Normal şartlar altında böyle bir yazı ve başlık görsem, “hadi be” derdim. Çünkü,

1- Türkçede millet olana Alman, Fransız, Türk falan denir. Haliyle İranlı, Amerikalı, Çinli bambaşka olaydır.

2- Kültürün parçası olan filmler ile Soğuk Savaş’ta avantaj kazanmış, kültürünü dünyaya yaymış bir Amerika’dan bahsediyoruz.

Bu ve daha fazlasını düşününce, sadece başlığı görsem gerçekten olumsuz şekilde yazıyı okumaya başlardım. Fakat yazının sonunda ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

Amerika

Uluslararası hukuk alırken çok ilginç olaylardan bir tanesi “1933 Montevideo Convention” idi. İlgimi çekti. Amerika Birleşik Devletleri… Bu isim nedir merak ettiniz mi? Amerika aslında bir kıtadır. Bugün “U ile başlayan bir ülke söyleyin” dediğinizde, ABD (ecnebi diliyle USA) vatandaşları kendi ülkelerini söyleyememiştir. 50 eyalet vardır ve iç savaş vs olmuştur biliyorsunuz. Neyse tarihe pek girmeyelim, uzayacak.

1933’te inter-Amerikan yani ABD’deki iç düzenleme açısından; bir varlığın eyalet (state, united states of America) sayılabilmesi için şu 4 özelliği taşıması gerek diyor bu convention’da (kısaca yazıyorum):

  1. Sabit/kalıcı nüfus
  2. Sınırlanmış/belirlenmiş alan
  3. Hükümet
  4. Diğer ülkelerle ilişki kurabilme yetisi

İşte bunlar, ilerleyen süreçte sadece eyaletler vs değil, ülkeler için de kullanılıyor. Sadece buradan bakarak merkezi hükümet ve federasyon (özerk bölgeler) neden tehlikeli sayılabilir, görebilirsiniz. Özerk bölge verirsen, 2. maddeyi vermiş olursun. En zoru da budur. Türkler, 1974 öncesinde belirlenmiş alana, belli bir sınıra sahip olmadığı için sıkıntı yaşadı en basitinden.

Fakat daha ilginç bir bilgi aktarayım, Nasuh Mahruki’nin köşe yazsını okursanız [1], Orhun Yazıtları ile ilgili bir bilgi aktarırken eski Türklerin egemenlik anlayışına ilişkin 4 ilkeden bahsetmiş:

  1. Budun (millet)
  2. İl (devlet)
  3. Yer (toprak)
  4. Kağan

1933 sözleşmesiyle uluslararası hukuka geçirilen bu temellerin aslında 1300 yıl önce Orhun Yazıtlarında mevcut olduğunu görebilirsiniz. Fakat bütün bunları araştırmak, sağlam bilim insanı ve tarihçiler yetiştirmek; sonra yetiştirdiğin akademisyen ve uluslararası hukukçularla dünyaya kabul ettirebilmek gerekir. Çok büyük kültürümüz ve tarihimiz varken birbirimizi yemekten ve cehaletten, çok bildiğimizi zannedip aslında bir şey bilmemekten kaybediyoruz.

 

Özgürlük ve Demokrasi?

Amerika’nın propaganda amacıyla pompaladığı en büyük kavramlar bunlar değil mi? Evet günümüzde Amerikan film ve dizilerinin üzerine film ve dizi yapabilen başka bir kültür çıkmadı. Uzay, teknoloji Amerika’da iyi. Fakat 2. Dünya Savaşı sonundan itibaren Amerika’nın 50 yıl önünde olan Nazilerin bilgilerini, bilim insanlarını kaparak geliştirdiği şeylere borçluyuz. Bugün hâlâ bilimi devşiriyor. Bu kötü anlamda değil, yani “bak işte bilim devşiriyor” anlamında demiyorum. Bir sistem sağlamış ki burada doğru düzgün çalışamayan; iktidarın baskısı, sistemdeki yanlışlıklar, ben/sen/bizimki diye devlet kurumlarının “kendikilerini” desteklemesi, tepesindeki saçma sapan yönetici gibi bir sürü nedenler yüzünden akademisyenlerimiz, uzmanlarımız ve beyin takımı Amerika’ya göçüyor. Oraya gidip başarılı oluyor. Neden? Bunu düşünmek gerek.

Yani dizi, film, teknoloji gibi konularda Amerika’nın hakkını yiyemem. Peki politika?

Öncelikle Türkiye’de %90’ının bildiğinin aksine özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü, güçler dengesi vs gibi kavramlar solculara yani solculuğun temeli sanılan komünist fikre ait değil, tam tersine komünistlerin düşman oldukları liberallere aittir. Konu liberalizm ve muhafazakarlık ise kafamızı çevirmemiz gereken yer İngiltere’dir. Kaldı ki dışişlerinde vs Amerika, İngiltere’siz yapamaz.

Amerika’nın etnik yapısına baktığınızda İrlandalı, İtalyan, Meksikalı, Alman, Afrikalı gibi bir sürü köken göreceksiniz. Dönem filmlerini izlediğinizde burada etnik bir şey olamayacağını görebilirsiniz. Amerikan kültürü yarattılar haliyle. Özgürlüğün, yani liberal düşüncenin (ki kapitalizm dediğiniz şey, liberal ekonomidir) yarattığı kavram. Liberaller der ki “dövlet bize bohmasın”. Yani bizimkilerin aksine devlet bize karışmasın der. Silah satışı serbesttir, vergi konusunda farklı tutumlar vardır vs. Bunları Türkiye’de doğup büyüyen biri olarak anlayamayabiliriz.

Evet Amerika’da bilim ve teknoloji ilerlemiş olabilir fakat unutmayın ki bunları gerçekleştiren insanlar ve olaylar Avrupa temellidir.

Açıkçası Amerikanın sonunun yaklaştığını düşünüyorum. Diğer medeniyetlerle kıyaslandığında tarihi savaşlar, tarih vs gibi konularda yoksun bir insan topluluğu… Bu yüzden en ufak şeyi bile abartarak filmlerinde pompalıyorlar. Dünyanın en güçlü ordusunun Vietnam ve Irak’ta dahi nasıl yenildiğini biliyoruz. Fakat bizim Rambo? Maaşallah.

İşte bu konuyu yazmama neden olan şey de tam olarak bunlar.

 

Amerikan Kültürü Abartılıyor Mu?

Yukarıda örneğini verdim, bu aralar bu işe fazlasıyla takmış durumdayım. Göktürkler var, Türk kültürü var… Fakat doğru düzgün film, dizi yapamıyoruz. Nasıl? TRT’de Diriliş Ertuğrul yapılınca ilginç geldi değil mi? Daha ne cevherler var tarihimizde. Akademik çalışmalar, araştırmalar olmalı ve buralardan çıkanlar dizi ve filmlere aktarılmalı.

Kurtuluş ve Cumhuriyet dizileri mesela. İzliyorsun, yoklukta nasıl mükemmel işler yapılmış. Kurtuluş Savaşı gibi bir şey bugün Amerika’da olsa, bu imkansızlıkla dönemin süpergüçlerini böyle haşat etseler var ya; sıçtık. 50 yıl bunun filmini yaparlardı. Ruslar Almanları yenmeye başladığında “biz ne kapabiliriz” diye savaş atladılar. Sanki 2. Dünya Savaşı’nın kahramanı Amerikalılar gibi film çekiyorlar. Bakıyorsun Ruslar süpriz bir baskın yemiş. Uçakları parçalanmış, tankarı yok edilmiş. Sonra bakıyorsun bir kaç yılda çabuk öğrenmişler. Fedakarlık yapılmış ve T34 gibi mühendislik açısından mükemmel bir şey yapılmış (ilk kez zırh eğilerek, etkili kalınlığı arttırılmış ve aynı kalınlıkta olsa da daha kalın gibi davranan zırh yapılmış). Sonra Almanları püskürtmeye başlamışlar. Sonra bakıyorsun Almanlar çökerken, 1943’te Amerika çıkartma yapmış. Filmlere bakıyorsun, behh…

Fakat bu propagandadır, kafada işi bitirmektir. Bugün en Amerika karşıtı bile 51. bölge konusunda falan neler düşünüyor. Yani kafalarına işlenmiş; Amerikalılar uzaylarla dialog kurdu, Amerikalılar dünyayı yönetiyor, Amerikalılar Türkiye’yi bölgecek, Amerikalılar bilmem ne silahı yapmış iklimi kontrol ediyor… Yani kafadan size diz çöktürmüşler.

 

Onların Kültürü vs Bizim Kültür

Türk yemekleri… Sağlıklı. Fakat en basit Türk yemeği olan fasulye-pilavı dahi doğru düzgün yapabilen yerler sayılı. Oysa git Amerika’ya, kasaba lokantasında bile kültürü olan burgeri güzel yapıyorlar. Biz markalaşamıyoruz, biz işimizi özenli yapamıyoruz. Nusret biraz değiştirdi, Nusret’ten sonra mahalle pastahanesi bile şov yapmaya başladı. Yani bir marka çıkartırsak, herkes etkileniyor. Bu çok önemli.

Son of Anarchy, motosiklet çeteleri…
İzleyeniniz vardır. Uyuşturucu, silah kaçakçılığı, adam öldürmek, motorlu çeteler… Özel yapım motosikletler. Hepsi kültür kardeşim. Adam bu kültürü bir pompalıyor, biz gaza geliyoruz. Oysa bakıyorsun aynısı Adana’da var? Özel yapım motosiklet, çeteler, uyuşturucu falan filan. Adam yapıyor “American Chopper” oluyor, sen niye yapamıyorsun? Adam yapıyor Son of Anarchy oluyor, sen niye Anarşi İçinde Adana falan diye bir şey yapamıyorsun? Daha başında “biz yapamayız”, “eh Türk’ün yaptığı bu kadar olur” diyorsun.

Çünkü bir film ve diziyi dünyaya nasıl satarız bilmiyoruz. Oyuncular sağlam olmalı, kurgu ve yönetmen sağlam olmalı, bütçe olmalı değil mi? Okul olacak işte, eğitimi alacaklar. Senarist, oyuncu, yönetmen, kameraman… Hepsi eğitimli olması gerek. Öyle langur lungur olmuyor bu iş. Fakat bunu beceremiyoruz. Muhteşem Yüzyıl için “tarihi sapıtıyor” dediniz fakat yaptılar. Dünyaya tanıttılar. Çünkü karizmatik bir adam var başrolde, bakışı yetiyor, gerçekten hükümdar gibi. Oyuncular kaliteli, dekor kaliteli.

**

Şimdi size 3-4 tane şarkı sözü yazacağım:

Seni şekerci dükkanına götüreceğim
Lolipopu yalamana izin vereceğim
Devam et kızım, sakın durma
Tadını alana kadar bırakma

**

rapp rapp ben geldim
tempoyu düşür, hınzır surat
bana ne diye bakıyosun
uçuş uçuş uçuş uçuş gökyüzüne
uzay gemimde
bu gece bir uzaylıyım
edepsiz edepsiz edepsiz edepsiz edepsiz edepsiz emici
senin gibi incitemeyeceğimi düşünüyorsun, seni o.ç
bir erkek kardeş gibi yapabilirim
bir ahbap gibi yapabilirim
kasığımı kavrayabilir, senin gibi şapkamı eğik takabilirim
bizde erkekler gibi yapabiliriz
şekerim şekerim şekerim
güm güm, bana bir bira
yüzerim yüzerim yüzerim yüzerim para içinde bir pezevenk gibi
orospum böyle sikimin üstünde

50 Cent – Candy Shop
Jessie J – Do It Like A Dude

Yukarıda gördükleriniz özenle seçilme değil. Yıllardır bunları dinlediniz. Diskolarda bunlarla coştunuz, arabalarda bunları bangır bangır açtınız. En sevdiğiniz şarkılara açıp bakın. Haa Rihanna’ya falan baktım anlamlı en azından.

Şimdi en çok eleştirilen Türk popçularından biri olan Aleyna Tilki’nin Sen Olsan Bari şarkısına bakalım

Çaldığın o kalbi, yerine koy lütfen
Eğer hislerinden pek emin değilsen.
Aradığın aşksa, en güzelinden
O zaman başka,
Açarım kapıları hazırım dünden

O sen olsan bari,
Sen olsan bari (3x)
Hazırım diyorum dünden

Düşmüyorsun dilimden
Olan olmuş zaten
O sen olsan bari…

Bendeki bu sihri keşke görebilsen
İnan oynatırdın aklını yerinden
Şarkı sozlerisozu.net Sözleri
Aradığın aşksa, en özelinden
O zaman başka, açılır kapılar, buyurun önden

**

Hiç kusura bakmayın da bizimkiler Amerikan şarkı sözlerine on basmış. İngilizce bilmeme rağmen dinliyorum, müzikle falan iyi geliyor, sonra şarkı sözlerine dikkat edince “lan acaba?” diyorum ve açıp bakıyorum cidden saçma sapan. Fakat müzik ile iyi gelmiş.

Bu yüzden Amerikalı rapçiler daha mantıklı geliyor. Bir isyan, şarkı sözlerinde bir şeyler var. Türk kültürüne bakıyorsun bizim halk müziği… Halk müziğimiz, Amerikalı popçulardan daha anlamlı fakat pazarlayamamışız bunu. Türk Halk Müziği dinlemek, Türk Sanat Müziği dinlemek böyle eski kafalı falan gibi.

Türkçe konusunda da böyle değil mi? Konum demek, uygulama demek böyle bayağı, Anadolu köylüsü gibi geliyor; fakat lokasyon deyince uvvvv, aplikasyon diyorsun odadaki tüm çalışanlar orgasm oluyor ne kadar seksi İngilişçesi var diye… MALLIK!

**

Özenti bir millet haline geldik. Diğer kültürlerin ve sistemlerin iyi olan yanlarını alıp; kendi kültürümüzle birleştirmemiz gerekirdi. Biz ne yaptık? Kendi kültürümüzü hiç sayıp, DEĞİŞTİRDİK! Kendi kültürümüzü, kendi sistemimizi geliştirmedik, eklemedik; DEĞİŞTİRDİK! Bizi biz yapan şeylerden vazgeçip, başka kültürleri alıp bunların yerine koymaya çalıştık.

Türkçe konuşamıyoruz, doğru düzgün bir şey yapamıyoruz. Çünkü eğitimden sanata, giysilerden yiyeceklere kadar her konuda ecnebileştik. Akıl alır gibi değil. Seçmekten “seçke” diyeceğimiz yerde menü diyoruz. Çünkü daha Fransız-vari daha seksi. Of bee..

Köri soslu chiken yazınca “menüye” anam anam… Ne kadar güzel CAFE, ne kadar çağdaş, ne kadar Avrupai… Ekliyorsun cafe tabelasına “arkadash”… Vay be topladın herkesi. Oysa Ötüken yazsan, menü yerine seçke, wrap yerine dürüm yazsan; chicken yerine tavuk yazsan o ne öyle? Kasaba pastahanesi diye gelmez insanlar.

İstanbul’da, Eskişehir’de tanıtı (tabela) rezilliği yüzünden yürüyemiyorum. Bu nasıl kendini kaybetmektir?

Fakat olayın özü üretim ve pazarlama değil mi? Sen yoğurt, döner yaparsın; tüm dünya böyle bilir. Ona sahip çıkamaz, pazarlayamazsın elin ecnebisi “Greek yogurt” der, doğru düzgün dönerci zincirin olmaz Avrupa’da falan…

Gerçekten yazık.

Türkmenistanlı arkadaşım evde Rusça konuştuğunu söyleyince şaşırmıştım, yahu ailen Türkmence biliyor, sen de biliyorsun neden diye… Azerbaycan’da Rusça, İngilizce bilmezsen biraz daha “köylü” gibi bakarlarmış. Nasıl olur diye düşünüyordum. biz çok mu farklıyız?

İslam adı altında Araplaştın, çağdaşlık adı altında yozlaştık. Globalleşen dünya (küreselleşen dünya demek istiyor arkadaş) ayağına Amerikalılaştık. Üretim yok, özentilik var, tüketim var. Sonuçta ortada.

Sadece Amerikan kültürü abartılmıyor bu ülkede… Kendi dili, tarihi, kültürü hariç ne varsa abartılıyor, merakla takip ediliyor. Gerçekten üzücü.

**

Eğer sen Tomris Hatun’u bilmezsen, Türk boylarında topluluğu Hakan ile Hatun’un yönettiğini ve Hatun’un yönetimde söz hakkı olduğunu bilmezsen; 2. Dünya Savaşı ve hatta 1960-1970’lere kadar kadının doğru düzgün birey sayılmadığı Avrupa’ya bakıp hayranlık duyarsın.

Kırmızı kurdelenin Türkler için kutsal olduğunu bilmez yani tarihini ve kültürünü bilmezsen; yeni çocuk, yeni iş, yeni bir hayatta kırmızı kurdele takıldığını anlayamazsan, kalkıp düğünde geline takılan kurdeleye bekaret anlamı yüklersin ki kurdele ile değil, kurdeleye bekaret anlamı yükleyen gerzeklerle savaşmak gerek.

Anadolu’ya gidip “kaç çocuk var” dendiğinde 3 oğlan, 1 kız gibi bir cevabı aldığın halde Türk dilini bilmediğin için “kız demeyin kadın deyin” gibi aptal ötesi bir mantığa gidersin. Oysa Türk dilinde ve Türk kültüründe çocuğun dişi olanına kız, erkek olanına oğlan denir. Büyüdüklerinde erkek ve kadın denir. Her kim ki kız sözcüğünü bekaret anlamında kullanıyorsa aptaldır, cahildir; bunlara bakarak Türk diliyle savaşan, kurdele ile savaşan, kız sözcüğü ile savaşn hangi feminist varsa cahildir, gerizekalıdır.

Açıp okuyacaksın, araştıracaksın. Bir şeyi savunmak istiyorsan da böyle yapacaksın, eleştirmek istiyorsan da… Yoksa aptal konumuna düşmekle kalmaz, kendi kültürün ve tarihin harici her şeye böyle özenirsin.

Bilinç, eğitim, araştırma… Yavaş yavaş olacak. Değişimi başlatacağız. Bıkmadan, usanmadan, ısrarla anlatacağız.

 

düzenleme:

Bununla ilgili bir videoya denk geldim (Rokko ve çetesi başlıklı), altındaki yorumları gördüm. Tam bu yazı üzerine denk gelince, biraz düzenledim videoyu. İzleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız:

**

Madem müzik dedik, size güzel bir parça ile veda edeyim:

 

Kaynaklar

[1] Mahruki, N. Sözcü. Bilge Kağan’dan Türkiye’nin bugününe 1300 yıl geçmişten öğütler. 24.01.2017, http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/nasuh-mahruki/bilge-kagandan-turkiyenin-bugunune-1300-yil-gecmisten-ogutler-1639952/