan bölgede “Esad gitmeli” gibi sabit bir politika izlenmez dedik, şimdi “Esad’sız çözüm zor” diyorlar.
En basitinden İsrail ile kaç kez küsüp barıştık?

**

Ekonomi en basitinden. 2017-2018 Türk ekonomik krizinde adım adım anlattım. Bu politikalar bizi batırır demiştik, dinlemediler. Köprüyü, yolu marifet sandılar. Şimdi sorunlar başgösterdi. Daha da devam edecek. Eğer ekonomi politikaları değişmezse daha da devam edecek. Sonra???

Bu tarz örnekleri geçtim;
Cumhurbaşkanını millet seçsin denildiğinde, bakın bu çift başlılık yaratır dedik. Şimdi “çift başlılık var, kaldırmak için yeni anayasa düzenlemesi” diyorlar. E demiştik işte.

Ergenekon ve Balyoz bir kumpastır, ordu zayıflatılıyor dedik, dinlemediler. Türkiye bağırsaklarını boşaltıyor dediler. Ordu zayıfladı. Hele bu ihanetten sonra FETÖ’cülerde gitti, uzmanlar, ordu konusunda endişeler taşıyor.

7 Haziran’da kaos vardı, terör arttı, ekonomi sıkıntıya girdi; oy verin bitsin dediler.
1 Kasım’da tek başına iktidar oldular; kaos yine var, OHAL oldu hatta, ekonomi yine sorunlu, terör yine var.

Şimdi diyorlar ki; yeni değişiklikleri uygulayalım, evet diyelim; kaos bitecek, terör bitecek, ekonomi düzelecek.

Referandumdan hayır çıkacak gibi ancak olur da evet çıkarsa; mevcut zihniyet ve politikalar ile birlikte kaos, terör ve ekonomi düzelmez. Bu sefer ne yapılacak? Referanduma açık şekilde mi gidilecek? Boş bir kağıda “sizce ekonomiyi ve terör sorununu nasıl düzeltiriz?” yazıp önümüzde koyacaklar; boşluğu doldurup sandığa mı atacağız?

**

Suriye, terör olayı, ekonomik kriz, 2010 referandumu ve nicesinin yanlış olduğu ortaya çıktı. Bize inanmamışlardı.

Peki şimdi bu da dediğimiz gibi çıkar ve Türkiye’de söylediğimiz gibi zarar verirse? Bunun geri dönüşü çok zor olur. O zaman ne diyeceksiniz halk olarak? “Kandırıldık” sözünü millet olarak, halk olarak siz mi söyleyeceksiniz?

AKP, Eski AKP Değil!

Ekşi sözlükte referanduma evet diyeceklere bir yazı yazılmış [6], bu yazıyı günlerdir yazmayı planlıyordum ancak adam benden güzel yazmış. Haliyle eklemeden geçemeyeceğim.

AKP, 2002-2007 arasında (hadi en fazla 2010’a kadar) gayet güzel partiydi. Farklı görüşler, kaliteli insanlar. Bir amacı vardı, Avrupa dedi, özgürlükler dedi. Yenilikler yaptı. Fakat 2010’dan sonra tepetaklak inmeye başladı. 2013’ten itibaren Türk Lirası, 92 para birimi karşısında değer kaybetti (Sadece 8 tanesi karşısında değer kazandı).

Arkadaş sözlük yazısında gayet sağlam yazmış, Türkiye, AKP iktidarında bir sürü teknolojik devrimi kaçırdı. Zaten yıllardır Türkiye ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında sömürge oldu diyordum; dünyayı takip ediyoruz, tüketici olduk.

Bugün bir haber okudum, Avusturalya 2020’ye hedef koymuş demiş ki eski usül pasaport falan yok, artık teknolojik olarak devam edeceğiz; biyometrik sisteme geçeceğiz [7]. Biz, bu sistemi de takip edeceğiz. Bakın teknolojik alanda ne devrimi yaptık? Ledli ekmek lambası ve suyla çalışan cami çeşmesi dışında?

Konya kadar Hollanda’nın neler yaptığını, Fransa’nın neler başardığını, İsrail’in bile ne kadar sağlam olduğunu Cem Seymen’in Para Dedektifi’nde bulabilirsiniz. Youtube’da var.

Biz ise sadece inşaata gömüldük.

**

Çok güzel bir şey demiş gönderi sahibi:

Tesla Motors’un sahibi olan adam bugün Trump dediğimiz Redneck bozması Amerikan başkanının danışmanı. Sizin başkan olsun diye evet diyeceğiniz adamın danışmanı İbrahim Saraçoğlu. Yani işte zerdeçal kökünü kaynatırsan kabızlığın geçer falan diyen bir adam.

**

Tek tek anlattım size 2017-2018 Türk Ekonomik Krizi başlıklı konumda. Sanayiden tarıma, bilimden teknolojiye, spora, sanata kadara her alanda geriledik. Hukukta geriledik, medyada geriledik, özgürlükte geriledik, hatta OECD raporlarına bakarsanız abuk subuk bir sürü şeyde sonuncu sıralarda yer alıyoruz.

Taraftarlığı Bir Kenara Atın

Kutuplaşma en üst seviyede, daha da artarsa sırf politik görüşler yüzünden kan dökülebileceğinden korkuyorum çünkü 1980’leri yaşadı bu ülke.

Mevcut sistemin düzelmesi için DEMOKRASİ BİLİNCİ gelişmeli. Parlamenter demokrasi ve yargı bağımsızlığı sağlanmalı. Üniversitelerin özerkliği sağlanmalı. Daha bir sürü madde sayarım ancak kısacası; GETİRİLMEYE ÇALIŞILAN CUMHURBAŞKANLIĞI ADI ALTINDAKİ BAŞKANLIK SİSTEMİNİN TAM TERSİNE GİDİLMELİ!

Uzlaşı, hoşgörü, saygı artmalı. Artık parti kabuklarından çıkıp okumamız gerek, öğrenmemiz gerek.

Partizanlığı Bırakın!

Partisi hayır diyor. Soruyorsun “neden hayır?” diye, adam diyor ki tek adamlığa hayır. Tamam doğru söylem, peki sistem değişirse ne olacak diyorum; tek adam olacak diyor. Nasıl diyorum? her şeyi yapacak diyor. Bakın açıp okumamış, araştırmamış, anlamamış. Bunda benim ve benim gibi insanların suçu var. ANLATAMAMIŞIZ!

Öte yandan AKP’li arkadaş diyor ki “inadına evet”. Diyor ki “dış mihraklara inat evet, İslam için evet” vs… Diyorum ki ne olacak evet dersek? Büyük oyunu bozacağız diyorlar. Tamam da nasıl bozacaksın diyorum; HDP hayır diyor, Amerika hayır diyor, FETÖ hayır diyor, İsrail hayır diyor; ama MHP bile evet diyor, işte büyük oyun diyor.

Bakın okumadığı, araştırmadığı, anlamadığı bellidir. Bu tarz partizanlıklarla bir yere varamayız! Neden evet dediğinizi HAKARET ETMEDEN düzgün şekilde anlatmaya çalışın. Belki biz yanlış biliyoruzdur. O zaman aydınlatın bizi. Açıklayın, neden böyle olmayacağanı.

 

Oylama Sonucu Ne Olur?

Gezici’nin araştırmasına göre [8], halkın %58’i hayır diyor. MHP’li seçmenin %64’ü hayır diyor. %58’lik dilimin %20,5’i AKP’liler.

Bırakın bunu, AKP’nin önüne sürekli olarak gelen anketlerde dahi referandum sonuçları pek istedikleri gibi değil. Abdülkadir Selvi bununla ilgili yazısını yazmış[9], AKP içinde de rahatlık olmadığından bahsetmiş.

**

Bu arada Sümeyye Erdoğan hesabı trol ya da sahte hesap olabilir ancak kullanılan oy sayılarına bakarsanız:

 

**

 

Dediğim gibi sahtedir değildir bilemem ancak durum bu (hesabı kapatılmış). İnci Caps’in oylaması için (kararınız evet olsa da hayır olsa da belirtin) : tweet bağlantısı

**

Burada iki şeyi söylemem gerek:

1- İnternet seçmeni daha bilinçlidir. Haliyle evet sayısı daha yüksek olacaktır. Ben referandumdan büyük fark beklemiyordum açıkçası. %46-54 arasında bir sonuç (Evet için) çıkar diyordum. Öyle %70-30 falan olmaz. Uç uca olur diyordum. Fakat burada işlerin karıştığı ortadadır.

Haliyle genel kitleyi hesaba katarsak, evet %39’ları bulacaktır. %37-39 ise AKP’nin kemik seçmen kitlesi zaten.

2- Kararsızlar…

Kararsızlar çok önemli. “Hayır” dedirttirecek parti, STK ve kanaat önderleri insanlara dikkatlice temas etmeli. Sadece kararsızları yanlarına çekmezler, aynı zamanda evet diyecekleri bile ikna ederler. Tabi partizanca “evet” diyecekleri tenzih ediyorum.

 

Referandum Kılıf Mı?

Gezici’nin araştırması ve Selvi’nin yazısından sonra, referanduma gidişin bir intihar olacağını düşünüyorum AKP için. Güç kaybı olacaktır ve referandumu kaybetmesi, seçimlerden tek başına iktidar olamamasına gidecektir. O halde neden haftalardır yoğun şekilde tartışıyoruz?

Acaba şehit haberler, ekonomik durum gibi konulardan halkı uzaklaştırmak için mi? Gibi bir soru sordum. Olur da referandumdan evet geçerse, eh 1 taşla 2 kuş.

Sonra düşündüm ki; anti-demokratik adımlar atmaya başlayan bir hükümet acaba demokratik şekilde gidebilir mi? Almanların Hitler döneminde yapamadığını biz yapabilir miyiz? Demokrasiyle gelen ve demokrasi karşıtı adımlar atmaya başlayan bir iktidar, demorkasi ile indirilebilir mi?

Eğer bu olursa, efsane olur. Gidişat bunu gösteriyor ancak mevcut iktidar, güç değişimini kabullenecek iktidar değil. Koltuğu bırakmamak için her yolu deneyebilir.

Bu da kısa bir düşünceler fırtınası. İçimden geçirdiklerimi yazdım.

 

Sonuç Olarak

Ben bu değişikliğin Türkiye için büyük sıkıntılar açacağını düşünüyorum. Bakın 1980 darbesinden sonra, Cumhurbaşkanlığı için “asker kökenli” birileri düşünülüyordu. Bu yüzden Cumhurbaşkanı’na çok geniş yetkiler verildi. Ancak işler düşünüldüğü gibi gitmedi.

Belki Tayyip Erdoğan’a çok güveniyorsunuz. Belki iktidarda olduğu zaman her şey iyi olacak. Bunu bir kenara bırakın; mevcut sistem ile, başka birisi iktidara geldiğinde ülkeyi istediği yere sürükleyebilir ve karşısında doğru düzgün bir sınır bulamayacaktır bile.

Haliyle ben bu değişimi desteklemiyorum. Zaten bu hazırlık alelacele yapıldı. CHP, STK’lar, uzmanlar işin içinde değildi. Haliyle yangından mal kaçırır gibi yapıldı. Yeteri kadar üstünde düşünüldüğünü düşünmüyorum. Kaldı ki bazı maddeler AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİNİN İTİRAZLARI ÜZERİNE değiştirildi. Yani boş kağıda imza atanlar, sonradan itiraz etti. Demek ki sıkıntı var.

AKP’lilerin görmediği sıkıntılara ne demeli? Başımızı AKP döneminden sonra yakacaktır. Büyük dertler açacaktır. En büyük sorun bahsettiğim yasama-yürütme-yargı dengesi! Birbirini kontrol edemeyecek bu 3 devlet organı!

3,5 organ deniyor bazen, o da medya. Medya da özgür değil. İstediğini yazamıyor, anlatamıyor. Peki tehlikenin farkında mısınız?

**

Bütün taraflara sesleniyorum; bu süreçte partizanlığı bırakın, düşmanlığı bırakın ve insanlara doğru olduğunu düşündüğünüz şeyleri anlatın. Hakaretsiz anlatın, araştırıp öğrenin ve sonra anlatın.

Çok tehlikeli bir yerde Türkiye, ancak birliktelik ve ortak akıl ile kurtulabiliriz ve çocuklarımıza düzgün bir ülke bırakabiliriz.

Partizanlığa yer vermeyin!

Kategori: Ekonomi - Genel - Hayat - Politika