Son gönderilerden haber almak için twitter hesabımızı takip edebilirsiniz

Siyaset, Arapça kökenli sözcüktür ve “at tımarından” gelir.
Politika ise, antik Yunan dönemindeki şehir devletleri olan “polis” sözcüğünden gelmedir ve kelime anlamı “şehir işleri”dir.
Yönetke ise Türkçesi. Türkçenin Diriliş Hareketi sayesinde duydum. İlk duyduğumda garip gelse de, gittikçe ısındım.

**

Sürekli 2030 planlarından bahsediyorum ve Türkiye’yi değiştirmek istediğimden bahsediyorum. Bir kaç kişi nasıl yapacağımı sormuş. Vatandaşlık Okulları projem bunun bir ayağı ancak Türkiye’de kalıcı bir siyaset kültürü şart. Bunun için bir çözüm ürettim (tabi uzmanlarla oturulup tartışılarak son hali şekillenecek).

Buna değinmeden önce neden politik kültür ve politik eğitim?

Politika Sanatı

Politika bir sanattır. Politikacının; hukuk, ekonomi, tarih, coğrafya bilmesi gerekir. Yeter mi? Yetmez. Nezaket ve görgü kurallarını öğrenmesi, tiyatro eğitimi alması, anadili haricinde en az 1-2 dil daha bilmesi gerekir. Haliyle bütün bunlar 4 yıllık bir üniversite eğitiminde yetmez. Siyasi partilerin okullarında da bu kadar kapsamlı değil.

Politika neden sanattır?

Bir sabah kalkıyorsunuz, 3. köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilecek. Tartışılıyor. İşte Aleviler falan filan (tabi Türkiye’de tartışma, müzakere ve ortak akılla bitmez, iktidarın dediği olur). Üzerinden zaman geçiyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki [1]: Dabık’a ilerliyoruz.

Dabık olayı ne zaman oluyor? Irak’taki koalisyon operasyonlarına Türkiye alınmıyor, hatta Başika’dan gidin tehditleri geliyor, gerilimler falan. Sonra Cumhurbaşkanı “Dabık” diyor.

İşte bunları böyle yüzeysel okursanız işler çok basit görünür.

Dabık ve Yavuz Sultan Selim

Dabık, tarihte nasıl hatırlarsınız? Mercidabık Savaşı. Yavuz Sultan Selim, Memlük Devleti ile savaşmış ve yenmiştir. Sonrasında Suriye, Lübnan ve Filistin’i Osmanlı topraklarına katmıştır.

Bu savaşın nedenleri arasında, Memlük devletinin Çaldıran Savaşı’nda yenilen Şah İsmail ile işbirliği yapacağının istihbaratı vardır. Çaldıran Savaşı içinde de Diyarbakır bölgesinin ayaklanması ve Kızılbaş Türkmenlerinin (ki Aleviler için kullanılan bu sözcük buradan gelir ama sapmalarda var) tehlikeli görülmesi falan vardır.

Fakat Yavuz Sultan Selim’in önemi var ki Erdoğan’ın kendisini Yavuz Sultan Selim’e benzettiğini anlıyorum ben (kişisel yorumum). Peki durum neydi? Safevi devleti Şii idi. Yavuz Sultan Selim ise Şiiliği tehdit görüyordu. Sünni İslam Birliğini planlıyordu.

**

İşte olaylar bu kadar karışık, iç içe ve Erdoğan’ın adımları çeşitli göndermelerle mevcut. Ben tarihçi değilim, tarih konusunda da çok iyi değilim. Kaba hatları bilirim bu yüzden daha düzgün kaynaklardan öğrenebilirsiniz.

Görebileceğiniz üzere Yavuz Sultan Selim köprüsü, Dabık ve Erdoğan’ın Sünni İslam adımları falan hesaplı ve tarihi göndermelere dayalıdır. Öyle rastgele seçilmiş, rastgele hesaplanmış değildir. Katılırsınız ya da katılmazsınız, beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz ancak devletlerin her adımı böyle mesaj dolu ve hesaplı olmalıdır.

 

Yönetke Okulu

İşte politika bu kadar önemliyken 4 yıllık okul yeter mi? Bence yetmez.

Eğitim sisteminde uzmanların çocukları inceleyip daha ilkokulda yönlendirme yapmaları gerek. Bu başka bir bölümü ancak politikaya yatkın olacak çocukların ortaokuldan itibaren eğitime başlanması gerek. Sadece parti milletvekili olmalarından bahsetmiyorum; bürokrat, diplomat, ateşe, büyükelçi vs olacak bu insanlar.

Zaten ilkokulda 3-4. sınıfa kadar ağır dersler yerine; ufak ufak dil eğitimi, spor ve sanat (her yıl devam edecekler ve okul, sporunda yapıldığı ve sanatsal faaliyetin bulunduğu bir yer olacak) çeşitli etkinliklerle uğraşacaklar.

Ortaokula geldiğinde yönlendirmeler başlayacak (tabi sınavsız geçişler gerçek amaç, stresse gerek yok!). Yönetke Okuluna gelen çocuklar burada ilkokulda öğrenmiş oldukları “kişisel hak ve özgürlüklerin” üzerine hukuk eğitimleri alacak. Spor ve sanat aktivitelerine devam edecek ve dram, şan, hitabet gibi çeşitli dersler alacak.

Coğrafya ve tarih dersleri ile hukuk dersleri; politik olaylarla ve güncel örneklerle aktarılacak. Ortaokul-lise-bilim yurdu (üniversite) süreçlerinde beden dili, psikolojik savaş, psikoloji, markalaşma, iletişim gibi yardımcı derslerde almaya devam edecekler. Müzakere masasına oturduklarında karşı tarafı zorlayacak, tam tabirle parmağında oynatacak hale gelecekler. Psikolojiden beden diline, tarihten görgü kurallarına ve hukuka kadar farklı konularda bilgileri olacağından; antlaşmaları da bir yere kadar yürütecekler.

 

Öğrenme Yöntemi

Bizim okullarda öğrenme yöntemi çok sıkıntılıdır. Konu konu öğretilir. Çocuklar genelde ezberler ya da kopya ile sınavdan geçer. Okulda öğretilmeyen “birleştirme ve analiz” eksik kalır. Haliyle öğrenim komple çöpe gider!

Oysa olayları değerlendirirken tek yandan bakmamak gerek. Bir dönemi/olayı incelerken ya da öğretirken o dönemde komşularda ne olmuş, dünya politikasında neler oluyordu hepsiyle öğretmek gerek. Çocukların geniş açıdan bakabilmelerini sağlamak gerek.

Coğrafi, tarihi, hukuksal açıdan bakabilmesi gerek.

 

Yerel Öğrenim

İngilizce eğitim görüyorum. Amerika ve Avrupa kaynaklı kitaplardan çeşitli kavramları öğreniyoruz. Liberalizm, realizm, komünizm. Yat kalk… Son sene Allahtan Ortadoğu politikası ve AB politikası, uluslararası hukuk diye ders alıyoruz ama 1 dönem alıp geçeceğiz.

İyi hoşta, bizim iki darbe arasında çift meclis vardı? Onu kim anlatacak? Bu en basit örneği. Kitapların yabancı çünkü götünü sıkıp adam gibi kitap yazan Türk akademisyen sayısı az (hiç kusura bakmayın, bi boka yaramayan tonla adam şu an üniversite kadrolarında). Araştırma desen hikaye. Katıldım böyle bir üniversite araştırmasına, geldi bana diyor ki “haftada kaç saat ders çalışıyorsun?”. Araştırma bana bağlı. E ben size olay anlatayım:

Bir prezervatif markası Türkiye pazarına girecek, araştırma yapıyor. Penisiniz kaç santim diye millete soruyor. Ona göre piyasaya dağılacak. Çeşitli tercihler falanda soruluyor. Neyse millet cevaplıyor. Şu kadar santim, bu kadar büyük falan fişman. Bol bol XL boylar döşeniyor. Tabi alan sayısı araştırmaya göre epey az. Çünkü durum bu. Bana sorarak beni araştırma kardeşim!

**

E şimdi İngilizce diliyle eğitim görüyorsun, AB ve ABD kaynaklı kitaplardan dünya sorunlarını öğreniyorsun sonra “beyin göçü” çok mu şaşırtıcı? E sen adamları pazarlıyorsun üniversitende. Üstelik bu kitaplarda sana yazdaki göleti anlatırlar. Böyle güzeldir, kuşlar cıvıldar, su durgundur vs… Türkiye’de işe bir atılırsın karın eridiği ilkbaharda azgın nehire düşersin. Okulla alakası yok. Bu iş böyle yürümez.

Yerli eğitim olacak. Türk politik tarihini, Türklerin hukuksal zaferlerini, yakın tarihi, yaşananları anlatacaksın. Objektif şekilde. Şimdi “uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi” öğrencisi olarak bir Ermeni sorununu derste görmüyorum. “E onu da sen öğren” diyebilir. Doğru. Ezber aşılayan bazı hocalarımız var, slayttan sorular soruyor. bu konuda da sen öğren denebilir. Anlıyorum.

Pekiii; MADEM BEN OKULDA ÖĞRENEMEYECEĞİM, KENDİ ÇABAMLA ÖĞRENECEĞİM NEDEN ÜNİVERSİTEYE GELİYORUM? O zaman zorunluluğu kaldır, sınavlara geleyim. Yemin ediyorum Ahmet Taner Kışlalı’nın, Andrey Heywood’un kitaplarıyla daha iyi öğrenirim. Verin ders kitaplarını, okuyup öğrenip gelirim.

Zamanımı çalmayın benim. Böyle iş olmaz. Bu rezillik düzeltilmeli. İşte Yönetke Okulunda yerel birli olacak. Tarihini, kültürünü, hukukunu bileceksin. Anayasayı, hakları, yakın ve uzak tarihi bilip çapraz şekilde yorumlayabileceksin. Bir olay anlatıldığında; mezun olacak öğrenci o olayın dönemini anlatabilmeli. Hnagi ülkelerle ilgili, hangi ülkelerin hangi politikaları vardı, neler yapıldı vs.

 

Dil

Putin’in anadili Rusça ve anadili gibi Almanca konuşur. İngilizce’de biliyor.
İlham Aliyev: İyi derecede Rusça, İngilizce ve Fransızca bilir. Türkçe bilir ama Azerbaycan Türkçesi ile Anadolu Türkçesini şive olarak kabul ettiğimden söylemiyorum.
Merkel: iyi şekilde Rusça ve İngilizce biliyor (Almanca tabi).
Obama ? Tek dil.
Erdoğan ? Tek dil.

Dil önemlidir. Özellikle Arapça, Farsça, Fransızca ve hatta Latince gibi diller insanlık tarihi, bölge tarihi ve Türk tarihi açısından önemlidir. Bunlardan en az 2 tanesi bilinmeli. Rusça ve Almanca’yı kişisel olarak öğrenmek istiyorum. Ancak Farsça ve Fransızca tarihi olaylar açısından önemlidir. Arapça aynı şekilde.

Haliyle çocuklara dil öğretmek gerek. Ortaokuldan üniversiteye kadar 12 yıl var. Sanıyorum 2 dili 12 yılda öğretebiliriz!

 

Dil Tarih Olay İlişkisi

Bakın size aynı anlama gelen iki kelime: liyakât ve meritocracy tam bire bir sağlar mı bilemem tarihçilerin ve uzmanların yorumlaması ama aynı şey için kullanılıyor. liyakât Arapça, meritocracy ise İngilizce ama İngilizce’deki bir çok politik kelimenin temelini oluşturduğu gibi “LATİNCE”den türeme.

-cracy, “güç, yönetim” anlamına gelir. Demoracy, aristocracy, bureaucracy vs ki Türkçelerine “rasi” olarak gelmiştir: demokrasi, aristokrasi, bürokrasi vs. Meritocracy ise Latince “hak etmek, kazanmak” anlamına gelen mereö sözcüğünden gelir. Arapçada işler nasıl bilmiyorum.

**

Görebileceğiniz üzere Antik Yunan yani Roma dönemini siyaset biliminde okuyanlar bilmelidir. Ancak yetmez. Pers (Fars, İran) dönemini, Osmanlı dönemini bilmelidir. Yani Roma için Latince, Pers için Farsça, Osmanlı için Türkçe ve hem Farsça hem Osmanlıca gereksimi nedeniyle Arapça bilmek gerekir.

YETMEZZZ… Fransız tarihini ve gelişimini bilmek gerek çünkü devamında büyük değişimler olmutşur ve bugün kullandığımız bir çok sözcük ve kavram Arapça, Farsça, Latince olduğu gibi Fransızca’ya dayanır.  Bu yeter mi? Hayır. Rus tarihi ve Rusça bilmek bizi eski Türk devletleri ve Asya, Kafkas politikası konusunda uzmanlaştırır.

Binlerce örnek verilebilir ancak olay şuraya bağlanıyor:

Tarih konusunda: Osmanlı, Fars, Fransız, Rus ve Roma tarihi,
Dil konusunda: Türkçe, İngilizce, Osmanlıca, Arapça, Farsça, Fransızca ve Latince bilmemiz gerekir.

Bunları tabi sular seller gibi ezberlemeyeceğiz ancak bütün tarihi olayları bağlayabilmek ve geniş açıdan bakabilmek için en azından orta seviyede (ki orta seviye neyse!) bilmek gerek.

Üstelik tarih konusunda sadece dil değil, coğrafya ile de bilmemiz gerekir. Sonra olay olay değil, bütün bunları birleştirerek bakabiliriz.

Bütün bunlara bakarsanız; ilkokulda Türkçe ve İngilizce öğretilmekle başlanabilir. Ortaokulda Fransızca ve Latince. Lisede Rusça ve Farsça öğretilebilir. Yani 4’er yıl var eğer bir dili 4 yılda çocuklara öğretemeyeceksek (bakın anadili konuşmasından bahsetmiyorum), bu ülkeyi bütün eğitim sistemi sorumlularıyla birlikte gömelim.

Dili, tarihi ve olayları örnekleriyle; derslerde analiz ederek gidebiliriz. Tarih, coğrafya ve dil bilen bu çocuklar; bürokrasi, diplomasi ve politika konusunda tüm dünyayı ve politikacılarını kazandaki çorba gibi karıştırırlar!

 

Yönetke Okulunun Amacı

Bütün her şey dönüp dolaşım yönetime bağlanıyor. Bütün toplumu iyi eğitmemiz gerek. Bırakın Göktürkçe ve Tomris Hatun’u falan daha Osmanlı dönemini hatta ve hatta yakın dönemi bilemiyoruz.

Müzakere, konsensüs gibi sözcüklerin yansıması tam olmasa da “uzlaşı” sanatını bilemiyoruz. Yani bir odaya 5 farklı görüş girse, tek farklı görüş altında 5 görüş birleşemez. Türkiye’de olmaz. Bunu başarmamız gerek. Demokrasiyi, uzlaşıyı, farklı seslerin gelişim için neden önemli olduğunu, dinlemeyi, duygudaşlığı (empati) öğrenmemiz gerek.

Önce politik elit öğrenecek, örnek olacak ve yapacakları işlerle halkı yönlendirecek. Politik elit illa hükümet başı, devlet başı, parti lideri falan değildir. Türkiye’de tepeden inme emirlere alıştık, halktan tepeye (demokraside olması gerektiği gibi) yönlenme olmuyor ama bu birilerinin değişim hareketi başlatmasına engel değil.

Bence Türkiye bunu bekliyor.

**

Yönetke okulu sadece bir örnek. Doktorlar, mühendisler, “kütüphaneciler”(!) hatta ve hatta berber, aşçı, sıva ustası, mimar, müzisyen… Bütün bu meslek grupları ve dahası çekirdekten yetişecek. Usta-çırak ilişkisini de bir kaç ay olsa bile tadacak.

Gelişim böyle olur.

Hiç kimse kusura bakmasın; üniversite eğitimimiz tamamen hikaye. Ezber ve kopya öğretiliyor, üniversiteler ise diploma fabrikası olmuş. Müfredat yüzünden hocaların elleri kolları bağlanmış.

Ha bunların yanında Türkiye’de zaten işinde uzman insanlar artık üniversitelerden çıkmış çünkü bir sürü ofis politikası dönüyor, abuk subuk egolu tipler köşe başlarını tutmuş ve başkalarının başarılarını hazmedemiyor. Ne öğretecek bunlar çocuklara?

Bugün okulda kopya çeken, yarın iş yaparken telifleri çiğner, politikaya girdiğinde yolsuzluk yapar; kopya çekmeye ve böyle yaşamaya alışmış halkta “çalıyor ama çalışıyor” diye söylemler türetir.

**

En basitinden; Sun Tzu, Machiavelli gibi insanların kitapları varken binlerce yıllık savaş ve yönetim geçmişi olan Türklerin neden yönetim, savaş sanatı gibi çeşitli kitapları olmaz? E bunları düşünmek gerek. Tarihçiler ne kadar çalışıyor….

 

Siyaset İşi Zor İştir

Bu işi güzelce kıvırmamız gerek. Siyaset ile ilgilenecek insanlarımızı güzelce ve çekirdekten eğitmemiz gerek. CNN Türk’te tartışma programlarına bakıyorum, meclisteki konuşmalara falan rezillik. Görgü kuralı bilmeyen 2 kelimeyi bir araya getiremeyen adam milletvekili olmuş. Tamam herkes milletvekili olsun da, bari bi 6 ay falan hızlandırılmış eğitim verin.

Ha çok şükür Dışişleri ve Avrupa Birliği Bakanlıkları çok iyi çalışıyor. Gördüğüm kadarıyla tabi. Yüreğime su serpiyor hatta AKP iktidarında en iyi çalışan bakanlıklar. Davutoğlu’nun sıkıntılı dışpolitikası ve Erdoğan’ın değişken karakteri çok sıkıntıya soksa da bir şekilde iyi gidiyor.

Fakat daha iyisi yapılabilir, iç politikada da daha gelişebiliriz. Neden dünyanın her yerinden gelip eğitim almak istenen bir yönetke okulu kurmayalım?

Doğu ve batının köprüsü Türkiye’de. İnsanlıkla başlayan Türk tarihi ve kültüründe, medeniyetin başladığı bu topraklarda bunu başarabiliriz.