Düzenleme 1 (4.5.2018): CHP adayı Muharrem İnce olarak açıklandı, daha detaylı yazdım ve isimleri adaylık için konuşulan diğerlerini sildim.

**

Sadece takipçilerim değil, “çok sıkı takipçilerim de” (kendilerini bilirler) bekleyenler vardı. Eh yazmak farz oldu.

Tek konuda toplamayı düşündüm. Yani 2018 seçimi hakkındaki adaylar, gidişat vs gibi her şeyi bu konu üzerinden yazacağım. Düzenleme olduğu zaman Emre Çetin Blog Twitter hesabı üzerinden paylaşacağım yine (takip edin yani).

Seçim ile ilgili en önemli bölüm, Cumhurbaşkanı adayları sanıyorum. Tabi sistem değişecek, de facto yani fiilen BAŞKANLIK sistemine geçeceğiz. Siz adına Cumhurbaşkanlığı Sistemi demişsiniz veyahut “Kağanlık Sistemi” demişsiniz önemli değil. Annenizi telefona “anne”, “annem”, “bir tanem” veya kendi ismiyle kaydetmeniz önemli değildir. Telefon numarası aynı kalacaktır. Aynı şekilde adına “politik söylem” olarak ne denirse densin, geçtiğimiz sistem yapı olarak “BAŞKANLIK SİSTEMİ”dir.

Daha önce yeni sistemi yazmıştım. Şimdi ise adaylar, parti seçimleri, ekonomi ve kişisel yorumum şeklinde ana bölümlere ayırarak devam edeceğim. Detaylı şekilde incelemek isteyenler için referandum öncesinde yeni sistem ile ilgili yazdığım 3 konuya bakabilirsiniz : Cumhurbaşkanı/Başkanlık sistemi değişiklik maddeleriAnayasa referandumu: ne değişecek, neye oy vereceğiz?, Anayasa referandumuna gitmeden önce okuyunuz.

Bu Seçimde Vaadler Önemli Olacak

Açıkçası adaylardan, partilerden, ittifaklardan öte vaadler önemli olacaktır. Gördüğüm budur. Bu yüzden vaadler bölümünü başa ekledim.

Bu tarz durumlarda adım adım gitmek gerek. Öncelikle yeni seçim, yeni sistem, yeni taktikler… Hangi görüşten olursanız olun, durum budur. Öncelikli adım nedir?

Cumhurbaşkanı adayı seçmek: güven duygusu vermeli, teşkilatlanmayı bilmeli, ekonomiyi bilmeli, her kesimden oy alma potansiyeli olmalı, sakinliğini korumalı, hukuk/siyaset bilimi vs gibi bölüm okumalı, tecrübeli olmalı, gerektiğinde de sert kararlar alabilmelidir.

Cumhurbaşkanı adayından sonra meclis ittifakı önemlidir. Bu AKP ve MHP için büyük ölçüde bitti. Zaten AKP, Türkiye’deki sağı tamamen yuttuktan sonra ihtiyaç ve tepki nedeniyle İyi Parti gibi yeni sağ gelirken, Saadet Partisi yükselişe geçti. AKP sadece bir iki ufak partinin daha desteğini alacaktır o kadar.

Bana göre meclis ittifakında barajı açmak için, demokrasi için; CHP+İyi Parti+Saadet birleşmelidir. Bu birleşim Atatürkçü, laik, milliyetçi ve muhafazakar kesimleri bir araya getirecek ve CHP’nin içindeki bazı HDP yönelimli kişilerin olmasıyla birlikte; Türkiye’deki tüm politik görüşlere kucak açacak ve bir arada çalışılabileceğinin, özlenilen uzlaşı ortamının yaratılacağının göstergesi olacaktır. Üstelik %7-8 oy potansiyeli olan Saadet’in de meclise girmesi demokratik bir adım olacaktır. Tabi politik açıdan; AKP+MHP yani milliyetçi ve muhafazakar ittifaka; Atatürkçü, laik, milliyetçi, muhafazakar ittifak ile cevap verilecek ve bu bölümlerin tıpkı 1999 yılında olduğu gibi uzlaşacağını gösterecektir.

Vaadler Vaadler Vaadler…

Cumhurbaşkanı adayı ve meclis ittifakının ötesinde iş vaadlere kalıyor (bence). Hatırlayın, 2015 seçimlerinde halk bunalmıştı ancak neden koalisyona sürüklenildi? CHP’nin 1.300 TL vaadi. Amiyane tabirle, AKP seçmeni biraz çıkarı düşünüyor. Hadi yandaş iş adamlarını geçtim, köylüler tabi ki düşünecek. Yardım gidiyor. Ehh, madem böyle, asgari ücret fazlasıyla önem taşıyor. Partiler, asgari ücret açısından çalışmalıdır.

Bedelli askerlik… Sosyal medyada baskı var, her yanda var. AKP+MHP iktidarı belki bedelli askerlik vaadini Suriye operasyonları nedeniyle veremez. Fakat bedelli askerlik vaadeden, en azından 600-700 bin oyu alabilecek gibi duruyor. Tabi biraz bıçak sırtı.

Türkiye’nin en büyük sorunları nedir dendiğinde ekonomi ve terör başı çekiyor. Haliyle bunlar açısından vaadler gerekecek. Fakat elle tutulur çözümler şart! 2015’te terör sorunu nasıl çözülür diye yazmıştım. Terör örgütüne sempatiyle bakan, devlete karşı asilik yapan fakat SUÇA HENÜZ BULAŞMAMIŞ gençlerle iletişime geçmek ve geri kazanmak gerekir. Örneğin bunlarla ilgili somut adımlar çıkartılıp, vaad şeklinde verilmelidir. Uygulanabilir mi? Bu ayrı konu fakat insanlar sizi dinlediğinde, en azından bir şeyler görmeli.

HEDEF!

Vaad konusunda paragraflarca yazabilirim fakat olay hedeflere kalıyor. CHP’ye baktığımda 2020’de, 2025’te ne yapmak istiyor, nasıl bir Türkiye hayal ediyor bilemiyorum. AKP’nin yerli ve milli tankı, uçağı falan var. Hayalleri var, hedefleri var. İyi ya da kötü, uygulanabilir ya da uygulanamaz apayrı mevzu. Fakat bir hedef var, hayal var. CHP bunlardan yoksun.

Cumhurbaşkanı adayı ve devamında meclis ittifakları bu tarz somut hedefler koymalıdır. İnsanlar umut dolmalıdır. İnsanlar geleceğe umutla bakmalıdır. AKP’yi eleştiriyorum sürekli fakat eleştiremeyeceğim bir konuda da, (bazıları gerçekten boş olsa da), Türk halkına baktığımda kendine güven geldi. Bazıları gerçekten çok boş (2 güne Şam’da, 1 haftaya Moskova’da namaz kılarız gibi). Fakat bir şeyler var. Yıllardır ezilmekten, Avrupa tarafından AB süreciyle oyalanmaktan bıktı halk. Operasyonlar, müdahaleler, eyy diye bağrılması tartışma konusu ancak halk içine baktığımızda özgüven kazanmalarını sağladı.

Politik olarak doğru ve yanlışlığını tartışabiliriz. Diplomatik olarak, ekonomik olarak ne durumdayız. Fakat baktığımızda işe yarıyor! O zaman hem akademik alana uygun, hem devlet terbiyesiyle hem de Türk halkına umut ve özgüven aşılanacak bir yol seçilebilir.

Kısaca bu şekildedir.

 

 

 

Cumhurbaşkanlığı Adayları

Recep Tayyip Erdoğan ve AKP+MHP

Cumhur ittifakı denilen AKP+MHP (ve 1-2 partinin katılması ya da dışarıdan Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’a destek vermesi muhtemel) ittifakın adayı ve her şeyi belli idi. Devlet Bahçeli, daha önce ağır sözler söylediği, meydanda urgan attığı, AK Partiye geçtiği için eleştirdiği Türkeş’i ve olayları unutarak AK Parti ile iktidar sağladı. Visa versa (tam tersi de oldu), yani Erdoğan ve AKP’den de MHP ve Bahçeli için sözler söylenmişti.

Fakat politika böyle bir şeydir. Bizdeki politik ahlakın da yerlerde olduğuna göstergedir. Bu kadar ağır konuşulmamalı, bu kadar sert söylemlerle bulunulmamalı. En azından tükürdüğünü yalamamak gerek. Fakat arka planda neler konuşuldu, neler yapıldı bilmiyorum ancak MHP’ye güzel vaadlerde bulunulduğu ortadadır.

AKP ise oyların düştüğü, sıkıntılar yaşadığı süreçte MHP’nin desteğini alarak oyları %50 üzerinde tutma peşindeydi. Buna rağmen işler sıkıntıya girmeye başlayınca, erken seçim kaçınılmaz oldu.

Başakşehir’de oturduğum ve haberleri takip ettiğim için; aslında AKP’nin ve Erdoğan’ın söylemleri, her yerde boy göstermesi vs ile birlikte seçimin yaklaştığı ortadaydı. Kişisel olarak Temmuz 15 olabilir ama yetişmez, Eylül veya Ekim gibi olabilir diyordum. Beni de şaşırtarak çok erkene aldılar ki; ekonomideki sorunlar, oylardaki düşüş, çift başlılık bunlara neden olmuş gibi duruyor.

Aslında bu sisteme geçerken, uzmanlar uyarmıştı. Çift başlılık yaratır diye. Fakat AKP içindekiler “geçiş planı hazır” demişti. Buna rağmen plan işlemedi ve OHAL+KHK’lar ile fiili bir Başkanlık sistemi vardı. Buna rağmen gitmedi. Sorunlar ortaya çıktı. Yani 2019’a kadar böyle gidemezdi.

**

Türkiye’nin kurumları iflas etme noktasında. Bunun en temel nedeni, aşağıda tekrar ele alacağım şekilde “AKP içindeki zihniyet”. İstedim oldumculuktur.

Şimdi projeleri tek tek yazmayayım fakat eğitimden sanayi alanına kadar aynıdır. Bir sistem geliyor; bakanlık içinde dahi sistemi doğru düzgün bilen yok. Etiket olayı mesela. Adam diyor ki, “ben yurt dışından etiket getireceğim, yeniden basmam gerekiyor mu, istediğiniz standartlarda?”, cevap verilemiyor. Bir kaç milyon sadece sistem ve bant yenilemek için uğraşmış. Neyse daha açık yazmayayım olayı ama bakanlık bocalıyor. Neden?

Çünkü “birileri” bakanlığa demiş ya da bakanlık başındaki demiş ki “bunu yap”. Millette mecbur yapıyor. Neden? Daha önce işinin ehli insanlar varken, “efendim bu olmaz, şunlar şunlar sıkıntı” dediğinde; sen FETÖ’cüsün, sen şusun busun diyerek ya baskı (mobing) ile ayrılmaya zorlandı ya kovuldu ya da içeri atıldı. Haliyle bakanlık içinde, kurumlar içinde (TÜBİTAK vs), amire karşı durarak; “bu olmaz çünkü…” diyecek adam yok. Varsa da ses çıkartmıyor. Çünkü kurum başındaki insanlar liyakate göre değil, sadakate göre getirildii.

ŞİMDİ (çok şükür), Cumhurbaşkanı sorunu anladı. Bilmiyorum çözülür mü ya da nasıl çözülür ancak “işi ehline vermezsen” (yani liyakat) ve kurumlar içinde bu uzmanlar sorunları söylemezse, beyin fırtınası yapılmazsa sonuç bu olur. Kurumlar çöker, korkudan kimse kararlara imza atamaz…

 

CHP Tarafı

Sadece AKP’yi değil, CHP’yi de yıllardır eleştiriyordum. Atatürk’ün partisi ve bundan önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu partisiydi. Bir anlamda bir çok parti, CHP’nin içinden çıktı (muhalefet kanadından). Bu yüzden CHP çok kurumsal olmalı, bir yanda kadın ve gençlere yer vermeli; diğer yandan her kesimden insan içinde olmalıydı. İktidar olmasa dahi, güçlü bir muhalefet olacaktı.

CHP’nin başında kadın olmadı ve önümüzdeki süreçte de kadın olmayacak gibi duruyor. Cumhurbaşkanı adayı bir kadın çıkartabilecek konumda da değil. Meral Akşener gibi her kesime hitap edecek fakat Atatürkçü, milliyetçi ve biraz da muhafazakar kesimin sesi olabilecek bir aday çıkartma potansiyeli yoktur. Gençlerin kullanımı konusunda ise, “iş gücü” olarak tamam fakat köşe başları dinazorlar tarafından kapılmış olduğu için gençlere fazla yer verilemiyor. En azından tecrübeli kişilerin yanına 1-2 tane, deyim yerindeyse, “çırak” vererek; eski usül “ustadan çırağa eğitim” gerçekleştirilmeliydi. Neyse bu başlı başına bir konu.

Bunun yanında bırakın her kesime hitap etmeyip, mezhep ve köken partisi olma yolunda gidiyor. Atatürkçü ve milliyetçi kesimler tam anlamıyla “sıfırlandı”. Haliyle CHP dün burjuva partisiydi, Kılıçdaroğlu ile birlikte biraz daha Kürt kökenlilere yanaştı ve CHP seçmenleri hâlâ Atatürk bağlılığı nedeniyle (Atatürkçülük ve laiklik, çağdaşlık vs) CHP’ye oy veriyor. Fakat bir alternatif yoktu.

CHP, “tek adam” olma yolunda ilerliyor. Nasıl diyeceksiniz, Yılmaz Özdil yazmış [1], bir bölümünü buraya ekleyeyim:

CHP İzmir’de 1 milyon 264 bin oy alıyor, 47 delegesi var.CHP Manisa’da Kocaeli’de Isparta’da Mersin’de Muğla’da toplam 1 milyon 173 bin oy alıyor, 84 delegesi var

CHP Yalova’da 44 bin oy alıyor.4 delegesi var.CHP Rize’de 30 bin oy alıyor.6 delegesi var.

CHP Ankara’da 1 milyon oy alıyor.57 delegesi var.CHP Kocaeli’de Konya’da Malatya’ya Kayseri’de Samsun’da toplam 690 bin oy alıyor.96 delegesi var.

CHP İzmir’de 1 milyon 264 bin oy alıyor, 47 delegesi var.CHP Manisa’da Kocaeli’de Isparta’da Mersin’de Muğla’da toplam 1 milyon 173 bin oy alıyor, 84 delegesi var.

CHP Tunceli’de 14 bin oy alıyor.4 delegesi var.CHP Van’da 6 bin oy alıyor.15 delegesi var.

Yani önemli olan şehirden kaç oy aldığı değil, “Kılıçdaroğlu’nu destekleyen” delegelerin hangi şehirde olduğu. Bilmem anlatabildim mi. Ha alternatif? Muharrem İnce mi??? Gelelim o konuya da…

Fakat son sözüm var Kılıçdaroğlu ve CHP ile ilgili;

Kılıçdaroğlu iyi bir adam. Türkiye ve demokrasi için uğraşıyor, bundan şüpheniz olmasın. “Politikanın” gerektirdiği şeyler var. Kurumu korumak istiyor olabilir, bu yüzden bir yandan “ön seçim” gibi demokratik adımlar atılırken, bir yandan da Yılmaz Özdil’in yazdığı sıkıntılar ortaya çıkıyordur. Bu da politika, anlayabiliyorum.

Fakat Kılıçdaroğlu’nun en büyük sorunu danışmanları. Kimlerdir, nelerdir bilmiyorum ve tanımıyorum. Fakat Kılıçdaroğlu’nun planı nedir? 2020-2025’te Türkiye’yi nasıl bir yer haline getirecek? Neler yapmak istiyor? Bilemiyorum. Daha önce defalarca danışmanları kovmuştu. Bu yüzden korktular mı bilmem ancak Kılıçdaroğlu’nun durumu, dalından kopmuş yaprak gibi. Rüzgar (danışmanlar ve olaylar) nereye eserse, oraya gidiyor. Oysa Kılıçdaroğlu’nun partisi, yapısı ve yapabilecekleri “potansiyel” olarak çok büyük. Fakat bir hedef, keskin bir hedef ve bu hedefe yürümek için halkı cesaretlendirmek gerekiyor. Bunu başaramadılar. Türkiye’yi götüreceğim nokta bu denmeli! Bakın bu CHP’de de yok. Fakat AKP’de var. İyidir ya da kötüdür, olur ya da olmaz ayrı konu. Fakat Altay deniyor, yerli uçak deniyor, yerli araba deniyor. Yani bir şey var. Çoğunda bin bir sıkıntı olacak biliyorum (çünkü AKP’nin zihniyetinden kaynaklı) fakat var.

Son olarak Kılıçdaroğlu’nun İyi Parti hamlesine değinmem gerek… Grup kurması için CHP’li vekilleri geçirmek… Bakın İyi Parti ile birlikte, CHP’nin oylarının %20’nin altına düşmesi olasıdır. Bunu bile bile, böyle bir şey yapması gerçekten tarif edilebilecek bir şey değil. Eğer ben Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olsaydım, CHP’nin kendine zarar vereceği için bu hareketten kaçınmasını şiddetle tavsiye ederdim. Çünkü “İyi Parti’ye oy vermeyi düşünen” ancak kararsız kalan bazı seçmenler, şimdi İyi Parti’ye oy verecektir. Nasıl ki AKP’ye oy veren ama gönlü MHP’de olan bazı seçmenlerin, bu seçimde vereceği (ve AKP’nin oylarının düşeceği) gibi… Fakat Kılıçdaroğlu burada, AKP’nin ve Erdoğan’ın gitmesi gerekliliğine oynadı. Yılmaz Büyükerşen konusunda anlatacağım gibi, benim de eleştirdiğim “koltuk sevdası” olayından vazgeçti. Çünkü parti %20 altına düşerse, CHP’de işler değişecektir.

Düzenleme: 2018 seçimleri için tek konu olmasını istediğimden, aday olabilecek potansiyel isimlerle ilgili yazıları silerek, sadece açıklanan aday Muharrem İnce’yi yazıyorum.

 

CHP Adayı Muharrem İnce

İlhan Kesici olmadığı için açıkçası rahatladım. Yılmaz Büyükerşen’in olmayacağını geçen seçimden bu yana biliyordum. Dahası geçen seçimde olabilir ancak bu seçimde ben de Yılmaz Hoca yerine daha iyi alternatifler bulunabilir diyordum. Yılmaz hoca iyidir, ekibi iyidir (parti Belediyede kadrolaşıp, ilçe belediye başkanı ve gençlik kolları dışarıda Yılmaz hocanın arkasından strateji belirlemediği sürece!), çokta iş yapar. Fakat ulusal politikada bir kitleden bahsediyoruz. Kitle önemlidir, kitlelerin kararları önemlidir. İş 2. tura kalırsa; kimin istendiğinden çok, kimden daha çok nefret edildiği gibi seçenekler gün yüzüne çıkacaktır çünkü sadece 2 aday kalacak.

Tabi bu “anket” sürecinde yüksek oy kim alır diye düşünülürse Muharrem İnce ön plana çıkıyordu (CHP içinde konuşulan isimlerden, halkın nabzına göre). Bunun dışında önemli olan şeylerden bir tanesi de kamuoyunun bilmesiydi. Haliyle Muharrem İnce dışındaki adaylar içinde (CHP için) hitabeti güçlü, gerektiğinde diş gösterebilecek, gerektiğinde masaya yumruğunu vurabilecek; ince ince laf sokacak, pot kırmayacak bir aday bir tek Muharrem İnce olarak kalıyordu. Kemal Kılıçdaroğlu, bazen yanlış şeyler söyleyebiliyor ve bu, Erdoğan karşısında tehlikeli bir durum yaratıyordu.

**

Daha önce de burada yazmıştım, Muharrem İnce’nin kişiliği ve karakteri hakkında en ufak kötü bir şey söyleyemeyiz. Yalova için nasıl uğraşmıştı hatırlayın. 1 oyun bile hesabını sordu, Yalova için uğraştı. Ankara’da, fizik dersleri boş geçen okulda, “ben 16 yıl fizik öğretmenliği yaptım zaten, devlet milletvekili olarak paramı da veriyor, para falan istemiyorum; derslerde de politika yapacak halimiz yok, ben ücretsiz olarak öğretmenlik yaparım” diye meclise başvurmuştu. Gelen cevapta ise; “sen yasamanın üyesisin, derse girersen müfettiş denetimine tabi olursun. Müfettiş ise yürütmenin emrindedir, sen yürütmenin emrine girmiş olursun” diyerek ve “Anayasaya uygun değildir” cevabıyla reddedildi.

Muharrem İnce kısaca; çalışkandır, dürüsttür, görev adamıdır. Görevi ver ve arkana bakma. Bitirir işi. Aile yapısına baktığımızda ise, Anadolu insanı profili görürürüz. Çok uzun uzun yazmaya gerek yok. Doğru adaydı (CHP için adı geçenler arasında).

Benim gönlümden geçeni her zaman söyledim; CHP içinde pişmiş ve bir kadın aday olmasını ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucu partisi ve muhalefeti de içinden çıkartan CHP’nin, tarihte ilk kez “kadın Cumhurbaşkanını” çıkartmasını dilerdim. İstediğim budur.

**

Gelelim Muharrem İnce ile ilgili diğer tarafa. Görev adamıdır, ben de halk gibi severim dedim; fakat birini sevdiğimiz için bir yere getirmek ile, görevi yapabileceği için o noktaya getirmek arasında farklılık var (ki sevdiğiniz için terfi vermek ve/veya atamak vs, liyakat ilkesine aykırı olacaktır; işi yapabildiği için bunu yapmak gerek).

Maalesef Muharrem İnce’nin biraz fevri olduğunu düşünüyorum. Eğer çok kısıtlı zamanda, daha soğukkanlı, daha ağır ve güven veren yüzü önplana çıkartılırsa; Muharrem İnce çok yol kat edebilir. Yani burada kampanya ön plana çıkıyor. Slogan ve söylem değil. Konuşmalarda ne yazıldığından da bahsetmiyorum. Burada önemli olsan; halka bir şeyler “hissettirmek”.

Bunun için şöyle örnek verebilirim; “bolca paranız olsa hangi arabayı alırdınız?”

Bunun cevabını insanlara sorduğumda; Ferrari, Audi R8, Mercedes AMG-GT diyenler ve çeşit çeşit araba söyleyenler var. Peki hiç kullandın mı diyorum? Hiç oturdun mu? Uzun yol yaptın mı? Hayır. “Mutlaka iyidir yahu” diyorlar. Hiç kullanmamışlar, fakat istedikleri araba bu. Neden? Reklam ve pazarlama.

Mercedes > konfor
BMW > Sürüş dinamiği
Volvo > Güvenlik

vs…

Gördüğünüz gibi daha kullanmadan, bir kavram uyandırabiliyorlar kafanızda. Tasarım, reklam ve pazarlama dili birleştiğinde; bir kavramdan, bir sözcükten yakalıyorlar.

İşte budur. Vaadler çok önemli dedim bu seçimde, Muharrem İnce’nin kampanyasında 1-2 sözcük seçilmeli. Çok dikkatle seçilmeli çünkü Muharrem İnce Türkiye’sinde 2024’e kadar ve belki 2030’a kadar ne yapılmak isteniyor? Nasıl bir Türkiye’nin hayali kuruluyor? Bunu yansıtacak bir sözcük şart! Bunu yansıtacak görseller, bunu yansıtacak söylemler şart. Bunu yansıtacak sembolik ziyaretler şart!

Bunlar yapıldığı sürece, Muharrem İnce’nin oyunu daha da arttıracağını düşünüyorum.

**

Adaylık süreci

Burada tek bir şey aklıma takıldı; Muharrem İnce, Cumhurbaşkanı adayı olmak için milletvekilliğinden istifa edecek mi? Eğer öyleyse, Kılıçdaroğlu en güçlü rakibinden de kurtulmuş olacak. Yani “kazan-kazan” olayı gibi. Bununla ilgili yasaya göz atmak gerekiyor.

 

İyi Parti ve Merak Akşener

CHP’nin adayı Meral Akşener olmalıydı. Yani böyle biri. Bu kadar net söylüyorum. Kadın, cesur, güven veren; Atatürkçü, milliyetçi, halkın kültürüne ve ahlak yapısına uygun…

Meral Akşener’i bir çok MHP’li, CHP’li ve hatta muhafazakar seçmen kurtarıcı olarak görüyor. Ben birden bu kadar hava yaratmasını açıkçası biraz da tedirginlikle izliyorum. Evet oy verilebilir (görünürde) fakat daha önce birden patlama yapan her şeyin, aslında birileri tarafından desteklendiğini gördüm. Tabi bu sözlerimle direkt dinci tarikatler vs anlaşılmasın. Çıkar grupları vardır; medyacılar, iş adamları, askerler vs… Derin devlet denilenler. Türkiye’deki sıkıntılardan bunalıp desteklemiş olabilirler. Bu yüzden tedirginim.

Daha önce İyi Parti Tüzük ve Parti Programını incelemiştim. Yani ben parti kursam, Parti Programı yazsam sanırım 3 aşağı 5 yukarı bunları yazardım. Politik ve benim aradığım lider/parti/program konusunda nerdeyse %95 uyuşma var. O yüzden kadının desteklenmiş güç değil, bizzat kendinden gelen güç olduğunu düşünüyorum.

İyi Parti, CHP’den oy alacak, MHP’den alacak, AKP’den alacak. Kararsızlardan alacak. Belki sandığa gitmeyenleri, sandığa götürecektir. Oy oranın mecliste %13-16 olabileceğini düşünüyorum. CHP’yi %20 altına düşürebilir, MHP’yi %8’lere düşürebilir ve AKP’den 2-3 puan alabilir. Kendisi değil, partisi tabi.

Cumhurbaşkanlığında ise Erdoğan-Akşener kalırsa; işin HDP’nin oylarına kalacağını ve HDP’nin Akşener’i desteklemesi durumunda Erdoğan’ın sıkıntıya bile girebileceğini düşünüyorum.

Tabi Erdoğan ve AK Parti bu kadar kolay mı? Hiç değil, yorum bölümünde geleceğim.

**

Meral Akşener’in de sıkıntısı, yine Muharrem İnce bölümünde anlattığım gibi “sözcük ve kavram üzerine odaklanma” olmalı. Çünkü AKP, kendi güçlendirdiği cemaat kadrosu ile çıkarlarının bozulması ve “aldatıldık” gibi bahaneleri ve sonuçları Meral Akşener’e yıkma peşinde.

Fakat öte yandan, halk içinde Meral Akşener’e karşı acayip bir destek var. Erdoğan biraz daha FETÖ’cü demeye devam ederse, Meral Akşener’in oyları muazzam derecede artacaktır.

 

Saadet Partisi

%7-8 oy alan her parti, AKP için potansiyel tehdittir. Daha önce bütün sağ partileri yutmuştu AKP ve AKP’yi devirecek partinin de CHP vs değil, yeni kurulacak bir sağ parti olduğunu söylüyordum. CHP yerinde olsam, yeni sağ parti kuruluşuna gizliden destek veririm demiştim ki bu oldu. Doğru düşünmüşüm.

Saadet Partisi de AKP için çok tehlikelidir. HDP’nin ve Saadetin barajı geçmesi durumunda sanıyorum işler mecliste karışacak. Adayları kim olacak bilmiyorum ancak Saadet Önemlidir. Neden? Alta buyrun.

 

İttifak Durumları ve CHP-İyi Parti-Saadet Partisi

İyi Parti, CHP’den oy alacak ancak MHP’nin çizgisinde.
Saadet Partisi ise, AKP’den oy alabilecek belki de yegane parti!
CHP ise, bizim CHP.

En sonunda yorum bölümünde açıklayacağım gibi; CHP-İyi Parti-Saadet Partisi ittifakı (mecliste) ciddi ciddi düşünülmelidir. Neden mi? Yoruma kalsın.

(düzenleme 4.5.18 : meclis için dediğim oldu, iyi oldu)

 

Ekonomi

2017-2018 Türk Ekonomik krizi,
2002’den 2015’e Türkiye’nin Ekonomisi

Bu iki konuyu hatırladınız mı? Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılar, çektikleri ve yazdığım yıllarda (2015 ve 2016), bugün yaşadığımız sorunları görerek anlatmıştım bir bir. Neden ve nasıl olduğu gibi, çözümlerini de yazmıştım bir anlamda. Dikkate alındı mı? Alınmadı tabi ki. Liyakat yerle bir edildi, kopyacı ve çalan zihniyet ön plana çıkartıldı iş sektöründe.

Yukarıda yazdıklarımın üzerine bir şey yazmayacağım. Farklı şeyleri anlatacağım. Son zamanlarda bol bol bakanlık+üreticiler+şirket yöneticileri ve sahipleri ile görüştüm. İş ister istemez ekonomiye geliyordu. Onları yazacağım.

Ahlaksızlık!

Orta okul, lise ve üniversite hayatı boyunca kopya ve ezber ile okul geçen öğrenciler sizce iş hayatına girdiğinde ne yapacak? Tabi ki yine hile ve hurdaya başvuracak. Öyle şeyler duyuyorum ki… Bir fıkra vardı:

Eski zamanda, sarayın kapısı kırılmış ve ihale usulü yeni kapı yapılacak. 3 kişi katılmış. Sormuş görevli; “ne kadara yapacaksın?”

İlk kişi: 100 akçe efendim.
Görevli:Ne özellikleri var?
İlk kişi: kapının ağacı falanca olacak, tokmağı şöyle olacak,
Görevli: tamam

Görevli ikinci kişiye sorar, “ne kadar?”
İkinci kişi: 300 akçe efendim.
Görevli: ne farkı var?
İkinci kişi: kapının ağacı filanca ağaç olacak ama oymalar yapacağım, şunlar olacak. Tokmağı şöyle olacak, şekli böyle olacak vs…

En son üçüncü kişiye sorulur;
Üçüncü kişi: 800 akçe fiyatı.
Görevli: seninki neden bu kadar pahallı, ne özelliği var?

Üçüncü kişi görevliye yanaşır, ve der ki;
– ben bu ikinci kişiden alacağım kapıyı, 300’ü ona vereceğim. Geriye 500 kalacak, aramızda 250-250 böleceğiz.

Görevli tamam der, üçüncüye verir işi…

Tabi bu fıkra. Gülerdik değil mi?

Bunun fıkra olmadığını son 2-3 ayda kaç kez duydum biliyor musunuz? Bir cihazın Türkiye dağıtımcısı var. İhaleye giriyor. Adını vermeyeceğim bir hastahanede. İhalede birisi daha var, teklifler vs verilecek bir bakıyor kendi cihazlarına teklif veriyor bu kişi. Diyor ki ne iş? Ara veriliyor. Gidiyor adamın yanına, ihaleden sorumlu kişiyi de çağırıyor yahu diyor deli misiniz siz? Bu firmanın Türkiye dağıtımcısı benim, sen nasıl satacaksın? Adam diyor ki, “sen bana uygun ver, ikimizin de işi görülsün”. Sonra ben diyor çekiliyorum ihaleden, hastahaneden görevli de, “yapmayın yahu, siz de biraz düşürün fiyatı, size verelim” diyor yüzsüzce.

Bunu yaşayan adama göre adam ahlaksız, ben ise o adamın hastahane tarafından ayarlandığını düşündüm.

Bir başka olay; fuarda yine cihaz satılıyor, adamın birisi gelmiş İngilizce olarak cihazın özelliklerini anlatıyor. Sahibi gidiyor ne iş diye, yabancılar gelmiş ve yabancılara cihazı satacak. Ee diyor bu cihazı bir tek biz satıyoruz, adam zaten “ben de sizden alacağım” diyor. Alıp, üstüne kâr koyup satacak.

İşte böyle ahlaksızlık kol geziyor.

Anlaşma yapılıyor, 2-3 ay ses yok. Para yatırılmıyor, başlanmıyor. Anlaşma maddelerinde iş tanımı belli, daha fazla iş isteniyor (bedavaya getirilecek yeni işler).

Ödeme yapılacaksa asla gününde yapılmıyor. Çok nadir gününde yapanlar! Haliyle biz de başkalarına para vermekte zorlanıyoruz. Çok büyük problemler. Belki onlar da başkalarından alamıyor (ki bazılarının öyle olmadığını biliyorum), bir saçmalık dönüyor. Ahlaksızlık yoksa kriz var, kriz yoksa büyük ölçüde ahlaksızlık var!

 

Yabancıların Bize Güveni Kalmadı

3-4 yıl öncesine kadar hammadde alımlarında sıkıntı yoktu. Sipariş geçiliyordu, mal oradan yola çıkarken, para buradan yatırılıyordu. Hem yukarıda saydığım ahlaksız Türk iş insanlarının gidip bu insanları kazıklaması hem de Erdoğan’ın herkese “eyyy” diyerek sözümona “ayar vermesi” bu duruma düşürdü. Şimdi mi?

Sen paranın bir bölümünü yatıracaksın. Onlar o parayla sipariş geçecek, 3-4 ay sonra sana gönderecekler. Eğer hammadde değil de cihaz vs ise durum daha zor. Sen yatıracaksın, onlar senin yatırdığın parayla hammadde alacak, üretecek, sana 5-6 ay sonra yollayacak.

Ortada tam bir güvensizlik var.

 

Ekonomi AKP’yi Götürür

Eskiden koyu AKP’liler vardı. Anlatıyordum ekonominin göründüğü kadar iyi olmadığını, özellikle 2013’ten sonra tepetaklak gitmeye başladığımızı. İnanmıyorlardı, reyizleri kurtarıyordu bu arkadaşları. Türkiye süperdi. Şimdi mi? Siyaset konuşamıyorlar bile, işlerini kurtarmanın derdindeler. Çünkü işleri gerçekten sıkıntıda. Hâlâ AKP ile ilişkilendirmiyorlar. İş kötü diyorlar, ekonomik kriz var diyorlar, yabancılar bize mal vermiyor diyorlar; fakat o ayrı, Erdoğan ayrı bu insanlar için.

Yine de bu kadar koyu AKP’li olmayanlar için işler değişiyor. AKP’nin kemik oyu %39 idi. MHP’nin ise %8 civarında. Topladığınızda %47 yapıyor ve bu Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını götürür.

Ekonomik büyüme ve oy oranına baktığımız zaman tablo şu şekilde:

**

Gri olanlar yerel seçim. Baktığımızda, ekonomik büyüme 9-8-6 civarındaysa, oy oranları %46-49 civarı. Fakat ekonomik büyüme %4, -4, 2 civarlarına düşerse, oylar da %41-42’lere düşüyor. Hatta ve hatta %6 olmasına rağmen, 2015 yılında millet bazı şeylerden bıkmış ve CHP’nin asgari ücret vaadi AKP’ye zarar vermiş durumda (1300 demişlerdi).

2017’de %7,4 büyüdük fakat burada işler değişmeye başladı. Şöyle düşünün;

tanesi 1 lira olan mal alacaksınız ve 100 dolarınız var. 1 dolar, 1 lira olsun; 100 tane mal alırsınız.
Tanesi 1 lira olan aynı malı yine 100 dolardan alacaksınız. Fakat 1 dolar, 2 lira. Haliyle 200 mal alırsınız.

Şimdi ben bunu alıp, “bakın Türkiye’de bizden önce 100 mal satılıyordu, şimdi 200 mal satılıyor” dersem ne olur? TL’nin değeri bilinçli olarak düşürülüyor. 2013’ten bu yana TL, 92 para birimi karşısında değer kaybetmişti. Burada yazmıştım olayı.

Asgari ücrette aynı şekilde. Dolar 2 lirayken (atıyorum) 800 TL asgari ücret alıyordunuz. Şimdi dolar 4 lira olsun, ve asgari ücret 1600 olsun. İki katı asgari ücret değil mi? Değil.

1 dolar 2 lirayken; 800 tl’lik asgari ücret, 400 dolar ederdi.
1 dolar 4 lira iken; 1600 tl’lik asgari ücret, yine 400 dolar ediyor.

Politik söylemlere bakmayın, TL değeri düşerken yani döviz artarken, üzerine uluslararası politikada diplomasi gömülürken işler daha beter sarpa saracaktır. İçeride politik söylem için asgari ücretin veya ekonomik büyümenin rakamlarına bakarsanız yanılırsınız.

Ham maddeler dolar-euro bazından geliyor. Üstelik eskisi kadar güvenmiyorlar. Biz para yolladığımızda, 6 ay sonra yolladığımız para ve ham maddenin fiyatı aynı olmuyor. Zararda oluyoruz. Ciddi sorunlar var. Türkiye’ye istikrar gerek.

CHP ilk kez 1300 lira dediğinde, koalisyona sürüklendi, AKP kan kaybetti. İstikrar’dan vurdular. Sonra referandumda da istikrardan vurdular. Fakat ortada ekonomik anlamda istikrar yok. Kağıt üzerinde büyüyen ekonomi var. Bugün bankalara 60 lira borcunuz olsa her gün arıyorlar. Turkcell vs gibi şirketler, borçlarınızı hukuk bürolarına vermişler, yeni sevgili gibi ha bire mesaj atıyorlar, korkutmaya çalışıyorlar. Şirketler, söz verdikleri günde ödeme yapamıyor. Görünen o ki, ekonomi zorda.

 

Sonuç Olarak

Sonuçlar ne olursa olsun hem bizi hem iktidarı hem Cumhurbaşkanını zor günler bekliyor. Adalet çöktü, devletin “kurum olma” özelliği çöktü, ekonomi çok sıkıntılı, işsizlik artacak yakında… Ekonomi, istihdam vs gibi nedenlerle teşvikler verildi fakat büyük firmalardan küçüklerine ve devlet kurumlarında çalışanların akrabalarına kadar nasıl 4 duvar örüp, kağıt üstünde bu teşviklerin işlediğini gösterdiklerini üzülerek görüyorum, duyuyorum. Yani devlet sömürülüyor. Öte yandan çok önemli projelere destek verilmiyor. ARGE konusunda yandaşlık falan aranmamalı, eş-dost olayı önlenmelidir. Teşviklerin bir bölümü seçimden sonra kesilebilir (ekonomik nedenler). Bu daha büyük sıkıntılara neden olur. Teşvikler, doğru yerlere giderse, Türkiye’de sorun olmayacak. Dikkat edilmesi gereken nokta bu.

AKP içinde şu anda ekonomik sorunları çözecek adımlar ve yeni politikalar planlayacak adamlar yok. Bu konuda bir çöküş var. MHP’lilerin bir bölümünü kadrolara alıyorlar, MHP’nin aklını kullanmaya çalışıyorlar ancak nereye kadar? Liyakat getirilmeden bu iş çözülmez. Terfi ettirilecek kişi “bizden mi?” denmeden terfi ettirilmelidir. Partili olma koşulu vs aranırsa sıkıntı. Cemaatlere bu kadar destek verilirse sıkıntı. Türkiye’de Avrupa tarzında demokrasi uzun süre olmayacak (zaten demokrasiyi kendi kültürümüzle harmanlayalım) fakat Pakistan, İran vs gibi de olmayacağız. Yani devletin bu kadar fazla dindarlaşması da sıkıntı yaşatacaktır.

**

AKP ve Erdoğan harici başka bir parti ve kişi gelse; çok daha büyük zorluklar bekliyor Türkiye’yi, bu yüzden güçlü kişiler, güçlü ittifaklar kurulmalı. Sırf kurulmuş olmak için kurulmamalı, tam tersine sağlam bir dialog olmalı. Fikirler örtüşmeyebilir, tartışmalar olabilir fakat birbirine sürekli dialogu açık tutacak ve kararlarına saygı gösterecek, ortak karar alabilecek ittifaklar kurulmalıdır.

Kim gelirse gelsin adalet adalet adalet… Sadece hukukun bağımsızlığı ve üstünlüğü değil, iş dünyasında, okullarda vs adalet yani “hak edenin hakkını alması” sağlanmalıdır.

Üniversiteler rezil durumda. Üniversitelerin herhalde yarısının “teknik yüksek okul” haline dönüştürülmesi yerinde olacaktır. Bütün gün hiçbir iş yapmayan bir akademisyen güruh var! Sabah gelmesi gereken saatten geç gelip, kahvaltı yapıp çay içerken öğle vaktine denk getiren, öğle yemeğine erken çıkıp oradan geç gelen ve kahveydi, telefondu derken; günlük toplamda 3 saat ancak çalışan insanlar temizlenmeli. Burada da yine çalışmalara destek verilmeli ve hak edene hak ettiği koltuk ve destek sağlanmalıdır.

İş dünyasında işe arge şirketlerine büyük önem verilmelidir. Görüyoruz ilaç firmalarını, içindeyim; “biz biyoteknoloji yapcez”… Bok yapacaksın. Türkiye’de bu işi doğru düzgün yapacak kaç adam var? ARGE zihniyetinde sorun var zaten, üniversitelerde sorun var; kalifiye adam yok, okuyup kendini geliştiren ve arge yapabilecek öğrenci yetiştirilmiyor bu ülkede! Bunların üstüne “yerli ve milli biyoteknoloji” dersen patlarsın. Ancak söylem, 4-5 yıl içinde nasıl ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını ve devletten aldıkları devasa teşvikleri aslında buraya da kullanmadıklarını (göstermelik işler yaptıklarını) ve “aa olmadı” deyip paranın üzerine konduklarını göreceksiniz. Öte yandan Türkiye’ye ithal getirilen ve Türkiye’de üretilmeyen çok önemli bir kaç proje var (evet biliyorum yakınen). Bunlara ne kadar teşvik verilecek göreceğiz. İş dünyasında arge teşvikleri başlanmalı fakat çok dikkatli verilmeli.

Şu bakanlıklar falan nedir öte yandan? Bir iş yapılacaksa bilen adamlarla yapılması gerek. İlgili bakanlıklar yeni gelen sistemi bilmiyor! İş dünyası, eğitim veya başka alanlardaki kurumlar ve insanlar da şaşırıp kalıyor. Haliyle bakanlıkların yapısı 21. yüzyıla uygun hale getirilmeli ve 2030’lara doğru, 2050’lere doğru planlanan ve vaadlerde söylenecek amaçlara uygun şekilde teşkilatlandırılmalı.

Eğitim… Yani sıfırdan her şeyi yıkıp yeniden başlamak gerek. Bunu tek paragrafta yazamam, yıllardır burada yazdım.

**

Daha saymasına sayarım da konu uzadı. İşi özü çok büyük sıkıntılarımız var. Fakat hiç gözünüzü büyütmesin. Bazen sıkıntılara şöyle bir bakarsınız ve kocaman dağ görürsünüz uzaktan. Eğer cesaret ederseniz, “ben bunu çözüm” derseniz dağın yakınına gelirsiniz ve yeterince yaklaştığınızda; o büyük dağın aslında tek olmadığını, ufak ufak sorunların birleştiğini ve büyük olduğunu görürsünüz. Her birini çözerek, o koca sorun dağını bitirirsiniz. Gerekenler nedir? CESARET, AZİM VE KARARLILIK! Hepsi bu.

Üstelik çoğu sıkıntının nedeni belli; liyakatin olmaması, adaletin olmaması, kurumlarda terfilerin/işlerin/teşviklerin “eş ve dost” ayrımıyla verilmesi.

Son olarak söylemek istediğim tek bir şey var; ülkede büyük sorunlar var, trafikten sıra olmaya, youtube yorumlarında birbirimizle konuşmaktan nezakete her yerde sorunlar var. Fakat bu sorunları sadece partilere, politikacılara, hukuka, demokrasiye veya herhangi birilere, bir şeylere yüklemek yanlıştır. Sorun aynadadır. Önce kendimizi düzelteceğiz, kendimiz düzgün ve örnek vatandaş olacağız. Tam anlamıyla bir “İstanbul beyefendisi”. Karşımızdaki kim olursa olsun küçük görmeyeceğiz, ezmeyeceğiz, küçümsemeyeceğiz ve tam tersine elimizden geldiğince sabırlı davranıp, yardım etmeye çalışacağız. Fakat ortada bir yanlış varsa da, karşısında duracağız. Bizden üstün olanlara karşı da imrenmeyeceğiz, kıskanç şekilde bakmayacağız.

Çok bir şey istemiyorum; İslam adı altında Araplaşarak, çağdaşlık adı altında yozlaşarak kaybettiğimiz Anadolu insanının yapısını tekrar kazanalım yeter. Anadolu insanı, 21. yüzyıla da yeter, 30. yüzyıla da… Yeter ki kimliğimizi, değerlerimizi kaybetmeyelim ve kim olduğumuzu unutmayalım.

**

Her ne olursa AKP’nin ve Erdoğan’ın bu kadar kolay bırakacağı ve vazgeçeceğini düşünmüyorum. O kadar kolay lokma olmayacaktır. %51 gibi bir şey gelebilir! AKP’nin bu ülkenin başına gelmesi, diğer partilerin ve kurumların suçudur. 3-5 yıllık olay değil, 1970’lerden bu yana yapılanmadır. Bugün AKP gençlik kolları, kadın kolları ve ayrıca cemaatlerde olan yapılanmaya bakın; CHP, Atatürkçüler, milliyetçiler vs… hiçbirinde böyle bir yapılanma ve örgütlenme yok. Bu yüzden bazı şeyler kolay olmayacak.

2030 yılında yeni partiyle geleceğim ancak 2025 yılına kadar Türkiye en kötü dönemlerini yaşayacak diyordum. Kahin değilim, sadece geleceğe yönelik tahmin ve içgüdülerim. Ne yazık ki kutuplaşmanın, birbirimize karşı sırf politik görüş, din, mezhep, kökenimiz farklı diye düşmanlaşmamızın sonuçları olacak elbet. Bu aşırı kin ve öfke yüklü adımların cezasını çekeceğiz. Çekeceğiz ki, demokrasinin, uzlaşının, barışın değerini anlayalım.

Bireysel olarak yapabileceğiniz tek şey var; okumak, okumak, okumak… Kendinizi geliştirmek, facebook ve televizyonları takip ederek sinirlerinizi yıpratmamak (tüm sosyal medya hesaplarımı, twitter hariç, sildim ve artık haberleri televizyondan izlemiyorum). Elimden geldiğince kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Eninde sonunda, aynı politik görüşe, aynı dine, aynı mezhep ve kökene sahip olmasa da; aynı şeyleri yani huzuru, barışı, demokrasiyi isteyen insanlar birleşecek.

İşte o gün sağ-sol ve diğer bildiğiniz kavramlar tarihe karışmaya başlayacak.
İşte o gün biz kazanacağız ve umarım o gün 2030’da yaşanacak…

Huzurla kalın.

 

[1] Özdil, Yılmaz, Kaybedenler Kulübü, 4 Şubat 2018, https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/yilmaz-ozdil/kaybedenler-kulubu-2-2202794/