Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Blogu açmamın nedeni işte böyle gerçek dışı, “gaz alma” sözcüklerine karşı insanlara gerçekleri anlatmak.

Ulusal seçimlerde yarışan partiler kendi seçmeni için (ve potansiyel seçmenler için) bazı şeyler söyleyebilirler. Yerli uçak yapıyoruz falan gibi. Machiavellist bir düşünce içinde bunu anlayabiliyorum (tabi yine kısmen). Fakat uluslararası politika böyle değildir arkadaşlar.

Tek bir yanlış, yapılacak tek bir hata bizi çok kötü noktalara sürükler. Mesela Türkiye’nin Yunanistan ile yaşadığı 6-3 mil sorunu. Bununla ilgili olayı burada biraz açıklamıştım. Başından beri Türkiye itiraz etmekte. İtiraz ettiği için bu iş bir uluslararası hukuk gerçeği olmuyor. Fakat olur da tek bir kez itiraz yerine sessiz kalsak; bu iş geri dönülmez şekilde bizim aleyhimize patlar. İşte bu kadar önemli. Çünkü uluslararası alanda sessizlik, kabullenmedir.

İşte uluslararası politikada, uluslararası hukukta bu tarz CİN GİBİ bürokratlarımız, diplomatlarımız falan olması gerek. Devlet görevlileri özellikle uluslararası alanda yapacakları görevlerde çok donanımlı olmaları gerek ki bu liyakat demektir. AKP döneminde ise İlber Ortaylı’nın da dediği gibi Dışişlerinde rezil bir haldeyiz yahu. Uluslararası politika zaten Davutoğlu döneminden başlayarak herkesle sorunlu olan bir noktaya gelmişken; Dışişleri Bakanlığı ise liyakat yani bilenin ve görevde iyi olacak insanların terfi ettirilmesi yerine; sadakat yani sen beni gör-ben seni mantığı gibi saçma mantıkla insanlar terfi ettirildi. Geri kalanlar da aynı FETÖcülerin yaptığı şekilde mobing yani baskı uygulayarak istifa ettirildi ya da çeşitli saçma sapan yerlere, saçma sapan görevlere verildi veya saçma sapan davalarla karşılaştırıldı.

 

 

**

Uluslararası alan, ulusal politikaya benzemez. Olay bu kadar ciddi iken, kapalı kapılar ardında bile dikkatle konuşulacak şeyleri bizim BECERİKSİZLER ulu orta söylemeye başladı. Mesela Rus Konsolos, Türkiye’de bombaların ve terör saldırılarının olduğu bir dönemde, Türkiye’ye güvendiğini göstermek için korumasız geziyor. Öldürüldü.

Bizimkilerden birisi (ismi lazım değil) ne dedi? Hem de ulu orta, herkese açık şekilde? Korumasız gezmeseymiş.

Yani böyle dangalaklıklar olmaz işte. Kafatasıyla düşünülüp(!) kurulan sözler ancak bu kadar olur. Olaylar bu kadar ciddiyken, bir başka açıklama daha geldi…

 

Neyle, Kimle, Nasıl 82 Kerkük 83 Musul?

Atatürkçü ve aydın pilotlara karşı sürekli bir baskı vardı. 90’lar ve 2000’lerde de bu baskıyı (mobing) görüyoruz. Bir çok Atatürkçü ve aydın çocuk, bu baskılara dayanamayarak ayrılmış okullardan. Bu baskıyı yapanlar cemaat. Sonra bu çocukların yerine, kendi adamlarını getirmişler.

Fakat baskıya göğüs gerenler de yok Ergenekon, yok Balyoz gibi sahte davalar nedeniyle sıkıntıya girdi. Dinlemeler, davalar, baskılar… 400 civarı pilot istifa etti yanlış hatırlamıyorsam. Bunlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin en sağlam pilotları arasındaydı. Bu baskıya, bu saçmalıklara dayanamadılar. Üzerlerine gelindi.

Bütün ordu bu şekilde.

Yeni Mevzu Jandarma

Jandarmayı severdim. Başlı başına bir ordu gibidir. Hava, kara, su… Gerçekten sağlamdı. Fakat Jandarma için iktidarın farklı planları var. Artık yeni SS’ler olarak mı kullanırlar bilmem ancak Jandarma siyasileşiyor. İstifalar geldi ve daha da gelecek haberiniz olsun.

**

Askeri Kanat

Dünyanın en teknolojik, en donanımlı ordusu (teçhizat açısından) olan Amerika Birleşik Devletleri Ordusu, Irak’a ilk girdiğinde, Türkler kurtarmıştı. İkinci kez girdiklerinde ise ekonomik sıkıntılarla boğuştular. BM kararı olmadan oralara girilmiş, Saddam asılmış, Irak ise zayıflatılmış ve 3’e bölünmesine neden olunmuştu.

Yetti mi? Yetmez. Üzerine tarihi eserler başka ülkelere kaçırılmış ve resmen kıyım olmuştu. Renkli devrimlerin bir devamı olarak, Arap Baharı başlatılmış, Amerika tabi ki buna destek vermişti. Fakat Arap Baharı, bölgedeki devletlerin gücünü azaltmış ve doğan boşluklar; radikal grupların önünü açmıştı. Sonuç ne oldu? IŞİD falan derken, müdahale ve Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’deki Kürtlerin, özerkliğini kazanmasına giden süreç.

Demiştim, IŞİD ancak bunlar olduğunda bitecek. Güzel senaryo… Oynandı.

Çünkü bölge güçleri Iran, Türkiye ve İsrail’dir. Rusya ve Amerika ise bölge dışı güçlerdir. Bunlara ters düşüp, “eyy” diyerek; diplomasiyi rafa kaldırarak bu planların önüne geçmek için ordudan çok daha fazlası gerekir ki yukarıda saydığım diplomatlar bunların başındadır.

**

ABD, Irak’ta bu derece patlamışken TSK’nın durumu ne olur? TSK’ya güvenim sonsuzdur. Aynı anda Suriye ve Irak ile başa çıkabilecek ORDU DİSİPLİNİMİZ VAR! Neden? Kara Kuvvetlerine bak, Millattan Önceki bir zamana gönderme vardır; Mete Han, 209. Türk askeri disiplini öyle BAZI ÜLKELER gibi 300-500 yıllık değildir. Binlerce yıllıktır.

Ordu disiplini konusundan bir sıkıntımız yok. Fakat bu işin bir de teçhizat ve psikoloji durumu var. Sahte davalar, istifalar, FETÖ olayları vs gibi nedenle bölük pörçük edilen bir TSK… Üstelik bir mason bir cemaatin başa geldiği ordu, şimdi gittikçe siyasileşti…

Fakat bunların hepsini bir şekilde atlatsak dahi bu işin başka bir boyutu var ki Kıbrıs bölümünde anlatacağım…

 

Savaştan Barışa Geçiş

Savaştan barışa geçerken, 2 aşama vardır. Önce ateşkes anlaşması imzalanır. Bu anlaşma, askerler tarafından imzalanır ve birlikler, birimler değiştirilemez ve ateş kesilir. Fakat bu bir adımıdır. Sadece savaş alanındaki adımı. Şu an Kıbrıs’ta (durum biraz daha farklı olsa da), bir ateşkes durumu mevcut. Peki son olarak ne kaldı? Üzerinde çalışılan barış antlaşması. Barış antlaşması ise “siyasiler” arasında yapılır.

Türkler Savaşta Kazandığını Masa Kaybeder

Bu söz vardır ya, heh buradan gelir. Sen savaş alanını, binlerce yıllık disiplinle temizlersin. Fakat sonra barış antlaşması yapmak için masaya oturursun. İşte orada da, diplomasi uzmanı ülkeler (ki bunlar dünyayı yönlendirenler olur zaten), seni parça pinçik eder.

Sayılıdır masa başında zafer kazandığımız. Haldur huldur askeri şekilde girişiriz, başarırız ancak sonrası sıkıntılı oluyor.

Bana kalırsa günümüzde en sağlam diplomatlar (diplomasiyi bilenler) İngilizler, Fransızlar, Ruslar’dır. Tabi değişen koşullarla artık farklı ülkeler, farklı şekilde sağlamlaşmaya başladı. Türkiye’de dünyanın en önemli kara parçasında ve üzerinde bir sürü diplomatik ve politik oyunlar oynanıyorken, 1920’lerden 2000’lere kadar iyi gelmiştir.

Atatürk döneminde zaten sağlam olan diplomasi, 2. Dünya Savaşı’ndan kaçınmamıza neden olan İnönü ile yine iyi bir noktadadır. Anlatacağım 1970’lerde Amerika’ya bile kafa tutmamıza rağmen gelen ambargo ama dediğimizi yapmamız yine güçlü olduğumuzun göstergesi.

Derken günümüz…
Öyle uçağı vurursun havada, Sovyetler Döneminde zaten aşan Rusya’nın KGB emeklisi ve sınırları zorlayan Rus diplomatları işi çevirir; sonra özür dilemek zorunda kalırsın.

Şimdi karşılıklı olarak “eyy” çekmeler var. Avrupa’da seçim olduğunda Türkiye’ye laf atıyorlar, bizimkiler de eyyy Fransa, eyy Almanya diye karşılık veriyor. İki tarafta popülerliğini arttırıyor, sonra oturup kaldıkları yerden devam ediyor…

Fakat işin özü başka…

 

Kıbrıs Harekatı

Kıbrıs olayı başlı başına sıkıntıdır. Kıbrıs sorunu: operasyon öncesi son durum başlıklı konumda biraz durumu açıklamıştım. Kıbrıs Türklerine karşı soykırıma başlanmıştı. Adanının %3’üne sıkıştırılmıştı. Cunta hükümeti, Avrupa’nın şımartılmış çocuğu Yunanistan’dan aldığı destek ile, birleşme hayalleri kuruyordu ve bu hayalleri gerçekleştirmek için çatışmalara başlandı.

Türkiye, 1960 antlaşmasının, garantörlük haklarının (ki bunların alınması da diplomatik zaferdir) verdiği haklar ile Kıbrıs’a müdahale etti. Adanın nüfusu 3’te 2 Rum, 3’te 1 Türk idi ve operasyonların sonunda buna göre sınır belirlendi.

Bakın Türklere yapılanlara Avrupa, Birleşmiş Milletler, büyük devletler her zaman olduğu gibi SESSİZ KALDI. Usuleten kınadı. Hepsi bu. Aynısını Suriye’de, Irak’ta Türkmenlere yapılanlar, Kırım’da Tatarlara yapılanlar, Bulgaristan’daki Bulgar zulmünde, Hocalı’da görebilirsiniz. Sessiz kalıyorlar.

Haklı davamızda, gelinen duruma bakar mısınız? Türkiye, operasyon yaptığından bu yana Kıbrıs adasına barış hakim. Hâl böyleyken, yine biz suçluymuşuz gibi davranılıyor. Kıbrıs Türkleri kendilerini geliştirmek yerine, artık barış olsun diye federasyonu kabul etme taraftarı.

Yani Tayvan nasıl teknolojide geliştiyse, Kıbrıs’ta gelişebilirdi. 14 kadar üniversite var. Nerede Kıbrıs yazılım şirketleri? Hadi ülkeye mal girişinde sıkıntı var, kardeşim bilgisayar üzerinden yapabileceğiniz tonla şey var. Kıbrıs sorununu dillere çevirip, belgeleriyle internetten yayınlamaktan acizler daha… Neyse doluyum, bu başka konu ama işin özü bu.

**

Kıbrıs Operasyonu Sırasında…

Zaten Kıbrıs harekatı defalarca engellenmiş. Ötesinde, haşhaş sorunu vardı ve ambargo kararları alınmıştı ABD tarafından. Üzerine KKTC operasyonu tüy dikti. Fakat Kıbrıs sorununu gören bütün hükümetler, gerekli bütçeyi ayırdı ve uzun yıllar çıkartma gemileri vs yapıldı Türk tersanelerinde.

Operasyon başladığında Amerika’nın silahları falan ambargo nedeniyle kullanılamadı. İzin vermediler. Bir sürü sorunla boğuştuk. Bakın silahların, araçların, tankların parasını verip alabilirsiniz. Fakat olası savaşta, kullanmayın derseler; anlaşmaya bağlı olarak kullanamazsın. Bu yüzden yerli üretim önemlidir. Tank yapmakta önemlidir. Fakat 5 yıl tank yapacağız diye, bir iki prototip gösterip insan kandırmak ve üretim projesini birilerinden alıp eşe dosta vermek sıkıntıdır. Neyse…

Askeri operasyonu çok basit zannedenleri en azından Hearts of Iron oynamaya davet ediyorum. Belki anlarsınız. Bu işin planı, projesini geçtim; petrol yetiştirmesi gibi tonla lojistik sorunu vardır. Bu yüzden ekonomik olarak pahallı.

Derken petrolün kullanılmasını ABD yasakladı!

Peki kim verdi bize petrolü biliyor musunuz? Ankara’da eğitim görmüş, bize sürekli destek olmuş ancak Arap Baharı’nda sırtımızı döndüğümüz Kaddafi. Haa şimdi Libyalı’lar bin pişman ama beter olun. Türkiye’de pişman olacak. Bu şekilde vefasızlık yaparsan, bu şekilde uluslararası alanda zırt pırt plan değiştirirsen; bedelini ödersin.

**

Sonuç Olarak: Nasıl Neyle?

Ekonomi patlamış durumda. Enflasyon rakamları açıklandı. 2004’lere merhaba dedik. Türk parasının değeri düşürüldü. Bknz: tl’nin 2013’ten bu yana 92 para birimi karşısında değer kaybetmesi (sadece 8 birim karşısında değer kazandı). İlgili konu burada. TL’nin değerini düşürüp, miktar açısından fazla satarak ekonomiyi canlandırmaya çalıştılar sanırım ama plansız işle bu da patlayacak.

Diplomasi de patlamış.
Görünen o ki en iyi  müttefiğimiz Ruslar. Putin’in tarzını, uluslararası alanda Rus diplomatlarını seviyorum. Fakat Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşması, Rusya’nın bizim yaptığımız bazı şeyleri unuttuğu anlamına gelmez. Ruslar sadece kendileri kazandığında, bizlere de kazandığımızı düşüneceğimiz bir şeyler verecektir.

Amerika ve Avrupa’ya karşı Orta Doğu ve uluslararası politikada Türkiye ile yakınlaşmak, ŞİMDİLİK Rusların da çıkarına. Fakat Rusların dostlukları uzun süreçlidir… Ama dost olmak için, uzun yıllar da gerekir. Öyle yanar döner olmak işe yaramaz.

Öte yandan Amerika ile ara bozuk (malum PYD’ye binlerce tırlık yardım sadece sorunlardan biri). Avrupa’ya eyy diyoruz… Komşulardan sadece Gürcistan ve kardeşimiz olan Azerbaycan (Nahcivan) ile aramız düzgün görünüyor. Onları da biraz kurcalasak neler dökülecek kim bilir.

Derken orduyu karıştırmışlar…

**

Neresinden tutarsanız tutun sıkıntılar var. İşte yıllardır sizi uyarıyorduk ve sadece AKP’yi karaladığımızı zannediyordunuz. Şimdi ortaya çıkıyor fakat 2020’lerde gün gibi göreceğiniz üzere; dediğimiz şeyler herkes için gerekli.

Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, eşitlik, adalet (mahkemeden bahsetmiyorum), liyakate dayalı terfi; ya da benim yıllardır yırtındığım ve ısrarla AKP’nin yapmadığı gibi uzaklaştığı kavram olan SİSTEM KURMA bunların başındadır.

Hal böyleyken…

Gireriz Girmesine…

82 Kerkük için Irak’a gireriz…
Terör örgütlerinin saldırılarını arttırmak için güvenlik ne durumda?
Onu da geçtim terörle mücadelede en önemli şey 2011 raporunda STK’ların gelirlerinin %82’sinin yurtdışı kaynaklı olması. Yabancıların desteklediği STK’lara bakın bi… İçlerinde neler bulacaksınız. Bunlarla nasıl mücadele edeceksiniz? Fakat hayt, huyt; yaptım oldu şeklinde değil. Ulusal ve uluslararası yasalara da uygun olarak kontr-espiyonaj yani karşı istihbarat nasıl sağlanacak?

Terör örgütlerinin attığı her adımdan ne kadar haberdarsınız? Bu ülkede istihbaratın rezil halde olduğunu ve Türkiye’de düzeltilmesi gereken 5 şey arasında (belki 3), istihbarat servislerinin geldiğini de sürekli söyledim. İstihbarat konusunda da iyi değiliz. Daha doğrusu en önemli şeylerden biri olan propaganda, psikolojik savaş gibi alanlarda. Böyle olsa; hem bölünmeyi durdururduk hem de Irak ve Suriye’de psikolojik savaş ve propaganda ile çok fazla yol katederdik. 12 yıldır bu konuları yakından takip eden biri olarak söylüyorum!!!

**

Hadi girdin, terör örgütlerini saf dışı ettin, istihbaratı iyi kullandın…
Masa başına oturduğunda ne yapacaksın? Eyy, hayt, huyt  dediğin Almanya, Fransa, hatta Hollanda mı seni destekleyecek? BM 5 daimi üyesi kimler? (Güvenlik Konseyi):ABD, Rusya, Fransa, İngiltere, Çin.

Peki kaçıyla kavgalısın? Kaçı seni destekler? Haklı dava Kıbrıs’ta bile Soğuk Savaş döneminde seni desteklememiş ABD mi? Rusya’nın, ABD’nin (ve İsrail’in) bazı planlarını gördüğünü ve bu yüzden Türkiye’yi kısmen (dikkatinizi çekerim) destekleyebileceğini ve belki Çin’in de bu doğrultuda kararı biraz daha yumuşak alabileceğini kağıt üstünde tamamen oturduğum organa dayandırarak söyleyebilirim.

Fakat İngiltere, Fransa ve ABD konusunda işler karışık…

**

Ahh ah… MHP’yi 2019’da baraj altı bırakması muhtemel adam artık tükendi.
Bu tür söylemler tabanın gazını almış olmak için söylenebilir.
Fakat bu tür söylemleri diplomasi, uluslararası politika, uluslararası hukuk gibi konularda hiçbir fikri olmayan adamların rakı masası, kahve köşesi ya da aile meclisinde cahilce söyleyip; internette bizleri usandırması gibi bir durum da var…

Kaldı ki demokrasinin zayıf noktası olan; eğitimsiz toplumlarda cahillerin sayıca üstünlüğü ile ülkenin başına basiretsiz iktidarların gelmesi gibi sıkıntılar da bunlara eklenebilir.

Benden size tavsiye; böyle giderse değil 82 Kerkük, 83 Musul; Türkiye’de elinizde tuttuğunuz bir kaç plakayı bile kaybedebilirsiniz.

Planınız, programınız, diplomatlarınız, bakanlıklarınız; istihbarat, ordu, ekonomi bunlara hazır değil. Devlet benim için kutsaldı, yıllarca partiler üstü gördüm. Fakat son referandum ile birlikte devletin parti devleti olduğu aşikardır. Bunun sıkıntısını tüm ülke olarak birlikte çekeceğiz.

Fakat böyle bitirmek istemiyorum. Bitirirken teselli;
Türkiye, bütün bu sıkıntılara, kutuplaşmalara, politik yanlışlara rağmen çok iyi dayanıyor. Türkiye yerinde bir başka Orta Doğu ülkesi olsa şimdiye kadar çoktan 5’e bölünmüştü. Devlet geleneği, halkın biat kültürü, belki din ile ilgili durumlar bizi kurtarıyor. Bir şekilde ayaktayız.

Bir de kendine Atatürkçü, solcu, aydın diyen kaypaklar şu ülkeden çekip gitmek yerine biraz daha cesur olup cahillik ile savaşsa; daha iyi durumda olacağımızdan şüphem yoktu. Fakat Atatürkçüyüm deyip, sonra en ufak şeyde kaçıp Avrupa ve Amerika’ya gitmek bana göre Atatürkçülük falan değil. Bu yüzden Atatürk’ün adını o kaybat, korkak ve basiretsiz bünyelerinizde taşımayın!