Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

2017’de referandum yapıldı. YSK’nın hukuksuzluğu (mühürsüz zarfların kabulü) herkes tarafından tepkiyle karşılandı. Change.org sitesinde başlatılan kampanyaya[1] bir kaç saat içerisinde 300 binden fazla kişi imza attı. Bu hukuksuzluğa, haksızlığa karşı CHP’nin tepkisi ne oldu? 2002’den beri neyse o, söylendiler…

1933’ten bu yana görülmemiş şekilde demokrasiyi katledecek, ülkeyi kutuplaştıracak bir referandum yapıldı. Anayasa değişiklikleri için mecliste (parlemento değil canım o, meclis! hatta özel ismi var: Türkiye Büyük Millet Meclisi), 3’te 2’lik bir sayı gerekiyor. Fakat %11’i üniversite mezunu olan ve gerçek anlamda üniversite eğitimi veren en fazla 7-8 okulun bulunduğu bir ülkede; %50+1 oy ile anayasa değişikliğine gidilebilmesi en büyük saçmalıklardan birisidir. Hatta Anayasa değişmedi, rejim (rejim = yönetim sistemi) değişti.

Peki Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin cevabı neydi? 2002’den bu yana olduğu gibi sadece söylendiler, milletin gazını aldılar.

**

Maalesef Kılıçdaroğlu daldan kopmuş yaprak gibi, savruluyor. Yanlış yere savruldukça, etrafındakileri değiştiriyor. Danışmanlar değişiyor… Fakat böyle olmaz. Kökten ve sert şekilde bir hedef belirlenmeli. Sürekli olarak taktik değiştirilmez.

Bunu eleştirdim; sokağa çıkılması, protestolar başlaması gerekirdi. Yasal bir haktır. Fakat CHP olarak sokakta olmayız diye esip gürlemişti Kılıçdaroğlu. Cumhuriyet tarihinin en vahşi(!) referandumu yapıldı, sonuç rezillikti (demokrasi için) fakat Kılıçdaroğlu o zaman hak, hukuk demedi.

Netice sokağa çıkmanın gerekliliğini anladı. Tabi her zaman dediğim gibi Sovyet hesabı sokak gösterisinden bahsetmiyorum! Gayet örgütlü, gayet kontrollü protestolar bütünü. Kitlelerin sesi olmaktan bahsediyorum… Dediğim anlaşıldı ve Adalet Yürüyüşü başladı.

Adalet Yürüyüşü ve Kılıçdaroğlu

Her şeyi bir kenara bırakın. Kılıçdaroğlu ve CHP’yi sevmeyebilirsiniz. Biliyorum halkın büyük kesimi gücü seviyor, güce tapıyor. Hatta Yılmaz Özdil’in bununla ilgili bir yazısını buradan okuyabilirsiniz. Çıkar amaçlı liderlere yalakalık yapan gazeteciler, patronlar, politikacılar… Mide bulandırıcı… Fakat hepsini bir kenara bırakın.

68 yaşında bir adam. Çoğunuz belki bütün gün bilgisayar başında ve toplu taşıma araçlarından oradan oraya gidiyor; doğru düzgün spor yapmıyor, hareket etmiyor (ve bu yüzden göt göbek büyütüyorsunuz). Günde 10 bin adım attığınızda, ertesi gün ayaklarınız ağrıyacak. Peki bu 68 yaşında adam ne yaptı? Günlerce yürüdü. Ha aranızda “iyi de bütün gün mü yürüdü, tamamen mi yürüdü?” diyebilir. Doğru, bölümlendirmeler oldu. Fakat yürüdüğü mesafeyi iddia ediyorum 20’li yaşlardaki gençlerin çoğu yürüyemeyecektir.

Çok iyi biliyorum ki böyle şeyler odaklanmayla olur. Yıllardan beri ilk kez Kılıçdaroğlu’nun bir konuda kendine güvendiğini, bir şeyler yapmak istediğini görüyorum. 68 yaşında bir adamın bu kadar yürümesi, “ben liderlik için uygunum” mesajını gayet güzel verdi. İşe psikoloji ve propaganda açısından bakarsak gayet yerinde bir etkinlik gerçekleştirdi.

 

Provakasyonlar

Birisi çıkıp “adalet istiyoruz” diyor. Diğerleri el hareketi çekiyor, tehdit ediyor, teröristsiniz diyor, gübre döküyor…

Tarihe şu geçti: AKP’lilerin farklı görüşlere tahammülü yok, adalete ise alerjisi var. Anlaşılan budur. Düşünün anayasal bir hak olan gösteri yürüyüşü ve protesto haklarını kullananlara, üstelik bunu “adalet istiyoruz” diye yapanlara “terörist, vatan haini” falan diyebilecek kadar kantarın topuzunu kaçırmış durumdalar.

Bu rezalet, tarihe geçti. Bu iktidar çökecek, hem de tam kendilerine güvendikleri anda, İslami devrimi başlattıkları anda çökecek. Buna daha var. Fakat çöktüğünde bu zihniyet bir daha bu topraklarda yeşermeyecek!

 

Devlet Terbiyesinden Yoksunlar!

Görüşünü ne olursa olsun, devlet terbiyesinden nasibini alırdı politikacılar… Şimdi mi? PEH!

Malûm şahsın diploması nerede belli değil,
Atanmış Başbakan “sevgili öğrenciler” yazamıyor ki ilkokul diploması alsa bunu yazar!
Bir diğer Türkçe özürlü. 140 karakterde 7 yanlış yapmayı beceriyor.
Ötekisi 55.000’i 4 ile çarpıp 110.000 bulacak kadar YAZAR!

Birisi Cumhurbaşkanı,
Öbürü Başbakan,
Diğeri ANAYASA PROFESÖRÜ(!),
Sonuncusu köşe yazarı….

İşte Türkiye’yi yönetenler ve yönetenlerin yükselttiği kitle…

Hayır bakanlık içinde, devlet kurumları içinde alt kadrolar çok iyi çalışıyor. FETÖ temizliğinden sonra daha da oturdu. Fakat üstlere öyle adamlar yerleştiriyorlar ki; “Caz Festivali”nde konuşma yapıyor ve söyleyebildiği tek şey “bizde bir söz var, caz yapma derler” sözcüğü oluyor. Don’t make jazz to me diye mi çevireceksin dünyanın her yerinden gelen caz sevdalılarına? İmza yetkileri, üst kadrolar öyle adamların elinde ki… “Sevğili Ogrenciler” yazıyor Başbakan hesapla işte.

Liyakatin yani işi, hakedenin yapması gerektiği bir yerde sadakâte göre atama yapılırsa olacak olan budur. Kendinden daha iyi bilen Başbakan olunca neredeyse Avrupa’ya vize serbestisi olacaktı. Popülarite düşünce, bilen insan Başbakan olup kadroları oturtunca korku başladı, paronoya başladı; hoppp görevden alındı. Derste alındı, beyefendiden daha az bilgili adam getirilmesi gerekirdi. Kim bu? “sevğili ogrenciler” tabi ki…

Bir örnek, ses kayıtları için “istenilmeyecek şekilde” rapor verilince; TÜBİTAK başkanı değişti. Kim geldi? Hayvanat bahçesi müdürü diye adı çıkan şahıs. Liyakat değil, sadakat usulüne göre getirildi. Ne oldu? TÜBİTAK’ın içine sıçtı, tüm yapıyı değiştirdi, kendi adamlarının projelerini onaylarken diğerlerininkine dokunmadı. TÜBİTAK çöktü, dünya’ya rezil olduk. Sonra ne oldu? Sağlam adam geldi. Gerçekten sağlam adam. Aylardır oturmaya çalışıyorlar. Oturmaya başladı. Fakat ne oldu? 2 yıldır TÜBİTAK rezil halde.

AKP’nin Hatası Bu

Hep günü kurtarma peşindeler. Parayı daha tasarruflu projelere yöneltebilirler. Daha akıllıca kullanabilirler, sistem oturtabilirler. Fakat “beyefendiden”(!) herkes korktuğu için günü kurtarmaya çalışıyor, götü kurtarmaya çalışıyor. Sistem oturtmak yerine, daha fazla koltukta tutacak şeyleri yapıyorlar ve bu da paranın müsrifçe harcanması, kurumların işlevsiz hale gelmesi gibi çok kötü sonuçlara neden oluyor.

Sonra bu rezilliği kapatmak için daha fazla çaba harcamaları gerekiyor… Hoppp dön başa kardeşim, yine bir rezilliği kapatmak için kadroları değiştir, sonra onların rezil ettiği kurumları yapılandır… Sonsuz döngü. Tam oturdu sandıklarında yeniden dağılıyor. Çünkü sistem yok. Bakanlıklarda hatta bakanlar bile “sistem” oturtma peşinde değiller. Günü kurtaracak, reklam yaparak koltuklarını sağlamlaştıracak projeleri arıyorlar. Bas parayı, yeter ki “bunu yaptık” diyebilsinler. Tabi bağlı oldukları lidere de bunu güzelce satmaya çalışıyorlar. Artık satabiliyorlar mı? Anlaşılan büyük ölçüde evet.

Fakat ülke kaynakları tükeniyor, sistemsizlik yüzünden her şey dengesizleşiyor ve insanlar kutuplaşıyor.

Sonuç Olarak

Adalet nedir? (TDK’ya göre) Adalet, Türkçesiyle türe;

1- yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması

2- hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme

**

İşte bütün olay bununla ilgili. Adaletin olduğu yerde, hak ve tüzenin (hukuk) olduğu yerde; sistem vardır, insanlar kendilerini güvende hisseder. Eğer güvende hissetmezlerse silahlanırlar, devlete güvenmezlerse (suç, adaletsizlik vs yüzünden) kendi işlerini görmeye başlarlar ve kaos çıkar. Kaos kimseye yaramaz. Kontrol altında olsa dahi!

En önemlisi tüze (hukuk) toplama olmamalı. Ne gibi?
Tuzluklar, masadan kaldırılaracak denmişti. Ne oldu? O tuzluklar hâlâ masalarda. Çünkü millete uygun tüze değil. Tüze, milletin yapısına uygun yazılmalı. Fakat kağıt üstünde olması önemli değil, denetlenmeli. Mesela her ilde (şehir) kırmızı ışıklar çiğneniyor. Ben trafiğe çıktığımda onlarca araba görüyorum. Peki en yüksek makam olan devletin koyduğu kurallara uymayan bu adamlar, devlete nasıl saygı gösterecek? Diğer kurallara nasıl uyacak?

**

Fazla dağıtmamak adına Adalet yürüyüşüne geri dönüyorum…

Hiçbir yere zarar verilmedi, hiçbir parti bayrağı vs yoktu. Adalet isteniyordu ki AKP’nin en sıkıntılı olduğu konulardan birisidir adalet… Bu konuyla ilgili “gerçekten hak ve hukuk” isteniyordu. Peki karşılığında tepki neydi? Terörist yaptılar, el hareketi çektiler, gübre döktüler…

Hatta devlet terbiyesine sahip olmayan birisi dedi ki, “bizim yaptığımız yollar sayesinde dağ tepe yürümüyorlar” gibi bir şey dedi. Dediği kişi, ülkeyi daracık bölgeye sıkışmaktan ve kapitülasyonlardan kurtarıp; 4 yılda 32 cephede savşamış, yorgun, bütün silahlarına el konulmuş bir milleti tekrar şaha kaldıran ve tarihte ilk kez sömürgeci güçleri (İngiltere, İtalya, Fransa ve oyuncaları Yunanistan ve Ermenistan + Osmanlı hükümeti, gerici ayaklanmalar, bölücü ayaklanmalar), ki bu sömürgeci kuvvetler dönemin süper güçleriydi ve ülke içinde ayaklanmalar çıkartıyordu; işte bunları yenen milletin inandığı Atatürk ve silah arkadaşlarının partisidir.

BANA BAK, Atatürk ve CHP olmasaydı siz iktidar olmayı rüyanızda görürdünüz. Atalarınızı, soyunuzu biliyorum; şu an Osmanlı devam etse azınlıktınız, tebaa idiniz. Sanki padişah çocuğu olacakmış gibi davranmaktan vazgeçin!

Bu ülke 80 milyonun ülkesidir. Adı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkese Türk denir. Tüm Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları eşit haklara sahiptir, Anayasal haklarını dilediği gibi kullanır. İktidar kimsenin; hiçbir kökenin, dinin, mezhebin, siyasi görüşün veya bir hanedanlığın değildir! 1920’den itibaren böyle oldu, böyle olacak.

Sizden farklı düşünen (ki bunu AKP kadar CHP, MHP, HDP’liler ve diğer partililere de söylüyorum); sizden farklı yaşayan, sizden farklı dine ve mezhebe inanan (ya da inanmayan), kısacası sizden farklı olan hiç kimseye elde kanıt olmadan “terörist, vatan haini” diyemezsiniz, Anayasal haklarını engelleyemezsiniz.

**

Bir değişim başlayacak. Fakat tarihe bakarsak; İngiliz ve Fransızların aksine Türk milletinin devrimi ve değişimi halk içinden değil, tepeden gelmiştir. İnsanlar hâlâ bir liderin, bir değişim başlatmasını bekliyor. Sadece şunu demek istiyorum; ister komplo de, ister tezgâh, ister gerçekten FETÖ yaptırdı de fark etmez; bak adam tankın önüne yattı. Bedel ödemeye hazırdı. Bir çoğunuz belki “yahu bırak şunları” diyor. Fakat dikkat edin, işte bu yüzden iktidardalar.

Senaryoyu şöyle yazalım; bugün desteklediğiniz, adalet diye peşinde koştuğunuz Kılıçdaroğlu iktidarda olsa. Oldu ya, bir kaç tabur asker darbe girişimi yapalım dedi ve Kılıçdaroğlu halkı sokağa davet etti…. Çevrenizdeki CHP’lilere bakın; kaç tanesi sokağa çıkardı?

Demorkasi, insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar rakı masasında, kahve köşesinde, aile meclisinde cahilce ve bilgisizce konuşarak kazanılmaz. Bedel ödemek gerekir, adım atmak, icraate geçmek gerekir. Rakı sofrasında, kahve masasında ya da aile ve arkadaşlarla bir araya gelince car car car AKP’yi eleştirip, “ulan ülkede huzur bırakmadılar” deyip ertesi gün kaldığın yerden devam ediyorsan SENDEN BİR BOK OLMAZ!

Hele hele, senin bu günlere gelmen, özgürce yaşaman için canını feda eden 15 yaşında çocuklar, yaşlı neneler, 32 cephede savaşmış Türk halkına minnet borcun için okuduğun bölümü ve yaptığı için en iyi şekilde yaparak ülkeye sahip çıkmak dururken; beden ödemekten korkup başka ülkeye göçmeyi düşünecek kadar vicdansız, minnettarlık duygusundan yoksun ise şunu söyleyeyim,

Ayılıp bayıldığın, gitmek istediğin gelişmiş devlet; bu günlere gelebilmek için Atatürk’ün 20 yılda yaptıklarını yüzlerce yılda başardılar. Adamlar yüzlerce yıldır demokrasi, insan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar için bedel ödüyor. Sen kendi ülkende bedel ödemeden oraya gideceksin ve adamlar sana hoş geldin diyecek öyle mi?

HİÇÇÇ KUSURA BAKMA!

Sana asalak gözüyle bakacaklar. Türkiye’de, ülkelerini savunmaktan kaçan Suriyelilere nasıl bakıyorlarsa, sana da öyle bakacaklar Avrupa’da. Onlar medeni, öyle değil falan diyorsun belki… Umarım tez zamanda gidersin, TC vatandaşlığını iptal edersin, bir daha buralara gelmezsin.

Bu ülkede, Türk tarihi ve kültürüyle; demokratik, laik ve uluslararası hukuka uygun özgürlükçü bir sistem kurmak isteyenlerle birlikte devam edeceğiz. 2030’da başaracağız! Ancak sizin gibi insanlar çeksin gitsin. Yararınız olmadığı gibi, zararınız var.

Hele hele sizin gibi insanlara baktıkça; millet rahat yaşasın diye canını ortaya koyan ufak çocuklara, yaşlılara ve milyonlarca insana bakıyorum… Şehitlere ve gazilere bakıyorum… Sonra size, en ufak zorlukta ülkeden çekip gitmek isteyenlere bakıyorum…

Sansürlemeyeceğim, tek bir şey diyeceğim: SİKTİRİP GİDİN!