23 Şubat, 2018 itibarı ile Syria.Liveuamap.com adresindeki veri yukarıdaki gibidir. Daha önce yaptığım gbi, bayrakları ve simgeleri ekledim.

Bu konuda bir çok askeri, ekonomik ve politik yorumlar var. Benden çok çok daha iyi bilen, işin içinde olan, yıllarca bu alanlarda çalışma yapmış insanların üzerine söz söyleyecek kadar hadsiz değilim. Fakat anlatılmayan ve cevaplayamadığım bazı konular var. Onları ve Afrin’de gördüğüm bir kaç şeyi, “tekrar vurgulamak” için yazacağım.

Üç bölüme ayırdım; 1- gerekliliği, 2- askeri önem, 3- yeterli mi?

Öncelikle,

Afrin Operasyonu Gerekli Miydi?

Sonuna kadar gerekliydi, hatta geç kalındı. Yunanistan ile durumumuz ortada. Bizim mikro milliyetçi ve kendi milletinin tarihini, dilini, kültürünü bilmeyen Türk ve Atatürk düşmanı radikal Türk solcularının yanında; ateist ve hatta Marksist diyebileceğimiz kadar solda kalan ve daha önce “KKTC’deki Radikal Solun, Kıbrıs Türklerine Yaptığı Oyun” gönderimde bahsettiğim Avrupa’daki örgütlü solun bir parçası ve partisi de “European Left” denilen oluşuma üye.

Bizim solcular sözümona “kardeşlik, barış, evrensellik” gibi şeylerden bahsediyor. Aydın olanlarından bahsediyorum.  Daha önce “Türkiye’deki İşe Yaramaz Sol Örneği” ve “Bu Aydınlar Osmanlı Parçalanırken Sömürgeci Ülkeyi Tartışan Aydınların Devamı” gibi konularda bu tip solcuları anlatmıştım. Tabi sol deyince Türkiye’de işler karışıyor.

Türkiye’deki solcuların bir çoğu, aslında liberaldir. Halk içinde dolaşırken, başkalarıyla konuşurken (malûm bir kahveye girseniz, orada bile politika açılıyor, bir kaç soru sormanız yeterli) ya da etrafımdaki insanlarla politik konularda konuşurken; ben solcuyum diyen varsa ya da solculuğa karşı olan, nedenini soruyorum ve sonra solun tanımını yapmalarını istiyorum. Sola karşı olanlar genelde “gumunist” derken, çok garip; solcuyum diyenlerin sözleri beni düşündürüyor. Çünkü,

Laiklik, hukukun üstünlüğü, adalet, insan hakları, basın özgürlüğü, konuşma ve düşünce özgürlüğü gibi şeyleri söylüyorlar ve bu yüzden solcuyum diyorlar. İşin özü farklı. Bu kavramlar, “liberal görüş” yani “kapitalizm” dediğiniz şey aslında liberal ekonomidir ve liberal teorinin içinde sivil ve politik hayatı düzenleyen bölümler vardır. Mülkiyet hakkından başlar, laiklik, özgürlük gibi alanlara gider. “Devlet bize karışmasın” olayın özüdür ve negatif haklar diye geçer.

Yani Türkiye’de, “ben solcuyum” diyen çoğu insan aslında liberal. Haa arada yoksulluk vs ile ilgili konuşan; solun özü olan Marksizm, komünizm değil de “sosyal demokrat” yapı çizen adamlar var ki onlar bilinçli zaten. Türkiye’de bu, Ecevit’in çizgisiydi. Fakat yukarıda saydığım kavramlar ve dahası, komünizme ve bahsedildiği anlamda SOLA değil, liberal görüşe aittir.

Bu yüzden “solcu”, “radikal solcu” dediğimde; hemen üzerinize alınmayın, bahsettiğim kişileri televizyonda aydınım havasında duran, abusuk subuk söylemlere girenlerdir. Kendin feminist-Marksist olarak tanıtan tipler var. Daha kendi halkının kültürünü, dilini, tarihini okumamış bu yüzden “gelinlerin taktığı kırmızı kurdeleyi bekaret zannediyor (doğrusunu öğrenmek için tıklayın)“. Azıcık şamanizm, Orta Asya Türkleri falan okusa anlayacak. Uzaya giden kadınların, Türk kadın pilotlarının, güçlü kadın liderlerin ve iş insanlarının olduğu dönemde; FEMEN gibi göğüs açarak bir şeyler kazanacağını düşünmek feminizm falan değil, aksine popülizmin etkisinde sürüklenmektir..

Öte yandan PKK’lı ve yobazlar gibi, radikal solcu dediğim tiplerin ortak özelliği ise yine Türk ve Atatürk düşmanı olmalarıdır. Türkçe, Türk tarihi, Türk kültürü, Atatürkçülük gibi şeyleri duyduklarında tüyleri diken diken olur. Hatta ve hatta “azınlık hakları” ve alenen, “Kürtçülük” yaparlar ki, aslında Türklükten nefret edip sürekli ağızlarından Kürtleri düşürmemeleri; ne kadar ırkçı olduklarının da göstergesidir. Bunun yanında gerçekten sorunları olan azınlıklar görmezler (Cemevlerinin ibadethane sayılmamasından tutun, Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta katledilen ve köyleri yakılan Türkmenlerin, yani insanlık suçunun gözardı edilmesine kadar ilginç portre çizerler).

**

Konuyu toplayacak olursak, bizim radikal solcu Afrin operasyonunu eleştiriyor. Türkmenlere ve diğer azınlıklara yapılanlara bakmadan; “Türkiye orada sivilleri, Kürtleri öldürüyor” diyecek kadar da yüzsüzler. Hadi o kadar Kürtçüsünüz, Türkiye’ye Irak ve Suriye’den kaçan; yani PKK ve YPG’nin zulmünden kaçan 350 bin kadar Kürt kökenli insanları neden kollamıyorsunuz? Tabi burada bir şeyin altını çizmem gerek; ben Kürt kökenli vatandaşları da, Anayasa’nın 66. Maddesinde yazıldığı gibi Türk görüyorum. Türklük bir ırk değil, bir milletin adıdır. Ben kabul etmem diyen varsa, zorlama yok fakat yine vatandaşımızdır. Buradaki “Kürtçülük”, yukarıda bahsettiğim ve BİRİLERİNİN çeşitli şekilde ki genelde STK’lar ile, Türkiye’deki sorunları kaşımak için ortaya attığı söylem ve hareketleri yansıtıyor. Yoksa Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunu, Türkiye’nin sorunudur. Aleviler, Kürt kökenli vatandaşlar, Trakya’daki muhacirler ya da başkası fark etmez; sorun, sorundur ve çözülmeli.

Yunanistan’da sol parti var fakat Yunan milliyetçisi. Bizimkiler gibi daha kendi halkının tarihi, dili, kültüründen kopuk ve yurt dışı destekli hareketlerin parçası değil! Haliyle adamlar ada, adacık ve kayalık için bastırıyor. ASkeri kadrosu da fazlasıyla milliyetçi. Zaten 1974’te Yunanistan’da darbe yaptı, Yunan ordusu ve Kıbrıs’ta da darbe yaparak, Kıbrıs Türklerine karşı soykırım hareketi başlatmıştı. Sonra müdahale etmek zorunda kaldık. Yunan ordusu, anlaşılan hâlâ aynı kafada.

Yenilen pehlivan güreşe doymuyor. 400 yıl yönettiğimiz; Kurtuluş Savaşı, Kıbrıs Barış Harekatı ve Kardak Kayalıkları’nda sürekli olarak yenilgiyi tatan Yunanlılar, sol parti olmasına ve sözümona barış, evrensellik, kardeşlik, insanlık gibi değerleri desteklemelerine(!) rağmen Türkiye’yi sürekli deniyorlar. Bizimkiler mi? Terör örgütleri her sıkıştığında yardım etsin.

İşte Avrupa ile birlikte koordinasyonlu çalışan hareketler ve onlara bağlı medya vs gibi oluşumların, Afrin’deki siviller yalanı[1];

BBC yazmış:

**

Geriye bakınca, 12 yıldır psikolojik savaş ve propaganda ile ilgileniyordum, tamamen hobi, sevdiğim ve merak ettiğim için. Terör örgütüne yönelik her operasyonda bu şekilde yalan haber bombardımanı başlıyor ve hemen Türkiye’deki radikal solcular bunu paylaşıyor. Tabi bunlar Avrupa ile bağlantılı olan akademisyenler olduğu için, İngilizce falan yazıp; facebook’larında altına da neler yazıldığını defalarca gördüm. Yalan ve yanlış haberi, artık KASTEN  olduğunu düşündüğüm şekilde yayıyorlar. Çünkü ben bir kaynağı takip ederken, bir kaç kez yalan ve yanlış bilgi verdiyse; bırakıyorum. Herkes, her insan ve her kurum yanılabilir, yanlış yapabilir fakat bu devamlıysa; şüphe ederim.

Olayın doğrusu nedir? Çok şükür artık teknoloji var, telefonlar var, bilgi akışı çok iyi. Hemen yalanları ortaya çıkıyor ve Afrin’den takır takır görüntüler geliyor. Bakalım siviller kimlermiş?

**

Bir kaç yıl önce böyle sorunlu dönemlerde blog ve twitter üzerinden sürekli olarak yalan bilgileri boşa çıkartıyordum.

Yine 2015’te, “Eskişehir’de dövülen Kürt işçisi” yalanı çıkmıştı, blog yazısıyla boşa çıkarttım.

Aynı dönemde, “elektriklerin kesildiği ancak ölen bebeğin buzdolabında saklandığı” yalanını da yazmıştım. Tabi kargaşa anında TSK ve Türkiye ile aleyhte olduğu kadar, destekleyici bazı balon habelerde çıkıyor. Hepsini “son günlerde Türkiye üzerine yapılan kara proapganda” gibi konularda, çürüterek vermiştim.

Yine 2015’teki büyük operasyonda “Barış İçin Akademisyenler” gibi oluşumlardan tutun, bir çok radikal solcunun çarpıtmalarına karşılık “doğudaki operasyonlar ve terör örgütünün algı yönetimi” başlıklı konu açmıştım.

Barış İçin Akademisyen açıklamasının (ki o dönemde sitelerine girdiğimde, biz kimiz bölümünde; ilk sözcüğü Kürt bilmem ne diye giderek olan özünü açıklamıştı), aslında ne kadar yanlı ve normal akademisyenlere yakışmayacak dilde yazıldığını da “PKK sempatizanlarının gördüğü metin ve aslında olan” başlıklı konumda yazmıştım.

Sadece bunlar da değil, “Gezi Parkı sürecinde psikolojik savaş ve algı yönetimi” gibi konularda örnek vermiştim.

**

ANCAK,

Bundan sonra Teyit.org gibi siteler, Anadolu Ajansı’nın ve devletin birimlerinin uyanmasıyla ve bu yalan haberleri yalanlamasıyla bana bireysel olarak gerek kalmadı. İstediğim konuma ulaştık diyebilirim. Barış döneminde de STK’lar için gereken yapılırsa memnun olacağım. Çünkü “Putin’in Rusyası” belgeselini izlerseniz, nasıl çalıştıklarını görürsünüz yabancı devlet ve birimlerin. Aynı şekilde elimde yeni rapor yok fakat 2011 raporuna göre, Türkiye’deki STK’ların gelirinin %82’si yurt dışı kaynaklı. Hepsini bu şekilde suçlayamam ancak arlarında azınlık hakları ve kutuplaşma sürecini kaşıyacak şekilde çeşitli işler uygulayanlar olacaktır. Buna basın organları ve bazı oluşumları da dahil ederek yapacaklar. Propaganda ve psikolojik savaşın ayrıca espiyonajın doğal hali budur. Biz de Suriye ve Irak’ta, Kıbrıs ve bir çok ülkede benzer şeyleri yapıyoruzdur. Lobi, çıkar grupları ne derseniz deyin bir çok kolu vat. Yapmıyorsak, hata. Fakat Türkiye üzerine yapılan bu hamleleri de kontr-espiyonaj denilen şekilde karşı koymak gerek.

İlgili konu: Türkiye’deki Yurt Dışı Destekli STK’lar

***

Çevremiz Kapanıyor

Neden bunları anlattım? Yunanistan ve Türkiye’deki aydın geçinen tipler konusunda durum budur. Bir İlber Ortaylı vs gibi aydınlar var, bir de bunlar var ki aydın demek; gerçek aydınlara ayıp. Sevr imzalanırken İngiliz mandası mı, Amerikan mandası mı olsak diye tartışan aydınların devamı.

Bizzat gidip gördüm, Bulgaristan… Bulgaristan’daki Türk düşmanlığı, Yunanistan’dan fazladır.

Alt tarafa inersek sürekli kendimizden soğuttuğumuz (ki iktidarın payı büyük, artık kasıtlı yaparak çözüme itmek istediklerini sanıyorum, bknz: TC ve KKTC arasındaki kara gün), Avrupa’nın şımarık çocuğu Yunanistan ve onun şımarık çocuğu Rumlar ve KKTC bir yanda. Ne biz KKTC’ye doğru düzgün destek olduk, ne de onlar bize (9,5 yıl orada kalınca bunu rahat rahat söyleyebilirim). Her şey para değil; eğitim, bilim, teknoloji, sanayi…

Diğer tarafta Gürcistan var ki aramız gibi (hayret). Çünkü onlar da Rusya tarafından sıkıştırılıyor. Nahçivan var, parayla alınmış 11 ya da 27 kmlik yolla bağlı (tam hatırlayamıyorum, Atatürk döneminde İran’dan alınmıştı). Fakat bu, rahat nefes almamıza neden değil!

Ermenistan tabi ki… “Ermeni” dediğinde Sarı Gelin türkü iddiası, sözde soykırım iddiası ve yeni yeni Mi Gna’dan başka hiçbir şeyle bilinmiyorlar. Ellerinde bir tek Ermeni soykırım iddiası var ki o da yalan. Evet kötü şeyler yaşandı ancak planlı, kasıtlı değildir; soykırım ise hiç değildir! Türk düşmanlığı resmen devlet ideolojisi ve politikası olmuş.

İran ise, kişisel olarak sevdiğim bir ülke. Tarihine ve yapısına baktığınızda, güzel şeyler görüyorsunuz fakat bu ülke ile sıkıntılarımız var ki mezhepçilikten kaynaklı. Fakat Türkiye-İran-İsrail anlaşmadığı, bir araya gelip birlikte kararlar alamadığı sürece (belki Suudi Arabistan); Orta Doğu’da KİMSE rahat nefes alamaz. Bu ülkeler bir araya gelecek, birlikte tartışıp karar verecek; diğer güçleri bu bölgeye sokmayacak. Başka çözüm yok. Sev-sevme, kabul et- kabul etme; olayın özü budur. Fakat durum ortada.

Kuzey Irak ve Kuzey Suriye konusunda ise durum ortadadır.

**

KKTC’nin Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından ilhak edilmesi ve Kuzey Irak-Suriye’de kurulması planlanan devlet ile Türkiye sadece Nahçivan ile olan 11 kilometrelik sınıra ve Gürcistan’a kalacak.

6-12 mil sorunu vardır. Buradaki konuda biraz bahsetmiştim. Eğer olur da yapılacak bir diplomatik yanlışlıkla (çünkü Dışişleri Bakanlığı liyakatten sadakate geçti ancak her zaman diyoruz, aldatılmalar, kandırılmalar ulusal politikada toplanır ancak uluslararası politikada bir hata, çok büyük sorunlara maruz kalır) ki tarikat, eş/dost, itirazlar edenlerin atılması, liyakate önem verilmemesi… Bu nedenlerle (veya başka planlarla) yapılacak bir hata; Türkiye’yi bölgede boğar.

Bütün bunlar nedeniyle, yapılmalıydı ve yapıldı. Geç kalındı ve Afrin alınsa dahi yeterli değildir! Son bölümde nedenine geleceğim.

 

Askeri Önem

İktidarın bir çok politikasını beğenmiyorum, eleştiriyor ve elimden geldiğince doğru halini aktarmaya çalışıyorum. Bazılarının yerine ulaştığını da görüyor ve biliyorum.

1- Türkiye’yi enerji merkezi haline getirmek; ekonomik ve politik açıdan çok önemliydi. Tabi AKP’den önce, jeo-politik nedenlerle başladı fakat bütün bu boruların vs buradan geçmesi Türkiye’ye askeri ve politik müdahaleler konusunda da kısıtlama yaratacak ve ekonomik olarak elimizi güçlendirecektir. Bunu iyi başardılar.

2- Şu an isim vermeyeyim ancak Arap Baharı ve sonrasında yaşananlar yüzünden bir çok önemli insan, aydın ve aile Türkiye’ye göçtü. Yine isim vermeyeceğim ancak bir ülkedenin devlet başının danışmanı ile aynı bölümde okuduk ve ailesi Türkiye’de ikamet etmekte.

Planlı mıdır, plansız mıdır bilmiyorum fakat bu gibi bir çok önemli insan gerek Arap Baharı sıkıntılarından kaçmak, gerek İslam’i yönetimin baskısından kaçalım ama ecnebilere değil, yine demokratik bir ülkeye gidelim demek için Türkiye’ye geldi.

Türkiye’nin demokrasi rejiminde olması (her ne kadar baltalansa ve değiştirilmeye çalışılsa da), ve İslam topluluğunun olması; MENA adı verilen Kuzey Afrika ve Orta Doğu, ayrıca Orta Asya ülkeleri tarafından örnek alınmasına ve buraya göç edilmesine neden olmuştur. Dizilerin de etkisi vardı. Geçen hafta bir Kırgız vatandaşın ve bir kaç ay önce bir Kazak vatandaşın Türkiye’de yıllardır yaşadığını gördüm. Yine Tatarlar, Türkmenler ve geçmiş bağı bulunmasa da Libya, Tunus, Afganistan, Suriye vs gibi nice ülkeden “demokratik ve laik” ülke olduğu için gelen insanlar var ve aralarında önemli insanlar da var.

İktidar bunu biraz görüyorsa; 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’dan kaçan bilim insanların katkılarını biraz biliyorsa; bahsettiğim insanlarla birlikte hareket ederek hem Türkiye’de büyük gelişim sağlar (ki ekonomik alanda yatırım aldıklarını biliyorum da eğitim, bilim, teknoloji alanında bahsediyorum), hem de Türkiye’nin bölgedeki gücünü arttırarak; diğer ülkelerle ilişkilerini geliştirir.

3- Gelelim, AKP iktidarının beğendiğim başka politikasına (gördüğünüz gibi her zaman eleştirmiyorum); orduda yerlileşme ve millileşme. Silah üretimi çok önemlidir! Defalarca vurguladım. Satılsa da, traktör fabrikamız vardı. Traktörü yapan kamyon yapar zaten. Kamyonet vs yapan, araba yapar. Bugün Rusya, kendi otobüs, minibüsünü yapıyor. Arabasını da yapıyor (Lada). beğen, beğenme ancak durum ortada. Yani olay altyapı ve konuyla ilgili ekosistem. Ekosistem dediğim şey şudur; motor yapan firmalar olacak, elektronik çip yapanlar olacak, kaportacılar olacak. Hepsini birleştireceksin. Hepsini ben yapayım dersen, işler patlar (bu nedenle evet yerli ve milli araba/tank/uçakta tabi ki yurt dışından alacaksın, bunu eleştirenlerin bilgisi de yoktur, mantıklı da düşünemiyordur).

Hadi bu sivil alan, gelelim askeri alana. İHA yapıyoruz ve bu çok önemli. Gerçekten önemlidir. Üzerine ZPT (zırhlı personel taşıyıcısı) yapıyoruz. Helikopter, tank gibi çalışmalar var. Olur olmaz, fakat İHA, ZTP yapan adam; insansız tankta yapar. İşte tankı bilmem ancak insansız tank bir devrim olur! Bir kaç gün önce Cumhurbaşkanı bununla ilgili konuştu, gerçekten güzel bir adım. Kişisel olarak tankları seviyorum (oynadığım bir kaç oyun var ve bir tanesi World of Tanks, diğerleri; Europa Universalis, Hearts of Iron, Tropico gibi oyunlar), tanklara sempatim var. Bu yüzden Rusya’yı takip ediyordum ki onlarında insansız tankları var:

**

Hem asker sayısını korumak, hem çağa ayak uydurmak, hem de şehir ve gerekli yerlere gizlice sızabilecek ve gerekeni yapacak robot tanklar önemlidir. Uran-9, sevdiğim bir araçtı ve İHA yaptığımızı öğrenince, “keşke yapsak” demiştim. Proje çalışması başlatılmış.

Bakın uçak ve tank tamam önemlidir. Fakat ciddi emek, bilgi ve birikim gerektirir. Onlara bir 5-10 sene kadar var. Fakat İHA ve robot tank yapmak… Bu hem kısa sürede yapacağımız bir şey hem de ordumuza çağ atlatacak bir şeydir, dikkat edin!

**

Osmanlı’nın ileride olmasının bir sebebi de, askeri teknoloji idi. Geçmişten gelen disiplin, milletimizin asker kökenli bir millet olması vs var fakat askeri teknolojide üstündük. Oklar, yaylar, kılıçlar… Bunlarla ilgili iki video vereceğim, ne demek istediğimi anlayacaksınız:

 

 

 

**

 

Herbokologlara Güzel Bir Ders Oldu

Her fırsatta çıkıp, “5 günde Şam’da namaz kılarız”, “Moskova’da ezan okuruz”, şöyle yaparız, böyle yaparız diye gaza gelenler vardı. Herbokolog diyorum; temelde Cin Ali kitabını okumuşsa okumuştur, Kurtlar Vadisi izleyip oradaki kavramlarla siyasi bilgisini(!) konuşturan ve saçma sapan teorilere inanan (ki illüminati, derin devlet falan ağızlarından hiç düşmeyen) insanlardır bunlar. Gaza gelirler…

Fakat her zaman söylediğim gibi, siyasette tıpkı kimya, biyoloji, ekonomi, tarih gibi bir BİLİMDİR. Öyle boş beleş konuşmakla olmuyor. Şimdi haritaya tekrar bakalım:

 

Bugün günlerden nedir? 23 Şubat 2018. Zeytin Dalı Harekatı ne zaman başladı? 20 Ocak 2018’de.

Türk Silahlı Kuvvetleri, gerçekten yoğun çaba sarf ediyor. Hava harekatı çok muazzamdı. Kısıtlı bölgede yapılan harekattı TSK, neredeyse Irak harekatında kadar uçakla (ki Irak’ı topraklarına kıyasla, Afrin bölgesi çok dardır), operasyona katılmış ve kazasız belasız; hedefleri tutma oranı ise bir rekor olabilecek düzeyde isabetle vurarak tarihe geçmiştir. En azından askeri tarihe.

Üzerinden 1 ay geçmesine rağmen, sınır ötesi operasyonun zorluğunu görüyorsunuz. Benzerini 2015-2016’da, doğu bölgelerine “Çözüm Süreci”ni fırsat bilerek yuvalanan teröristlere karşı başlattığımız operasyonda görmüştük; şehir savaşı zordu. Yerleşim birimlerindeki ilerleme yavaştı. Afrin’de de, hem açık alan hem de yerleşim birimleri var.

Ne anlatmaya çalışıyorum? “5 günde Şam’a gireriz”, “2 haftada Moskova’da namaz kılarız” diyenlere bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Sanıyorum anladılar.

Afrin : Mercidabık

Bu arada Afrin dediğimiz yer, Mercidabık imiş. Peki neden Afrin diyoruz? Çünkü Kürt propagandasının parçasıdır. Suriye’deki bölgelere hep Kürtçe sesleniyoruz! Mercidabık savaşımız vardı bilirsiniz sanıyorum tarihten… TÜRKÇE Mercidabık dediğimiz yere Afrin, asıl adı Ayn-El Arab olan yere yine Kürtçe Kobane diyoruz. Türkçe adları kullanmak gerek;

 

Yeterli Mi?

Afrin ve olması muhtemel (ki olmalı) Membic harekatı yeterli olacak mı?

Tekrar haritaya bakalım:

Afrin ve Membic denilen bölgeleri kırmızı ile işaretledim.

Sarı olan yerler, Kürtleri temsil ediyoruz adı altında bölgedeki direnen Kürtlere, Türkmenlere ve diğerlerine zulüm eden, öldüren ve köylerini yakıp yıkan YPG ve PKK’nun kontrol ettiği bölgelerdir. Pembe ise Suriye’de Esad, Irak’ta merkezi yönetimi temsil ediyor.

Buradan sonra, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk milletini zorlu kararlar bekliyor. Şu ufak Afrin’de bile dünya, terör örgütleri ve terör örgütü sempatizanı; Türk ve Atatürk düşmanı radikal sol, kıyameti koparttı. Membic’e girsek neler olacak düşünün.

Fakat bizim bölgedeyiz. Yıllardır istediğim, blog üzerinden yazdığım üzere Rusya ile yakınlaştık. Şimdiden sonra denge politikası gitmek (bir tarafa yaslanmamak, tüm taraflarla müzakere etmek) şarttır. Bu süreçte de Suriye ve Irak’taki terör örgütlerini temizlememiz gerekiyor.

“Efendim Türk demeyelim, sadece Türkler yaşamıyor; Türkçe olmasın, sadece Türkçe konuşmuyor” dediler yıllardır. Devletin seçtiği Akil Adamlardan başlıyor, radikal solculara ve hatta yine Türk ve Atatürk düşmanı; demokrasi ve laiklik karşıtı yobazlara kadar böyle söyleyen densizler çıktı. Tarih, siyaset, jeo-politika yoksunları!

Bu adamlar şimdi gidip; Kürtler kadar Türkmenler, Araplar ve farklı azınlıkların olduğu bölgede “Kürdistan” kuracağız deme peşinde. Neyin kafası?

**

Bu bölgelerde terör örgütünün varlığı temizlenmeli ve Kürtler değil; en az Kürtler kadar hakkı olan Türkmenler ve diğer grupların oluşturacağı karma bir yönetim olmalıdır. Orada üniter devlet falan olmaz. Türkmenler ve Araplar başta olmak üzere, bölgedeki diğer gruplarda; orada kurulacak yönetimden “eşit derecede” söz hakkı almalıdır.

Eğer iktidar, 2019 seçimleri için Afrin ve Membic’i temizler ve sonrasını bırakırsa (askeri operasyon olur ya olmaz ayrı konu ancak dediğim şekilde veya benzer yol izlenmezse); Türkiye, gelecekte çok acı çekecektir.

**

Kürt kökenli vatandaşlarımızın çoğunun PKK’yı sevmediğini biliyorum. Bölgede 1 ay kadar kaldım ve dolaştım. Umarım en kısa sürede tekrar, daha uzun ve kapsamlı gezme şansım olur. Fakat bölge insanının devlet ile ilgili sorunu, Kıbrıs Türkleri ile yaşananlarla benzer. Tekrar bir süreç başlatılmalı ancak terörle müzakere değil, mücadele edilirken yapılmalı. Bunun yanında teröre sempatiyle bakan fakat henüz suça katılmamış insan ve gençlerle bir araya gelip, ikna ve müzakere yoluna gidilmeli. Terör örgütü asla muhattap değildir.

Öte yanda en az diğer 3 parti kadar meşru olan bir HDP var. Hangi anlamda meşru? Oy alma anlamında. MHP kadar oy alan bir HDP’den bahsediyoruz. HDP’ye dokunulursa hem bölge halkı, hem demokratik anlamda sorunlar yaşayabiliriz. En azından tutukluluk süreci öyle iddianın falan netliği bozulmadan başlatılmamalıydı. Tutuklandı, yıllardır içerideler, ortada ne var belli değil.

Yahu bu adamlar suçluysa eğer, milletvekili adaylığı için izin verilmemeliydi. Yok o zaman suçlu değilse, milletvekilliği sürecinde dokunulmazlık var. Hadi o bozuldu, diğer olaylar? Yolsuzluk, rüşvet? Onların üzerine neden gidilmedi?

Kürsü dokunulmazlığı hariç hepsini kaldırın ayrıca? Madem rahatsızsınız? CHP ve HDP bunu yapalım diyor?

**

Diyeceğim o ki; HDP, bilmem kaç milyon tarafından oy almıştır. Söyledikleri hoşumuza gitmiyorsa, politik anlamda cevap verilir. Eğer söyledikleri suç teşkil ediyorsa, gereken yine yapılır. Fakat yargı süreci dikkatle devam etmeliydi. 2019 hesapları için yargıya dahil müdahale edildiyse acıdır, gerçekten acıdır. Sadece demokrasi anlamında değil, diğer devletlerden de bu konuda “haklı olarak” baskı gelecektir. Eğer sen “dış mihrak” deyip işin içinden sıyrılıyorsan; şimdilik kurtulursun, ancak uzun süreçte zarar verir.

Her şey dikkatle ve hukuka uygun olmalıydı.

Neden bunları anlattım?

HDP’nin yerel seçimlerde aldığı oy:

 

Çok bir şey anlatıp yazmayacağım fakat yukarıdaki (Irak ve Suriye) haritalarına bakınca, bazı şeylerin farkına varmak gerek. İlber hoca; Irak, Suriye, Türkiye ve İran Kürtlerinin yapısı hakkındaki farklılıkları açıkladı. Neden iddia edilen “Kürdistanın” hayalden ibaret olduğunu yazdı.

Doğru, ortada net bir harita bile yok!

Fakat, hazır AKP iktidarı Doğu bölgesine din ile ulaşmış ve çeşitli yatırımlar yapmışken; karşı çıktığımız Çözüm Sürecini başlatıp, çuvallayıp, aldatıldık deyip ardından bölge seçmeninin seçtiği partiye böyle yaparak tam tersine gitmesi sıkıntıya sokar.

Ülkeyi de, bütünlüğü de sıkıntıya sokar. Oradaki insanlara şunu anlatmak ve daha önemlisi HİSSETİRMEK gerek; bu bayrak bizim yani bölge halkının ve diğer bölgelerdeki insanların ve hatta içinde hissediyorsa, 3 ay önce vatandaşlığı almış insanların da bayrağıdır. Böyle bir ayrım yok.

Bu vatan, bu devlet hepimizindir. Yapılan hatalar var, bölgenin ve devlet birbirinden beklentileri var. Bazıları olacak, bazıları olmayacak. Fakat birlikte yaşayacağız.

Suriye, Irak, Libya gibi yerlere bakınca; ayrılma fikirlerinin, kutuplaşmanın ve düşmanlığın nerelere sürüklediğini görüyoruz. Türkiye bu hale gelecek bir devlet değildir. Gerek kültür, disiplin, güç bakımından gerek toplum bakımından.

Fakat bahsettiğim STK’lar, çıkar lobileri, yabancı devlet kurumları ve ülkemizdeki bazı kişiler; bu sorunlu konuları KAŞIYOR! Kabuk tutmak üzere olan yarayı kaşıdıkları gibi kaşıyor.

Bunlarla mücadele edilmelidir. Bu mücadelenin bir parçası askeridir. Terör örgütünü yok etmek için yapılır. Diğer ayakları ise ekonomik, kültürel, sosyal olmalıdır. Eğitimden tutun televizyonlara kadar geniş bir alanda bir şeyler yapılmalı.

FAKAT; püf noktası şudur, Aleviler, Kürt kökenli vatandaşlar vs gibi sorunları çözeceğiz diye, Türklüğü, Atatürkçülüğü ve halkın hassas olduğu bazı şeyleri yok etmeye başlarsanız….

Bunu başaramazsınız, başaramadığınız gibi; çöküşünüzün başlangıcı ve nedeni olur, yıkmak istediğiniz her şeyin altında kalırsınız.

Bilmem anlatabildim mi?

Saygılarımla…

 

Kaynaklar

[1] BBC. Zeytin Dalı Harekâtı: ‘Afrin’de sivil ölüm’ açıklamaları artıyor, Türkiye ‘propaganda’ diyor. 29 Ocak 2018, http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42853624

Kategori: Genel - Politika - Tarih