Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Daha önce ana teorileri (kapitalizm ve sosyalizm) burada anlatmıştım. Şimdi ise daha az bilinen ekonomik sistemlere kısa bir şekilde değineceğim.

1930’larda kapitalist ekonomi çöktü ve ABD büyük burhana girdi, Dünya Savaşları ekonomiyi canlandırdı.
1989’da ise sosyalizm çöktü, dünya solu bocalama ve üretim dönemine girdi.

Sosyalizm çöküşünden sonra sol, geleneksel Marksist düşünceden uzaklaştı. Kapitalizm ve sosyalizmden uzak bir ekonomik sistem aradılar ve Üçüncü Görüş ortaya çıktı. Peki nedir bu görüşler adım adım bakalım.

Ekonomide Üçüncü Görüş / Üçüncü Yol (Third Way)

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de parti programına alan bir tek HEPAR (Hak ve Eşitlik Partisi) mevcut. Burada bir uyarıyı yapmak istiyorum ; eğer bu tarz akademik bilgileri sözlükler, wikipedia gibi siteler aracılığıyla karşılamaya çalışırsanız yanlış bilgiler edinebilirsiniz. Örneğin 3. görüş için sözlüklerde faşist ekonomisi olduğundan bahsederler ancak değildir.

Üçüncü görüş (ekonomi olarak değil, siyasi olarak bahsedersek), modern liberalizmi, tek millet muhafazakarlığın ve sosyal demokrasiyi içine alır (A. Heywood, Politics). ABD’de Bill Clinton, İngiltere’de Tony Blair bu görüşe örnektir.

Gelelim ekonomik alana. Fazla derine dalmamak için arkaplanını anlatmıyorum ancak bazen korporatizmle anıldı, bazen faşizmle. Ancak bundan sonra anlatacağım “yeşil alternatif/Budist ekonomi” de görebileceğiniz üzre 1980’den sonra post-sosyalizme kaymıştır. Üçüncü Yol’un devamı Yeşil Alternatiftir ve onun bir kolu Budist Ekonomidir. Yani birbirinden bağımsız değiller.

Ana Fikri Nedir ?

Sovyetlerin çöküşünden sonra Birleşik Krallık tarafından geliştirilmiştir. İtalya’da sendikaları sindiren bu görüş, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra İsveç’te hem sosyalist hem kapitalist unsurlar barındırılarak uygulandı. Ekonomik alanda, liberal (kapitalist) düşüncedeki rekabet olgusunu benimser, ekonomik gelişim için yararlı olduğunu söyler. Ancak der ki ; sosyal adalet, toplumsal haklar ve benzeri konular devlet politikasının bir parçası olmalı. Ancak esas olarak, 1990’lardan sonra (Sovyetlerin çöküşüyle) yeni sol tarafından benimsendi.

Yeşil Alternatif

Üçüncü Görüş (Üçüncü Yol) modelinin devamını taşıdı ve “çevreciler” tarafından geliştirildi. Kapitalizm ve sosyalizme yapılan eleştirileri barındırıyor.

Sosyalist düşünce ve sosyalist model, kapitalist ve liberal düşünce ve kapitalist/liberal modelde amaç ; yüksek endüstriyel seviye çıkmaktır. İki farklı düşünce ve modelin temelinde kaynaklar sınırsızmış gibi düşünülür ve amaç üretimdir. Kapitalist ve sosyalist düşünce ve modellerdeki fark sadece üretimin ve dağıtımın nasıl yapılacağıdır.

Belki “sürdürülebilir politik”, “sürdürülebilir enerji”, “sürdürülebilir ekonomi” gibi kavramları duymuşsunuzdur. Yine kullanımdaki yanlışlıkları atarsak ; bu kavramlar, yukarıdaki eleştiriden ve Yeşil Alternatif Ekonomik Sistemden gelir.

Yeşil Alternatif Ekonomik Sistem der ki ; hiçbir kaynak sınırsız değildir, bunları hesaplamalı ve doğanın sömürülmesine engel olmalıyız. Yani ekonomik büyüme sürekli artı yönde izlesin diye, çocuklarımızın ve torunlarımızın da hakkı olan kaynakları bitirmeye hakkımız yok. Geleceği de düşünmemiz, hesaplamamız ve buna göre üretim yapmamız gerek, diyorlar.

Avrupa’da Yeşiller, Yeşil Parti, Green Party olarak duyabileceğiniz siyasi düşünceler; yukarıdaki “doğa ve ekonomi” düşüncesini ve modelini destekliyor.

Daha da açıklayabilir miyiz ? Açıklarız. Şöyle ;

Budist Ekonomik Sistem (Buddhist Economic System)

Ernst F. Schumacher tarafından 1973’te ortaya atılan bu sistem, bölgesel ihtiyaçlar üzerinden yürür. Kısacası merkezileşmeye karşı koyar. Köylülerin , kasabalıların kendi ihtiyaçları için kendi fikirlerini beyan etmelerine dayanır. Katılımcılığı da arttırır. Biraz karışık gelebilir, bu yüzden örnekle devam etmek istiyorum.

X ilinin, Y ilesinde “Yeşiller” köyümüz olsun. Burada kömür ve bakır madenlerimiz, ormanımız, gölümüz olsun. İşte bu kaynakların nasıl kullanılacağına ne merkezi hükümet, ne de ilçe hükümeti karar veremeyecek. Karar, bölgesel halk tarafından alınacak ve “bütün insanlar” bu karar için katılabilecek. Örneğin ekmek üretiminde iyise, ancak susam üretimi yoksa; başka bölgeden temin edebilir yada elindeki fazlaları satabilir.

Her bölge, kendi ürünün yetiştirecek ve nasıl kullanılması gerektiğine karar verecek. Bu üretimi ve dağıtımı hükümet yapabilir yada özel kişiler yapabilir. Yani kapitalist, komünist bir sistem sergilemiyor.

Tabi bu çok geniş bir kavram ve temelinde “Budizm” ilkelerini barındırıyor. Japonya Budisttir ve her Budist gibi; insanlar ormana ve canlılara saygılıdır ve sadece canlılara değil, cansız nesnelere ve çevresinede saygılıdır. Bu yüzden ekonomi planlanırken doğaya saygılı olunmalı ve doğaya zarar verilmemeli. Temel mantık budur. Tabi gelecek kuşakları düşünme ve onlarada kaynaklar bırakma gibi kavramlarıda içerir. Karışık ancak ideal ülkenin sistemini oluşturabilir.

Kişisel Fikirlerim

Sosyalizm, “insan” yönünden iyi olduğu gibi; insanı kısıtladığı için sıkıntılar yaşar ve en önemlisi kapitalist bir ekonomiyle rekabet edemez. Yeteri kadar hızlı endüstriyel seviyeye gelemez. Çünkü merkezi planlama teşkilatından çıkar her şey. Kapitalizm ise, orta sınıfı yok ederek, zenginleri zengin fakirleri fakir yapar. Nüfusun %20’lik kesiminin, ekonominin %80’lerini kontrol etmesini sağlar. Bunları başka konuda (temel ekonomik sistemler) bahsetmiştim.

Anadolu Partisi konumda belirtmiş olmam gerek (belirtmediysem yazayım); dünyanın geleceği ve özellikle yeni sol farklı bir konumda birleşiyor. Bütün sol, post-modernizm denilen; ırkçılığa, ayrımcılığa karşı çıkan ve doğayı koruyan bir oluşum içinde birleşiyor. Hatta sağdan da destek verenleri gördüm. Bu bağlamda şimdi olmasa da 30-40 sene sonra bizler ve bizlerin çocukları ekonomide bu modeli tamamen olmasada kısmen uygulayacaktır. Yani doğayı koruyan Yeşil Alternatif gelişecek ve uygulanabilir hale gelecek.

Ekonominin bölgeselleşmesi ise gerçekleşebilir. Soğuk Savaş sırasında ideolojik bir savaş vardı. Kapitalizm ve sosyalizm çekişmesi vardı ancak bunun yanında farklı yapılarda mevcuttu. Örneğin Sovyetler merkezden bütün ülkeleri yönetmeye çalışıyordu. Ancak ABD’deki sisteme bakarsanız, federal sistem göreceksiniz. Sovyetlerin aksine içte farklı yapı vardır. Tabi ki savaş sırasında farklı olabilir, ancak ABD’nin ve Sovyetlerin düşünce ve yapı farklılıkları vardı. Kapitalizmin yanı sıra bölgesel yönetimler artışa geçti.

**

Bu bağlamda günümüzde Ukrayna’da yaşananlar, Suriye’de, Irak’ta, Afrika’da, Avrupa’da ve Türkiye’de yaşananlara baktığımızda; ülkelerin yavaş yavaş parçalandığını ve parçalanacağını görüyoruz. Kısacası bölgeselleşmeye, federasyona doğru gidiyorlar.

Eğer dünya bölgeselleşmeye ve ayrılmaya gidiyorsa; ekonomik olarak her bölge federasyon sistemindeki gibi önce eyalet eyalet, sonra il il ve ilçe ilçe ayrıla ayrıla her bölgenin kendini yönetebileceği şekle gelebilir. Yani siyasetin geleceğine baktığımda mümkün gibi görüyorum.

**

Bir kaç zamandır yönetimlerin değil bölge (eyalet, kanton vs), il il dağıtılması fikrini düşünüyordum. Yani her il kendi güvenlik gücünü, yasalarını vs kontrol edebilmeli. Her il, bir eyalet olmalı. Tabi Türkiye’de terör sorunu ve ideoloji sıkıntıları olduğu için uygulamak sıkıntı yaratabilir ancak Eskişehir’de Yılmaz Hoca’nın polis ve bazı merkezi hükümet – muhalif belediye sıkıntılarına baktığımda en doğrusunun her il başkanının bir Başbakan yetkilerine sahip olması mantıklı olabilir gibi görünüyor.

Yine post-modernizme ve yeni sola gelirsem; Anadolu Partisi adlı yazımda Türkiye’de en güncel siyaseti HDP’nin yaptığını, post-modernist düşünceye sahip olduğunu söylemiştim. pkknın ve (siyasi kanadı HDP’nin) 6 maddelik çözüm süreci şartı şunlarmış [pkknın 6 şartı ];

İşte o maddeler :

1- Türkiye’nin 25 eyalete bölünmesi.
2- Öcalan’ın serbest bırakılması
3- Özerklik koşularının gündeme getirilmesi
4- Eyalet başkanlarının TBMM’ye getirilmesi
5- Özerklik hakkının saklı olması
6- Her eyaletin kendi özerk güvenlik güçlerinin olması.

Eğer HDP’nin ve pkk’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni bölme isteğinin olmadığını varsayarsam, ülke içinde sorunların olmadığını varsayarsam gayet uygulanabilir. Yukarıda anlattığım üzre dünya siyasetinde düşünülen ve özellikle Sovyetlerin çöküşüyle birlikte destek toplayan görüştür. Siyaset bilimi altında gayet mantıklıdır. Gel gelelim Türkiye’de toprak bölünmesi gibi bir neden ortaya çıkacak ve Türkiye kaosa sürüklenecektir.

Burada anlatmak istediğim şu ; Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında siyaset yapan parti ve insanlar ne kadar hantal, ne kadar yeniliklerden uzak, ne kadar boş olduğudur. Ne dünya siyasetini takip edebiliyorlar, ne de siyaset bilimine yakınlar. Yada takip ediyorlarsa bile, Türkiye’de uygulamaktan uzaktalar. Türkiye’de “sol” görüşün olmaması nedeniyle CHP’nin sol olarak anıldığı bir sisteme baktığımızda sıkıntıyı görebilmek mümkün. Bu yüzden, Türkiye siyasetine yenilikleri getiren HDP oluyor, terör örgütü oluyor. Feminizm, LGBT, anti ırkçılık ve doğaya saygı (Gezi Parkında Sırrı Süreyya’nın yaptıklarını hatırlayın) HDP tarafından Türkiye’de temsil ediliyor. Bence herkesin bir durup düşünmesi lazım.

Türkiye’de siyaset kısır, hantal ve yeteneksizce yapılıyor. E rakibinin Kılıçdaroğlu ve Bahçeli olduğu bir arenada Erdoğan’ın %50 oy alması sürpriz olmasa gerek !